Fon krizi: Belli ki çok kale yıkılacak

28.09.2026 medyascope.tv

28 Eylül 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve tabii ki iyi sabahlar.
Fon krizinde dananın kuyruğu yarın kopacağa benziyor ama şimdiden olayın ne kadar vahim olduğunun işaretlerini almaya başladık. Ne oldu? Cumartesi akşam saatlerinde eski bakan ve AK Parti'nin sosyal işlerden sorumlu genel başkan yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya istifa etti. İstifa demiyorlar biliyorsunuz, ‘‘Tüm görevlerimden affımı sayın genel başkanımızdan istedim’’ diyor. Ve daha sonra da bir gün sonra AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de bu talebin kabul edildiğini söyledi. Uzun bir açıklama yaptı sosyal medyada Betül Sayan Kaya ve hiçbir şekilde açıklamanın hiçbir yerinde bu iddialar doğru değildir demedi. ‘‘Hakkımda birtakım iddia ve değerlendirmeler gündeme getirilmiştir’’ dedi. ‘‘Sürecin selameti ve iddiaların tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulabilmesi amacıyla yürütmekte olduğum görevlerden...’’ vesaire ve hiç kimse de ‘‘Yapmamıştır’’ demedi. Kendisi de demedi, kendisi demeyince başkaları da demedi. Hatta tam aksine YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre’nin dile getirdiği bu iddiaların ardından iktidar yanlısı çok isim istifasını istemişti. Nitekim kendisi de affını diledi.
Fatma Betül Kaya önemli bir isim, bakanlık yapmış, AK Parti içerisinde kritik yerlerde bulunmuş bir kadın siyasetçi. Sayıca çok fazla değiller. Bakanlıktan sonra da parti yönetimindeydi. Ve işin ilginç tarafı tam bu iddiaların gündemde olduğu sıralarda kendisi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan'la birlikte New York'taymış ve geldi. İddialar sadece kendisine yönelik değil, tabii ki kocası da var işin içerisinde. Çok büyük paralar var, bunu dün konuşmuştuk. Ama olay bununla sınırlı değil. Adı geçen birçok ismin doğrudan ya da dolaylı bir şekilde AK Parti ile kimi zaman milletvekilleriyle kimi zaman bakanlarla iş ilişkisi olduğu ortaya çıkıyor. Bazılarının geçmişte AK Parti'de aktif görev üstlenmiş olduğu ortaya çıkıyor. Bu söz konusu olan fon şirketinin, Tera özellikle, zamanında AK Parti iktidarının önemli kurumlarıyla çok yakın ilişkiler içerisinde olduğu ortaya çıkıyor. Yani işin içerisinde siyasi iktidar, siyasi iktidarın temsilcileri bir şekilde var. Sadece onlar mı? Tabii ki değildir. Ama şunu özellikle vurgulamak gerekiyor. Birileri birtakım fonlara para yatırmış olabilir, bilerek ya da bilmeyerek. Yani bilerek dediğim bu dönen dolapları bilerek ya da bilmeyerek. Ama burada önemli olan, Fatma Betül Sayan Kaya olayında özellikle ve başka isimler de saptanacak, bu batışın hemen öncesinde çekilmiş olmaları. Belli ki bir şeyin haberini aldılar ve çekildiler. Sadece Kaya söz konusu değil, başka isimler de var. Bakalım bu isimler açıklanacak mı? Açıklanırsa, açıklanır ya da açıklanmaz, bu isimlere karşı ne yapılacak?
Ama bu olay ve bu olayın ardından gelen tepkilere baktığımız zaman ya da tepkisizliğe baktığımız zaman, bu da bence önemli, şu ana kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ağzından çok net ‘‘kim olursa olsun’’ dışında bir şey duymadık. Sessizlik de bir anlam taşıyor. Burada tabii ki ilk akla gelen Türkiye'de belli bir süreden itibaren ahbap çavuş kapitalizminin hakim olduğunu ve iktidara yakın olan kişilerin bir şekilde bunu ranta dönüştürdüğünü zaten biliyoruz, ediyoruz. Geçmişte çok açık seçik örneklerini de yaşadık. Ama bunlardan, özellikle 17-25 Aralık sürecinde, bir sonuç çıkmadı. Siyasi sonuç çıktı aslında, siyasi sonuç çıktı ama çok büyük bir iktidar değişikliğine yol açacak şekilde yaşanmadı. Şimdi de yaşanmayacak muhtemelen ama iktidarın içerisinde birçok iktidarın, iç iktidarların sarsıldığını ve sarsılacağını göreceğiz. Öyle anlıyorum. Çünkü bir yanda çok farklı farklı bileşenlerden oluşan bir iktidar bloku var. MHP ile ittifakı bir kenara koyalım, AKP'nin kendisi de uzun zamandır böyle. AKP'nin içerisindeki Milli Görüş kökenli, İslami hareket kökenli insanların sayısı belki fazla ama güç olarak bakıldığı zaman o kadar da güçlü değiller. Burada zaten AKP içerisinde ya da iktidar içerisinde güç sahibi olabilmenin yolu siyasi angajman ya da ideolojik background falan değil, Erdoğan'la kurmuş oldukları ilişki, Erdoğan tarafından kollanıp kollanmadıkları, önlerinin açılıp açılmadığı meselesi. Nitekim zaman içerisinde çok kişinin etkisizleştiğini, adının unutulduğunu biliyoruz ve hiç duymadığımız, etmediğimiz kişiler birdenbire öne çıkabiliyorlar.
Mesela son döneme damgasını basan iki isim var; birisi Akın Gürlek, birisi Mehmet Uçum. Bunlar AKP'nin ne ilk yıllarında, sonraki yıllarında bile pek bilinen, edilen isimler değildi. Şimdi bu iktidar çarkları içerisinde belli ki değişik kanallardan birileri sürekli bir şeylerden istifade ediyordu mali olarak, parasal olarak. Ve bu fon olayı da bunların en son ve en çarpıcısı ve en büyüğü olarak tanımlanabilir. Çünkü burada söz konusu olan husus şu: Doğrudan yüz binlerce kişinin mağdur olduğu ya da olacağı bir olaydan bahsediyoruz. Daha önce dile getirilen rüşvet, yolsuzluk vesaire gibi iddialarda doğrudan mağduriyetler yoktu, genellikle kamuoyunun zarara uğratılması gibi muğlak bir ifade ya da şu anda dünün CHP'li belediye başkanlarına yönelik suçlamalarda da öyle. Yani bir rüşvet, dolandırıcılık ithamları baktığınız zaman doğrudan birilerinin mağdur olduğu olaylar değil ama birilerinin bulundukları konum nedeniyle haksız kazanç elde ettiği iddiaları esas olarak. Ama burada yüz binlerce kişinin kaba tabiriyle tokatlanması olayı var. Çünkü bu eski bakanın kazandığı milyarlar 3 ayda, 4 ayda ya da 5 ayda kazandığı milyarlar kamudan falan gelmiyor, doğrudan oraya para yatıran diğer vatandaşlardan geliyor. Ve bu da baktığımız zaman bir siyasi mesele. Çünkü bunun sandığa yansıma ihtimali var. Şunu da unutmamak lazım. AK Parti'nin ve aslında AK Parti ve MHP ittifakının oyları tek başına iktidara gelmeye yetmiyor uzun zamandan beri ve sürekli bir düşüş. Bir dönem AK Parti tek başına %50 alabilmişken şimdi iki parti birlikte %40'ın üzerine zar zor çıkıyorlar. Birçok kamuoyu araştırması bize bunu gösteriyor. Dolayısıyla birçok kişi, iktidar etrafındaki içindeki birçok kişi bunu son fırsatlar olarak görüyor olabilir.
Bir diğer yandan da tabii ülkenin son dönemde yaşadığı büyük ekonomik kriz. Bu ekonomik kriz ortamında elde edebildikleri kadar kazancı hızlı bir şekilde elde etmek isteyen ve bunu yaparken de çok bariz hatalar, yanlışlar yapan ve belki de kendilerini ele veren insanlara tanık olacağız. Tek tek birileri tasfiye ediliyordu, bazı gazeteciler şunlar bunlar tasfiye ediliyordu. Şimdi daha büyük dalgalar mecburen gelebilir. Bir ihtimal tabii ki şu var, bunu birçok kişi düşünüyor, özellikle benim son iki günde yaptığım yayınlara gelen tepkilere baktığımız zaman ‘‘Erdoğan bunun üstünü örtbas eder, çok da fazla bir şey olmaz’’ deniyor. Tabii ki bu ihtimal daha önceki deneyimlerden hareketle hayli güçlü ama bu seferki olay zamanlama anlamında baktığımız zaman ekonominin çok da kötü olduğu bir döneme denk geldiği için bunun zararını kamunun karşılayabilmesi hiç mümkün değil gibi gözüküyor. Nasıl yapacakları bilinmiyor, bakacağız. Salı günü alacakları kararlara bakacağız ama belli ki çok büyük bir memnuniyetsizlik olacak. Bu yüz binlerce kişinin içerisinde muhakkak AK Parti seçmenleri de vardır. Onların yatırdığı paralarla bir başka AK Parti'de iktidara daha yakın kişilerin zengin olduğu yolundaki şüpheler işin rengini çok değiştirebilir.
Bugün Deniz Göktaş nihayet mahkemeye çıkıyor, orada olacağım. Herhalde çok kalabalık olacak. Çağlayan'da oluyor. Büyük salonda değil, yani oranın salonları çok büyük değil. Büyük bir ihtimalle bir izdiham olacak, hiç şaşırmayacağız ama Deniz Göktaş'ı görmek için orada olacağız. Umarım ilk ifadesinin, savunmasının ardından tahliye kararı verilir. Bakalım nasıl olacak? Kendisinin son sosyal medyada paylaştığı şeylerde onun da çok heyecanlı olduğunu gördük. Tabii bir yanda böyle, ne denir, küfesini dolduranlar varken halkın parasıyla – ki halkın giderek daha da yoksullaştığı bir ülkede yaşıyoruz – ve onlara çok da fazla dokunulmazken diğer yanda halkı eğlendirmek, güldürmekten başka hiçbir suçu olmayan genç bir komedyen cezaevinde tutuluyor. Bu da Türkiye'nin en büyük ayıplarından biri olarak kayıtlara geçiyor.
Bugün büyük bir edebiyatçımıza ithaf etmek istiyorum; Suat Derviş'e. Gördüğüm kadarıyla çok da, nasıl söyleyeyim, değeri bilinmemiş ya da günümüze yeterince taşınmamış bir isim. Ama Türkiye'de 1900'lü yılların ilk yıllarında, cumhuriyetin ilk yıllarında özellikle birçok şeyin ilkini yapmış birisi. 1905 doğumlu, çok iyi eğitim görmüş, diller biliyor ve küçük yaşta kiminle beraber? Çocukluk arkadaşı Nazım Hikmet'le beraber yazmaya başlıyor. Gazetecilik yapıyor, kadın dernekleri örgütlüyor, siyasetin içerisine giriyor. Birçok kez yurt dışına gidiyor, bunların bazılarını sürgün gibi yaşıyor. Cezaevi deneyimi oluyor ve siyasette çok aktif. Türkiye Komünist Partisi'nin yöneticisi Reşat Fuat Baraner'le uzun bir evlilik, onun 1968'de yanılmıyorsam ölümüne kadar süren bir evlilikleri var. Evet, 68'de o öldükten 4 yıl sonra da Suat Derviş hayatını kaybetmiş. Ben Suat Derviş deyince hep ‘‘Fosforlu Cevriye’’yi bilirim, filmini de seyretmiştik diye hatırlıyorum çünkü çok meşhurdu. Başka mesela ‘‘Ankara Mahpusu’’ çok iyi bir kitap diyorlar, okumadım. ‘‘Kara Kitap’’ ilk romanı yanlış bilmiyorsam. Ben kendisinden bugünlerde, şu iki uzun öykü diyeyim; bunlar zamanında 1960'lı yıllarda tefrika edilmiş gazetede iki öykü: ‘‘Bitmeyen Korku’’, ‘‘Bir Köşede Bir Kadın’’. İki ayrı uzun öykü, roman gibi aslında ve kahramanlar kadın ve bunlar polisiye. Ben biliyorsunuz polisiye meraklısıyım ve Suat Derviş'in polisiye yazarlığını ancak keşfetmiş olduğum için kendime çok kızdım. Geçen Müge İplikçi ‘‘Zeytin Dalı’’na çıkarttı İthaki Yayınları'nın Suat Derviş editörü Serdar'ı. Serdar uzun uzun anlattı. İthaki'ye de çok teşekkür ediyorum. Bildiğim kadarıyla tüm eserlerini bastılar, umarım daha çok okunur, bilinir ve hakkı verilir Suat Derviş'in. Gerçekten iz bırakmış bir yazarımız, Suat Derviş. Kendisini saygıyla ve sevgiyle anıyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
04.10.2026 Fon krizinden hareketle din ile ahlak ilişkisini yeniden düşünmek
03.10.2026 Tek adam rejimi bağlamında fon krizini anlamak
02.10.2026 Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu ve CHP’yi kullanım süresi dolmuşa benziyor
01.10.2026 Zincirlerinden boşanmış sansür siyasal iktidarı kurtarabilir mi?
30.09.2026 Fon krizi seçmen davranışlarını nasıl etkiler?
28.09.2026 Fon krizi: Belli ki çok kale yıkılacak
28.09.2026 Behlül Özkan ile söyleşi: Menderes, İnönü, Demirel, Özal: Dış politikada özerklik tarihi
27.09.2026 Fon krizi iktidarı sarsmaya başladı
26.09.2026 Fon krizi iktidarı sarsar mı?
25.09.2026 YENİ Parti'nin krizi
04.10.2026 Fon krizinden hareketle din ile ahlak ilişkisini yeniden düşünmek
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı