Erdoğan Oligarşiye Karşı mı?

24.08.2001 bianet.org

Erdoğan Oligarşiye Karşı mı?
bianet.org-24 Ağustos 2001
Erdoğan ve hareketinin ne zamandır yerli ve uluslararası sistemlerin dümen suyuna girdiğini düşünen, bunu yazıp söyleyen biri olarak, Recep Tayyip Erdoğan'ın 23 Ağustos 2001'deki "sözde" basın toplantısında söyledikleri beni çok şaşırttı. Örneğin Erdoğan, "Herkes bilmelidir ki, değişimden kastedilen; birtakım oligarşik güç odaklarının taleplerine uygun hale gelmekse, böyle bir değişim bizim yanımıza kesinlikle uğramayacaktır" dedi. Erdoğan yıllarca Türk solunu "medeniyetten nasibini almamışlar" olarak niteleyip aşağılamaya kalkıştı. Başına gelenler, yıllar sonra onu Mahir Çayan ve THKP-C geleneğinin en temel önermesini savunmak zorunda bıraktı. Tıpkı yine Türk solunu küçümseyen PKK lideri Abdullah Öcalan'ın İmralı'da "oligarşik cumhuriyete karşı demokratik cumhuriyet" demeye başlaması gibi.
Derdi "sistemle kavga" değil ama... Oligarşi tespitini ilk kez 14 yaşında duymuş ve benimsemiş biri olarak, Erdoğan'ın konuşması açıkçası hoşuma gitti. Hatta bazı AK Partililere "Konuşmayı çok iyi buldum. Bu da sizin için hiç de iyi bir şey değil" dedim. Çünkü, Erdoğan ve arkadaşlarının derdi, egemen sistemle kavga etmek değil, ona eklemlenmek. Dolayısıyla böylesi çıkışlar, bu entegrasyonu engellemese bile zorlaştırıp geciktirecektir. Ama öncelikle Erdoğan'ın konuşmasında ne denli samimi olduğu sorgulanmalı. Erdoğan "Oligarşik güç odaklarından neyi kastediyorsunuz?" sorusunu soran gazeteciye, "Bunu bilmiyorsanız niye gazetecilik yapıyorsunuz?" diye aşağılayıcı bir karşılık verirken hiç de samimi değildi.
Egemen güçlere karşı ürkeklik Bir kere, "oligarşi" lafı öyle herkesin bildiği bir laf değildi -bundan sonra epey popüler olacağı kesin, o ayrı. Kaldı ki Erdoğan'ın da yakın zamana kadar bunun anlamını bildiği şüpheliydi ; en azından hepimiz onun "oligarşi" dediğini ilk kez duyduk. Erdoğan'ın, yakın zamanda kendisine en açık saldırıları yapan Tuncay Özkan'a gösterdiği nezaketi bu genç bayan meslektaşımıza göstermemesinde, samimiyetsizliğin dışında maçoluğunun da etkisi olduğunu düşünüyorum. Ama daha önemlisi, açık bir cevap vermemekle, oligarşi diye tarif ettiği egemen güçlere karşı ürkekliğini yansıttı. Oligarşi tespiti hep "Emperyalizme göbeğinden bağımlı yerli tekelci burjuvazi..." diye başlar. Ama Erdoğan'ın konuşmasında emperyalizmin esamisi okunmadı. Türkiye'de birileri kendi başlarına bir şeyler yapıyormuş gibi bir görüntü ortaya çıktı. Böylece, Batı aleyhtarlığı temelinde yükselen İslami hareketin has bir evladı olan Erdoğan, kendisine saldıranları, yalnızca millete değil -üstü kapalı da olsa- uluslararası sisteme de şikayet etmiş oldu. AK Parti lideri aynı konuşmada "Birileri, adeta siyasi hareketimize 'vize' verme hakkını kendilerinde görerek, bize değişip değişmediğimizi soruyorlar. Açıkça ifade ediyoruz ki; AK Parti mensupları olarak anayasamız ve seçmenlerin teveccühü dışında, hiçbir makamdan 'vize' alınması gerektiğine inanmıyoruz . Partimiz anayasamızın sınırları içinde ürettiği siyasi çözüm önerileriyle milletimizin huzuruna çıkmanın dışında hiçbir akreditasyon ya da icazet arayışında değildir ve olmayacaktır" diyerek, meydan okumasını sürdürdü.
Konsolosluklarla neler konuştu? Ne var ki, kendisinin, partisini kurmadan önce ABD ve İngiltere başta olmak üzere Batı dünyasında mekik dokuduğu, bir dizi temaslar kurduğu; bununla da yetinmeyip ABD, İngiltere, Almanya Başkonsoloslarıyla neredeyse mutad görüşmeler yaptığı biliniyor. Bilinmeyen buralarda neler konuştuğu. Erdoğan, siyasi yasağının kalkıp kalkmayacağı tartışmaları sırasında, birçok vesileyle çevresindekilere "Ya Amerika kalkmasını isterse?" diye sordu. O zamanlar kendisinin bu sorusunu yadırgayanlar, Anayasa Mahkemesi'nin yasağın kalkmış olduğunu ilan etmesinden sonra "acaba?" diye kendi kendilerine sormadan edemediler. Erdoğan'ın öncelikle bu temasları hakkında toplumu aydınlatması, hiçbir uluslararası odaktan vize almadığı konusunda kamuoyunu ikna etmesi gerekiyor. Zira oligarşiyle mücadele, bir salon dolusu taraftarından aldığı gazla, muhabir ve kameramanlara kabadayılık yapmak değildir. Bunun Kasımpaşa raconunda da yeri olamaz.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
15.03.2026 Ali Şeriati’ye saldırılar ve İslamcı düşüncenin çöküşü
15.03.2026 Diyelim ki Kürt devleti kuruldu…
14.03.2026 Ankara savaşa dahil olmamak için elinden geleni yapıyor
13.03.2026 Duran Kalkan ile Devlet Bahçeli’yi buluşturan savaş
11.03.2026 Erdoğan’ın yurtta barışa ne zaman ihtiyacı olacak?
10.03.2026 İBB davasının ilk gününden izlenimler: Usul esası belirler
10.03.2026 İran rejimi çöker mi? İsrail bölgenin egemen gücü olur mu? | Prof. Hamit Bozarslan ile söyleşi
09.03.2026 Ve büyük dava nihayet başlıyor!
08.03.2026 Bağımsız Kürdistan kapıda mı?
08.03.2026 Savaş uzadıkça Türkiye için riskler artıyor
15.03.2026 Ali Şeriati’ye saldırılar ve İslamcı düşüncenin çöküşü
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı