Emine Uçak ile söyleşi: CHP’nin yankı uyandıran Kürt konferansı

03.02.2026 medyascope.tv

3 Şubat 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Cumartesi günü Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul'da "Toplumsal Barış ve Demokrasi" başlıklı bir konferans düzenledi. Epey ilgi gördü, epey tartışıldı. Biz şimdi bu konferansın düzenleyicilerinden, Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi Üyesi ve aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Koordinasyon Kurulu’nda yer alan Emine Uçak'la konferansı konuşacağız. Emine, merhaba.
Emine Uçak: Merhaba. İyi yayınlar.

Ruşen Çakır: Evet. Sen Medyascope'un ilk yıllarında yıllarca buraya emek vermiş birisisin ve bir süredir siyasetin tam ortasında yer alıyorsun, Cumhuriyet Halk Partisi'nde, Parti Meclisi'nde ve cumartesi günü gerçekleşen o konferansın düzenleyicilerinden, önde gelen isimlerinden birisisin. Ama önce şunu söyleyeyim; Özgür Özel de bahsetti, bu konferans fikrinin cezaevindeki Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan'ın fikri olduğunu söyledi. Bunu bir açar mısın bize?
Emine Uçak: Şimdi öncelikle bu konferansın aslında Cumhuriyet Halk Partisi'nin yeni dönem siyasetinin bir enstrümanı olduğunu, siyaset biçiminin toplumla konuşan tarafı olduğunu söylemek lazım. O yüzden bu konferansı sürekli böyle sadece kişilerin üzerinden değil, Cumhuriyet Halk Partisi'nin değişen siyaset yapma biçimi ve Türkiye'nin meselelerine yaklaşımının etrafında değerlendirmek lazım. Bütün kurumlarının, özellikle de Genel Başkanın perspektifiyle ve onun alan açmasıyla yapılmış bir kolektif parti çalışması olduğunu söylemek lazım. Tabii ki çıkış fikri Şişli Belediye Başkanımız Resul Emrah Şahan'dan geldi. Çünkü sonuçta onlar cezaevindelerdi ve Türkiye geçtiğimiz bir yıldır bir yandan 19 Mart darbesi gibi siyaset alanının kapatıldığı bir durumdaydı. Ama aynı zamanda bir yandan da Kürt meselesinin etrafında "terörsüz Türkiye" denilen bir süreç başlamıştı, ki Resul Emrah Şahan da aslında 19 Mart'ta Kent Uzlaşısı davası sebebiyle tam da Kürt meselesinin etrafında tutuklanan bir belediye başkanı. Şişli'deki onun bütün siyaset mücadelesi yerel demokrasiyi geliştirmek üzerine, Türkiye İttifakı'nı büyütmek üzerine bir perspektif üretiyordu. O yüzden de Türkiye'nin önünde Kürt meselesinin çözümüne dair oluşan bu durumu oradan da çok takip ettiği için, bu konuda yerel demokrasiyi de çok önemsediği için bir şeyler yapılmasıyla ilgili her zaman bir motivasyonu vardı. Bunun bir tanesinin de bir konferans olması, bir zirve olması, bu meselenin bütünlüklü olarak ele alınmasının etrafında bir fikir geliştirmişti. Bu tabii ki onun dışında Ekrem Başkan'ın da çok desteklediği bir fikir oldu ve oradan Genel Başkanımıza geldiğinde Genel Başkanın da bunu ete kemiğe büründürdüğü ve onun yeni siyaset etme biçimini de içine alan bir kolektif yapıya dönüştü. Aslında uzunca bir süredir çalışılıyordu ama dönem dönem takvim netleştiğinde Türkiye'nin önünde başka meseleler çıktı, partinin önünde başka meseleler çıktı. O yüzden de bu hafta sonu gerçekleştirmiş olduk ve aslında bu yönüyle zamanlama açısından da bence çok önemli bir yere denk geldi.

Ruşen Çakır: Zamanlama demişken, tam da onu soracaktım. Şimdi yakın zamanda Cumhuriyet Halk Partisi İmralı'ya giden heyete üye vermedi, o tartışıldı. Ardından çok önemli bir gelişme oldu; Suriye'de işler karıştı. Bunun Türkiye'deki çözüm süreciyle de doğrudan ilişkisi vardı ve böyle bir atmosferde geldi. Bir tarafta Kürt hareketi diyelim genel olarak CHP'yi İmralı konusunda genellikle eleştirdi heyete kişi vermemesi nedeniyle ama sonra Suriye konusunda özellikle Özgür Özel'in çıkışlarını da takdir ettiler. Böyle garip bir konjonktüre denk geldi. Toplantıda da herhalde özellikle Suriye meselesinin ağırlığı çok vardı değil mi?
Emine Uçak: Şimdi şöyle; bir kere zaten aslında Genel Başkanımızın bu "Kendi siyaseti, kendi planı olmayan, başkalarının planlarında figüran olur" diyerek çerçevelediği durumun çok doğru tahlil edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Şimdi bu süreç başladığından beri aslında herkesin CHP'ye çizdiği bir rol var. Her kesimin CHP'yi çekiştirerek bir yere sıkıştırmayla ilgili bir gayreti var. Ama CHP'nin buradaki tutumu başından beri şu: Bu Türkiye'nin önemli bir meselesi. Evet, bunun bir güvenlik boyutu var; evet, bir terörsüz Türkiye boyutu var ama bu bütün diğer meseleler gibi bir demokrasi meselesi, bir demokratikleşme konusu ve o yüzden de bunu sürekli dayatarak ve toplumun farklı kesimlerini içine katmadan, siyaset mekanizmasını daraltarak yapamazsınız. O yüzden İmralı meselesi de böyleydi. Bu çıkışın başından itibaren gelinen konu da böyle. Şimdi mesela bugün Bahçeli tekrar bir yeni el yükseltti, bunu da böyle okumak lazım. Şimdi bu süreci başından itibaren sadece bazı siyasi aktörlerin alan açtığı veya onların söyleme biçimiyle çerçevelediği bir yerden okursak o zaman onların her dediğine teslim olmamız gerekir. Ki bu aktörler, özellikle Cumhur İttifakı için, Kürt meselesi bir mesele değil; bir sorun olarak görülmüyor, geride kalan bir konu olarak bakılıyor. Yani dil meselesi; Kürtçenin kendisi bile bazen bir bakıyorsunuz temel hak seviyesinde ele alınıyor, bir bakıyorsunuz kiminin kullanmasında sıkıntı yok, özgürlükler; ama kimileri kullandığında da bir kriminalleştirme aracı olarak kullanılıyor. Yani daha da somutlayarak söyleyeyim; Bahçeli'nin söylediklerini başkasının söylemesi tutuklanma sebebi olabilir. Şimdi siyaseti bu şekilde bir dar alana sıkıştırarak, sadece iktidarın veya farklı kesimlerin biçtiği bir kılıfa uygun olarak yapmamızı istemelerinde bir sorun vardır. Cumhuriyet Halk Partisi başından itibaren, bu meselenin Meclis zemininde çözülmesi gereken bir konu olduğunu, bunun farklı veçhelerinin olduğunu ve demokratikleşme meselesinin bu meselenin içinde önemli bir yerinin olduğunu söyledi ve bütün aslında süreci de bunun etrafında yürüttü. Yani komisyonda da bu şekilde durdu. Sonra komisyon sırasında İmralı meselesinin, yine Genel Başkanımızın tanımlamasıyla bir "tümsek" gibi değil de hani böyle sanki asla olmaması gereken ve artık olmazsa bundan sonra her şey kopar gibi gösterilmesi, oldu bittiye getirilmesine de karşı çıkıldı. O yüzden bu konferansı da oradan gelen bir yerle CHP'nin buradaki kendi yol haritasının olduğunu, kendi siyaset yapma biçimi olduğunu göstermek açısından önemli bir eşik olduğunu düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Burada konferansın katılımcıları, yani izleyiciler değil de sunum yapanlar, panellere katılanlar konusunda biliyorsun "CHP'li yoktu ya da çok azdı, hep başkaları vardı" gibi birtakım eleştiriler de geldi. Aslında, kişisel olarak söyleyeyim, bu fena bir şey değil ama davetlileri, yani konuşmacıları saptarken neyi gözettiniz?
Emine Uçak: Şimdi bir kere önce bu aslında konferansın fikrinin, tasarımının ve Genel Başkanımızın bununla ilgili konuşmasının çok anlaşılmadığını gösterir. Yani bunu buradan ele alanlar, bunu kişiler üzerinden tartışmaya açanların meseleyi tam anlamadığını düşünüyorum. Çünkü burada aslında demokrasinin liderliğine ve Türkiye'nin yeni bir siyaset biçimini inşa etmesinde liderlik yapan bir CHP bakışı var. Yani bir kere bir sistemsel tahribat yaşıyoruz ve bu bütüncül bir bakışla ancak çözülebilir. Kürt meselesi de böyle, diğer meseleler de böyle. Yani Genel Başkanımızın "Çoklu krizleri, çoklu kimliklerimizle yan yana durursak aşarız" dediği bir çerçeve bu. Şimdi bu meselelere karşı, Türkiye'nin meselelerine karşı hepimizin farklı bakışları olabilir ama dertlerimiz aslında ortak ve bunu da hem adalet krizini hem ekonomik krizi hem diğer bütün krizleri böyle bir çoğulcu bakışla, bir yan yana gelerek, diyalog içinde, müzakere içinde kapsayıcı bir siyaset zemini kurarak aşabiliriz. Bunun tam tersi olanı, yani daha tahakküm edici olanı, daha herkesi kompartımana bölenleri, ortak bir gelecek fikrinin etrafında bu çoğul kimlikleri buluşturamama hali ise aslında Türkiye'yi büyüten bir durum değil. O yüzden biz "Ortak Gelecek Buluşmaları" diyoruz bunlara. Şimdi bu ortak gelecek meselesinde de Türkiye'nin şu andaki zemininde gerçekten masaya ihtiyaç var, çok güçlü bir masa kurma becerisine ihtiyaç var. Ve Cumhuriyet Halk Partisi şu anda bunu en çok yapabilen parti. Hem kendi içinde çok farklı kesimleri demokrasinin etrafında buluşturabiliyor hem de o söylediğinde o salona çok farklı kişiler çok rahat kendi bagajlarını, kendi endişelerini veya dertlerini bir nokta koyarak gelebiliyorlar. O yüzden de burada tabii ki Cumhuriyet Halk Partisi'nin hem yöneticileri hem de Cumhuriyet Halk Partisi'ne daha yakın isimler daha çok moderasyon, yani masayı kuran olarak yer aldılar. Konuşmacılarımız kendi alanlarında bu meseleyi farklı konularla çalışan ve bu meseleyi uzun yıllardır farklı alanlarda taşıyan, Türkiye'nin birikimini ortaya koyan isimlerdi. O yüzden bu tasarımın arkasında da bu isimlerle sıradan bir şekilde buluşulmuş falan değil; bunlar düşünülmüş, taşınılmış. Bu konuda emek sarf eden; farklı bir görüşten olabilir, farklı bir ideolojiden, farklı bir yaşam tarzından olabilir ama hem çatışma çözümü meselelerine hem dünya ölçeğinde hem de Türkiye'de bu işin güvenlik boyutundan tutun da ekonomi boyutuna, kültürel haklar boyutuna kadar zaten çalışan; akademide çalışan, sivil toplumda çalışan, siyasette emek koyan herkesi o masanın etrafında buluşturma isteğiyle şekillenmiş bir programdan bahsediyoruz. Bence zaten en çok da o salondaki duygu ve sonrasında yazılarda çıkan bu beğeni ve bu güçlendirme hissi, yani hem oraya gelenlerde hem de düzenleyenlerde oluşan bu kıvanç bence bununla ilgili.

Ruşen Çakır: Ben toplantının başında yoktum, öğlen geldim. Başta Özgür Özel'in konuşmasından sonra galiba kameralar dışarı çıkarılmış, Cumhuriyet Halk Partisi'nin kamerası kaydediyordu bir tek. Şimdi gördüm ki bunu basına kapalı gibi aksettirmişler ama halbuki biz oradaydık, ben ve birçok kişi gazeteci olarak oradaydık. Buradaki kameraların dışarı çıkarılması meselesine bir açıklık getirebilir misin?
Emine Uçak: Şimdi şöyle; zaten bütün siyasi partilerin hatta protokollerin olduğu toplantıların düzeni bu. Siz de çok toplantıya gitmişsinizdir; açılış konuşmaları tamamen canlı yayın şeklinde yapılır. Sonrasında kameralara kapalı derken, gazeteciler dışarıya çıkarılmadı, böyle bir şey olmadı. Bütün muhabirler cep telefonlarıyla oradaydı. Kameralar da girip çekim yapabilirdi ama bundan sonra çünkü kameralar biliyorsunuz tam önde muhabirler şeklinde yer alıyor vesaire. Orada bir anonsla ilgili bir şey oldu. Ki bence zaten bu tarafı, işte bu İstiklal Marşı meselesi, çok rahat dezenformasyon olduğu ortaya çıkan ve orada olmayan, mesela hâlâ orada olmayıp Lütfi Kırdar yazan bile var mesela, yerini bile tam anlamamış olup, oraya hiç gelmemiş ve sosyal medyadaki bir paylaşımla sürekli kişiler ve konular üzerinden yorum yapma hali var. Bu Türkiye'nin aslında bir sıkıntısı. İşi konuşmak, oradaki meseleyi konuşmaktansa kişileri konuşmak veya böyle dezenformasyon üzerinden bir siyaset yürütmek; Türkiye'nin aslında geride bırakması gereken bir konu. O yüzden siz de oradaydınız, bütün gazeteciler de yazdılar; böyle basına kapalı bir durum söz konusu değildi.

Ruşen Çakır: Burada şunu da özellikle vurgulamak istiyorum. Senin şahsına yönelik de birtakım şeyler yapanlar oldu. Ama mesela şunu biliyorum; toplantı sırasında son oturumu sen yönettin, Özgür Özel'in kapanış konuşmasından önceki oturumu, orada bir arkadaşım bunu söyledi: "Cumhuriyet Halk Partisi'nin böyle önemli bir toplantısının başörtülü bir moderatörü var." Yani bu CHP için aslında çok önemli bir dönüşüm. Bunu senin kişiliğinin ötesinde daha genel söylüyorum. Ben Deniz Baykal'ın birtakım yapmaya çalıştığı açılımları hatırlıyorum. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi bu olayı çok normalleştirdi diye görüyorum ama birçok kişi hâlâ bunu kabullenemiyor sanki. Ne dersin?
Emine Uçak: Şimdi bir kere aslında bu konferansın yine tasarımının etrafında düşünürken, tartışırken de çok gördüğümüz bir şeydi bu. CHP'ye karşı özellikle bu muhalif kesimlerde de olan bir şey, yani sadece iktidar çevresinde değil. Muhalif kesimlerin kendisi de son 4-5 yıldır aslında Cumhuriyet Halk Partisi'nin değişimini; 2023 seçimleri gibi hakikaten herkes için bir travmaya sebep olan seçimden sonra 2024 seçimlerini kazanmış olması ve tek başına kazanmış olmasının arkasındaki değişimi, siyasi güçlenmeyi anlamama, Türkiye'nin de sosyolojisinin dönüşümünü anlamama ile ilgili bazı kendi içinden kaynaklanan takip etmemekle ilgili bir bakışı var. Ama genel olarak yine de bu önyargılar meselesi, yani Türkiye'nin hakikaten bazı meseleleri geride bıraktığıyla ilgili de bir durum var. Bir kere mesela Genel Başkanımız bunu birkaç yerde kendisi söyledi; Cumhuriyet Halk Partisi'nin şimdiki kadrolarının hiçbirinde böyle başörtü meselesiyle ilgili zaten bir şey yok. Ben sizin programınızda da söyledim, başka röportajlarımda da söyledim. Bu partinin delegeleri var, en tabanda başörtülü siyaset yapanları var. Ve daha da önemlisi şu: Biz başörtülü olduğumuz için Cumhuriyet Halk Partisi'nin vitrininde değiliz. Ben yıllarca daha önce siyaset yapmış ama gerçekten bir kendi siyaset yapabileceğim mekanizma görmediğim için siyaseti bırakmış birisi olarak Türkiye'nin çok tarihi bir döneminde, 19 Mart darbesinden sonra Cumhuriyet Halk Partisi'nin teklifiyle siyasete girdim. Yani bu "aramızda bir başörtülü olsun" mantığıyla yapılmış bir şey değil. Bizim zaten Reform Enstitüsü'nün etrafında, Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçim kampanyalarının etrafında bir yol yürüme biçimimiz vardı. Ama bunun içinde siyaset yapmak başka bir merhaleydi ve bu Cumhuriyet Halk Partisi'nin yönetiminin, Genel Başkanının bu tasavvuruyla oluşan bir durum, ki benden önce zaten genel başkan yardımcısı seviyesinde başörtülü bir siyasetçisi var Cumhuriyet Halk Partisi'nin. O yüzden Türkiye'de özellikle kadınlar açısından artık bu başörtü meselesinin hem avantaj olarak hem dezavantaj olarak konuşulmasının unutulması lazım. Ben yıllarca başörtü mücadelesi verdim bu ülkede ama başörtü mücadelesi de Türkiye'de kadınların kazanımıyla elde edilmiş bir mücadele. Ve bu mücadele hiçbir siyasi partinin kendi siyasi kazanımlarının etrafında değerlendirilmemesi gereken, Türkiye'nin geride bıraktığı için çok sevinmesi gereken bir konusu bana göre.

Ruşen Çakır: Şimdi konferansın başlığında "Kürt" lafı geçmiyor ama biz buna "CHP'nin Kürt Konferansı" diyebiliriz. Birbirinden farklı oturumlar oldu, birbirinden farklı kişiler farklı açılardan görüşlerini dile getirdiler, yorumlar yaptılar, tartışmalar oldu. Olay bitti, bir gün sürdü. Özgür Özel baştan sona en önde izledi. Peki sonuçta siz CHP olarak, CHP yöneticileri olarak konferansın ardından herhalde birtakım değerlendirmeler yapmışsınızdır. Ne gibi temel sonuçlar çıkardınız? Yani bu yaptığınız işin, o faaliyetin getirileri olarak neleri kayda geçirdiniz?
Emine Uçak: Şimdi bir kere bizim "Kurtuluş yok tek başına" dediğimiz ve bütün aslında meydanlarda 19 Mart'tan bu yana milletle birlikte yaptığımız mücadelenin; Türkiye'nin ve dünyanın içinde bulunduğu bu krizleri ve sistemsel tahribatı aşmak için bunun sadece hakikaten hoşumuza giden bir slogan değil, ihtiyaç olan bir slogan olduğunu – ki bugün aslında diğer siyasi partilerin hepsinin de dönüp dolaşıp bu iç cephe tartışmasıyla vesaire söylediği bir şey bu – vurgulamak lazım. Yani Türkiye bundan sonra ortak geleceği için daha güçlü, daha müreffeh, herkes için huzur ve özgürlük düzeninde, adalet düzeninde bir zemin oluşturmak istiyorsa meselelerini çözmek zorunda. Ve bu meselelerin bir tarafı dönemsel olarak sıkıntılarını çözmek; bu sıkıntıyı çözerken başka taraflar için dönemsel olarak mağduriyetler üretmeden yapması lazım. Gerçekten millet olabilmemizin, birlik olabilmemizin ve birlikte tekrar geleceğe yürüyebilmemizin yolu da buradan geçiyor. O yüzden biz toplantıyı bu "Kurtuluş yok tek başına" siyasetini düşünce dünyasında, akademide, iş dünyasında ve Kürt meselesi gibi Türkiye'nin artık gerçekten Genel Başkanımızın söylediği gibi yük olan ve daha da ilerlemesinin önünde, demokratikleşmesinin önünde bir kriz olan, bir çatışmaya sebep olan, acılara sebep olan bir meseleyi çözmekle ilgili bir yol haritası ve bir siyaset üretmenin ve bu konuda yapılacak olan çalışmaları Meclis zemininde desteklemenin motivasyonunda olduğumuz ortada. Bu meseleyi ısrarla sadece güvenlik boyutuyla tartışıp demokratikleşmeyi hiç konuşmamak ya da "reform" deyip aslında reformcu davranmamak... Yani şimdi iktidarın tam da söylediği; sürekli reformdan bahsedip ama tahribatları hiç çözmeden gündelik çözümlerle yola devam etmek ve bunu da tamamen siyaset eksenli ve seçim eksenli bir bakışla dizayn etmenin ne kadar yol açıcı olmayacağını gören bir parti olarak biz meseleleri, Kürt meselesi başta olmak üzere bütünlüklü bir şekilde tekrar yeni tahribatlar oluşturmadan, kimseyi ötekileştirmeden, yeni düşmanlıklar oluşturmadan çözme ile ilgili bir irademiz var. Bunun bir bölgesel ayağı var, bir kalkınma ayağı var, bir haklar boyutu var; tabii ki demokratikleşme boyutu var. Bunlarla ilgili de zaten Meclis'teki komisyonun, o yüzden biz sadece demokratikleşmeyi Terörle Mücadele Kanunu veya bundan sonrasına işaret etmeyen sadece bugüne dair güvenlik boyutuyla yaklaşan bir tutum olmamasını, bu raporun demokratikleşme boyutunu da içine almasını o yüzden savunuyoruz.

Ruşen Çakır: Peki, şimdi birtakım değerlendirmeler gördüm konferansla ilgili. Mesela Murat Sevinç çok takdir etmiş, kimileri laf etmiş. Yıldıray Oğur’un ilginç bir tespiti vardı; "Böyle bir konferansı AK Parti yapmıyor, yapamaz"a getiren bir şey vardı. Senin de yakından bildiğin bir çevre orası. AK Parti gerçekten Kürt sorununu tüm boyutlarıyla ele alma kapasitesini kayıp mı etti?
Emine Uçak: AK Parti bence sadece Kürt meselesini değil, bütün sorunları çözme ile ilgili kapasitesini uzun zamandır kaybetmiş durumda. Ben uzun zamandır yazıyorum bu afet meselesini, 6 Şubat'a yaklaşıyoruz. Bir kere Cumhur İttifakı bütün olarak ve AK Parti, Türkiye'yi depreme karşı güçlendirmek için yola çıkmış ve bu şehirlerin büyük çoğunluğunu yıllarca yönetmiş bir parti olarak aslında bu şehirleri dirençli olarak büyütmediğini ortaya koydu, görüldü bu depremlerde. Ama depremin ilk gününden itibaren olaya yaklaşmaları veya bununla ilgili olan bütün meseleleri; yani bu işin merkeziyetçilik boyutu, aslında nerelerde tahribat oluştuğu, niye risk yönetiminin önden yapılmadığı veya müdahale meselesinde aksayanlar, ki bu mesela sürekli evlerin yapılmasının etrafında yapılan siyaset ve buna bir "inşa" demek... Yani buna nasıl inşa deniliyor, orası da ayrı bir tartışma. O yüzden aslında bütünlüklü bakamıyor ve kendisi bu tahribatın sebebi. Bu tahribat şu demek: Afetten tutun da kadına şiddete kadar, Merkez Bankası'na kadar bütün aslında Türkiye'nin ekonomi, adalet ve sosyal politika ile ilgili içinde bulunduğu tahribatın şöyle bir sebebi var; kişilere, kişilerin becerisine, liyakati yerine insafına bırakılmış bir sistemden bahsediyoruz. Bu zaten meselenin aksayan tarafı. AK Parti bunu kaybetmiş durumda. Yani bu meselede başından itibaren bir yıldır bu süreci yürüten taraflar olarak en son bu bir aydır mesela Kürtlerin etrafında oluşan dili bile kontrol edemeyen, kendi medyasındaki savrulmaları kontrol edemeyen ve aslında kamusal alanın dışında bundan rahatsız olup buna söz söyleyemeyen bir hali var. O yüzden aslında özellikle bazı muhalif kesimlerin uzun süredir böyle bir "yaparsa bunu ancak iktidar yapar" bakışının da Türkiye'nin dönüşümünü, dediğim gibi Türkiye'nin sosyolojisini ve içinde bulunduğu sorunları da anlamama ve aslında Cumhuriyet Halk Partisi'ne karşı da kendilerinden kaynaklanan önyargısı olduğunu düşünüyorum. Şu anda meselelerin ne olduğunu, yani şu anda Türkiye'de sorunun nereden kaynaklandığını — bunu söylerken emekli maaşlarından da asgari ücretten de her konudan bahsediyorum ve güvenlik boyutundan da bahsediyorum, sosyal politikadan da bahsediyorum — nerelerde sıkıntı oluştuğunu, devletin tekrar bu sistemin içinde herkes için güvenlik, herkes için eşitlik, herkes için refah üreten bir sisteme dönmesinin önemini anlayan ve buna göre parti programını değiştiren bir Cumhuriyet Halk Partisi var ve buna yönelik reçeteleri olan bir kadrosu var. Bunun görülmesi gerekiyor.

Ruşen Çakır: Peki, son olarak bunun devamını soracağım. Şöyle bir şey var; sosyal demokrat partilerin Kürt sorunu ile ilişkisinde hep böyle birtakım zirveler olur, raporlar çıkar. Döneme göre çok ileri şeyler olur ama sonra yerinde sayma hatta geri adım atmalar çok olur. Şimdi CHP bu konferansla, Kürt konferansıyla çıtayı yükseltti bence. Bunun devamını nasıl getireceksiniz? Birtakım projeler var mı, yoksa şu anda çok erken mi?
Emine Uçak: Şimdi bir kere daha yine 19 Mart'a dönerek söyleyeceğim ve 2024 seçimlerine. Mesela buradan vazgeçilmeyeceğini veya bunun aslında Cumhuriyet Halk Partisi'nin yeni döneminin işareti olduğunun tekrar hatırlanması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü mitinglerle ilgili de mesela aynı şey söylendi. 19 Mart darbesi oldu, "Bunlar buradan vazgeçecekler" dendi. Ne cezaevine düşen belediye başkanlarımız, cumhurbaşkanı adayımız bu mücadeleden vazgeçti; ne Genel Başkanımız bu mücadeleden, meydanları büyütmekten vazgeçti. Mitinglerle ilgili, mesela en son Çorum mitingi. Burada bir kere devamlılık var. Bir kere mücadeleyi devam ettirme ile ilgili bir motivasyon var. O yüzden ne sahadaki çalışmalarımız ne kurumsal siyaset etrafında yürüttüğümüz siyaset ne de böyle düşünce dünyasında, "meselelerin etrafında bir araya gelelim, konuşalım" misyonuyla, vizyonuyla ortaya çıktığımız Ortak Gelecek Buluşmaları'nda "bir kere yapalım ve bitsin" gibi bir anlayış yok. Genel Başkanımız, siz de kapanış konuşmasındaki vurgusunu hatırlarsınız, bunları devam ettirmekle ilgili iradeyi de söz konusu etti. O yüzden biz aslında hem sahada hem meydanlarda hem de aslında bu işi konuşacağımız salonlarda siyaset üretmeye, çözüm reçetelerini konuşmaya devam edeceğiz.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Emine Uçak. Çok sağ ol. Evet, Cumhuriyet Halk Partisi'nin cumartesi günü yaptığı "Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı" — aslında "Kürt Konferansı" da diyebiliriz — düzenleyicilerinden Parti Meclis Üyesi Emine Uçak Erdoğan toplantının öncesini ve sonrasını anlattı, eleştirilere cevap verdi. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
08.02.2026 Öcalan’ın sarsılan liderliğini onarma çabaları
08.02.2026 Erdoğan İslamcı mı?
07.02.2026 Mansur Yavaş neden gündemde değil?
06.02.2026 Epstein skandalı ve Noam Chomsky’nin yarattığı hayal kırıklığı
05.02.2026 “Büyük medya” krizdeymiş!
04.02.2026 Murat Aksoy ile söyleşi: CHP’nin Kürt sorunuyla imtihanı
04.02.2026 Çözüm sürecinde sil baştan
04.02.2026 Yüksel Genç ile söyleşi: Suriye’de yaşananlar Kürtlerin çözüm sürecine bakışını nasıl etkiledi?
04.02.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: Bahçeli ne diyor, Erdoğan ne yapıyor?
03.02.2026 Abdullah Öcalan’a açık mektup ve 20 soru
08.02.2026 Öcalan’ın sarsılan liderliğini onarma çabaları
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı