Deniz Göktaş olayı: Meyve veren ağacı taşlıyorlar

30.06.2026 medyascope.tv

30 Haziran 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler. Dün öğleden sonra saat 14.00 civarında, günümüzün Mehmet Baransu’su olduğunu daha önce söylediğim ve beni mahkemeye vermekle tehdit eden bir ‘‘gazeteci’’ diyelim, büyük bir şevkle haberi geçti, sosyal medyada paylaştı. Ne dedi? "Kur'an-ı Kerim ile dalga geçen, kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim ile dalga geçen Deniz Göktaş hakkında soruşturma başlatıldı." Gözü aydın, bazılarının gözü aydın. Kimlerin gözü aydın? Birincisi tabii ki "dinimize hakaret etti, dalga geçti, şu oldu, bu oldu" diyen sözüm ona bazı politikacılar ve bazı bir zamanların İslamcı entelektüelleri; artık onların İslamcılıkları da kalmadı, entelektüellikleri de kalmadı. Hepsi birer Engizisyon rahibi gibi, sürekli av peşindeler, birilerinin kellesini aldıkça varlıklarını sürdürebilen değişik bir insan türüne dönüştüler. Bir diğerleri de onlardan çok farklı ama bunlar "Ben demiştim"ciler. Ne oldu? Deniz Göktaş'ın ikinci videosu ‘‘Ölü Deniz’’ yayınlandıktan sonra, YouTube'a konulduktan sonra çok büyük bir ilgi gördü. 5 milyonu aşmış izleyicisi, en son öyle bıraktım. Ondan sonra sosyal medyada da buradan bazı kesitler yayınlandı. Ki o yayınlanan kesitleri ben gördüğümde, sonradan izleyince tamamını, en hafif bölümleri yayınlanmış bence. Neyse...
Ve ardından hemen dediler ki: "Bunun başına bir şey gelecek, işte şu olacak, bu olacak." Ama bunu söylerken "gelsin" demiyorlar, "gelecek" diyorlar; yani iktidarı eleştiriyorlar böylece, Deniz Göktaş üzerinden. Şimdi onlar da "Biz demiştik, böyle olacağı belliydi, çünkü burası otoriter sistem, şu bu, faşizm, diktatörlük," artık Allah ne verdiyse devam ediyorlar. Böyle bir insan türü çıktı, farkında mısınız bilmiyorum, ne zamandan beri böyle sürekli felaket tellallığı yapan insanlar. Ve sözüm ona böylece muhalefet yapıyorlar. Şimdi videoyu izleyince Deniz Göktaş’ın zaten bunları bildiğini görüyorsunuz. Videonun birçok yerinde bu olaydan dolayı, yani yaptığı işten dolayı başına bir şey gelebilme ihtimaliyle de dalga geçen birisi; çok başarılı birisi. Açıkçası tahminimin ötesinde bir şeyle karşılaştım. Uzun bir süre izlemedim, dün oturdum, hakikaten bir oturuşta bir buçuk saati izledim, kendime şaştım. Ama en çok şaştığım ve hoşuma giden; bu genç arkadaşın – ki 32 yaşında, ben 64’üm, benim yarı yaşımda – anladığım kadarıyla benim çok iyi bildiğim bir aile ortamında yetişmiş olması.
Çok iyi bildiğim aile ortamı derken, benim ailem öyle değildi ama benim kuşağımda, benimle beraber, bizimle beraber aynı tarihlerde birlikte ülkeyi değiştirmek istediğimiz insanların, yani bir karı kocanın çocuğu olduğu anlaşılıyor. Zaten kendisi de anlatıyor. Alevi olduğunu zaten söylüyor, ailenin solcu olduğunu zaten söylüyor. Sonra bir yerde ODTÜ Psikoloji mezunu olduğunu da anlıyoruz. Çorumlu olduğunu sonra öğrendim. Onu da nereden öğrendim? Kadim dostum Hıdır Göktaş’a "Yoksa senin akraban mı?" dedim. "Nerede o günler, ben Sivaslıyım, o Çorumlu" diye hayıflandı, oradan öğrendim. Baştan sona izlediğimde, yani "Nerede bir şey olacak? Nerede bir sorun çıkacak?" diye bir halimiz de var maalesef, biliyorsunuz. İyi olan bir şeye hazır değiliz. Hep bir yerden arıza bekliyoruz ama bir buçuk saat boyunca bunu izledim ve "Keşke — Harbiye'de yapmış anladığım kadarıyla — orada olup canlı izleseydim" dedim. Birçok konuyu ele alıyor. Her konuya çok ölçülü bir şekilde ama çok sistemli, eleştirel bir yaklaşımı var. Bir kuşak; benim oğlumun kuşağı diyebilirim ve kendisi de büyük bir ihtimalle benim arkadaşlarıma benzeyen, bir dönem beraber mücadele ettiğimiz, hapis yattığımız arkadaşlarımıza benzeyen bir ailenin içerisinde, Ankara'da Mamak'ta doğup büyümüş. Ama sonra ODTÜ'de okumuş; önce mühendislik, sonra psikoloji. Mühendisliği bırakıp psikolojiye geçmiş ki bizim Ali Deniz de psikoloji mezunu. Orada psikoloji eğitimi ve psikologlar üzerine söyledikleri başlı başına çok güzeldi.
Ama burada şöyle bir şey görüyoruz: Türkiye artık her türlü düşünce ve ifade özgürlüğünün sonuna kadar kısıtlandığı bir yer ve başta da söylediğim gibi, bir engizisyon sistemi neredeyse kurulmak isteniyor. En ufak bir şeyde hemen sosyal medya üzerinden birileri zaten anında ava çıkıyor. Zorluyorlar; zorlama bir şekilde insanları susturmaya çalışıyorlar. Baştan sona izledim; yıllardır Türkiye'de İslamcılık çalışan birisiyim. Yani bu videonun neresinde İslam'a, Kur'an-ı Kerim'e, şuna buna hakaret, dalga geçme var, ben anlamadım. Yani hangi çağda yaşıyorsunuz? 2026’dasınız. Yıllar yıllar öncesinde bile insanlar din konusunda çok daha rahat konuşabiliyorlardı. Buradaki tamamen zorlama bir şey. Bu klasik "Türkiye'de iyi olan hiçbir şey cezasız kalmaz" formülünü hayata geçirmeye yönelik bir şey. Sözüm ona aydın geçinen — isimlerini vermeyeceğim, reklamları olmasın ama hakikaten tiksinti vermeye başladılar — o kişiler bunu yapıyorlar. Bir şey üretmeyen, üretemeyen, ne zamandır doğru dürüst kitap da yazmayan kişiler... Makale, köşe yazıları yazıyorlar. Köşe yazılarının hepsi de birilerine saldırmak üzerine; bol keseden tabii ki Filistin vesaire davası ama içi boş şeyler.
Türkiye'yi 2002 sonundan beri Adalet ve Kalkınma Partisi yönetiyor ve geçen neredeyse çeyrek yüzyılda ortaya çıkan herhangi bir kültürel anlamda isim yok. Ne müzisyen var, ne sinemacı var, ne standupçı var, ne oyuncu var, ne yazar var. Hiçbir şey yok. Yok. Olmadı. Hatta AKP iktidarına gelmeden önce var olan kültürel hayattaki, düşünce hayatındaki İslamcı ya da İslami, artık nasıl tercih ederseniz, faaliyetlerin köküne kibrit suyu ekti. O kadar imkanlar var. Belediyelerin, devletin, bakanlıkların, şunların bunların imkanları var. Paralar saçılıyor, dağıtılıyor, ediliyor; sıfıra sıfır elde var sıfır. Ondan sonra aslen Çorumlu, Mamak'ta bir işçi memur ailesinde büyümüş parlak bir genç geliyor; herkesi, kendi ailesini de, kendi yetiştiği ortamı da, solculuğu da, Aleviliği de herkesi eleştirerek çok müthiş bir iş çıkartıyor. Yani bu yapılan iş kesinlikle — az buçuk bunu biliyorum — küresel anlamda bir iş. Hani, ‘‘bon pour l'orient’’ derler, yani ‘‘Doğu için iyi’’. Hani Türkiye standartlarında iyi bir şeyin ötesinde bir olayla karşı karşıyayız. Türkiye'de var böyle birtakım isimler ama çok değil. Onlara bir yenisi eklenmiş ve çok mutlu bir şey, çok sevindirici bir şey.
Ama ne oluyor? Hemen kurşuna dizmeye çalışıyorlar. Linç etmeye çalışıyorlar; birileri kıskandığı için, kendileri böyle olamadığı için, bütün imkanlarına rağmen böyle olamadıkları, böyle bir şey üretemedikleri, böyle insanlar yetiştiremedikleri için. Kimileri de aslında Türkiye'deki otoriter sisteme herhangi bir şekilde meydan okumaya cesaretleri olmadığı için bu konudaki yapılan her türlü çalışmaya bıyık altından ya da hepsi erkek değil tabii ki ama kıs kıs gülenler. Öyle şeyler gördüm ki, siz de görmüşsünüzdür; ‘‘yok şurası iyiymiş ama şurası kötüymüş, aslında kendisinin birtakım sorunlarını yansıtıyormuş ama öyle de yani işte çok da abartmamak lazımmış’’ gibi yorumlarla hem bu olayın, Deniz Göktaş'ın yarattığı ilgiden pay almaya çalışıp hem de aslında kendilerinin öyle bir iddiası olmadığını — nasıl söyleyeyim — deklare etmeye çalışan insanlar. Tekrar söylüyorum, helal olsun. İlk fırsatta bir daha izleyeceğim. Keşke not alsaydım dediğim çok bölümler vardı, birbirinden farklı bölümler. Tabii birçok kişi Cem Yılmaz diyor. Cem Yılmaz bambaşka bir şey. O bambaşka ama çok da benzeştikleri yerler var açıkçası bana göre.
Bir kazanım, büyük bir kazanım ve bize şunu da gösteriyor; hani neydi, kız arkadaşı diyormuş: ‘‘Neşemizi bozamazlar.’’ Aslında bunu gösterdi bize. Neşemizi bozamayacaklarını gösterdi Deniz Göktaş. Kendisi de söylüyor; çok arkadaşı yurt dışına gitmeyi tercih etmiş. O da pekâlâ gidebilir. Şu anda galiba yurt dışında tatilde. Herkes bekliyor; ‘‘Acaba gelecek mi? Gelirse ne olacak? Gözaltına mı alınacak? Tutuklanacak mı?’’ O zaman ne diyecekler? ‘‘Yalnız değilsin’’ diye tweet atacaklar. ‘‘Yalnız değilsin Deniz Göktaş’’ diye vesaire. Ama orada bir şey görüyoruz. Bu bir genç adam, 32 yaşında genç bir adam. İşini iyi yapan bir adam. İşine çalışmış birisi. Çok konuya vâkıf birisi. Her şeye eleştirel bakmayı becerebilen birisi. Yani şapka çıkartmak lazım ama ‘‘şapka çıkartmak bize yakışmaz’’ diyenlerin kimisi kılıçlarını kuşanıyorlar. Kimisi de, ‘‘Ya öyle diyorsunuz ama bu da aslında o kadar değil’’ demeye getiriyorlar. Ağacı taşlamaya çalışıyorlar ama gördüğüm kadarıyla ağaç sapasağlam duruyor. Tekrar Deniz Göktaş'ı tebrik ediyorum. Helal olsun diyorum.
Ve bugün, Deniz Göktaş'ın doğumundan 2 sene önce kaybettiğimiz bir büyük oyuncu, Yavuzer Çetinkaya. Yavuzer Çetinkaya herhalde yaşasaydı Deniz Göktaş'a ilk tebrik sunacaklardan birisi olacaktı. Kendisini ilk Dostlar Tiyatrosu'nda izlemiştim. Dostlar Tiyatrosu o zamanlar işte herkesin solcu olduğu, bizim de, izleyicilerin de solcu olduğu bir yerdi ama Yavuzer Çetinkaya da bildiğim kadarıyla tip olarak da en solcu abimizdi. Tam bir hani proleter tipli birisi. Ama sonra bir bakıyorsunuz ki Robert Kolej mezunu. Sonra İstanbul Üniversitesi'nde o da Deniz Göktaş gibi psikoloji okumuş. Ardından Belçika'da sinema eğitimi görmüş ve Türkiye'de tiyatro, sinema... Genellikle, ne deniyor ona, yardımcı oyuncu; mesela Kemal Sunal'ın yanında. Çok değişik birisiydi. Entelektüel yönü çok güçlü birisiydi ve duruşu olan birisiydi. Burada yanılmıyorsam Oya Baydar bu yanındaki. Bu da Füruzan olsa gerek. Evet, Oya Baydar olmayabilir ama Füruzan doğru. Bir yerde de tabii ki Zeynep Oral ve Yaşar Kemal'le birlikte. Kendisiyle ilgili çok ilginç ve acı bir olay var aslında. Meral Hanım'la evleniyorlar, Meral Çetinkaya. Kendisi hâlâ oyunculuk yapıyor. Oyunculuğunu sürdürüyor. Dizilerde oynuyor. Evlendikleri yıl, 92 yılında evleniyorlar ve 92 yılında Yavuzer Çetinkaya kalp krizinden hayatını kaybediyor. Bir büyük oyuncuydu. Nasıl söyleyeyim, hani bazen öyle olur ya, insanın tam abi diyeceği birisiydi. Nur içinde yatsın. Kendisine sevgilerimi iletiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
05.07.2026 Kemal Bey bizleri salacak mı?
04.07.2026 Neşemizi tabii ki çalamayacaklar
03.07.2026 Çözüm sürecinde çerçeve yasa muamması
02.07.2026 Muhtemel yeni parti için bazı notlar
01.07.2026 Muhafazakâr ailelerin seküler çocukları
30.06.2026 Prof. Serhat Güvenç ile söyleşi: "NATO Zirvesi yapılmasa daha iyi olabilirdi"
30.06.2026 Deniz Göktaş olayı: Meyve veren ağacı taşlıyorlar
28.06.2026 “İlliberal barış”
28.06.2026 Türkiye'de solcu olmak ve solcu kalabilmek mümkün mü?
27.06.2026 Özgür Özel'in Diyarbakır çıkartmasının anlam ve önemi
05.07.2026 Kemal Bey bizleri salacak mı?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı