Hüseyin Raşit Yılmaz ile söyleşi: “Erdoğan’ın sandığa ihtiyacı var, Bahçeli’nin yok”

06.05.2026 medyascope.tv

6 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Şimdi İYİ Parti yönetiminden Hüseyin Raşit Yılmaz'la birlikteyiz. Hüseyin, merhaba.
Hüseyin Raşit Yılmaz: Merhabalar. İyi yayınlar.

Ruşen Çakır: Öncelikle seninle İYİ Parti'deki görevinden sonra galiba ilk yayını yapıyoruz. Daha önce seninle Toplum Araştırmaları Enstitüsü’ydü, değil mi? Yanlış söylemiyorum.
Hüseyin Raşit Yılmaz: Toplum Çalışmaları Enstitüsü.

Ruşen Çakır: Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün başkanıyken çok yayın yaptık. Öncelikle hayırlı olsun yeni görevin.
Hüseyin Raşit Yılmaz: Teşekkür ederim, sağ olun.

Ruşen Çakır: Biraz önce genel başkanınızı dinledik. Çok net bir şekilde pozisyonunu koydu. Bir de senden bunun biraz daha detayını alalım. İYİ Parti burada neden rahatsız?
Hüseyin Raşit Yılmaz: Şimdi hazır uzun süre sonra ilk defa Ruşen Çakır'ın karşısındayken, Medyascope'tayken önce biraz mizahi olarak oraya dokunup devam edelim. Şimdi biz iktidarın şahsi ikbali üzerinden kurguladığı memleketin bir cendereye sokulup oradan siyasi ikbal devşirildiğini düşünmeye çalışıyoruz uzun süredir. Ama sizler biraz daha farklı düşünüyorsunuz ama sizi de diğerleriyle aynı kefeye koyduğumuzu söyleyemem. Önce onu söyleyeyim. Niye öyle söylüyorum? Çünkü memleket hakikaten terörsüz bir Türkiye olsun diye son derece naif, son derece içten kanaat sahibi olan bazı isimler de bu meseleye kendi ölçeklerinde ve pozisyonlarıyla destek vermeye çalışıyorlar. Ama biz çok temel, rasyonel bir yerden meseleye bakıyoruz. Doğrusu bu cümleyi bizim mahalleden gelen birinin söyleyeceğini bundan 15-20 sene önce çok düşünmezdim ama şimdi çok şükür İYİ Parti sayesinde bunu net bir şekilde söyleyebiliyoruz. Biz meseleye fevkalade rasyonel bir yerden bakıyoruz. Fevkalade akılcı bir yerden bakıyoruz. Onun zeminini de şu oluşturuyor: Şimdi bu iktidar yetenek setlerini bütünüyle kaybetmiş vaziyette. Öyle kaybetmiş vaziyette ki bu iktidar, Cumhur İttifakı, AKP ve MHP ortaklığı bu memlekette vatandaşların makul fiyatlara beslenmesini sağlayamıyorlar. Salatalığın, domatesin, kıymanın fiyatını makul seviyede tutmayı beceremiyorlar. Savaştaki İran'a, savaştaki Ukrayna'ya bakın. İç savaştan yeni çıkmış Suriye'ye bakın. Nasıl hiç savaşa girmemiş Türkiye'de her şey bu ülkelerden daha pahalı olur? Bu ancak çok büyük bir beceriksizliğe sahip iktidarın varlığıyla olur. Peki bu kadar beceriksiz; memleketin adalet sistemini, eğitim sistemini, iç işlerini, asayişini, tarımını, ekonomisini batırmış adamlar nasıl olacak da bir mucize mi olacak? Göklerden bir hakikaten destek mi gelecek de hiçbir şeyi beceremeyen bu adamlar, salatalığı, domatesi kontrol edemeyen bu adamlar 50 senelik bir terör örgütünün silah bırakmasını kontrol edecek, uluslararası konjonktürde milli menfaatlerin lehine pozisyon aldıracak? İçeride bir terörist başını aparatlaştıracak ve onları güttürecek vesaire. Bu nasıl mümkün olacak? Bu akla zarar bir şeydir. Hiçbir şeyi beceremeyenler böyle kadim ve sıkıntılı bir meseleyi asla çözemezler. Temel mesele budur. Biz eşyanın tabiatına aykırı olan bu meselede ‘‘Türkiye terörsüz olmasın’’ saikiyle değil, ‘‘hiçbir şeyi beceremeyen bu adamlar elbette bunu da beceremezler’’ diye bunlara en ufak bir güven beslemediğimiz için bu işe karşıyız. Bunlar hiçbir şeyi başarılı, netice alabilecek hiçbir şeyi yapamazlar. Dolayısıyla rasyonel bir yerdeyiz, romantik bir yerde değiliz.

Ruşen Çakır: Peki şunu sormak istiyorum. Zaten en hayati hususlardan birisi bu. Biliyorsun ben de fırsat buldukça Müsavat Bey'i doğrudan salonda izliyorum çarşamba günleri. Kendisiyle ayaküstü de olsa sohbet etme imkânlarımız da oluyor. Şimdi Müsavat Bey'le Devlet Bahçeli ve aslında İYİ Parti'nin birçok unsuru diyelim; milletvekili, yöneticisi vesaire aynı kökenden geliyorlar. Birlikte siyaset yapmış insanlar, aynı ideolojiden diyelim hadi, daha siyasi şeyden geliyorlar. Ve burada bu işin yani bu sürecin başını Devlet Bahçeli ve Milliyetçi Hareket Partisi çekiyor. Bu hâlâ birçok kişiye mucize geliyor. Siz bunu nasıl okuyorsunuz? Yani İYİ Partililer olarak MHP'nin ve Bahçeli'nin bunun ana taşıyıcısı olmasını nasıl anlamlandırıyorsunuz?
Hüseyin Raşit Yılmaz: Şimdi şahsen aslında benim bu konudaki kanaatimi siz bilirsiniz ama izleyiciler için ifade edeyim. Şimdi herkes İslami terminolojiye göre Adem'le Havva'dan geliyor. Farklı bir terminoloji kullananlarda da işte evrimsel süreçte ortak atadan geliyor. Hangisini kabul ederseniz edin, hangisine inanırsanız inanın elbette özgürsünüz ama günün sonunda ortak kökenden gelmek mevcut bulunduğumuz noktada bizi bağlı kılmıyor. Herkesin farklı düşüncesi var, siyasi pozisyonu var. Biz MHP'nin bu konuda aldığı pozisyonu tıpkı Süleyman Soylu'nun bir partinin genel başkanıyken kamulaştırılıp iktidara katılması gibi; siyaseten söylüyorum elbette, tıpkı Numan Kurtulmuş'un muhalif bir partinin genel başkanıyken siyaseten kamulaştırılıp iktidara katılması gibi, tıpkı HÜDA PAR'ın, MHP'nin, Büyük Birlik'in, DSP'nin o ittifaka katılması gibi değerlendiriyoruz. Yani bu bir siyasi kamulaştırma hikâyesidir. İktidarın 50 bandından sonra 10 senede 20 puan kaybederek 30 bandına düşmesi nedeniyle iktidarını ancak birbirine benzemezleri aynı torbaya doldurarak onların üstünden kotarabilen Sayın Cumhurbaşkanının siyasi politik bir marifetidir bu doğrusunu söylemek gerekirse. Dolayısıyla burada sizin yayınlarda çokça Mümtaz'er Hoca'nın ya da benzer düşünenlerin ifade ettiği gibi işte ‘‘devlet aklını Sayın Bahçeli temsil ediyor, hükümet aklını Tayyip Bey temsil ediyor, devlet aklı Sayın Bahçeli üzerinden sıkıştırıyor bazı yerlerde’’ diye bazı muhalif münevverlerin bazen coşkuyla karşıladığı Sayın Bahçeli'nin adımlarının yanlış tefsir edildiği kanaatindeyim. Çünkü Sayın Bahçeli'nin söyledikleri izaha son derece muhtaçtır. Aynı yanlış anlaşılmanın dünkü ifadeleri üzerinden de yapıldığını görüyorum. O da şudur: Sayın Bahçeli dün CHP'ye bazı çağrılarda bulundu. Şimdi bazıları dediler ki, CHP'ye yapılan operasyonların antidemokratik olmasından kaynaklı iktidara hitap ediyor. Hiç o kanaatte değilim. Sayın Bahçeli'yi tanıyan kimse de bu kanaatte değildir. Nasıl o kanaatte değilim? Bu doğrudan Cumhuriyet Halk Partisi'nin mevcut yönetimine bir hitaptır. Ve mealen demektedir ki Sayın Bahçeli: "Bu İmamoğlu severlikten uzaklaşın. Bu Silivri meselesini bayraklaştırmaktan uzaklaşın. Siz kendi iç gündeminizle meşgul olun ve size çizilen sınırlar içerisinde kalın ki başınıza butlan gibi, tırnak içinde, daha kötü işler gelmesin" diyor. Bunun meali budur. Bugün Sayın CHP Genel Başkanı da bunu bence böyle okumadı, şimdi size anlattığım gibi okumadı. Bu okumanın bizim okuduğumuz gibi olduğunu yakın zamanda kamuoyu da görür. Tıpkı diğer meselelerde olduğu gibi.

Ruşen Çakır: Peki şunu sorabilir miyim? Statü diyor. Devlet içerisinde bir görev tanımlıyor. Hatta Müsavat Bey'in de söylediği gibi kendisine personel bile tahsis edilebilir. Hatta maaş bile bağlanabilir. Hatta işte bütçe bile ayrılabilir falan diyor. Bu olabilir mi? Yani bu olursa ne anlama gelir?
Hüseyin Raşit Yılmaz: Şimdi bu olamaz. Neden olamaz? Çünkü biz varız, değil mi? Yani nefes alıp veren milyonlarca Türk var. Ve bu kadar saçma bir şeyi Türkiye'de kimse hayata geçiremez. Elindeki yetki ne olursa olsun ele geçiremez. Çünkü biz varız ve nefes alıp veriyoruz. Bunun cevabı budur. Sayın Bahçeli neden bunu yapıyor derseniz, süreç ameliyat masasında ex olmuş durumdadır. Ex olmuş sürece elektroşok vermek istemektedir Sayın Bahçeli. Elektroşokla diriltmek için ex olmuş süreci böyle ekstrem açıklamalar yapmaktadır. Günün sonunda bunlar Sayın Cumhurbaşkanının bilgisi dâhilindedir. Geçen bir yayında da söyledim. Her şey siyah ya da beyaz değildir. Gri alanlar da çoktur. O gri alanlarda bazen iletişim probleminden, bazen yanlış anlaşılmadan görüş ayrılıkları olabilir. Ama o görüş ayrılıkları da eğer alt düzeyde, orta düzeyde halledilemiyorsa hızlıca Sayın Cumhurbaşkanı Sayın Bahçeli'yi evinde, konutunda ziyaret eder yahut Sayın Bahçeli sarayında Sayın Cumhurbaşkanını ziyaret eder ve yine rot balans ayarını kendi içlerinde yaparlar ve devam ederler. Bu işin mutlak koordinasyonu ve hâkimiyeti Tayyip Bey'in elindedir. Ama pek çok yerde söyledim, tekrar ediyorum; Sayın Cumhurbaşkanı nihayetinde sandık onayına muhtaç bir siyasetçi olduğu için halkla zıtlaşacak işlerde kendisi doğrudan ateşi kömürü közü eliyle tutmaz. Neyle tutar? İşte Sayın Bahçeli ile tutar. Çünkü Sayın Bahçeli'nin sandık onayına ihtiyacı yoktur.

Ruşen Çakır: Bu söylediğin çok önemli; ikisi arasındaki farkı vurgulaman. Son olarak şunu sormak istiyorum: Şimdi Devlet Bahçeli de Öcalan da Kandil'den birtakım örgüt yöneticileri de DEM Partililer de sık sık hatta kısmen Erdoğan da söyledi bunu ama diğerleri kadar açık söylemedi; ‘‘geri dönüş yok’’ diyorlar. Yani bu başlayan süreçten geri dönüş yok. ‘‘Gemiler yakıldı’’ dedi Devlet Bahçeli biliyorsun. Ama senin tarif ettiğin ya da sizin partinizin duruşu ve kazanacak olan duruş olarak tarif ediyorsun. Nasıl olacak? Yani bir geri dönüş mü söz konusu olacak? Ne olacak bundan sonrası?
Hüseyin Raşit Yılmaz: Şimdi ben bu tip meselelerde ve diğer bütün meselelerde kişilerin sözlerinden ziyade fiili geçmişlerine bakmanın daha yararlı olduğunu düşünüyorum fikirlerimizin netleşmesi için. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanının "Ben bundan asla dönmem, asla vermem, asla yapmam" fiilleri sıkça kulaklarımızda yankılanıyor. Sayın Bahçeli'nin de "vermem, etmem, olamaz, edemez, dönülemez" ifadeleri binbir mesele ile alakalı. Şimdi saymaya başlasak 40 tane siz söylersiniz, 50 tane ben söylerim; bir çırpıda 90 tane dönülen laflar listesi yapmış oluruz iki siyasi isimle alakalı. Dolayısıyla onların "dönülemez" demesinin fiiliyatta çok bir etkisi olmaz. Siyaseten Tayyip Bey’in dönmesi icap ederse Tayyip Bey her yerden dönebilir. Sayın Bahçeli de "dönüyoruz" diyerek ikna edip dönebilirler ve şu an İYİ Parti'nin olduğu pozisyona gelip "Ya biz bunlara böyle yapacaktık ama bunlar şöyle hain çıktı, böyle yabancıların elinde aparat çıktı" diye tekrar mücadele pozisyonuna gelebilirler. Buna kimse şaşırmamalıdır ama bu bir milli güvenlik problemidir. Çünkü iktidarın, hem Sayın Bahçeli'nin hem Tayyip Bey'in ön açmasıyla bir terörist başını bir kanaat önderi gibi, bir barış güvercini gibi kamuoyuna sunması on milyonlarca insanın toplumsal huzurunu bozmuştur. Bu sadece Türk etnik kökeninden, Türkmen etnik kökeninden gelenlerle alakalı bir şey değildir. Bakın, Sayın Genel Başkanımız Müsavat Dervişoğlu'nun net bir ifadesi vardır. Bu çok kritik, çok anlamlı bir yerdir durduğumuz yerle alakalı. O da şudur: Kürt kökenli vatandaşlarımızın yarısından daha fazlası Ankara'nın batısında yaşamaktadır. Böyle bir toplumsal huzursuzluk hali sorumsuzca devlet yetkilileri tarafından ateşlenirse, önü açılırsa bundan en çok zararı Kürtler görür ve bu memleket için hiç iyi olmaz. Milletimizin bütünlüğünü, huzurunu bozacak bir meselede bu kadar aymazca konuşmanın kimseye faydası olmaz.

Ruşen Çakır: Evet, Hüseyin Raşit, izin verirsen bir anekdot anlatayım.
Hüseyin Raşit Yılmaz: Buyurun.

Ruşen Çakır: Bu "Kürtlerin yarısı ülkenin batısında yaşıyor" şeyini yıllar önce hayatımda Turgut Özal'ı bir kere canlı dinledim. O da New York'ta bir şeyde konuştu Cumhurbaşkanıyken, ölümünden kısa süre önce. Ben de tesadüfen oradaydım ve arkadaşlarla gittik. Orada Kürt sorununu sordu bir kadın izleyici. Özal cevap vermek istemedi. Dedi ki: "Ya Kürt dediklerinizin yarısı zaten ülkenin batısında yaşıyor" dedi. Ama kadın yılmadı, dedi ki: "Peki diğer yarısı ne olacak?" dedi. Özal durdu ve "Onlar da batıya gelecek" dedi.
Hüseyin Raşit Yılmaz: Biz tabii öyle demiyoruz. Çünkü burada popülist bir yerde durmuyoruz ve söylediklerimiz de totoloji olarak anlamlandırılmamalı. Biz hakikaten tarihen çok toplumsal fay hatlarıyla oynanmanın sorumsuzca bedellerini ödemiş bir ulus olduğumuz için hakikaten bir tehlikeye dikkat çekmek manasında bunu söylüyoruz. Dolayısıyla Özal'ın söylediğini siyasi bir manevra olarak anlamak lazım ama bizimki ondan önemli ölçüde ayrışıyor. Bizimki hakikaten bir erken uyarı sistemi gibi algılanmalı.

Ruşen Çakır: Evet. Ama takdir et ki güzel anekdot, yani hiç unutmam hayatta.
Hüseyin Raşit Yılmaz: Evet.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Hüseyin Raşit Yılmaz.
Hüseyin Raşit Yılmaz: Ben teşekkür ederim.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
17.05.2026 İmralı ile Kandil arasında sorun çıkmasını umanların yaşadığı derin hayal kırıklığı
15.05.2026 Evet, hedefte Özgür Özel var
14.05.2026 Mevcut yargı sistemi en ufak bir iyimserliğe bile izin vermiyor
12.05.2026 Acayip bir dava: Casus dediler "Jön Türk" çıktı
11.05.2026 Uyduruk bir “casus davası”nın peşinde
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
09.05.2026 Burcu Köksal'ın AKP'ye katılacak olmasının düşündürdükleri
08.05.2026 Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, Erdoğan’a rağmen sürece sahip çıkıyor
07.05.2026 İdris Baluken ile söyleşi: Somut adımlar atılacak mı? Süreç menzile varacak mı?
07.05.2026 Hayvan düşmanlığının siyasi boyutları
17.05.2026 İmralı ile Kandil arasında sorun çıkmasını umanların yaşadığı derin hayal kırıklığı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı