Dr. Edgar Şar ile söyleşi: Çerçeve Yasa sınavından hareketle YENİ Parti'in geleceği

12.08.2026 medyascope.tv

12 Ağustos 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Çerçeve yasa çıktı ama YENİ Parti'nin tavrı hâlâ tartışılıyor. Bugün bu konuyu siyaset bilimci Dr. Edgar Şar'la konuşacağız. Edgar merhaba.
Edgar Şar: Merhaba Ruşen Ağabey.

Ruşen Çakır: En çok merak edilen YENİ Parti'ydi çünkü diğer partilerin pozisyonları netti. Daha okumadan imza verenler, baştan karşı çıkan İYİ Parti, çekimser olacağı belli olan Yeniden Refah Partisi ve Yeni Yol Grubu’nun da muhtemelen ‘’evet’’ oyu vereceği bekleniyordu. CHP de ‘’evet’’ dedi. YENİ Parti'nin de ‘’evet’’ oyu vermesi bekleniyordu açıkçası. Özgür Özel daha önce yaptığımız söyleşilerde ve başka mecralarla yaptığı söyleşilerde, mesela T24'te, yasa, daha taslak ortada yokken de çıkacak olan yasaya ‘’evet’’ diyeceklerini söylemişti ama son anda işler karıştı. YENİ Parti genel kurulu sabah 11.00’de yapıldı, saat 10.00’da da kapalı grup toplantısı yapıp netleştirdiler. YENİ Parti'nin son âna kadar kafasının bu kadar karışık olması, net bir tavır alamaması neden kaynaklanıyor sence?
Edgar Şar: Normal şartlarda YENİ Parti'nin en büyük avantajı ve aslında yapması gereken şey neydi? Bugüne kadar, 20 yıldan fazla süre bu iktidarı iktidarda tutan asıl şeylerden bir tanesi, aslında belki de en önemli şey olan mevcut toplumsal fay hatlarıyla istediği zaman oynayabilme ve buradan kendine bir siyasi çoğunluk yaratma becerisini alt edecek şekilde, bir taban siyaseti yaparak yeni fay hatları yaratmak ve iktidarın bu çoğunluk üretme stratejisini sürekli yeni ortaklarla, yeni yollarla, giderek daha otokratik yöntemlerle yapsa da, hep aynı olan bu yöntemi etkisiz hale getirmeye çalışmak olacaktı. Bu en önemli yollarından biri. Ama toplumda bazı fay hatları var, bunları ortadan kaldıramıyorsun. Mesela bir Türk-Kürt fay hattı var, bu ülkenin kuruluşundan beri gelen, daha geriye bile gidebilen bir fay hattı. Bir Kürt meselesi var. Bu ikisini de ortadan kaldıramazsın. Ortadan kaldıramıyorsan, eğer bir fay hattı senin lehine çalışmıyorsa onu ortadan kaldırmaya çalışacaksın; yeni fay hatları tanımlamaya çalışacaksın. O bildiğimiz fay hattını kesen ve senin çoğunluk yaratabileceğin yeni bir siyaset üretmek zorundasın. Ama eğer ortadan kaldıramıyorsan, o zaman yapman gereken şey, iktidarın, buradaki rakibinin bütün devlet imkânlarını, bütün gücünü kullanarak, üstelik muhataplarının sorgulamaya bile yeltenmediği yöntemleri kullanmasına, insanlara neredeyse boş kâğıda imza attırıp, sonra onun üzerine yasa teklifinin çıktısını almak gibi yöntemler bile sorgulanmamasına rağmen, sizin yapacağınız şey bu konuda çok daha önce ana pozisyonlarıyla hatlarınızın belirli olması, kendi pozisyonunuzu kendi siyasetiniz üzerine inşa etmeniz, burada sizi ilgilendiren bütün taraflarla -çünkü kendi tabanınızda iki taraftan da insanlar var- bunu paylaşmanız ve bu şekilde pozisyonunuzu inşa etmeniz. Bunu yapmadığınız andan itibaren yapacağınız tek şey, karşı taraf adımlarını atarken, siz de ancak defansta kalıp sürekli reaksiyon üretirsiniz ve o reaksiyon da muhtemelen, "Nasılsa biz buna zaten imza atmıştık, ne çıkarsa çıksın ‘evet’ diyeceğiz, bu çok fazla sorgulanmaz" diye düşünülmüş ve bu açıdan da çok hazırlıksız yakalanmış bir şey oldu. Ama daha teklif gelmeden, tam da beklenilmediği kadar bir infiale yol açınca, mecburen bu şekilde taktiksel bir bölünme ile bir adım atmak zorunda kaldılar, bu da her şeye rağmen tabii çok iyi gözükmedi.

Ruşen Çakır: Komisyon meselesi olduğunda da CHP vardı o dönemde; daha mutlak butlan olmamıştı. Çok büyük bir kamuoyu baskısı vardı ve partide milletvekilleri, grup başkanvekilleri içerisinde de bunu oyun olarak görüp dâhil olmamayı savunan çok kişi vardı. Yani, tabanda ve şimdi olduğu gibi sosyal medyada yine çok yoğun bir baskı vardı. Ona rağmen CHP komisyona girdi ve bir süre sonra o baskı azaldı. İlk baştaki "Bu komisyona girilirse bu iş biter" tepkisi çok da uzun sürmedi. Bir tek sonra İmralı Heyeti’ne temsilci vermedi, orada tutuk davrandı.  Ama şimdi bir benzeri yaşandı. Ama bu sefer CHP değil, YENİ Parti. Bu sefer, sanki o baskı kazanmış oldu, öyle değil mi? Tabandan gelen, Komisyona girmeyi engelleyemeyen çizgi, burada ‘’evet’’ oyu için grup kararını engellemiş oldu. 
Edgar Şar: Komisyona girmeyle arada şöyle bir fark var; Komisyona girme kararı, İmralı'ya gidip gitmeme kararı ve şimdi bu karar, belki de YENİ Parti, CHP için bu sürecin üç kırılma noktası oldu. Ama aralarında farklar var, çünkü Komisyona girmek usul meselesiydi, Özgür Özel onu şu şekilde savunabildi. “Çok da bir şey olmadı” dedin ya, olmamasının iki temel sebebi var. Birincisi, orada sonuç itibarıyla Özgür Özel "Biz buraya girmesek ne kazanacağız bu işten? Girdiğimizde, en azından söz hakkımız olur, en azından ne yapıldığını biliriz, gerektiğinde karşı çıkarız" demişti. İmralı meselesi, gerektiğinde karşı çıkabilecekleri, kendi pozisyonlarını diğer aktörlerden farklılaştırabilecekleri bir kırılma noktasıydı, ki bunu yaptılar. O zaman da çok kıyamet koptu; "Bunu yapmadınız diye Kürtler kızar" dendi. Mesela ben o zaman "Kürt hareketine destek veren bir Kürt'ün, o zamanki CHP, şimdiki YENİ Parti'den en önemli beklentisi bence İmralı'ya gitmek değildi" demiştim. Ben öyle düşünüyordum, bu anlatılabilir bir konuydu, bence iyi kötü anlatılabildi. Zaten anlatılamamış olsaydı sen şu an soruyu sorarken "İmralı'ya gitmediler, orada bir patladı, şimdi de iyice patladı" derdin. Ama o da çok etki yaratmadı, demek ki anlatılabildi.

Ruşen Çakır: CHP'de bu tartışmaya çok dâhil olmuş birtakım tanıdıklarımla konuştuğumda şu notu düştüler; hatırlayacaksın, İmralı'ya gidildikten sonra AKP ve MHP temsilcileri bunu dillendirmediler. Şimdi İmralı Heyeti’nin yaptığı gibi hemen medyaya bir açıklama yapmadılar, gizlemeye kalktılar. Eğer onlar gizlemeyip "Öcalan şunu anlattı, bunu anlattı" diye bir şekilde pazarlasalardı, o zaman CHP biraz zorlanabilirdi. Ama onların, yaptıklarını çok seslendirmemeleri, bir anlamda CHP'nin gitmemesini de sanki çok önemsiz kıldı yorumu yapılıyor.  Bir dipnot olarak düşmek istiyorum.
Edgar Şar: Tamam, ben tersini okuyorum, belki senin kadar bilgim olmayabilir bu konuda. Ama ben tam tersi o günü iyi hatırlayan biri olarak şöyle söyleyeyim; CHP gitmediği için zaten o ziyaret düşünüldüğü kadar meşrulaştırılamamış olduğu için çok bahsetmek istemediler. Bence sebep-sonuç ilişkisini o yorum biraz ters kuruyor, ben en azından böyle okuyorum. Kaldı ki zaten hatırla, o zaman Erdoğan ve AK Parti de bu konuda tereddütteydi. O gün Özgür Özel yönetimindeki CHP gidiyor olsaydı, onlar daha rahat olabilecekti. Gitmeyince o rahatlıklarını kaybettiler ve oradaki anlatıyı kontrol edebilmek için bütün tutanaklar tam yayınlanmadı, bir özeti yayınlandı. CHP o zaman bu olaylar olduktan sonra "Keşke gitseydik" şeklinde bir yorum yapmadı, çünkü tam olayların geliş biçimi de aslında belki de ‘’iyi ki gitmedik, gitmeyerek ne taban ne Kürtler açısından bir şey kaybetmedik. Ama gitseydik olabilecekler üzerinde daha farklı anlamı olabilirdi’’ diye o virajı iyi aldı bence. Ben geriye bakarken öyle görüyorum bütün olanı biteni.
Ama bugün hata şu: Bugünkü bir içerik meselesi, bir usul değil. ‘’Komisyona girdik-girmedik’’ değil, ‘’Komisyonda ne dedik, neyin altına imza attık?’’ meselesi. Hatırlarsan, komisyondan raporlar çıktı, bu raporlar çıkarken de benzer tartışmalar oldu; bu kadar olay olmadı. Çünkü ilk önce herkes kendi raporunu ortaya koydu, sonra bunun idealden uzak bir kesişim kümesi hazırlanıp imzalandı. O zaman da bu kadar kıyamet kopmadı, ama en azından herkesin iyi kötü bir yönüyle sahiplenebileceği, idealden uzak ve tamamen kesişen bir konsensüs ortaya çıktı diyelim. Zaten ülke idealden uzak olduğu için daha fazlası belki beklenmiyordu. Onun üzerine herkes bu Komisyonu “Ne güzel, bu komisyonda altına imza attık” diye bugün çok güzel bir şeymiş gibi anlatmıyor mu? Özgür Özel de "Biz bunun altına imza atmıştık, imzamızın arkasında duracağız" dedi. Şimdi imzanın arkasında şöyle dursaydı çok proaktif bir yaklaşım olurdu ve bugün kendisinin itilmiş olduğu bence ikileme de düşmemiş olurdu. Hatırlarsan, yine birlikte yaptığımız bir yayında,  https://medyascope.tv/2026/02/19/edgar-sar-ile-soylesi-iktidar-ic-politik-dengeyi-degistirmek-istiyor/ ben o raporu okuduğumda “Onun 7. maddesi nasıl olacak acaba, hadi bakalım” dedirtmişti bana. Raporun 6. maddesi de tamamen bu yasanın içeriğiyle, ‘’örgüt silah bıraktıktan sonra ne olacak, nasıl ve ne gibi yasal güvenceler verilecek?’’ kısmıyla ilgiliydi. Dünyadaki bu tarz örgütlerle çatışma çözümleri, çatışmaların sona erdirilmesi süreçlerin hepsinde, bir şekilde ‘’silahların bırakılması sonucunda entegrasyon nasıl yönetilecek, bunun hukuki, yasal altyapısı ne olacak?’’ diye bir soru sorulur ve buna bir cevap verilir. Bu zaten şu ya da bu şekilde olacak, olmalıydı. Bu yasada buna verilen cevap, tamam.
Peki 7. madde neydi?  İktidar buna ‘’Kürt meselesi’’ demese, bu bir demokratikleşme meselesinden ziyade ilk önce bir silahları bırakma meselesi demesine rağmen, hem AK Parti hem MHP olmak üzere iktidar milletvekillerinin de altına imza attığı o raporun 7. bölümünde yine birtakım minimum adımlar vardı. Sen bile kaç yayın yapmışsındır bu konuda, aylardır "Bugün gelecek, Kurban Bayramı'nda gelecek, yazın başında gelecek" diye söylenen bu yasa gelirken CHP, “Bakın bu yasa gelecek, gelmeli. Hepimizin, neredeyse bütün Meclis’in altına imza attığı bu raporun 6. ve 7. maddelerini de içerecek şekilde bir taslak hazırlayın, hatta bunu ben teklif ediyorum, siz çalışın, daha farklısını yapın, daha iyisini yapın. Elinizde istihbarat var, daha güzelini yapın, tamam, ama benim burada kırmızı çizgilerim var. Bu kırmızı çizgiler de imzaladığımız şeye aykırı değil, hepimiz altına imza attık, biz bunu konuşmaya hazırız. Bunlar olan bir tasarıya biz ‘evet’ deriz ama bunun haricindeki şeylere bizim ‘evet’ dememiz zor olur. Çünkü bizim politikamız bu yönde” deseydi, o zaman, PKK'lıların geri dönüşüyle ilgili yapılması gereken, zaten mecburi olan bu yasayla ilgili proaktif bir pozisyon inşa etmiş olurdu.
Benim söylediğim sadece bir örnek. Bu başka şekillerde de yapılabilirdi. Çünkü bu geliyordu zaten, aylardır konuşuluyordu, son anda iktidarın attığı böyle bir son dakika golü olmadı. İktidarın son anda getirdiği, kendi milletvekillerinin bile nedense görmediği, buna rağmen CHP'nin gidip teklif olarak imza attığı bir metin. “Teklife niye imza atıyorsunuz, teklifi getiren atsın. Sen daha görmediğin şeyin altına niye imza atıyorsun, belki daha güzelini önereceksin, git kendininkini öner. Neyin şovu bu?” gibi bir durum ortaya çıktı. Kamuoyunda "Evet mi hayır mı diyeceğiz? Bu referandum mu?" tartışması olmazdı. O tartışmayı yöneten YENİ Parti'nin kendisi olurdu. Kürtlere de söyleyecek bir şey olurdu, hatta Kürtlere "Bakın bizim bu taslağımız bazı açılardan daha iyi" derdi. Çünkü öyle bir teklif geldi ki, hukuki yanları bir tarafa bırakıyorum, hukuki eksiklerini hem de Kürt meselesinin barışçıl çözümüne karşı olan hukukçular değil, Kürt meselesinin barışçıl bir şekilde çözülmesine taraf olan hukukçular söylüyorlar. Üstüne üstlük, işin demokrasi tarafında alarmları çaldırabilecek yönleri olan bir yasa aynı zamanda bu. Hangi kurul ne açıdan görevli olacak ne yapacak, kim karar verecek konusunda o yönü de çok daha iyi bir teklifle gelebilirdi. Bunu yapmayınca son dakikada iktidar bugün getirdi, yarın getirecek derken, böyle bir zaman kalmadı ve en sona bu yasayla hareket edilmek zorunda kalındı. Sonuç itibarıyla YENİ Parti tartışmayı kontrol edemedi. Kontrol edemeyince, sadece reaksiyonla da anca bu kadar olabilir.

Ruşen Çakır: Burada birbirinden farklı bakış açıları var; “Tamamen ‘evet’ demeliydi” diyenler, “Tamamen ‘hayır’ demeliydi” diyenler ve bir de Özgür Özel'in bu tavrının doğru olduğunu söyleyenler var. Kabaca üç bakış açısı var. “Tamamen hayır demeliydi” diyenler de Özgür Özel'i eleştiriyor, “Tamamen evet denmeliydi” diyenler de Özgür Özel'i yeterince liderlik sergileyemediği için eleştiriyor. “Bu tavır doğru” diyenler de en çok Özgür Özel'i öne çıkartıyorlar, onu takdir ediyorlar, “Tavrımız doğrudur ve Özgür Özel farkı, milletvekillerinin imzası” diyorlar. Ama her ne kadar kökü eski de olsa da yeni bir parti, böyle kritik bir noktada bu kadar birbirinden farklı tavır alması iyi bir şey mi, kötü bir şey mi? Üç farklı tavır dedim ama daha da çoğaltılabilir aslında. İdeal demokrasilerde çok seslilik, parti içi demokrasi olarak görülebilir ama ‘’hangi tavır doğru?’’dan ziyade, bu kadar güçlü üç perspektifin var olması, bu partinin güçlü bir parti görüntüsü vermesini zorlamıyor mu? Benim anladığım kadarıyla en çok seslendirilen ‘’Özgür Özel'in yaptığı doğrudur, alınan tavır doğrudur’’ tavrı. O, varsa bir hasar azaltma tavrı. Ama ‘’hayır’’ diyenlerin daha güçlü olduğunu düşünüyorum ve milletvekili sayısına baktığın zaman da zaten hayırcı milletvekilleri çok net bir şekilde fazla.
Edgar Şar: Ben bu senin bahsettiğin üç yaklaşımın birer reaksiyon olduğunu düşünüyorum. Ben zaten kendi fikrime göre doğru olanın ne olması gerektiğini söyledim. O proaktif şeyi yapmadıktan sonra geri kalan bu üç seçenek, “Ya tamamen ‘hayır’ diyeceğiz ya tamamen ‘evet’ diyeceğiz ya da böyle taktiksel bir bölünme yaratacağız ve bu ikilemle, bu krizle, bu hasar kontrolüyle en iyi şekilde böyle başa çıkacağız” tavrı bir pozisyon değil, bunlar tavır da değil, bunlar sadece reaksiyon. Bir reaksiyon almak şu an yapılan değil de diğer ikisinden biri de olsaydı, yine ortalık hâlâ toz duman olacaktı, bir türlü hâlâ toz yerde yerini bulmayacaktı. Şu an hâlâ bulmadı, iki gün geçti, hâlâ tartışılıyor. Mesela üyelik alımları başladı, değil mi? normalde YENİ Parti'nin bağış olayının daha ötesinde bir çıkış yapacağı, her gün gelen üye sayısının konuşulacağı, kaç 100 bine ulaştığı, ‘’CHP'yi geçecek mi?’’ diye konuşulacağı zaman, reaktif bir tavır alındığı için biraz gölgelenmiş oldu. O dediğin diğer üçünden biri olsaydı da, tamamen ‘’evet’’ verilseydi de farklı olacağını zannetme; yine benzer bir şey olacaktı. Bu arada şu anki tavır belki en az toz kaldıran olmuş olabilir. Ama onu speküle edebiliriz.
Ayrıca asıl şunu söylemek istiyorum; YENİ Parti'nin diğer bütün partilerle karşılaştırılırken en önemli farkı şu: Bir iktidar iddiası var, erken seçim de istiyor. Bunun biraz altını dolduralım; yarın seçim olsa YENİ Parti birçok güvenilir ankette göründüğü gibi birinci çıksa ve hasbelkader desteklediği cumhurbaşkanı adayı da kazanmış olsa, şu anda bu çözüm sürecini ele aldığında nasıl devam ettireceği ve ne yapacağıyla ilgili çok net bir plana ihtiyacı var. Sen reaktif davrandığın sürece tamamen "Evet" de desen, ‘’hayır" da desen o plan elinde olmamış oluyor. "Bu konu şöyle yürütülmeliydi böyle yürütülmeliydi" diye baştan senin proaktif olman gerekirdi. Mademki Kürt meselesini ortadan kaldıramıyorsun, Kürt-Türk fay hattını ortadan kaldıramayacaksın, bunu çevresinden bu iktidara karşı alternatifle çıkabilirsin, onu bu şekilde yapacaksın. Sen iktidar alternatifi olduğunu söyleyen bir partiysen bu şekilde yapmadığın sürece, yaptığın her şey reaktiftir ve mutlaka o reaksiyonun da karşıtları olacaktır. Sosyal medyada da, orada da, burada da, şurada da, özellikle çizdiğin görüntü iktidar partisi gibi olmayacaktır. Şu anda da o bölünme görüntüsü bunu biraz açıkçası gölgelemiş oldu ve bu üyelik başvurularını da yine aynı şekilde gölgelemiş oldu.
Diğer partilere göre ikinci en önemli farkı ki bunu da çoğu zaman unutuyoruz. Mesela sen biraz önce “Komisyona cesurca girdi, çok itiraz oldu, ama sonrasında o çok da bir şey olmadı‘’ dedin. Ama sonrasında şöyle şeyler oldu: Belki Komisyonla ilgili konular değil ama partileri ellerinden alındı, işgal edildi. Aynı zamanda operasyonlar da ardı arkası kesilmeyecek şekilde ve Özgür Özel'in de çevresini tamamen kuşatacak şekilde devam etti. Bu iki konuyu birbirinden bağımsız şekilde okuyamayız. Burada bir rejim dönüşümü var ve bu süreç de bu rejim dönüşümünün zeminini kurmak için kullanılıyor. Bunu nereden biliyoruz? Herkesin dinleyebilmesi, anlayabilmesi için şöyle bir dil kullanmak istiyorum: Mesela senin yayınlarında iç politikayı anlatırken hep kullandığın bir cümle var, “İki süreç var, bir 19 Mart süreci, bir de çözüm süreci” diyorsun, değil mi? Kimi zaman biri diğerinin önüne geçiyor, diğeri öne geçtiği zaman öbürü gölgede kalıyor. Mesela Bahçeli'nin hoşlanmadığı bir şey, çözüm sürecinin, 19 Mart'ın gölgesinde kalması. Şu an memnundur, çünkü gölgesinde değil. Ama CHP, şimdiki YENİ Parti, adımlarını atarken bir de bu kıskaçla uğraşmak zorunda. Ben de, mesela ‘’proaktif bir politika üretseydiniz bugün bu ikilemde kendinizi bulmazdınız’’ diye eleştirirken şunu hesaba katmam lazım; adamların bu sürede partisi gitti ve yeni parti kurmak zorunda kaldılar, YENİ Parti'ye karşı da ilk operasyonlar başladı. Dolayısıyla bunu da hesaba katmamız lazım. Parti içinde ‘’hayır’’ diyenlerin ve bu ‘hayır’ı savunan partinin kamuoyundaki tartışmaları yürütenlerin, İYİ Parti'nin argümanlarıyla aynı argümanları kullandığını da kolay kolay kimse iddia edemez. Özgür Özel’in "Her şeye rağmen evet diyoruz" dememesinin sebebi de biraz bu oldu. Ama kendisi ve yönetiminin imzanın gereği olarak evet vermesini...

Ruşen Çakır: Ama orada yönetimden de fire var ve en çarpıcı olanı da, öncelikle, 92 kişinin içerisinde bu kadar ‘’hayır’’ oyu çıkmasına çok şaşırdım açıkçası. 30 deniyordu ama 52-53 çıktı galiba, değil mi? Bir kere bu kadar çok fazla hayırcı olması ilginçti. Herkesin ‘’hayır’’ argümanı farklı olabilir ama sonuçta ‘’hayır’’ diyor. Bir de tabii, Özgür Özel'in duruşunun azınlıkta kalması bence çok trajik bir şey. “Serbest bıraktık” dedikten sonra 30 tane ‘’hayır,’’ 60 tane ‘’evet’’ çıkmış olsaydı belki daha rahat edebilirdi. Ama büyük bir çoğunluk, partinin yarıdan fazlası Özgür Özel'in attığı şekilde oy atmadı. Tamam, parti içi demokrasi ama sonuçta, YENİ Parti deyince kamuoyunun bildiği kişi Özgür Özel. Burada bir risk alıyor ve orada en güvendiği isimler, mesela Veli Ağbaba ‘’hayır’’ oyu verdi. Hangi mantıkla ‘’hayır’’ demiştir bilmiyorum, tabii herkes kendi oyundan sorumludur da, o tür insanların en azından Özgür Özel'in yanında ‘’evet’’ oyu vermeleri gerekmez miydi? Nasıl olsa yasa geçiyor, öyle değil mi?
Edgar Şar: Yasanın geçiyor olması zaten denklemde ‘’hayır’’ın maliyetini azaltan bir parametre, orada biraz o etkili oldu bence. Benim tahminimce, Özgür Özel’in partiyi bu şekilde serbest bıraktığı andan itibaren, tam olarak kaça kaç evet-hayır çıkacağını kendisinin tahmin ettiği gibi çıktığını zannetmiyorum. Çünkü dediğin şu açıdan anlamlı benim yorumuma göre: Bu yaklaşım, genel başkanın yaklaşımı çoğunlukta olacak şekilde bir taktiksel bölünme olsaydı, daha anlamlı, daha kamuoyuna anlatılabilir bir şey olurdu. Bütün partililerin ve milletvekillerinin "Biz genel başkanımızın arkasındayız" diye imzaladığı bir bildiri çıkarmaya çalıştılar. Çünkü orada beklenmeyen bir şey oldu. Ama siz yönetmediğiniz bir tartışmanın içine sürüklenirseniz, o sürüklenme öyle bir tsunami yarattı ki, partiyi serbest bıraktığı andan itibaren ‘’hayır’’ oyları beklenenden fazla oldu. Belki 10, belki 15, belki 20 kişi orada Özgür Özel'in beklediğinden daha farklı bir dengeye oturmasına sebep oldu.
Ama yine söylüyorum; o noktaya sürüklenmeye kendini bıraktığın andan itibaren tamamen ‘’hayır’’ ya da tamamen ‘’evet’’in de benzer sonuçları olacaktı. Ben o konuşmayı canlı değil de 15-20 dakika sonra dinledim ve kendi kendime “Tek seçeneği vardı” dedim. Düşünsene, kapalı grup toplantısını ondan bir saat önce yapıyorsun. O kapalı grup toplantısında ben kendimi genel başkan olarak hayâl ediyorum, tartışmayı görüyorum, “Şu an bundan çıkamayız. Bir saat var’’ diyorum. Bir hafta olsa, iki gün bile olsa başka bir çözüm bulabilirsin. O andan itibaren başka bir çözüm yoktu. Bunun tek çözümü, daha önce yapılması gereken bir şeydi. Tamam, ben de belki kolay bir şey yapıyorum, geriye bakarak durumu yorumlamak kolay, ama tek çare buydu. Zaten sen kendin kontrol edemediğin bir tartışmada sürüklenip gidersin. İster birinci parti ol, ister milletvekili sayınla ana muhalefet partisi ol, sürüklenip gittiğin zaman, sen anlatıyı kontrol etmek zorundasın, başka çaren yok.
Başka alanlarda da benzer problemler var ama sadece kamuoyu bu kadar yakından incelemediği için görülmüyor. Mesela Meclis'te bütün oylamalar bu kadar ilgi çekiyor mu? Hayır, birçok konuda aslında benzer bir şey oluyor. Burada önemli olan, YENİ Parti'nin öğrenmesi gereken şey, anlatıyı kendisi kontrol etmediği sürece, hep 3-0 geriden başlayacak olması. Kürt meselesi gibi bir konuda olunca iktidar çok daha avantajlı.  Bir de şöyle enteresan bir şey var: Özgür Özel yönetimini suçlayan iki taraf da partiyi yeni olmamakla suçladı. Kürtler ve ‘’evet’’ oyu verenler "Siz 100 yıllık ezberle konuşuyorsunuz" dedi, ki Özgür Özel'in konuşması 100 yıllık ezberle değildi, haksızlık etmesin kimse. ‘’Hayır’’ oyu verenler de "Siz yine birtakım elitlerin dengelerine göre karar veriyorsunuz, tabanınızı dinleyin. Hani millet kurmuştu partiyi, hani yenilik?" diyerek aynı şeyi yapmaya çalıştı. Kendini böyle bir ikileme attığın zaman bundan nasıl bir çıkış olacak?  Sen genel başkan ol, sen yarat, yaratamazsın.

Ruşen Çakır: Bu son süreçte Ekrem İmamoğlu gözükmedi. Özgür Özel'in o konuşmasından sonra bir tek açıklama yaptı ama öncesinde eşi Dilek İmamoğlu'nun ‘’hayır’’ çağrışımı yapan bir kısa bir sosyal medya paylaşımı var. Onun dışında Ekrem İmamoğlu olaya sonradan dâhil oldu. Açıkçası, yaptığı açıklamada ne dediğini anlamadım, bilmiyorum sen anladın mı? Selahattin Demirtaş'a da referans var, Mansur Yavaş'a da referans var. Mansur Yavaş'ın açıklaması aslında adı konmamış bir ‘’hayır’’ açıklamasıydı bence. "Ne şiş yansın ne kebap" lafı çok kullanıldı.
Edgar Şar: İkisi de yandı.

Ruşen Çakır: İkisi de yandı. Bir de özellikle Ekrem İmamoğlu'nun böyle kritik konularda daha bir pozisyon almasını beklerdim açıkçası. Belli ki anlaşmışlar, o konuşmayı yapmayı Özgür Özel'e bıraktı, o zamana kadar konuşmadı. Normalde birçok konuda önceden tavrını, pozisyonunu belli ediyordu. Burada tabii YENİ Parti ile beraber artık liderin kim olduğu meselesi gibi bir husus var, bunu ileride daha fazla tartışırız. İlk başta Ekrem İmamoğlu, sonra Özgür Özel gelirken, sonra bir ikili liderlik gibi bir şey çıktı. Şimdi sanki Ekrem İmamoğlu geride kalıyor gibi. İmamoğlu'nun son âna kadar topa girmemesine ne dersin?
Edgar Şar: Ekrem İmamoğlu zaten YENİ Parti'nin şu an içinde bulunduğu bütün bu zorlukları fiziksel koşullar sebebiyle çok daha fazla yaşayan biri. Biraz önce YENİ Parti'nin yapması gereken diye tarif ettiğim şeyi, mevcut koşullarda YENİ Parti bile yapamamışken, Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu bir şekilde demir parmaklıkların ardından yapması çok kolay değil. Ekrem İmamoğlu, ‘‘hayır’’a ya da ‘’evet’’e yönelik çok daha önce çok daha proaktif birtakım tavırlar alsaydı, bu, Özgür Özel'in elini kolunu kısmen bağlamak olurdu ve kısmen böyle değerlendirilirdi. Onun için bu noktada bu proaktif tutumu almamak konusunda Özgür Özel'i eleştirebilirim, ama Ekrem İmamoğlu'nu eleştirmek daha bir haksızlık olur gibi geliyor bana.
Burada önemli olan, YENİ Parti şu gerçekle hareket etmeli: 19 Mart'ın ertesindeki 20-21-22-24 Mart’a kadar Saraçhane'ye giden biri, çok enteresan bir deneyin ortasında bulacaktı kendisini. Oraya gidenler, Türkiye'de daha çok seçim günleri gördüğümüz bir koalisyonu, o gün sahada ilk kez ve çok vurucu bir şekilde görme imkânı oldu. Neydi o? Gerçekten bir tarafta Kürt hareketine destek veren, Kürt hareketinden olan ama daha genç ve bu sorunun çözülmesini isteyenler, çünkü bir şekilde hayatları ona bağlı olanlar. Bugün bir Kürt için PKK meselesinin çözülmesi bu kadar ideal olmayan bir yasayla bile gerçekten niye bu kadar önemli? Çünkü kendisinin ikinci sınıf hissetmesine yol açan en önemli gerekçenin ortadan kalkması gibi bir ihtimal doğuyor. Maalesef iktidar bunu kullanıyor ve bu ihtimal, idealden ne kadar uzak olursa olsun, onların tutunduğu bir ihtimal. Ben bugün Kürtlerin bakış açısını böyle iyi niyetli bir şekilde okuyorum açıkçası.
Ama öbür tarafta, Zafer Partili gençler de vardı orada. Ya da Zafer Partili olmayabilir ama Kürt olmadığı için ya da benzer şeyleri yaşamadığı için, ama bir şekilde yine 20 yıldır ülkenin ezilmişi olarak hisseden bir kesimi var artık. Az değil, 20 küsür yıl geçti. Bu insanların çoğu, hele ki Saraçhane'de olan gençler üzerinden konuşursak, ki unutma o gençler barikatları yıkıp İstanbul Üniversitesi'nden gelenlerdi, onlar da bir bakıma artık kendilerini ikinci sınıf hissediyorlar, hayatlarının tamamı böyle geçti. Kürt meselesindeki gibi kimliksel bir noktadan hissetmeyebilirler, ama en azından bir Kürt meselesini iliklerine kadar hisseden biri kadar iliklerine kadar hissediyorlar. Sen bunları nasıl bir arada tutacaksın? İktidar bunları ayırmak için uğraşırken -ki iktidar bunu kullanıyor, çok açık- YENİ Parti'nin, İmamoğlu'nun yapacağı tek şey bu. Bunun haricinde söylenen her şey günlük siyasetin gündemlerine cevap vermek olur. Ben onun için de bu süreçte her gün tweet atıp çok fazla tartışmaya girmeyi faydalı bulmadım açıkçası. Dolayısıyla burada tek çözüm bu. Bunun haricindeki çözümleri savunan, tamamen ‘’evet’’çi, tamamen ‘’hayır’’cı herkesin de kolaycı ve sadece kendi normatif doğrularına göre davrandığını düşünüyorum ve onların da çok faydalı olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Böyle söyleyerek bitireyim.

Ruşen Çakır: Meclis tatile girdi. Yasanın bir şekilde uygulanması zaman alacak biliyoruz, ama birtakım şeyler önümüzdeki günlerde ufaktan gözükebilir. Ama bu arada YENİ Parti'nin üyelik kayıtları başladı, yardım kampanyası sürüyor. Üye sayısını artırmaya ve yardımlara çok ciddi ihtiyacı var, teşkilatlar kuruluyor. Nasıl bir motivasyon yapabilir? Biliyorsun, ilk yardım kampanyası başladığında, başta ilk 2-3 gün bayağı bir heyecan olmuştu. Şimdi bu olayla beraber işler biraz karıştı açıkçası. Nasıl toparlayabilir? Meclis de kapalı; aktif olarak siyasetin bir şeyi de yok ortada. YENİ Parti nasıl yapacak bunu?
Edgar Şar: Meclis'in kapalı olması bence yardımcı olur. Çünkü YENİ Parti'nin, Özgür Özel'in en iyi yaptığı, insanlara umut vermek ve tekrar o motivasyonu sağlayacak alanlar, bugüne kadar Meclis'te yaptığı konuşmalar, birtakım yasalar değildi. Sahaydı, sahada bir şekilde var olmaktı. Dolayısıyla bunu bence sürdürecekler, sürdürmeliler. Zaten hep “Bir teknik kuruluşumuz olacak, daha sonra siyasî” dediler. Şimdi onu yapmak zorunda, çok daha ama net bir şekilde başarması gereken şey İngilizce tabirle "bounce back", yani şu an iyice yere doğru çarpıp daha yükseğe zıplaması gerekiyor. Onun için de bence sahada bulunması gerekecek.
Şunu da unutmayalım; Özgür Özel'in son 2-3 yıllık performansına baktığımızda, inişler-çıkışlar hep oldu. Çıkışlar, hep bu tarz sahaya gittiği durumlarda oldu. Bir de maalesef baskının artması da oradaki konsolidasyonu sürdüren parametrelerden bir tanesiydi zaten. Genelde sahadaki motivasyonu yarattığı şeylerden bir tanesi de bu baskılara verdiği tepki üzerinden oluyordu. YENİ Parti'nin kuruluşu da bunun en son örneklerinden biri.  Baskı devam edecek mi? Maalesef devam edecek gibi gözüküyor. Bütün bu yapması gereken proaktif şeylerin yanında, bir de bu baskıyı göğüslemek var. Bu şekilde devam edecek. Özgür Özel yine hepimizi şaşırtan "Bu adam bunların hepsine nasıl yetişiyor" dedirten bir şeye girmek zorunda. Çünkü onun parladığı an, ancak o zaman oluyor. Bence tekrar sokaklara gidip, meydanlarda, milletle, halkıyla, tabanıyla bütünleşmesi, bunu yeniden sağlanması lazım. Oradan aldığı geri bildirimle yeniden kendi pozisyonunu inşa etmesi ve Kürt meselesinde tabanla etkileşime girmesi lazım.
Kürt meselesinde insanlar “Referandum yapılsın" dediler ya, mesele referandum değil. Mesele, senin, tabanla etkileşimle bunu yapman. Sen Kürt meselesi ile ilgili yaklaşımını öyle bir şekilde ortaya koyacaksın ki, taban da bundan feyz alacak. Tabanın sadece "Sen ne diyorsun, bunu diyorsun, tamam ben buna oy vereyim" demek zaten delegatif demokrasidir. Delegatif demokrasiyi istemiyoruz ki biz. Lider ve taban ilişkisinin ve temsilcilerinin etkileşimi, yani, o oradan onu alacak, o buradan alacak. Bunun böyle bir bölünmeyle yol açmamasının tek yolu proaktif politikayla olur. Bunu da Meclis kapalıyken bence daha rahat yaparlar.

Ruşen Çakır: Evet, çok teşekkürler Edgar yayınımıza katıldığın için. Evet, YENİ Parti’nin çerçeve yasa konusundaki tutumunu siyaset bilimci Dr. Edgar Şar'la değerlendirdik. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
23.08.2026 Furkan Vakfı olayı: Dindarın dindara yaptığı
22.08.2026 Artık kimse dağa çıkmasın!
21.08.2026 Dünkü savunmamın özeti: Bu ayıp benim değil!
20.08.2026 Alparslan Kuytul'un yalnızlığı
19.08.2026 Abdullah Öcalan: “Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer”
19.08.2026 Silivri mi, İmralı mı?
18.08.2026 Cemaatler şeffaf olabilir mi?
16.08.2026 Cübbeli Ahmet Hoca'ya da sıra gelir mi? |
15.08.2026 Yoksa Süleymancılara kayyum mu atanacak?
15.08.2026 Tarık Çelenk ile söyleşi: “Kimlik Kapanında Ülkem”
23.08.2026 Furkan Vakfı olayı: Dindarın dindara yaptığı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı