Fon krizi seçmen davranışlarını nasıl etkiler?

30.09.2026 medyascope.tv

30 Eylül 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Dün casus davasının ilk bölümünü izledim. Ekrem İmamoğlu'nun 62 dakikalık konuşmasını dinledim. Dün hem Silivri'de yaptığımız canlı yayında hem Kadri Gürsel'le yaptığımız ‘‘Hafta Başı’’nda bu konuya bayağı bir değindim. Hatta bu sabah o konuyu daha da işlemeyi düşünüyordum. Fakat çok daha ilginç bir şeyle karşılaştım. Bence önemli bir şeyle. Kendisini fon krizi nedeniyle yayına çıkartmak istediğim, güvendiğim bir sosyal bilimci özel nedenlerle yayına çıkamayacağını söyledi ve bana birtakım notlar yolladı. O notlar benim için, bir gazeteci için hazine değerinde ve bunu geciktirmeden sizlerle bu notlardaki bazı hususları paylaşmak istedim. Ve burada da en kritik soru şu: Fon krizi seçmen tercihini nasıl belirler? Dün malum bir yayın yaptım, ‘‘Fon krizi Erdoğan'a mı yarar?’’ diye ve bunun bir tür öğrenilmiş çaresizlik olduğunu söyledim ve fon krizinin Erdoğan'a siyasi bedelinin ağır olabileceğini vurguladım. Sosyal bilimci arkadaşım da o yayına da izlemiş, bana birtakım notlar iletti ve oradan size bir iki önemli saptamayı aktarmak istiyorum.
Bir kere benim dün yayında da bahsettiğim gibi, doğrudan etkilenen bir mağdur kitle var. 455.000 500.000 civarında bu fonlara yatırım yapmış insanlar var ve bunların parasının ne olacağı sorusu var. Bunları aileleriyle beraber düşündüğümüzde 2-3 milyon kişi olarak da görebiliriz. Her hâlükârda 455.758 kişi söz konusu. Bunların içerisinde herhalde siyasi iktidara oy verenler de vardır, belki de çoğunluktadır. Bunu bilemeyiz. Doğrudan mağdur olmaları durumunda siyasi tercihleri pekâlâ değişebilir diyelim ama sonra tekrar bu konuya geleceğiz. Burada bir önemli husus var. Genellikle insanlar şunu yapıyor: ‘‘Ya niye bu paralarını bu fona yatırırlar?’’, ‘‘Üçkağıtçılık yapıyorlar. İnsanların gözü dönmüş’’ ve bir anlamda mağdurlara ki geçmişte banker olaylarında da benzer şey olmuştu, mağdurlara karşı bir empati, sempati hiç ama empatiden de uzak tutumlar olabiliyor. Yani ne deniyor? ‘‘Siz tabii burada büyük paralar umdunuz, geldiniz şimdi paranızı alamıyorsunuz, bana ne...’’ gibi birtakım tepkiler de olabiliyor.
Ama şu çok önemli; burada artık tasarruf denen olay Türkiye'de değişti. Yani artık buradaki soru ‘‘Param değer kaybetmeden ne yapmalıyım?’’ sorusu. Eskiden tasarruf ne oluyordu? Siz belli bir miktar parayı maaşınızdan, gelirinizden ayırıp daha sonra diyelim ki çocuğunuzun eğitimi ya da araba almak, ev almak gibi birtakım hesaplar yapabiliyordunuz. Şimdi ama enflasyonla beraber paranız sürekli durduğu yerde eriyor ve erimeyi durdurmak için elinizden geleni yapabiliyorsunuz ya da yapmaya müsait bireyler oluyorsunuz. Sadece fonlar değil, kripto para da var, şu da var, bu da var, birçok yerde insanlar borsada da başka yerlerde de, hadi bir de şeyleri de katalım aslında buna; şans oyunları da bir anlamda böyle bir şey ve insanlar önünü göremediği için, maaşlarının ya da gelirlerinin değeri durduğu yerde azaldığı için bir arayış içerisinde oluyorlar. Ve burada arkadaşımın altını çizdiği çok önemli bir husus var: Kurumlara güven artık çok azaldı, yok gibi. Dolayısıyla birtakım ilişkilere güveniyorsunuz. Yani diyelim ki elinizde bir miktar para var, paranızı değerlendirmek istiyorsunuz güvenli bir şekilde. Diyelim ki bankaya yöneliyorsunuz ama bankaların size sunduğu şeyler sınırlı. Ama bu arada birileri geliyor diyor ki, "Gel bak burada şöyle şöyle imkanlar var" deyip sizi bir yerlere yönlendirebiliyor.
Bu fon olayının tam da böyle cereyan ettiği anlaşılıyor. Detayları bize devlet açıklamayacak diye düşünüyorum ama büyük ihtimalle insanlar siyasi iktidarla ilişkili birtakım kişilerin burada olmasından hareketle buraları güvenli görmüş olabilirler ve burada bir kolay paradan ziyade hızlı bir çıkış arayışı var. Yani bir şekilde bir parayı... Tabii ki mesela eski bakan ne yaptı? Bilmem kaç ayda milyonları milyar oldu. Hakikaten hızlı çıkış. Ama onun şöyle bir durumu var; zaten 64 milyon mu ne para yatırıyor, o paraya sahip olduğu zaman zaten çıkış araması diye bir şey yok. Orada başka bir şey var. O parayı iade ettiği söyleniyor, ne derece doğru, o ayrı bir tartışma konusu. Ama o parayı birkaç ay içerisinde 2 milyar 300 milyona çevirebilmesi diğer daha kendi halinde ama burada hızlı çıkış uman insanların parası sayesinde oluyor. Bunu da özellikle vurgulamak lazım.
Burada gelir eşitsizliği, bu hep bildiğimiz yıllardır yaşanan bir şey ama esas olarak ‘‘fırsatlara ulaşım eşitsizliği’’ diye bir kavrama dikkat çekiyor arkadaşım. Yani kim kolay paraya daha yakın? Hangi ilişkiyle bunu yapabiliriz? Mesela iktidara yakın bir kişiyle, iş insanıyla şununla bununla temas kurup onun yönlendirmesiyle bir yere para yatırmakla kendi halinde, kendi bilgisiyle bir yere para yatırmak arasında fark var. Mesela burada tutuklanan isimlerden, Tera ile ilgili tutuklanan isimlerden profesörler var. Bu profesörler aynı zamanda bir tanesi yakın zamana kadar cumhurbaşkanlığı danışmanlığı yapmış. Şimdi onun çıktığı bir reklamda ya da bir yayında övdüğü bir yer size hemen ‘‘Ha burada bir şey var’’ duygusunu gösteriyor.
Burada en önemli hususun şu olduğunu söylüyor arkadaşım: Artık yoksulluktan ziyade geçim umutsuzluğu baskın. Yoksulluk hep var, daha da derinleşiyor. Ama çok da yoksul olduğu söylenemeyecek birtakım insanlar da geçim konusunda bir umutsuzluğa kapılmış durumda. Hep dile getirilen mesela orta sınıfın çöküşü böyle bir şey. Eskiden iyi kötü bir üniversiteden mezun olan ve bir şirkette çalışan mühendis olabilir, şu olabilir, bu olabilir, finans uzmanı vesaire iyi bir maaş alan birisi kendine bir hayat kurup önünü görebiliyordu. Ama uzun bir süredir bu artık mümkün değil. Daha önce benim yaptığım beyin göçü haberlerinde bunu çok görmüştüm. İnsanlar en çok çocuklarının geleceği için ülkeyi terk ediyorlar. Çünkü gittikleri yerlerde en azından önlerini görebiliyorlar, ayaklarını ve yorganları biliyorlar. Bizde ayağınız aynı kalsa bile yorganınız sürekli değişiyor ve sizin iradeniz dışında. Ama diyelim ki Almanya'ya giden bir doktor aldığı parayı bilerek ona göre kendine bir hayat projeksiyonu yapabiliyor. Türkiye'de bunu yapamıyorsunuz. Artık bir umutsuzluk var. ‘‘Nasıl geçinecek? Nasıl edecek? Ev alabilecek mi? Araba alabilecek mi? Çocuğunu düzgün bir okula yollayabilecek mi?’’ gibi birçok şey insanların kafasını kurcalıyor.
Burada işte seçmen davranışına gelince birtakım hususlara dikkat çekiyor arkadaşım. Bir: Sorumluluk kime atfedilecek? Kim bunun sorumlusu? Bu fon sahipleri mi, siyasetçiler mi? Şimdi iktidar bunu şey gibi göstermeye çalışıyor; birtakım gözü dönmüş dolandırıcılar vesaireler yapmış, onlar cezalandırılacak. Olay bundan ibaret mi olacak? Burada kurumlar sorgulanabilecek mi? Çünkü biliyorsunuz başından beri SPK suçlanıyor. ‘‘Nasıl olur da bunu göremez?’’ deniyor. Görülmüş, uyarılmış. SPK kime bağlı? SPK devlete bağlı. Dolayısıyla sorumluluk bir şekilde siyasi iktidara yöneltilecek mi? Tabii bir diğer soru, mağduriyetler giderilecek mi? Bu 455.000 kişi en azından yatırdıkları parayı alabilecekler mi? Bu çok kritik bir soru olacak. Tabii bu parayı devletin, eğer verecekse, nasıl tahsil edeceği, nereden bulacağı ayrı bir tartışma konusu ama esas olarak söz konusu olan bu mağdurların mağduriyetinin giderilip giderilmeyeceği. Burada insanlar şunu diyecekler mi fon krizinden sonra: ‘‘Ya zaten ekonomi kötü, zaten ekonomiyi yönetemiyorlar, bir bu eksikti. Bu olay da bize ülkede ekonomik sistemin nasıl çöktüğünü gösteriyor’’ mu diyecekler, yoksa bunu istisnai bir olay olarak mı görecekler? Sistem sorunu mu? İşte burada en önemli şey bu.
Evet, seçmen davranışları ne olabilir? Tabii ki bu muhalefetin önünü çok açan bir olay. Buradan geçen intihar eden polis memuruyla ilgili olarak Özgür Özel dedi ki: ‘‘Zamanında bir kasayla iktidar değişmişti, şimdi bir intihar’’ dedi ama tek başına kasa, tek başına intihar bir değişimi sağlamıyor, değişime yol açmıyor. Orada önemli olan bir toplumsal muhalefet ve bu toplumsal muhalefetin bir şekilde birtakım kurumsal muhalefet tarafından yönlendirilebilmesi lazım. Ve burada da en önemli sorun dönüp dolaşıp o: ‘‘Muhalefet insanlara bu yanlışlardan nasıl çıkılabileceğini gösterebilecek mi?’’ Aksi takdirde ne oluyor? ‘‘İnsanlar mevcut düzenden memnun değil ama değiştirilebileceğine de inanmıyorlar’’, herkes değilse bile... Bir seçenek bu. ‘‘İktidara güvenmiyor ama muhalefete de çok fazla bel bağlamıyor olabiliyor’’ ki birçok kamuoyu araştırmasında ‘‘kararsız/oy vermeyeceğim’’ oranının yüksek çıkması büyük ölçüde bununla ilgili. ‘‘Siyasetin hayatını değiştirebileceğine inanıp inanmadığı’’ meselesi var. Yani şu anda bunlar yaşanıyor. ‘‘Buradan çıkmak lazım, bunun çıkışı siyasettir, seçimlerdir’’, bunu diyebilmesi.
Ama işte burada tehlike var. Bu Erdoğan'ın başarısı değil, ısrarla bunu söylemeye çalışıyorum. Tabii ki Erdoğan'ın birtakım becerileri var ama eskiden siyasetle yaptığı şeyleri şimdi yargı eliyle yapmaya çalışıyor. Onu vurgulamak lazım. Burada esas husus şu: Erdoğan'ın becerisinden, iktidarın becerisinden ziyade muhalefetin yeterli olup olmaması meselesi var. Şimdi iki tane cümle: Bir, ‘‘Ne kadar çalışırsam çalışayım hayatımı değiştiremiyorum.’’ Bunu çok kişi söylüyor ve her geçen gün bu sayı çok artıyor. Hepiniz kendiniz de yaşıyor olabilirsiniz, yakın çevrenizde de görüyor olabilirsiniz. Ama siyasette bir de şu var: ‘‘Kime oy verirsem vereyim hayatımı değiştiremiyorum.’’ Buna ne diyorlarmış? Apati. Tepkisizlik. Yani umutsuzluğun da ötesi; artık ilgilenmemek, umursamamak. ‘‘Battı balık yan gider, nasıl olsa hiçbir şey düzelmeyecek’’ vesaire. Bunun sonucu da çok ağır olacak tabii ki ve iktidarın ömrünü uzatmasının en kilit kavramı büyük ölçüde apati oluyor. İnsanların bu siyasetten soğuması. İşte o siyasetten soğumayı giderecek olan da esas olarak muhalefet partileri diyelim. Ama hangi muhalefet partileri?
Bakın şu son süreçte kimin sesini duyuyorsunuz etkili bir şekilde? YENİ Parti isim vererek çok ciddi bir hamle yaptı. Şimdi yine birtakım isimler ima ediyorlar vesaire yapıyorlar. Ama olay sadece isim vermek olayı değil. Esas olarak, deminden beri söylediğim ‘‘Bakın, burada şöyle yanlışlar yapılıyor, bunu böyle düzeltiriz. İnsanların kurumlara güveni kalmadı, bizimle şunları şunları yaparak size tekrar kurumlara güvenmeyi iade edeceğiz’’ diyebilmek gerekiyor diyeyim.
Bugünün ithafı... Benim için zor bir şey. Çünkü dün sabah erken saatlerde çok yakın bir arkadaşımın İzmir'de ölüm haberini aldım, Tankut. Bu onu tanıdığım zamanlardan biraz sonraki hali. Tankut Gökçe. Galatasaray Lisesi'nde benden iki dönem büyüktü ama benden daha tembeldi ve iki sene çakmıştı biz onunla okuduğumuzda. Benden 2 yaş büyük Tankut. Sonra birlikte okuduk, birlikte militanlık yaptık. Sıkı bir Galatasaraylı. Ben de bugün onun için sarı kırmızılı bir kedi rozetiyle çıkmak istedim. Tam Tankut'un giydiği siyah tişörtle sarı kırmızı. Tankut Grangé çevirmenidir, Jean-Christophe Grangé. En çok satan polisiye yazarı, biliyorsunuz Türkiye'de Fransız yazar. Tankut yıllardır Grangé çevirdi. Doğan Kitapçılık'ta editörlük ve çevirmenlik yaptı ama sonra emekliye ayırdı kendini, Dikili'ye yerleşti. Oğlu Deniz'le görüyorsunuz, çocukluk hali. Daha sonra Deniz koca adam oldu tabii ki. Tankut kanser oldu. Evet, burada oğluyla beraber. Kanser oldu. Biz de geçen sene Dikili yakınında bir yazlık aldık ve Tankut'u aradım. Yıllardır görmüyordum ama hasta olduğunu bilmiyordum. Geldi, gördüm ve çok kötü oldum, hastalığını anlattı. Sonra bir arkadaşla beraber, okuldan arkadaşla beraber gittik, sonra abimle beraber gittik. Tankut'u ziyaret ettik,
Dikili'deki evinde annesiyle birlikte yaşadığı yerde ve sık sık telefonla konuştuk. Genellikle şöyle şeyler oluyor, Tankut YouTube izliyor. Evet, burada eşi Birnur'la beraber. YouTube izliyor ve beni arayıp ‘‘Ya Ruşen, şu adam senden ne istiyor?’’ diyor. ‘‘Kim o adam?’’ diyorum, adını bile hatırlamıyor. ‘‘Ya birisi senin hakkında atıp tuttu’’ vesaire diye. Ben de ‘‘Bırak Tankut, uğraşma bunlarla’’ diyorum ama günaşırı böyle telefonlar geliyordu. Öyle bayağı bir muhabbetimiz oldu. Tedavisi iyi gidiyordu, memnundu, toparlıyordu ama sonra kötüleşti. Yoğun bakıma kaldırıldı, entübe edildi ve bir ara toparlar gibi oldu ama sonunda yenik düştü. Daha kaç yaşında? 66 yaşında. Çok farklı bir insandı, çok iyi bir dosttu. Çok öne çıkmaya çalışanlardan değildi, kendi köşesinde işini yapan, fedakâr bir insandı. Tankut'u bugün Dikili'de defnedeceğiz, yolcu edeceğiz. Kendisini sevgiyle uğurlamak istiyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
04.10.2026 Fon krizinden hareketle din ile ahlak ilişkisini yeniden düşünmek
03.10.2026 Tek adam rejimi bağlamında fon krizini anlamak
02.10.2026 Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu ve CHP’yi kullanım süresi dolmuşa benziyor
01.10.2026 Zincirlerinden boşanmış sansür siyasal iktidarı kurtarabilir mi?
30.09.2026 Fon krizi seçmen davranışlarını nasıl etkiler?
28.09.2026 Fon krizi: Belli ki çok kale yıkılacak
28.09.2026 Behlül Özkan ile söyleşi: Menderes, İnönü, Demirel, Özal: Dış politikada özerklik tarihi
27.09.2026 Fon krizi iktidarı sarsmaya başladı
26.09.2026 Fon krizi iktidarı sarsar mı?
25.09.2026 YENİ Parti'nin krizi
04.10.2026 Fon krizinden hareketle din ile ahlak ilişkisini yeniden düşünmek
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı