Hatem Ete ile söyleşi: Özel'in kuracağı yeni bir partinin seçmen nezdinde karşılığı var mı?

01.07.2026 medyascope.tv

1 Temmuz 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. PanoramaTR'nin Haziran 2026 raporunu direktörü Hatem Ete ile konuşacağız. Hatem, merhaba.
Hatem Ete: Merhaba.

Ruşen Çakır: Rapora baktığımız zaman yine çok kapsamlı olduğunu görüyoruz, ama en temel belirleyici husus tabii ki 21 Mayıs'ta çıkan mutlak butlan kararı ve bunun, başta CHP seçmeni olmak üzere tüm seçmende yarattığı etki. Ama onun öncesinde genel olarak seçmen tercihlerine baktığımızda CHP'de çok bariz bir azalma görüyoruz. AK Parti'de çok bir değişiklik yok ama CHP ile arasındaki fark açılmış gibi. Bunu biraz anlatır mısın? Bu, 21 Mayıs'tan dolayı yaşanan bir moral bozukluğu, öfke ya da tepkinin sonucu mu?
Hatem Ete: Evet. 21 Mayıs'ın çok sınırlı bir etkisini görüyoruz henüz. Bence asıl etkisini bundan sonra göreceğiz. Bu ayki verilere baktığımız zaman CHP'nin desteğinde 3 puanlık bir düşüş var. Zafer Partisi ve kararsızlar biraz yükselmiş gözüküyor. Dolayısıyla henüz sınırlı bir seçmen hareketliliği ile karşı karşıyayız. AK Parti kendi oy oranını sürdürdüğü ve 2024 seçimlerinden bu yana CHP ile AK Parti arasında başa baş bir denklem olduğu için, bu ay CHP'deki düşüşle birlikte aralarındaki fark son iki yıl içerisinde ilk defa 4 puana çıkmış görünüyor. AK Parti, yerel seçimlerden bu yana hiç CHP'nin önüne 4 puan geçmemişti. CHP de AK Parti'nin önüne çok fazla geçmiyordu; 2-3 puanlık bantta birbirleriyle yarışıyorlardı. İlk defa AK Parti 4 puan CHP’nin önüne geçmiş gözüküyor.
İstersen senin programlarında sık sık yaptığımız bir hatırlatmayla daha genel bir fotoğrafı verelim. Aslında elimizdeki en son seçim sonuçları, 2023 genel seçim sonuçları. Bu 2023 genel seçim sonuçları üzerinde bugüne kadar iki büyük gelişme etki üretti. Birincisi ve en önemlisi, 31 Mart 2024 yerel seçimleriydi. Bu yerel seçimlerin oluşturduğu etki, CHP'yi birinci parti haline getirerek, 2002 seçimlerinden bu yana AK Parti'nin mutlak üstünlüğüne dayalı parti sistemini ortadan kaldırıp, AK Parti ile CHP'nin başa baş yarıştığı, hatta çoğu zaman CHP'nin birinci parti haline geldiği bir parti sistemine bizi sürükledi. Dolayısıyla, bugün gördüğümüz tablonun en belirleyici dinamiği 31 Mart yerel seçimlerinde oluştu.
İkinci belirleyici etki, 19 Mart Operasyonlarında oluştu. 19 Mart'ta hem CHP'nin oy oranı 3-4 puan arttı hem AK Parti'nin oy oranı 2-3 puan arttı. CHP bundan daha fazla yararlanmış olmasına rağmen, aslında hareketliliğe ve gündeme öncülük eden her iki parti de, kararsızlarda bulunan bir kısım seçmeni kendisine çekerek Türkiye'nin bu iki partili sistem dinamiğini biraz daha belirgin hale getirdiler. 19 Mart'tan bu yana neredeyse her ay, CHP ve AK Parti'nin burun farkıyla birincilik için yarıştıkları bir denklem gördük. Bu süreçte iki üç dış politika gelişmesi AK Parti lehine bir farkın açılmasına sebebiyet verdi. Neydi onlar? Aralık 2024'te Suriye'de yaşanan rejim değişikliği AK Parti'ye iki üç puanlık bir ek seçmen desteği getirdi. Haziran 2025'te ABD-İsrail'in İran'a yönelik ilk saldırısı, bu 11-12 gün savaşı 2-3 puanlık bir ek destek getirdi. Bir de son yaşadığımız, biraz daha uzun süreye yayılan ABD-İsrail-İran saldırısı yine AK Parti'ye biraz seçmen desteği getirdi. Ama bunların hiçbirinin ömrü 2-3 ayı geçmedi. Kararsızlar "Bir savaş var, biz iktidar etrafında odaklanalım" dediler, sonra geri gittiler. Dolayısıyla, bunun bize gösterdiği iki patern oldu bugüne kadar. Bir; büyük gelişmeler genelde büyük partilere yarıyor ve burada da AK Parti ve CHP ön plana çıkıyor. İkincisi, dış politika gelişmeleri konjonktürel ve sınırlı bir etki uyandırırken, iç gelişmeler, siyasal gelişmeler daha kalıcı bir etki uyandırıyor.
Bence bu son butlan kararı, 19 Mart'tan da belki daha fazla 31 Mart'a benzetilebilecek, kıyaslanabilecek büyük bir değişim üretme potansiyeline sahip. Çünkü bu, muhalefet yarı küresinde yer alan bütün partilerin oy oranlarını etkileme potansiyeli taşıyan bir yola giriyor. Bu da temelde Özel ve arkadaşlarının nasıl bir karar alacağına göre şekillenecek. Bu ay sınırlı oldu, ama önümüzdeki dönemde, neredeyse 19 Mart'la 31 Mart arası benzer bir etki oluşturacak bir karar var. Sadece ilk ayını gördük. Önümüzdeki dönemde diğer yansımalarını göreceğiz.

Ruşen Çakır: Ona tekrar geleceğiz çünkü en önemli husus o. Ama öncesinde biraz bulgularınızı anlatmanı istiyorum. Butlan kararının siyasi ve yanlış olduğunu düşünenlerin oranı çok yüksek galiba. Bunları bir anlatır mısın? Değişik partiden seçmenlere soruyorsunuz ve genel olarak bakıldığında bunun yanlış ve siyasi bir karar olduğunu söyleyenlerin oranı üçte iki civarında mıydı?
Hatem Ete: Doğru. Bu ay kapsamlı bir butlan dosyası yaptık. Hem seçmenin genel olarak butlan kararına nasıl baktığını ölçmeye çalıştık hem de butlan kararından etkilenecek ya da bu kararın siyasal yansımalarını yönlendirebilecek muhtemel aktörlerin tutumları ile ilgili bir kanaat ve öngörü soruları sorduk. Dolayısıyla çok kapsamlı bir dosya oldu bu ayki dosya. Ortalama olarak da mutlak butlan kararından 15 gün sonra sahaya çıktık. 21 Mayıs'ta verildi bu karar, biz 3 Haziran'dan itibaren çıktık ve  7-8 gün sahada kaldık. Biraz daha sükunete ermiş, şekli  şemali netleşmiş bir gelişmenin siyasal yansımalarını ölçmeye çalıştık ve bence çok makul, çok yorumlanabilir, anlaşılabilir sonuçlar da ortaya çıktı. Seçmenin %60'tan biraz fazlası, kararı hem yanlış hem siyasi görüyor. Çünkü "Sizce bu doğru mudur, yanlış mıdır?", “Hukuki midir, siyasi midir?" diye de sorduk. Her ikisinde de %60'ların üzerinde bir oran çıktı. Hatırlarsan, 19 Mart %55'ler civarındaydı, 50'nin biraz üstündeydi. Burada butlan kararının siyasi olduğu ve yanlış olduğu kanaati daha da pekişmiş vaziyette. Bunun muhtemel siyasete yansımaları ne olur?” dediğimizde de seçmenin %40'a yakını "Bu iktidara yarayan bir hamledir" kanaatindeyken, %20'si, yarıya yakını " muhalefet de bundan yararlanabilir, muhalefet için de bu karardan potansiyel bir fayda olabilir" kanaatine sahip. “Bu kararın dışında aktörler nasıl davranmalı?” gibi aktörlerin performansı ile ilgili sorularımız oldu burada. Baştaki bu %60'lık yüksek oran, başta senin de dediğin gibi sadece muhalefet seçmeninin kanaatiyle ortaya çıkabilecek bir oran değil. Bu bize aslında AK Partili ve MHP'li seçmenlerin de çok ciddi oranlarda bu kararı yanlış ve siyasi gördüğünü de ifade eder. Aksi takdirde %60-65'lik bir oy oranı çıkmazdı buradan. Burada sadece muhalefet seçmeninin ne düşündüğü ile ilgili bir veri değil bu.
“Aktörler ne yapmalı?” konusundaysa biraz daha net bir iktidar-muhalefet ayrışması var. Mesela bu karar ortaya çıktığından beri Özgür Özel'in yürüttüğü politikayı doğru görenler CHP'de %80'lere yakınken, Türkiye genelinde %40'lar civarında kalıyor. Çünkü CHP'li ve bir kısım muhalefet seçmeni %70-80 oranında Özgür Özel'in performansını olumlu bulurken, Türkiye geneline vurduğunuz zaman, o partizan duygusunun yüksekliği dolayısıyla, bu oran biraz daha düşük. Benzer bir şey Kemal Kılıçdaroğlu açısından da geçerli. Kemal Kılıçdaroğlu'nun nasıl davrandığı ile ilgili politikasının doğru bulunup bulunmaması ile ilgili genel kanaat %50'lerin üzerinde olumsuzken, olumlu bulanlar da %20 civarında. Bu, aslında bir ayrışma yaşandığında CHP'ye oy verecek ya da Kılıçdaroğlu'nun parti başında olması gerektiğini düşünenlerin oranının çok çok üzerinde. Oraya geldiğimizde oranlar %9'a, 10'a varırken burada biraz daha yüksek var. Bu da, iktidar seçmeninin, aktörlerin hareket tarzı ile ilgili pozisyon aldığını gösterir.
Bunun dışında "Aktörler ne yapmalı, önümüzdeki dönem nasıl şekillenmeli?" diye de sorduk. İstersen iki cümleyle onu da özetleyeyim, sonra siyasi analizine geçelim. Burada da CHP'li seçmen ve muhalefet seçmeni ve genel seçmen şeklinde üç kategoride ayrım yapabiliriz. CHP seçmeni için Özgür Özel'in önümüzdeki dönemde ne yapması gerektiği ile ilgili üçlü, dörtlü seçenekler sorduk. Orada en fazla öne çıkan seçenek "Parti içinde mücadele etmeli, mücadeleden bir sonuç almazsa yeni bir parti kurmaya yönelmeli" kanaati çıktı. ‘’Sonuna kadar parti içinde kalmalı’’ ve ‘’hemen partiden ayrılmalı’’ seçenekleri de var. Ama en belirgin ve CHP seçmeninin etrafında öbeklendiği kategori, "Parti için mücadele yürütülmeli, yürütüldükten sonra çıkmalı" seçeneği. Bunu Hemen çıkmalı" ile, "Hemen ayrılıp yeni bir parti kurmalı" ile birleştirdiğimizde, bugünden başlayarak Türkiye seçmeninin %50'si yeni bir parti kurma fikrini satın almış vaziyette. Sadece bir kısmı "CHP içinde kalmalı, mücadelesini yürütmeli, sonra ayrılmalı" diyor, bir kısmı "Hemen ayrılmalı" diyor. “Sonuna kadar CHP içinde kalmalı” fikri, böyle altıda bir oranında bir ağırlığa sahip.
CHP seçmenine geldiğimizde bu %80'lere çıkıyor. "Bir an önce parti için mücadeleyi yürütmeli, yürütme bir yere varmazsa yeni bir siyasi parti kurmalı" seçeneği %70'lerin üzerine çıkıyor, "Sonuna kadar parti içinde kalmalı" seçeneği biraz daha düşük çıkıyor. Burada da bir iktidar-muhalefet dengesi var, ama temel olarak aslında Türkiye'nin perspektifiyle CHP'li seçmenin ve muhalif seçmenin perspektifi genel eğilim itibarıyla örtüşüyor; öncelik parti içi mücadele, parti içi mücadeleden sonuç olmazsa ayrılma şeklinde.
Benzer bir şekilde Kılıçdaroğlu için de "Bir an önce kurultaya gitmeli" seçeneği çok daha fazla ön plana çıkıyor seçmen kanaatinde. Burada da "Önce partiden arınmayı sağlamalı, sonra kurultaya gitmeli" ya da "Hiçbir şekilde kurultaya gitmemeli" seçeneklerini de sorduk. Çünkü bunlar da siyasi senaryolarda yer alan seçeneklerdi. Bunlar görece daha düşük. Ama ‘’bir an önce kurultayı gerçekleştirmeli ve kurultayla genel başkan belirlenmeli’’ seçeneği CHP'li seçmenlerde daha yüksek, muhalefet seçmeninde benzer bir eğilimde. Ama genel seçmenlerde de yine en yüksek kategori olarak ortaya çıkıyor. Butlan kararları ile ilgili yansımaları kaba taslak böyle özetleyebilirim.

Ruşen Çakır: Peki, yeni parti kurulma ihtimali her geçen gün daha da yükseliyor ve Özgür Özel son verdiği mesajlarda da hep "Yeni yol açmak" diyor. Sizin analizinizde en hassas nokta şu: Başta da değindiğin gibi, yeni bir parti kurulması durumunda, bu partinin Cumhuriyet Halk Partisi seçmeninin önemli bir bölümünün desteğini alacağının anlaşılması. Ama onun dışında da muhalefet tabanında ve anladığım kadarıyla kararsız seçmende de bir cazibe merkezi olabilme ihtimali var, değil mi? Onu biraz açar mısınız?
Hatem Ete: Var. Şimdi çok erken.  Aboneler merak ediyor, kamuoyu bu tür senaryolar üzerine yatırım yapabilir diye bir senaryo olarak soralım dedik. “Özgür Özel bir parti kurarsa tutumunuz, oy verme davranışınız ne olur?” diye sorduk. Bir hesaplama hatası yapmayalım diye CHP'li seçmenlere ayrı bir soru olarak sorduk bunu. CHP'ye oy vermeyen diğer seçmenlerin tamamına da ayrı bir soru olarak sorduk, sonra bir hesaplamayla bunları birleştirdik. Dolayısıyla elimizde, ilk duyguyu ölçen ve bu duygu üzerinden Özgür Özel'in kuracağı yeni partinin potansiyelini gösteren bir tablo var. Şimdi onun rakamlarını vereceğim. Ama bu çok erken. Henüz kadrosu yok, programı yok, CHP'nin içinden kimi yanına alacağı belli değil, dışarıdan kimi yanına çekeceği belli değil. Dolayısıyla bu, test edilmeye muhtaç bir senaryo. Ama bugün itibariyle bir duygu, kanaat ve potansiyel ihtimali gösteren güçlü bir veri olduğunu düşünüyorum bunun. Burada da CHP'lilerin %80-85'ine yakını "Ben bir parti kurduğunda Özgür Özel'e, Özgür Özel'in partisine oy veririm" diyor. ‘’Kılıçdaroğlu'nun yanında kalırım’’ diyenler %10 ya da 15 civarı. Şimdi rakamı net hatırlamıyorum ama dağılım bu kadar birbirinden ayrışmış vaziyette. CHP'lilerin %80-85'i Özgür Özel'in kuracağı yeni partiye oy vereceğini söylüyor, %10 civarı potansiyel “Kılıçdaroğlu'nun yanında kalırım, CHP'ye oy vermeye devam ederim” diye düşünüyor. Bunu bütün seçmen ile birleştirdiğimizde, yani CHP'ye oy vermeyen diğer seçmeni de buraya kattığımızda, Özgür Özel'in partisi haziran ayı ölçümü itibariyle doğrudan tercihlerde 25 puan oy alıyor.
Şimdi en başa dönelim. Bu ay AK Parti'nin oy oranı %25 civarıydı yine, aynı banttaydı. Yüzde 25 AK Parti alıyor, CHP %21'lere düşmüş vaziyette bu sarsıntıdan dolayı. Ama geçen ay CHP %25 civarındaydı, AK Parti de %25 civarındaydı. Dolayısıyla, bugün siyaseti sürükleyen başat iki tane siyasi parti, doğrudan tercihlerde 25 puan oy alıyorlar. Kararsızları da dağıttığımızda 30'un üzerinde çıkıyor. Özgür Özel'in kuracağı partinin bugünkü potansiyeli 25 gözüküyor. Bu oy dağılımında CHP de %3 küsur oy alıyor gözüküyor. Kabaca doğrudan tercihlerde CHP 3-4 puana yerleşirken, Özgür Özel'in kuracağı partinin potansiyeli 25 civarında. Bunun içerisinde büyük çoğunluğu CHP'liler oluşturuyor. Ama benim bu Özgür Özel ve arkadaşlarının parti için mücadeleyi nasıl bir formatla ne zamana kadar sürdürecekleri, yeni bir partiyi ne zaman ve nasıl bir formatla kuracakları meselesine bağlı olarak, en fazla oy durumu etkilenecek partiler, muhalefet kanadında yer alan küçük partiler. Özellikle de Millet İttifakı'nın çekirdeğini oluşturan, bir önceki seçimde de Millet İttifakı içinde yer alan daha böyle sol Kemalist, milliyetçi hatta yer alan partiler oluşturuyor. Orada da İYİ Parti ve Zafer Partisi kısmen de DEM Parti, Özgür Özel ve arkadaşlarının ne yapacaklarından en fazla etkilenecek partiler gibi gözüküyor.
Eğer Özgür Özel iyi bir formülasyonla, iyi bir zamanla güçlü bir kadro kurarsa, bugünkü potansiyel 25'ini alacağını varsayabiliriz. Üstüne de bir nebze çıkabilir. Bu üstüne çıkma meselesi de dediğim gibi İYİ Parti, Zafer, DEM Parti hattından gelecek. Eğer burada bir başarısızlık oluşursa bu üç partide de pozitif bir hareketlilik sağlanabilir. Yani burada ‘’CHP'den bir şey olmuyor, bunlar da yeni bir şey yapmadılar’’ duygusu orayı hareketlendirecek.
Dolayısıyla çıkarımlarımızı iki maddeye indirebiliriz. Bir; Özgür Özel ve arkadaşlarının kuracağı partinin nasıl olacağına bağlı olarak, bugünkü potansiyel %25'ler civarında bir doğrudan tercih, kararsızlar dağıtıldığında 30'lara varan bir potansiyeli var gözüküyor. AK Parti'den daha yüksek oy alıyor gözükmüyor, ama potansiyel olarak AK Parti'ye eş bir yerde duruyor. CHP'de iyice o bahsettiğimiz küçük partiler sıralamasına giren bir partiye dönüşüyor. Yani DEM Parti ve MHP'nin altında sıralanan partilerden bir parti haline geliyor.
İkinci yapacağımız çıkarım da Özgür Özel'in partisinin ne zaman ve nasıl kurulacağına bağlı olarak en fazla etkilenecek partiler, muhalefet kanadında yer alan DEM Parti, İYİ Parti ve Zafer Partisi gibi gözüküyor. Dolayısıyla ‘’önümüzdeki dönem, en az 31 Mart kadar siyaseti etkileyebilecek bir karar verildi’’ dediğimde kastettiğim şey buydu.

Ruşen Çakır: Hem buradaki bulgulardan hareketle hem de senin kişisel görüşünü merak ediyorum. Biliyorsun Adalet ve Kalkınma Partisi, Fazilet Partisi kapatıldıktan sonra Saadet Partisi'ne geçmediler, bunu vesile yapıp ayrı bir parti kurdular ve "Millî Görüş gömleğini çıkardık" dediler. O zaman bazı kişiler " Fazilet Partisi'nin oyları, Saadet ve AK Parti arasında nasıl dağılacak?" diye beklerken, AK Parti bunun çok üstünde bir oyla tek başına iktidara geldi. Çünkü dağılan merkez sağın da büyük ölçüde oyunu aldı, hatta belki de merkez soldan da almıştır. Orada bir kopuş gibi bir şey yaşandı. Bu kopuş gerçek miydi yoksa göstermelik miydi diye hâlâ tartışılıyor, ama sonuçta böyle bir şey oldu.
Şimdi burada Özgür Özel ve arkadaşlarının Cumhuriyet Halk Partisi'nden kopması gibi bir olay söz konusu. Ama sürekli de bir "CHP bizim baba ocağımız, tekrar onu geri alacağız" vurgusu var. Yani gitse bile hep arkaya bakarak giden bir CHP var sanki. Açıkçası, ben bunun seçmen tercihinde, özellikle potansiyel yeni seçmen tercihinde olumsuz etkisi olacağını tahmin ediyorum. CHP dışında yeni bir parti, yeni bir sayfa açmaları halinde, CHP'ye hiç oy vermemiş, hatta vermeyi düşünmeyenlerin de oyunu alabilirler sanki, ne dersin? Meramımı anlatabildin mi?
Hatem Ete: Anladım, katılıyorum da bu merama, aynı fikirdeyim. Eğer bu, şimdiki dönemsel stratejinin bir ürünüyse, "Biz parti için mücadeleyi kendi seçmenimize gösterecek miktarda yürüterek yeni bir parti kurmalıyız. Çünkü seçmen bizim hiçbir çaba göstermeden CHP'den ayrılmamızı hoş görmeyebilir, buna alınabilir" kanaatiyle dillendirilen söylemlerse bunlar, bu anlaşılabilir bir söylem. Ama bu söylemin bir miadı olmalı. Bu belli bir süreye kadar devam etmeli. Yeni bir parti kurmaya karar verildiğinde ‘’baba ocağı’’ arkada bırakılıp yeni bir yola çıkılmalı. Ben bunu şimdilik dönemsel, konjonktürel, belli bir süreye ait olabilir kanaatiyle çok fazla yadırgamıyorum. Ama bu, kurulacak yeni bir partide de ana duygu olmaya devam ederse, bu, ciddi bir risk ve ben bu riskin var olduğunu görüyorum.
Yakın tarihimizden bir örnek verdin az önce. Bunun en başarılı örneklerinden birisi. AK Parti'nin Millî Görüş geleneğinden kopuş hikayesi, bence başarıya ulaşmış, oturup çalışılabilecek, buradan bazı dersler çıkarılabilir bir hikâye. Elbette dönem farklı, aktörler farklı, konjonktür farklı, toplumun talepleri, beklentileri farklı. Birebir özdeşlik kurmuyorum ama iyi bir örnek teşkil ediyor. Orada da benim en fazla önemsediğim iki-üç dinamik var. Bir; başta da senin dediğin gibi, AK Parti kurucu kadrosu çok net bir karar vererek "Millî Görüş gömleğini çıkarma" sembolizmiyle yeni bir yola çıktı. Bu yolun bir sürü dinamiği vardı ve o dönemki dindar muhafazakâr çevreleri için de radikal kararlardı bunlar. Batı’yla ilişkiyi dönüştürme, Batı’ya yönelik algının farklılığı, serbest piyasa ekonomisi ile ilgili bakış farklılıkları, sistemle nasıl konuşulur ve sistem nasıl tanımlanır, o dönemki "establishment" dediğimiz kurulu düzenle nasıl bir iletişim ilişki tarzı meselesi, merkez seçmene nasıl ulaşılabilir, bunlarla nasıl diyaloğa geçilebilir, kimlik siyasetine nasıl bakılır gibi. Dolayısıyla vizyonla ve programla ilgili çok radikal kararlar alındı ve o radikal kararlarla ayrı bir yerde durduklarını seçmene anlatabildikleri için de yol alabildiler. Şimdi burada CHP, baba ocağından zihniyet, terminoloji, siyasal gramer itibarıyla ne kadar ayrılacak, ayrılmayı başarabilecek mi, onu bilmiyoruz. Bence bu test edilecek ve bu partinin potansiyeline ulaşıp ulaşmayacağı üzerinde çok belirleyici bir etki oluşturacak.
İkincisi, AK Parti'nin o dönemki kuruluşunda, Millî Görüş geleneği kadrolarının hâkim çoğunluğu AK Parti'ye geçti. Yani Erbakan'ın yanında kalan çok sınırlıydı; ilk yol arkadaşlarının bir kısmı kaldı. Dolayısıyla seçmen baktığında "Çekim merkezi bu taraftı" kanaatine varmıştı. Şimdi burada da genel eğilim Özgür Özel'den yana gözüküyor. Yani CHP bir ayrışmaya girdiğinde, bugünkü CHP'yi oluşturan kadroların büyük çoğunluğu Özgür Özel'in yanına geçecek gibi gözüküyor. Fakat burada da bence oran, hem dışarıdan bu partiye katılacak aktörlerin eğilimini belirlemede hem seçmenin eğilimini belirlemede belirleyici olabilir. Yani Kılıçdaroğlu marjinal düzeyde bir düşük orana mı mahkûm edilecek, mecbur bırakılacak ve CHP'li mevcut kadroların çoğunluğu bu yere gidecek mi, gitmeyecek mi, bu da belirleyici bir algı oluşturacak. Burada da Özgür Özel ve arkadaşlarının biraz daha kuşatıcı, kucaklayıcı bir şey üzerinde anlaşma sağlamış olması lazım. Burada belediye başkanlarının çoğunluğunun kendi varoluşsal kaygıları, yargı baskısı dolayısıyla yeni partiye geçmemelerini anlayışla karşılar kamuoyu. Bu siyasi bir dile tercüme edilebilir. Ama milletvekili grubunun ve teşkilatların ne kadarının Özgür Özel'in yanında olup olmadığı belirleyici bir muhasebe ölçeği, kriteri olacak.
Üçüncüsü, yine AK Parti örneğinde hatırlayabileceğimiz gibi, Millî Görüş geleneği dışında, kamuoyuna hitap eden kirlenmemiş, siyasal enerjileri yüksek yeni bir kadroyla da anlaşma sağlanabildi, ittifak kurulabildi ve onlar böyle bir vitrinde de yer almadılar. AK Parti'nin söyleminin inşasında, devletle ilişkilerinin inşasında, siyasetlerin belirlenmesine ciddi katkılarda bulundular. AK Parti iktidara geldiğinde, başbakan yardımcısı oldular, bakanlar oldular, genel başkan yardımcıları oldular partide. Burada da CHP'nin yine geçeceği üçüncü test, dışarıdan kimi ikna edebileceği. Yeni bir partiyi, eğer ismi sadece bir iddia olarak kalırsa, kurucu kadronun çoğunluğu, teşkilatların çoğunluğu CHP'li olmaya devam ederse, yine bu algı üretilmeyebilir. Ortalama kararsız ve merkez seçmenin ya da muhalefet cephesinde yer alan birçok partideki seçmenin bu partiyi yeni bir parti olarak, CHP'den farklı bir parti olarak algılaması buradan geçecek.
Dolayısıyla sadece AK Parti'ye bakarak çıkarılabilecek üç tane ders var. Bir, bu başta bahsettiğim baba ocağının zihninden, vizyonundan, Türkiye algısından ne kadar kopabilecek? Yani her seferinde CHP ile "kimin daha fazla Kemalist olduğu," "kimin daha fazla altı ok mirasına sahip çıktığı" bir denklemde mi kavga yürütülecek yoksa yepyeni bir siyasal söylem mi üretilecek? Bence bu çok önemli. Mevcut CHP kadrolarının teşkilat ve meclis kompozisyonu düzeyinde ne kadar çekileceği önemli, dışarıdan ne kadar aktörün ikna edilip partiye getirileceği önemli. Daha başka bir sürü şey sayabiliriz ama en önemli dinamiklerin bunlar olduğunu düşünüyorum. Kopuş kolay bir karar değil. Her siyasi aktörün ezberi var, sıkıştığında hafızasından çağırdığı belli terminoloji, belli kavramlar, belli refleksler var. İnsanlar ilk etapta yeni kurulacak partinin bu ezberleri ne kadar çağırdığına ve bunun ne kadar "öz hakiki CHP" olmaya yönelip yönelmediğine bakacak. Eğer Özgür Özel "Ben hakiki CHP'yi kuracağım" diye düşünürse, bence potansiyelini CHP seçmeniyle sınırlandırır. Bu da bir şeydir, yani CHP'nin şu anda 25 puan civarında oyu var, bunun 20 puanını almak ciddi bir başarı. Kafadan ikinci parti olmaya oturur.
Ama bu potansiyeli harekete geçirecekse, bu potansiyel imkânı değerlendirebilecekse, ‘’hakiki CHP'yi kurmaktan bir adım öteye geçmesi lazım. Bunun, AK Parti'nin hitap ettiği havzaya hitap etmeyeceği açık ama en azından Erdoğan'ın karşısında konumlanan o muhalefet yarı küresinin birçok unsuruna hitap eden ve gerçekten yeni bir siyaset üreten, öneren bir parti olursa, bu, kolaylıkla %30'a ve 30 üstüne çıkabilecek bir potansiyelle hareket eder diye düşünüyorum. Bu karar önemli bir karar olacak dediğin doğru.

Ruşen Çakır: İstersen CHP faslını noktalayalım. Yavaş yavaş yayını toparlayalım ama bir iki detay soru sormak istiyorum. Mesela bu araştırmanızın sonucunda, doğrudan seçmen tercihinde Zafer Partisi'nin Milliyetçi Hareket Partisi'ni geçtiğini görüyorum. Bu, uzun zamandan beri pek gördüğümüz bir şey değil sizin tablonuzda. Bu ilgimi çekti. Bu aya özgü bir özellik mi bilemiyorum ama herhalde MHP'nin meselesi de esas olarak çözüm sürecidir, öyle değil mi?
Hatem Ete: Dediğin doğru ama kısmen. MHP'de bir hareketlilik yok zaten. Öteden beri Cumhur İttifakı'nın küçük ortağı olarak iktidar blokunda yer alan bir parti ve oradaki milliyetçi seçmeni topluyor. Biz neredeyse 2 yıldır MHP'nin doğrudan tercihlerde %5'in üstüne çıktığını görmedik. Dolayısıyla da MHP böyle 3’le 5 arası gidip gelen bir yerde konumlanıyor.
Zafer Partisi, Anahtar parti, İYİ Parti, muhalefet eksenindeki milliyetçi hareketlilikten beslenen ve temelde aslında İYİ Parti'nin iyi dönemlerinde sahip olduğu 14-15 puanlık oyun, CHP'ye gitmemiş kısmının mirasını sahiplenmek üzere hareket eden partiler. Hatırlarsan her ayki programımızda neredeyse "milliyetçi havuz büyümüyor ama milliyetçi havuz içerisindeki dağılımda bir hareketlilik var" diyoruz. Bir ay Zafer Partisi öne çıkıyor, bir ay İYİ Parti öne çıkıyor, bir ay Anahtar Parti öne çıkıyor. Bu bazen o ayki hareketlilikler, siyasal gelişmelerin hangi partiye hitap edeceği ile ilgili, bazı aylarda muhtemelen çok küçük seçmen oranlarından bahsettiğimiz için, bizim örneklemin yakalayabilmesi ile ilgili bir mesele. Dolayısıyla 3 ay üst üste aynı tabloyu görmedikçe, biz bir siyasi partinin çıkış trendinde mi olduğu, iniş trendinde mi olduğu ile ilgili özgüvenli cümleler kurmuyoruz. Ü ay bir test etmemiz lazım.
Başta da bahsettiğim gibi, butlan kararı muhalefet yarı küresini hareketlendiren bir karar, iktidar blokunu etkileyen bir karar değil. Dolayısıyla MHP neyse üç aşağı beş yukarı orada duruyor. Muhalefette yaşanan bir hareketliliğin CHP'yi zayıflatma ihtimali; bu belirsizlik, yorgunluk, "nereye gidecek?" yönsüzlük meselesi CHP seçmenini yorarken, 31 Mart seçimlerinde İYİ Parti'den CHP'ye daha önce geçmiş bir kısım seçmenin yönelebileceği iki tane adres var: İYİ Parti ve Zafer Partisi. Bu ay onların bir kısmı Zafer Partisi'ne gitmiş gözüküyor. Bunun nasıl evrileceğini görmek için üç dört ay beklemek gerekir. Yani, Özel ve arkadaşlarının ne yapacağını görmek gerekir. Bu aynı zamanda mevcut oylarından da daha geriye düşürebilir onları ya da gerçekten oylarını arttırabilir. 
İkincisi de, İYİ Parti ve Zafer Partisi arasındaki bu mücadeleyi biraz daha görmek lazım. Bunu bir şeyle daha desteklemek mümkün; çözüm sürecinde önümüzdeki dönem yasal düzenlemelerle ilgili hareketlilikler de olumlu ya da olumsuz bu partileri etkileyecek. Bugüne kadar AK Parti ve MHP, süreci milliyetçi hassasiyetleri kaşıyacak bir üslupla yönetmemeye özel bir önem gösteriyorlar. Süreci zamana yayıyorlar, söylemsel olarak geri planda tutuyorlar, toplumsallaştırmıyorlar. Bu politika dolayısıyla ne İYİ Parti'nin ne Zafer Partisi’nin ne de Anahtar Parti’nin oy oranı, kendi umdukları kadar yükselmedi. Şimdi yasal düzenleme çıktığında da belli bir hareketlilik oluşabilir. Dolayısıyla Ekim ayına doğru, Meclis yeniden açıldığında, bence bu tablo üç aşağı beş yukarı netleşir. Hem bu butlan kararının siyasi yansımalarını daha net görmüş oluruz hem yasal düzenleme eğer temmuz ayında çıkacaksa bunun muhtemel yansımaları ve yazın nasıl bir evreden geçtiği, önce temmuz ayı ölçümümüzde sonra da eylül ayı ölçümüzde çok daha net olarak ortaya çıkar. O yüzden şimdiden bir Zafer Partisi-MHP kıyası için erken olduğunu düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Son olarak şunu sorayım: ‘’Beğenilen siyasetçi’’ sorusunun tablosunda çok dikkat çekici bir husus var. Özgür Özel'in puanının çok hızlı bir şekilde arttığı ve Ekrem İmamoğlu'nu geride bıraktığı görülüyor. Sizin daha önce yaptıklarınızla yan yana bakıldığı zaman, ilk kez önde. Tekrar bakayım %15,4 değil mi? Erdoğan 24,1. Ondan sonra Selahattin Demirtaş, sonra Ekrem İmamoğlu geliyor. Biliyorsun genel olarak CHP'deki değişim hareketinin liderinin Ekrem İmamoğlu, genel başkanın Özgür Özel olduğu kanaati vardı. Şimdi Özgür Özel'in bir lider olarak öne çıktığı bir süreç yaşıyoruz, öyle değil mi?
Hatem Ete: İki şeyi birbirinden ayırmak lazım bence. Özgür Özel'in profilinin hızlı bir şekilde, emin adımlarla yükseldiği açık. 31 Mart yerel seçimleriyle, 19 Mart ve sonraki süreçlerle istikrarlı bir şekilde biraz daha yükseldi, butlan kararı ve butlan kararı sonrasındaki dinamikle de biraz daha yükseliyor. Dolaysıyla Özgür Özel'in CHP genel başkanı olduğu günden bu yana pozitif bir ivme içerisinde olduğunu söylemek lazım. Bu butlan kararı ve butlan kararı sonrası kamuoyunun zihnine de kazınan bazı böyle spektaküler fotoğraflar ve yürüyüşler de bunu arttırdı. Ayrıca CHP'ye yönelik butlan kararının doğrudan muhatabı kendisi olduğu, kendi koltuğu bir nevi elinden alındığı için, bir mağduriyet ve özdeşlik söylemiyle de kamuoyunda profili yükseldi. Burası açık.
Fakat buradan yola çıkarak Ekrem İmamoğlu-Özgür Özel arasında doğrudan bir kıyaslama yapmak için erken diye düşünüyorum. Çünkü bu "En beğendiğiniz siyasetçi" sorusu bizim açık uçlu sorduğumuz, hiçbir isim vermeden, katılımcıya kendi en beğendiği siyasetçiyi yazmasını istediğimiz bir soru. Veriler de buradan geliyor. O ayki konjonktürde hangi dinamikler ön plana çıktıysa genelde onları besleyen bir sonuç ortaya çıkıyor. Şu an son bir yılın ana hikayesini kamuoyu önünde dillendiren, siyasal söylemini yürüten aktör, Özgür Özel. Dolayısıyla kamuoyu gözünde toplumla etkileşimi ve bir performans sınamasına giren, bu performansı başaracak mı, başaramayacak mı, arkasında yürüyebilir miyiz, yürüyemez miyiz, bir lider iddiası taşıyor mu, taşımıyor mu gözüyle seçmenin izlediği aktör şu anda Özgür Özel. O nedenle de Özgür Özel iyi bir sınav vererek burada iyi bir yere oturmuş oluyor. Dediğin gibi bir kıyaslama yapabilmek için ikisini sorup eşleştirmek lazım, kıyaslamak lazım, oradan çıkarmak lazım. Dolayısıyla, bir genel eğilim olarak Özgür Özel'in öne çıktığı, İmamoğlu'nunsa hapiste olduğu günden bu yana biraz daha fazla gerilediği, gözden ırak olduğu için seçmen nezdinde ilk akla gelen isim olmadığı açık. Ama buradan ‘’bu hareketin liderinde de bir değişim olacak mı?’’ konusuna sıçramak için biraz erken. Onun için daha net ölçümlere ihtiyaç var diye düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Evet, şöyle bir toparlama yapalım: Yeni parti kurulup kurulmayacağından yeni partinin adının ne olacağına, ambleminin ne olacağından, CHP'ye ne kadar gönderme yapacağına kadar tabii ki her şey önemli. Yeni isimler olup olmayacağı önemli, onu söyledin. Bir de var olan CHP kadrolarının ne kadarının oraya taşınacağı önemli. Ama tabii Türkiye'de devlet eliyle engeller bitmiyor. Yeni parti kurulsa da önünde birtakım başka engeller de çıkartılacaktır herhalde. Mesela belediyelere operasyonlar hâlâ sürüyor, şimdiden dokunulmazlıkların kaldırılması muhabbetleri oluyor. Ama bu ilk sıcağı sıcağına yaptığınız araştırma, butlan olayının toplumun büyük bir kısmı tarafından yanlış ve siyasi bulunduğunu gösteriyor. Bu aslında Özgür Özel ve arkadaşlar için bir fırsat olabilir, öyle değil mi? Yani bir sorun yaşıyorlar, evet, ama 19 Mart'ta da bir kriz yaşadılar ve krize cevap verebildikleri için güçlerini koruyabildiler.
Hatem Ete: Sen siyaseti benden daha uzun bir süredir takip ediyorsun. Türkiye yakın dönem siyasetinde mühendisliklerin kazandığı nadir anlar var.  Genelde siyasal mühendislik kamuoyu nezdinde "Bu doğal bir siyasi gelişme değil, burada bir idari ve yargısal imkanlar kullanılarak bir rakip aktöre haksızlık ediliyor, burada bir operasyon var" duygusunun şekillendiği gelişmelerin %90-95'inde siyasal mühendislik kaybediyor. Mühendisliği harekete geçiren, mühendisliği dizayn eden aktör, umduğu sonuçlara ulaşmıyor. O mühendislikle şekillendirilmek istenen aktör de genelde kendine başka bir yol buluyor. Seçmen de, toplum da onunla özdeşlik kurarak oyunu bozuyor. Sadece AK Parti döneminde, özellikle ilk 10-15 yıllık dönemde, AK Parti'ye yapılan mühendislik hamlelerinin nasıl AK Parti'yi beslediğine hepimiz şahidiz. 2007 seçimlerinin nasıl sonuçlandığını, Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin nasıl sonuçlandığını hem sistemin hem FETÖ'nün hem başka aktörlerin devreye girdiğinde, toplumun, AK Parti etrafında kenetlenerek oyunu nasıl artırdığına şahidiz. Son 10-15 yıllık sürede de AK Parti'nin hayata geçirdiği mühendisliklerin nasıl ters teptiğine şahidiz. Bunun en önemli dinamiği, İstanbul'da tekrarlanan seçimler. 2019 Seçimlerinden sonra 2024 Seçimlerinde yapılan tekrarlar vs. Aslında AK Parti önceki dönemlerde de darbelerde toplumun nasıl cevap verdiğinin sayısız örnekleri var.
Şimdi bu da bir mühendislik hamlesi. Kamuoyunda bu kanaat çok baskın. Yüzde 60-65 oranında, ‘’burada iktidar elindeki imkanları kullanarak en güçlü rakibine bir operasyon çekti’’ diye okuyor toplum. ‘’Toplum böyle düşünüyorsa, bu mühendisliği de boşa çıkarmaya yönelik bir yol bulduğunda buna yönelecek’’ diye düşünebiliriz. Bence burada sorumluluk, mühendisliğe maruz kalan aktörlerin omzunda artık. Bizim ezberimiz ‘’Mühendislik her zaman başarılı olmaz, toplum genelde mühendisliği cezalandırır" kanaatiyse şimdi Özgür Özel ve arkadaşları eğer bu mühendisliği tersine çevirebilecek bir aksiyon geliştirebilirlerse yine bunun potansiyeli var.
Ama burada bir dezavantaj var. Bugüne kadar mühendisliğe tâbi olan aktör, genelde yekvücut olarak o mühendisliğe karşı direnebiliyordu. Bugün, bu mühendisliğe taraf olmuş, bu mühendislik operasyonuyla ortak hareket eden CHP içi bir dinamik de var. Ben burada bütün okumayı iktidar üzerinden yapmanın da doğru olmadığını düşünüyorum. İktidar, mutlak butlan hamlesini ilk günden beri planlayıp harekete geçirmiş olsa bile -ki ben öyle olmadığını düşünüyorum- Kılıçdaroğlu buna uygun bir aktör olarak hareket etmediğinde, "Ben buna alet olmayacağım" dediğinde, bunun ömrü 45 gün. Biter. Kurultay düzenlenir, gerçekleştirilir. Burada aslında ortak bir operasyon, ortak bir mühendislik var. CHP içi Kılıçdaroğlu dinamiğiyle, iktidarın işbirliği ile yürüttükleri bir dinamik var. Dolayısıyla mühendisliğin boşa çıkmama ihtimaline, riskine yönelik emin olmamamın tek nedeni, CHP'nin yekvücut olarak buna karşı mücadele etme kapasitesinin azlığı. Fakat yine de bir karar verilip ayrı bir yol yüründüğünde ya da o yolun düzgün bir şekilde taşları döşendiğinde, program boyunca konuştuğumuz gibi, bugün seçmen "Bu mühendisliği boşa çıkarırım" diyor aslında; 25 puanlık bir oy veriyor şimdiden. Devam ettiğinde bunun daha da artma ihtimali var. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde de bu mühendislikler devreye girebilir. Ama ben her mühendislik hamlesinin, mühendisliğe maruz kalan aktöre bazı imkânlar da sağladığını düşünüyorum. Biraz önce konuştuğumuz gibi, Özgür Özel'in 3 yıl içerisinde toplumun çok daha rahat arkasında yürüyebileceğine inandığını söylediği bir lidere dönüşme hikâyesi. Bu mühendislikler olmasa muhtemelen böyle bir sonuç da görmezdik.

Ruşen Çakır: Hatem çok teşekkürler, çok sağ ol. Çok iyi bir yayın oldu, eksik olma. Evet, PanoramaTR'nin Haziran 2026 araştırmasını direktörü Hatem Ete ile konuştuk. Kendisine çok teşekkürler, sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
12.07.2026 Bazı eski Fethullahçılar da sürece dahil olmak istiyor ancak…
11.07.2026 Silahlar boşuna mı yakıldı?
10.07.2026 CHP'de ortayolculuk mümkün mü?
09.07.2026 İmamoğlu savunma yapabilecek mi?
09.07.2026 Prof. Dr. Bülent Bilmez ile söyleşi: “Tarihle yüzleşme, hesaplaşma ve onarıcı adalet faaliyetlerimden vazgeçmeyeceğim”
08.07.2026 Trump bizi niçin öptü?
07.07.2026 NATO bizim neyimiz olur?
06.07.2026 Ekrem İmamoğlu'nun savunmasını beklerken
05.07.2026 Kemal Bey bizleri salacak mı?
04.07.2026 Neşemizi tabii ki çalamayacaklar
12.07.2026 Bazı eski Fethullahçılar da sürece dahil olmak istiyor ancak…
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı