CHP'de ortayolculuk mümkün mü?

10.07.2026 medyascope.tv

10 Temmuz 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Gündemimizde yine Cumhuriyet Halk Partisi var. Ne oldu; önceki gün İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasının birinci celsesi bitti. Ekrem İmamoğlu savunma yapamadı. Mahkeme başkanı Ekrem İmamoğlu'nun susma hakkını kullandığını kayıtlara geçirdi ki olayın öyle olmadığını biliyoruz. Bunu dünkü yayında ele aldım ve dünkü yayından sonra görüştüğüm Cumhuriyet Halk Partisi'nden bazı isimler ikinci celsede, 19 Ağustos'ta başlayacak ikinci celsede de Ekrem İmamoğlu'nun savunmasını yapıp yapamayacağının belirsiz olduğunu söylüyorlar. Yapamama ihtimalinin, salonda yapamama ihtimalinin yüksek olduğu anlaşılıyor. Fakat biliyoruz ki Ekrem İmamoğlu bir siyasi savunma hazırladı. Kendisi buna "Ben savunmayacağım, yargılayacağım." demişti. Bir savunmanın hazır olduğunu biliyoruz. O savunma metnini önümüzdeki günlerde pekâlâ bir yerlerde görebiliriz. Yani Ekrem İmamoğlu'nun mahkeme salonunda yapamadığı savunmayı medya üzerinden, artık nasıl olur bilemiyorum, yayınlatması mümkün. Fakat salonda bu savunmayı okumasının yaratacağı etki bambaşkaydı, onu özellikle vurgulayalım. Yine de bu savunmayı salonda yapma ihtimaline az da olsa bir yer vermekte yarar var. Onun dışında Cumhuriyet Halk Partisi'ne baktığımız zaman ilginç bir iki ayrı dünya görüyoruz, baştan beri böyle. Bir yerde Özgür Özel tam bir karınca gibi her yerde; sürekli Türkiye'nin dört bir tarafında, kimi zaman Silivri'de kimi zaman başka cezaevlerinde tutukluları ziyaret ediyor, mahkemeleri izliyor.
Ama onun dışında insanların arasına karışıyor. Grup toplantısını Eskişehir'de yapıyor. Kastamonu'da halkın arasına giriyor. Zonguldak'ta aynısını yapıyor ve bu hafta sonu da yine Türkiye'nin başka yerlerinde dolaşacağını biliyoruz. Özgür Özel böyle sürekli... Hani karınca dedim ama Atom Karınca demek daha doğru olabilir. Öyle bir faaliyet içerisinde. Buna karşı, atanmış Cumhuriyet Halk Partisi oturduğu yerden pek çıkmıyor. Hatta çıkmadıkları gibi Özgür Özel'in sokakta olmasını eleştiriyorlar. Ne anlamı varsa... Ve haftada bir yaptıkları toplantılarda, MYK toplantılarında birtakım illeri görevden alıyorlar. Birilerini disiplin kuruluna sevk ediyorlar ve arada sırada da Kemal Kılıçdaroğlu'nun çoğu eski zamandan çekilmiş birtakım fotoğraf ve videolarıyla onun nasıl halkın arasında olduğunu göstermeye çalışıyorlar, ki halkın arasında olmadığını biliyoruz. Bir de tabii gazetecilerle uğraşıyorlar. Bunun dozu iyice artmış durumda ve şu anda birçok kuruma yönelik olarak Özgür Özel yönetiminden para aldıklarından — tabii ki bu paralar resmî olarak alınmış, faturalı paralar herhâlde — hareketle birtakım suçlamalar yöneltiyorlar. Dün ilginç bir şey oldu. Bu konularda yetkili olan Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu bir basın toplantısı düzenleyecekti saat 13.00'te ve 13.01'de toplantının iptal edildiği açıklandı. Muhtemelen Ali Haydar Fırat'ın Enver Aysever'in programında dile getirdiği suçlamalarla ilgili birtakım belgeler açıklanması bekleniyordu. Olmadı, bakalım ne olacak. Bütün bu hengâmede bir tarafta sokakta, bir tarafta Genel Merkez’de bir CHP var. Sokaktaki CHP'nin muhatabı siyasi iktidar. Genel Merkez’deki CHP'nin muhatabı sokaktaki CHP; böyle ilginç bir durumla karşı karşıyayız.
Ve bu arada işte bugünkü yayının başlığına çıkarttığım "orta yolcular" var. Orta yolcu ne demek? "İki tarafın arasında kalanlar" demek. Bu çok eski bir tabirdir. Bizim 70'li yıllarda sol hareket içerisinde Sovyetler Birliği ve Çin Halk Cumhuriyeti saflarındaki fraksiyonlara karşı, ikisinden de olmayanlara "orta yolcu" denirdi. Mesela Dev-Genç böyle bir hareketti ve iki taraf da bunlara, orta yolculara lâf ederdi. Orta yolcular da her iki tarafa lâf ederdi diyelim ve bence o tarihte o orta yol duruşu doğruydu. Yani Sovyetler Birliği'nin ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin güdümünde Türkiye'de solculuk yapmak abesle iştigaldi. Nitekim öyle oldu. Daha sonra değişik vesilelerle bu ‘‘orta yol’’ kavramı kullanılır oldu. Birçok kutuplaşmanın yaşandığı yerlerde, Türkiye'de özellikle birçok kritik olayda orta yolcu pozisyonlar en sağlam pozisyonlar olabildi ve şu anda Cumhuriyet Halk Partisi'nde orta yolculuk da kimilerine en doğru pozisyon gibi geliyor, farkındayım. Bunun ilk örneğini Oğuz Kaan Salıcı verdi. Daha sonra Hurşit Güneş'i gördük. Daha sonra da bizim sanatçımız, Ankara'daki Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu dedi ki; ‘‘Ben burada anne baba, aile arasında yaşanan kavgada evde kalıyorum’’ dedi. Bunlar, işte mesela Oğuz Kaan Salıcı "Herkes taraf oldu diye taraf olmak zorunda değilim" dedi.
Peki ortada bir ev var mı? Baba ocağı, her iki tarafın da "baba ocağı" dediği bir yer var mı? Ve en önemlisi burada taraflar arasındaki kavga ya da çekişmenin kaynağında ne var? Yani şöyle bir şey olabilir; siz bir kongreye gitmişsinizdir, başa baş olmuştur — bir zamanlar MHP'de olmuştu — kongrede kavga çıkmıştır, kongre dağılmıştır vesairedir ve sonra iki ayrı yapı ortaya çıkmıştır. Böyle bir şey olmadı. Bir kongre oldu. Birisi kaybetti ve yıllar sonra devlet o kaybedenlere partiyi bahşetti ve onlar da devletin, yani siyasi iktidarın bu hediyesini sorgusuz sualsiz kabul ettiler. Yani burada Recep Tayyip Erdoğan tarafından atanmış bir CHP yönetimi var. Ve tabii ki başına atanan kişi Kemal Kılıçdaroğlu yıllarca bu partiyi yönetmiş bir isim, yani nevzuhûr bir isim değil. Fakat yıllarca Erdoğan'la mücadele etme iddiasındaki Kılıçdaroğlu, Erdoğan tarafından düzenlenen bu olayın parçası olmayı kabul etti. Dolayısıyla bugün meselenin CHP'nin içerisinde bir anne baba ya da kardeş kavgası olduğunu söylemek bence gerçekçi değil. Burada siyasi iktidarın düzenlemeye çalıştığı bir Cumhuriyet Halk Partisi var ve bunun dışında siyasi iktidara karşı mücadele etmeye çalışan bir Cumhuriyet Halk Partisi var.
Burada iktidar tarafından atanmış olan yönetimin şu ana kadarki icraatı, seçilmiş CHP'ye yönelik operasyondan başka bir şey değil. Sloganları da iktidar değil. İktidar hedefi yok. Arınma diye bir hedef var; önce arınacaklar, ondan sonra iktidara yürüyecekler. Arınma diye bir şey söylendiği zaman da hepsinin siyasi olduğunu bildiğimiz davalar konusunda da bir anlamda siyasi iktidarın çizgisinde seyrediyor oluyorlar. Dolayısıyla bugün "Durun, siz kardeşsiniz" ya da "Durun, biz kardeşiz" diyenlerin o trenin çoktan kaçmış olduğunu görebilmesi lâzım ve de özellikle Kılıçdaroğlu'nun daha ilk andan itibaren, CHP Genel Merkezi’ne polisin girdiği andan itibaren avukatından basın sözcüsüne kadar ya da partide atadığı birtakım isimler, onların göründüğü mecralar, onların ettiği lâflar vesaireye baktığımız zaman burada bir kardeşlik öyküsü göremiyoruz. Hep aklıma Müslim Sarı'nın MYK toplantısı sonrası yaptığı açıklamalar geliyor. Mesela disipline sevk edilen, görevden alınan kişiler hakkında "Arkadaşımız bilmem neyi görevden aldık, arkadaşımız bilmem neyi disipline sevk ettik" diyor. Sanki başka bir taraftan, yani rakip partinin elinden belediye kazanmış gibi kendi arkadaşlarını tasfiye eden bir yapı var. Dolayısıyla burada orta yolda gitmeye çalışma iddiasındakilerin büyük bir kısmının, hepsi değilse bile büyük bir kısmının Kemal Kılıçdaroğlu'nun yönetimini meşru gördüğü kanısındayım. Onun iktidar tarafından, iktidarın yargısı tarafından Cumhuriyet Halk Partisi'nin başına getirilmesine itirazları yok. O itirazları dile getirmediğiniz zaman da o zaman "Kardeş kavgasını sonlandıracağız, sonlandıralım" iddialarının pek bir karşılığı olduğunu açıkçası düşünmüyorum. Tabii ki iyi niyetliler vardır, "Ya keşke olmasa" diyenler vardır ama artık bence o tren çok ciddi bir şekilde kaçtı. Ve özellikle atanmış Cumhuriyet Halk Partisi, o trenin tekrar yakalanması konusunda herhangi bir adım atmıyor, atacağa da benzemiyor. Dolayısıyla orta yolculuk CHP için bence bir seçenek değil. Hayatın başka alanlarında pekâlâ olabilir ama Cumhuriyet Halk Partisi'nde ya atanmış CHP'den ya da seçilmiş CHP'den yana olmak durumunda kendini Cumhuriyet Halk Partili olarak gören kişiler diye düşünüyorum.
Bugün bir dostumu anmak istiyorum. Ona ithaf etmek istiyorum. Geçen sene kaybettik kalp krizinden. Çanakkale'de evinde tek başına ölü bulundu. Kalp krizi olduğu ortaya çıktı adli tıp raporundan sonra. Yurtsay Mıhçıoğlu. Yurtsay benden iki dönem küçüktü Galatasaray Lisesi'nde. Okul zamanı pek tanımazdım. Bilirdim, küçüktü bizden ve lakabı ‘‘Manfi’’ idi. ‘‘Manfi’’ biliyorsunuz bir fil. Yurtsay çok sevimli, iri bir arkadaşımızdı. Biz onunla yıllar sonra Ankara'da meslektaş olarak karşılaştık. Yurtsay, Fransız Haber Ajansı'nın muhabiriydi. 80 sonları, 90 başları, en kritik zamanlarda Yurtsay'la biz defalarca Güneydoğu'da bulunduk. Çok iyi bir yabancı dili vardı ve çok iyi bir insandı. Çok heyecanlı bir insandı. Hatta hiç unutmuyorum, Agence France-Presse'in kiraladığı şoförlü arabayla Güneydoğu'ya gidiyoruz, Ankara'dan çıkmışız. Yurtsay çok iddialıydı. Şoföre dedi ki: ‘‘Sen biraz uyu, ben kullanacağım’’ dedi ve yarım saat sonra bir yere çarptık. Ve orada, gittiğimiz yerlerde; Cizre’de, Nusaybin’de, şurada burada Yurtsay herkesle ama herkesle, emniyet güçleri olsun, oradaki Kürt hareketinin insanları olsun, herkesle çok samimi, çok içten temaslar kurardı. Ama gazeteciliği fazla sürdürmedi. Sonra turizme yöneldi. Daha sonra bir dönem Cezayir'de çalıştığını biliyorum. Şu anda yanında kardeşi Atasay'la beraber görüyorsunuz. Atasay galiba ondan iki yaş küçük, o da bizim lisedendi ve Yurtsay'la Atasay'ın babaları da bizim okuldan 61'de mezun olmuş; Yurtsev Mıhçıoğlu.
Yurtsev Bey'in ve tabii ki bütün Mıhçıoğlu ailesinin çok acı bir öyküsü var. 1983 Temmuzunda Lizbon Büyükelçiliği’ni Ermeni — ASALA değil, bir başka örgüttü diye hatırlıyorum — 5 militan basıyor. O sırada Yurtsev Bey maslahatgüzar, yani daha büyükelçi atanmamış, orada eşi Cahide Hanım var ve Atasay var; küçük çocukları Atasay var. Yurtsay o sırada İstanbul'da ya da Ankara'da üniversite sınavlarına giriyor, o yüzden orada yok. Ve militanlarla baba çatışıyor yanındaki görevlilerle beraber. Ama militanlar anneyi ve Atasay'ı rehin alıyorlar. Sonra bir yangın çıkıyor ve yangında maalesef bir Portekizli polis memuruyla birlikte Cahide Hanım hayatını kaybediyor o baskın sırasında. Ve dram bitmiyor; bir ay sonra Yurtsev Bey de Sakarya'da kendi kullandığı araçla kaza yapıp hayatını kaybediyor. Ben bu kazanın detaylarını bilmiyorum ama yaşadığı onca şeyden sonra insan çok da şaşırmıyor; bir ay sonra eşiyle buluşuyor diyelim. Yurtsay ve Atasay iki kardeş olarak; Yurtsay okulu o sene bitirmişti, Atasay daha sonra bitirdi ve onları gördükçe, Manfi'yi gördükçe hep o olay tabii ki aklımıza geldi. Ve Manfi'yi kaybettik. Sevimliydi, hep gülerdi. Hep gülerdi, hep kavga ederdi; böyle gereksiz kavgalar ederdi. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın. Kendisini çok özledik. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
12.07.2026 Bazı eski Fethullahçılar da sürece dahil olmak istiyor ancak…
11.07.2026 Silahlar boşuna mı yakıldı?
10.07.2026 CHP'de ortayolculuk mümkün mü?
05.07.2026 Kemal Bey bizleri salacak mı?
04.07.2026 Neşemizi tabii ki çalamayacaklar
03.07.2026 Çözüm sürecinde çerçeve yasa muamması
02.07.2026 Muhtemel yeni parti için bazı notlar
01.07.2026 Muhafazakâr ailelerin seküler çocukları
30.06.2026 Prof. Serhat Güvenç ile söyleşi: "NATO Zirvesi yapılmasa daha iyi olabilirdi"
30.06.2026 Deniz Göktaş olayı: Meyve veren ağacı taşlıyorlar
12.07.2026 Bazı eski Fethullahçılar da sürece dahil olmak istiyor ancak…
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı