İki fotoğrafla gerçek Türkiye: Aydın Doğan’ın iş hayatında 60. yılı & Ömer Sarıgül’ün düğünü

09.12.2019 medyascope.tv

9 Aralık 2019’da medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. Bugün iki ayrı fotoğraftan bahsetmek istiyorum ve buradan hareketle Türkiye gerçeğini daha yakından görebilme imkânımız olduğunu düşünüyorum. Bu iki fotoğraf, iki ayrı olaydan çekilmiş fotoğraf, daha doğrusu çok sayıda fotoğraf var da, bunlardan birer tane fotoğraf seçtim; birincisi Mustafa Sarıgül’ün oğlu Ömer Sarıgül’ün nikâh töreni, bir diğeri de Aydın Doğan’ın iş hayatındaki 60. yıl kutlaması. Şimdi bu fotoğraflar üzerine niçin konuşma ihtiyacı hissediyorum? Çünkü Türkiye, uzun zamandır bir kutuplaşma yaşıyor ve kutuplaşmadan muzdarip; ama kutupların sözcüleri büyük ölçüde hallerinden memnunlar. Bu sanki Türkiye’nin kaderiymiş gibi oluyor, böyle yaşanıyor, siyasette bu yaşanıyor. Ama gerçek hayatta baktığımız zaman aslında bu kutuplaşmaların çok da sahici olmadığını, zorlama olduğunu görüyoruz. Bu iki olayda verilen fotoğraflar bana göre aslında Türkiye’deki kutuplaşmanın nasıl kurgu olduğunu gösteriyor ve kutuplaşmanın taraflarının pekâlâ bir araya gelebileceklerini, beraber mutluluk pozu verebileceklerini gösteriyor. 
Öncelikle daha zayıf olan konuyla başlayalım, Aydın Doğan ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sona saklayalım. Mustafa Sarıgül’ün oğlu Ömer Sarıgül evleniyor, Allah mesut etsin. Eşi Revna Çakır’mış –herhalde akrabam değildir– ve bu fotoğrafa baktığımız zaman ne görüyoruz? Öncelikle, nikâhı kıydıran Ekrem İmamoğlu. Şahitlere baktığımız zaman, ben burada beş erkek şahitten üç tanesini tanıyorum: birisi Melih Gökçek, diğeri iş insanı Ahmet Nazif Zorlu, bir diğeri de eski siyasetçi Hüsamettin Özkan — diğerlerini çıkaramadım, ama bu üç isim başlı başına yeterli bence. Tabii buraya İmamoğlu’nu da katıyoruz ve tabii ki Ömer Sarıgül’ün babası Mustafa Sarıgül’ü de. Şöyle bir bakalım, hatırlayalım: Mustafa Sarıgül, merkez sol partilerde yıllarca siyaset yapmıştı, ama değişik yerlerde, değişik seferlerde aday oldu; kimisini kazandı, kimisini kaybetti. Bir ara kendisi parti kurmaya niyetlendi, olmadı; “Çare Sarıgül” sloganları dört yandaydı. CHP’den Şişli belediye başkanı oldu, sonra büyükşehir belediye başkan adayı olup kaybetti ve son seçimde tekrardan Şişli belediye başkan adayı olmak istedi ama CHP istemedi. Bunun üzerine kendisi Demokratik Sol Parti’den (DSP) aday oldu ve DSP’den onun adaylığı ve diğer DSP adayları CHP’nin önünü kesmek için iktidar tarafından alabildiğince parlatıldılar. Yani, Mustafa Sarıgül siyasî serüveninin son durağında, kendi kazanması ve CHP’nin kazanmaması için çalışan bir siyasetçiydi. Ama ona rağmen kendisi kaybetti, Şişli’yi kaybetti, DSP’nin çabalarının da eklenmesi rağmen İstanbul’u da CHP kazandı, İstanbul’u Ekrem İmamoğlu kazandı. 
Dolayısıyla, bakıyoruz, sonuçta CHP’nin şu anda önde gelen ismi, en parlak ismi Ekrem İmamoğlu ve düne kadar CHP’nin yerel seçimde başarısızlığı için çalışmış Sarıgül ailesinin nikâhını memnuniyetle kılıyor. Tamam, bunlar insanî ilişkiler ve bakıyoruz orada Hüsamettin Özkan var. Hüsamettin Özkan’ın olması şaşırtıcı değil, çünkü o uzun bir zamandır Mustafa Sarıgül’le beraber hareket eden Türk siyasetinin derin isimlerinden birisidir, çok ortada gözükmeden –özellikle Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde– çok etkili olmuş bir isimdir. Dolayısıyla onun orada olması çok şaşırtıcı değil. Ahmet Nazif Zorlu’nun da olması çok şaşırtıcı değil, çünkü Şişli Belediye Başkanlığı, Zorlu Holding vs. herhalde birbirlerini Sarıgül’ün siyasetçi ve belediye başkanı olduğu dönemde çok yakından tanıyor olmaları gerekir. Tabii burada en çarpıcı olay Melih Gökçek. Melih Gökçek, orada nikâh şahidi ve nikâhı kıydıran da Ekrem İmamoğlu. Ne yaptılar? Selamlaştılar mı? El sıkıştılar mı? Muhabbet ettiler mi? Bilmiyorum, ama bildiğim şu: Melih Gökçek seçim öncesinde İmamoğlu’nun kazanmaması için ve seçim sonrasında da İmamoğlu’nun itibarsızlaştırılması için elindeki en önemli silahı olan sosyal medyayı sonuna kadar kullanmış birisi. En son hatırlanacaktır: Garip bir yemek fotoğrafı videosu vardı. Karslıların kaz davetinde Ekrem İmamoğlu ve Canan Kaftancıoğlu birlikteydiler ve bunun üzerine Melih Gökçek çok yoğun bir şekilde İmamoğlu’nu yıpratmaya yönelik “içkilerin sular gibi aktığı” gibi abartılara kalkıştı — ki öyle oldu ki, organize eden gazeteci Deniz Zeyrek, İmamoğlu ve Canan Kaftancıoğlu’nun içki içmediğini söylemek zorunda kaldı. Bu fotoğraf bize neyi gösteriyor? Sonuçta kamuoyuna karşı, halka karşı kıran kırana alabildiğine kutuplaşmış bir toplum ve Melih Gökçek alabildiğine kutuplaşmayı silah olarak kullanan bir isim. Ama bir bakıyorsunuz çok şatafatlı yerlerde düzenlenen nikâh ve düğün merasimlerinde pekâlâ aynı çatı altında olabiliyorlar. Onlar aynı çatı altında olurken onların bir şekilde birbirlerine karşı bilediği sıradan insanlar kutuplaşma yüzünden o kadar yakın olamıyorlar. Yani olayın gerçeği aslında Türkiye’de –ki birazdan Aydın Doğan-Erdoğan olayında daha bariz bir şekilde bana göre gözükeceği gibi– siyasetçilerin yarattığı kutuplaşmayla Türkiye’nin tam realitesi örtüşmüyor, aslında siyasetçilerin realiteleri de tam örtüşmüyor. 
Evet, Aydın Doğan’ın iş hayatındaki 60. yılı. Peki nerede kutlanıyor? Hilton İstanbul Bosphorus. Bu Aydın Doğan’ın sahip olduğu bir otel ve bu otele yıllarca Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından bir şekilde dikkat çekilmiş — ama bir şekilde paçayı kurtardı. Otelle ilgili, Hilton’la ilgili belediyenin ve sonra da hükümetin çok ciddi birtakım tasarrufları vardı, tam detaylarını bilmiyorum ama Hilton Oteli üzerine Erdoğan yanlısı medyada yapılmış sayısız haber, yorum vs. hatırlıyorum. Ne dediklerinin çok fazla önemi yok; ama Hilton’a karşı bir savaş vardı, aynı Hilton’da verilen 60. yıl kutlaması. Tabii ki şeref konuğu Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan’dı. Orada Erdoğan’ın yaptığı konuşmada Aydın Bey’e –Aydın Bey diyorum çünkü kendisi bir dönem benim de patronumdu ve çok yakın olmamakla birlikte bir muhabbetimiz de vardı– yönelik çok övücü bir konuşma yapıyor. Ama onu da biliyoruz ki Erdoğan, Refah Partisi’nden itibaren, daha sonra da Fazilet Partisi ve en sonunda da AK Parti döneminin önemli bir bölümünde, Aydın Doğan ve Doğan Grubu’yla sürekli savaş halinde oldu. Doğan Grubu’nu bir anlamda Türkiye’de mücadele ettiği derin devletin ya da vesayetçi rejimin önde gelen bir kurumu olarak gördü ve buna karşı çok acımasızca bir mücadele yürüttü. Dönem dönem barışır gibi oldular, ama sert geçti ve sonunda Aydın Doğan pes etti, medya grubunu Demirören Grubu’na satmak zorunda kaldı. Zaten o 60. yıl olayında kendisiyle konuşan gazetecilere de medyanın içinde hâlâ bir ukde olduğunu söylemiş; onu da biliyoruz ki istemeye istemeye sattı. Satmasının nedeni de tabii ki Erdoğan yönetimi, Erdoğan’ın tek adam yönetimi. Ama sonuçta bir bakıyorsunuz, yıllarca birbirleriyle bir şekilde savaşmış –Türkiye’de kutuplaşmanın önemli bir alanıydı Doğan Grubu-Erdoğan çatışması– ama şimdi 60. yılda hiçbir şey yokmuş gibi beraber poz veriyorlar, birbirlerini övücü konuşmalar yapıyorlar. Tabii burada çarpıcı bir olay da, davetliler listesine, katılanlara bakıyorum; çok sayıda meslektaş var ve bu meslektaşların ezici bir çoğunluğu özellikle Erdoğan’ın iktidarı iyice tekeline aldığı dönemde işlerinden olmuş, Doğan Grubu’ndan uzaklaşmış ya da Doğan Grubu’nun satımından sonra Demirören Grubu’nun eline geçmesinden sonra buradaki gazete ve televizyonlardan uzaklaşmak zorunda kalmış kişiler. Mehmet Yakup Yılmaz, Murat Sabuncu, Şirin Payzın, Taha Akyol, Fikret Bila, Vahap Munyar… bunların hepsi dönem dönem üst düzey görevler yaptılar, televizyon ekranlarının ya da gazetelerin öne çıkan isimleri oldular. Daha sonra siyasî nedenlerle işlerinden oldular, ama 60. yıl kutlamasında aynı yerde buluşlar. Tabii bu arada Ertuğrul Özkök’ün hakkını yememek lâzım. Ertuğrul Özkök, hepimizin de çok iyi bildiği gibi Erdoğan’ın daha belediye başkan adaylığından itibaren onu siyaseten doğmadan ölmesi için yakın bir döneme kadar elinden geleni yapmış ve diğer saydığım isimlerle kıyaslarsak onlar, onun yanında herhalde Erdoğan cephesinden baktığımızda bayağı bir masum kalırlar; ama hâlâ yerini koruyan, en azından köşe yazarlığını koruyan bir istisnaî örnek olarak da karşımızda duruyor. Bakıyoruz: İlker Başbuğ da var, Abdülkadir Aksu da var, Mücahit Arslan da var; AKP iktidarı döneminde işleri iyice açılmış olan birtakım inşaat temelli iş insanları da var vs…
Bu fotoğraf bize, aynı şekilde bu kavgaların ve çatışmaların bir yere kadar olduğunu, bir yerden sonra pekâlâ –sol jargonla söyleyecek olursak– egemen sınıfların farklı aktörlerinin kendi aralarında işbirliklerine gidebildiklerini ya da ateşkes ilan edebildiklerini, hatta ittifaklar yapabildiklerini; ama onların bir şekilde manipüle ettiği kitlelerin onlar yerine bir tür vekâlet savaşını toplumsal alanda sürdürdüğünü gösteriyor. Tabii burada bir not da düşmek lâzım: Daha yeni Washington’daydım, orada Türkiye’yle ilgili çalışan kişilerle yaptığımız sohbette ilginç bir şekilde –ki hep duyuyorduk zaten–, Amerikan başkentinde Aydın Doğan’ın damadı Mehmet Ali Yalçındağ’ın bir nevi Erdoğan’ın diplomatı gibi etkili olduğunu, özellikle Donald Trump ilişkileri üzerinden –ki iş ilişkileri de var biliyorsunuz– bir nevi onun temsilcisi gibi çalıştığını söylüyorlar. Zaten kendisinin Beştepe’de kurulan konseylerden birisinde de görevi var. 
Bütün bunları niye anlatıyorum? Şunun için anlatıyorum: Uzaktan bakıldığı zaman, televizyonları izleyenler, gazeteleri okuyanlar, köşe yazılarını okuyanlar, kendilerine resmedilen bir Türkiye’yle karşı karşıya kalıyorlar. Bu resmedilen Türkiye’den hareketle kendilerine dostlar ve düşmanlar saptıyorlar ve genellikle de bunlar çok keskin saflaşmalar oluyor, çünkü öyle teşvik ediliyor. Ama baktığımız zaman, düğün vesilesiyle ya da kutlama vesilesiyle, pekâlâ değişik vesilelerle bu kişiler tekrar bir araya gelebiliyorlar. Bu demek değil ki bundan sonra bir daha kavga etmeyecekler, çatışmayacaklar; muhtemelen yine kavga edeceklerdir, yine çatışacaklardır. Ama sanki o çekilen fotoğraflar daha sahici gibi geliyor bana. Bilmem, siz ne düşünürsünüz?
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
09.12.2019 İki fotoğrafla gerçek Türkiye: Aydın Doğan’ın iş hayatında 60. yılı & Ömer Sarıgül’ün düğünü
08.12.2019 AKP’nin çözülmesi: Nihayet kavga alenen başladı
07.12.2019 Kürt sorunu mu? Türk sorunu mu?
03.12.2019 Herkes için laiklik
02.12.2019 Fethullahçıların yerini Menzil mi aldı?
29.11.2019 AKP iktidarında Türkiye’de İslamiyet’in durumu
28.11.2019 Ali Babacan mı, Ekrem İmamoğlu mu?
27.11.2019 Ali Babacan kime, nasıl sesleniyor?
26.11.2019 FETÖ operasyonları hiç bitmeyecek mi?
25.11.2019 Külliyedeki CHP’li olayı: Yepyeni Türkiye, epeski muhalefet
09.12.2019 İki fotoğrafla gerçek Türkiye: Aydın Doğan’ın iş hayatında 60. yılı & Ömer Sarıgül’ün düğünü
26.11.2019 Les opérations contre les Gülenistes (FETÖ) ne vont-elles jamais finir ?
08.11.2019 The meaning and meaninglessness of Erdoğan’s stubbornness towards Osman Kavala
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı