Cemaatler şeffaf olabilir mi?

18.08.2026 medyascope.tv

18 Ağustos 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Dün akşam Prof. Dr. Mustafa Öztürk ile yaptığımız yayını izlemediyseniz mutlaka izleyin. Hoca ile Süleymancılara yapılan operasyondan hareketle Türkiye'de din-devlet ama esas olarak din-cemaat ve siyaset ilişkisi üzerine konuştuk. Çok doyurucu bir sohbet oldu. Tabii hocanın o üslubuyla beraber çok daha dikkat çekici oldu. Ve olay dönüp dolaşıp cemaatlerin şeffaflığı meselesine geldi. Yıllardır bunu dile getiren birisiyim. İslami hareketler üzerine, cemaatler üzerine çalışan bir gazeteci olarak ilk gördüğüm olay bunların son derece kapalı, şeffaflıktan uzak yapılar olduğuydu. Büyük ekseriyetle böyleydi, bir iki istisna belki olabilir.
Süleymancılardan bir örnek vereyim, hiç unutamayacağım bir örnektir. Nokta dergisinde 85-86 yılı yani 40 yıl önce genç bir gazeteciyken Süleymancılar ile ilgili bir kapak çalışması yapacaktık. Nokta’nın en parlak olduğu zamanlar. Ve doğrudan Süleymancılara gittik. Bakırköy'de bir yurtları vardı. Orada yetkililerle konuştuk, meramımızı anlattık. Dedik ki "Sizin kendinizi bize anlatmanızı istiyoruz. Yani yapacağımız dosyada muhakkak bu da olsun" diye. Bize "Tamam" dediler ve bir genç öğrenciyi, parlak bir öğrenciyi görevlendirdiler bizimle bir tür irtibatı sağlayacak kişi olarak. Biz bu arada Süleymancılar ile ilgili çalışmaları yaptık. Süleymancılıktan ayrılmış birtakım önemli kişilerle röportajlar yaptık. Mesela ben bir tanesi için Adana'ya gitmiştim, hiç unutmam. Röportajlar yaptık ama hâlâ bekliyoruz ki Süleymancıların kendileri bize konuşsun. Sonuçta konuşmadılar ama biz o yayını, kapağı yaptık. Sonra, yıllar sonra o öğrenciyle karşılaştık. Süleymancılıktan kopmuştu ve bana şunu anlattı: "Benim oradaki görevim sizin neler yaptığınızı görmekti." Yani bize bilgi vermekten ziyade — hiçbir şekilde bilgi vermediler — bizim ne tür bilgilere ulaştığımızı saptamak için görevlendirilmiş bir tür casus. Sonuçta ama biz yine de yaptık.
Bir benzer olay, biraz daha farklı bir olay; bir başka cemaatin İstanbul'da, Fatih'teydi yanılmıyorsam, dergilerine gitmiştik. Kendileriyle konuşmak istediğimizi söyledik. Bize ters davrandılar. Pek yanaşmadılar. Bu arada birkaç katlı bir binadaydı. Okullar dağılmış, bir grup lise öğrencisi herhâlde, üst kata, belli ki o cemaatin – ki bir Kadiri cemaatiydi bu – eğitim çalışması, artık neyse, onun için gelmişler. Yukarıya doğru çıkıyorlardı ve orada bizimle muhatap olan kişi acayip tedirgin oldu. Sandı ki biz onu haber yapacağız vesaire. Hâlbuki çok normal bir şeydi. Ama her şey gizli saklıydı. Tabii bu sözünü ettiğim cemaat yıllar sonra birden Atatürkçü oldu. O da işin ayrı bir hikâyesidir diyelim. Çok da fazla deşmeye gerek yok.
Bir başka husus Fethullahçılar. Türkiye'de şeffaflığı en çok ihlal eden yapılardan birisidir Fethullahçılar. Dün de öyleydi, bugün de öyle ama dünkü kadar etkileri yok. Fethullahçıların ama en büyük özelliği şeffafmış gibi yapmalarıydı. Dışa açılıyormuş gibi yapmalarıydı. Mesela Fethullah Gülen önce Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı kurdu, sonra onun birtakım toplantıları oldu. Bu toplantılara başka yerlerden insanlar da çağrıldı. Fethullah Gülen Türkiye'nin önde gelen gazetelerine röportajlar verdi ama hiçbir zaman gerçekten şeffaf olmadı. Çünkü vitrinde bunları yaparken esas olarak devlette çok ciddi bir şekilde örgütlenmeyi, gizli örgütlenmeyi yürütüyordu. Mustafa Hoca'ya sordum, şeffaflık... Olamayacağını söyledi. Bence de olamaz çünkü efsun bozulur. Burada cemaatlerin en büyük özelliği bir kapalı yapı oluşturmak, bir dış tehdit. Bir dış tehdit var. Bu dış tehdit eskiden kolaydı, eskiden laik Atatürkçü rejimdi. Şimdi de hâlâ bir dış tehdit var. Bu kim olabilir? Bir şekilde devlet, bir şekilde başka güçler.
Niye kapatıyor kendisini? Çünkü orada din merkezli ama esas olarak dünyevi işler dönüyor. Açıkça yapıldığı zaman bu kadar etkili olamayacak bir ağ örülmüş durumda. Ve bu ağın gizliliği bu ağı daha çekici kılıyor. Oraya giren insanlar bir şekilde kendilerini daha fazla önemli hissediyorlar ve kendilerinden olmayan herkese karşı bir ön yargıyla yaklaşıyorlar, bir düşmanmış gibi. En iyi ihtimalle rakipmiş gibi yapıyorlar ve kendilerini saklıyorlar, sırlarını vermiyorlar. Sır nedir? Birçok şey. Mesela o cemaatin esas oluşturduğu yapı. Bunun bilinmesini istemiyorlar. Bunca zaman bu konuda çalışmış birisi olarak çok söyledim, bir daha söyleyeyim. Hani ne derler, insan insanın kurdudur. Türkiye'de de cemaat cemaatin kurdudur. Cemaatler en çok başka cemaatlere karşı temkinlidirler. Bu gizlilik aynı zamanda diğer cemaatlere karşı bir gizliliktir. Dostane gözükürler ama çok büyük bir rekabet, hatta yer yer düşmanlık vardır.
Şimdi Süleymancılar bu olayın, kapalılığın en bariz yapısı. Ama ne oldu? Dün bir video gördüm. Hatta Mustafa Hoca'ya da yayında bahsettim. O videoya bir bakalım. Bu video nedir? Köln'de Süleymancılar 70 milyon dolara mal olduğu iddia edilen bir merkezi açtılar. Bir kere para çok büyük. Almanya'da böyle bir merkez açıyorlar ve açık açık faaliyet yürütüyorlar. Nasıl yapıyorlar, nasıl ediyorlar bu çok tartışmalı bir konu. Ama şunu biliyoruz, Avrupa'da ilk örgütlenen cemaat Süleymancılar. Daha ilk yıllardan itibaren orada ciddi bir şekilde kök salmış bir hareket ve el sallıyorlar. Gözüküyor. Kime el sallıyorlar? O sırada mahkemeye sevk olan liderleri Alihan Kuriş'i selamlıyorlarmış. Göğe doğru selamlıyorlar. Şimdi bunca yıl kapalı olmuş bir yapı yıllar sonra, 40 yıl düşünsem — tam 40 yıl oluyor benim Süleymancılarla teşrikimesaim — aklıma bu görüntüler gelmezdi. Süleymancılar toplanmışlar, o kendilerine özgü kıyafetleriyle... Nasıldır kıyafet? Kumaş pantolon, gömlek, hatta takım elbise ama kravat pek yoktur. Ve takkeleri genellikle mavidir. Sakal yoktur, bıyık olabilir ama sakal yoktur. Bir de Süleymancılarda hep erkekler gözükür. Kadınların hiçbir şekilde gözüktüğü yok. Son yapılan operasyonda da gözaltına alınan ve tutuklananların hepsi erkekti.
Ama şunu söylemeye çalışıyorum. Bunca yıl sonra şu görüntüyü veriyorsa bu hareket, bu yapı, 100 yıllık bir yapı, bu artık bir çok şeyin değiştiğini gösteriyor. Siz isteseniz de istemeseniz de artık açılmak zorundasınız. Peki açılırken kime açılıyorsunuz? Buradaki temel soru bu. Şeffaflık kime karşı şeffaflık? Devlete mi, topluma mı, ikisine birden mi? Devlete karşı şeffaflık tek başına bir anlam ifade etmiyor. Çünkü devleti yönetenler size yakınsa sizi tolere ediyor. Mesela an itibarıyla Menzil başta olmak üzere Nakşi cemaatlerle İsmailağa ve diğerleriyle arası iyi olduğu için siyasi iktidarın, onlar hakkında ciddi bir denetim yapmıyor. Yapmayacağı anlamına gelmez. Ne zaman yapar? Onlarla bir sorun yaşadığında. Önemli olan topluma karşı şeffaf olabilmeleri. Yani nedir? İnsanlar, merak eden insanlar, gazeteciler, başkaları, sıradan vatandaş gidip bunlara, bu yapılara rahatlıkla ulaşabilmeli. Özgürce onlarla tartışabilmeli, konuşabilmeli. Şu anda cemaatlerle kurulan ilişkiler cemaat sizinle ilişki kurmak istediği zaman mümkün oluyor. Yani sizi gözüne kestiriyor mesela ya da sizin çocuğunuzu, ona birtakım imkânlar sunuyor vesaire yapıyor. Ancak böyle olabiliyor ama bunun tersine çevrilebilmesi lâzım.
Bu olur mu? Olmayacak. Olacağını sanmıyorum. Çünkü bunu yaptıkları andan itibaren cemaatler, tekrar söylüyorum ama, efsunlarını kaybedecekler. Buna razı olmayacaklar. Eğer şeffaf olurlarsa ne olacak? O zaman hakikaten, ne denir, iyi olan kazanacak. Şu hâliyle bakıldığı zaman devletle arası iyi olan, devletten daha çok ihale alan, daha çok önü devlet tarafından açılan cemaatler alıp başını gidebiliyor; onun dışında belki çok daha etkili olabilecek, insanların kalbini kazanabilecek birtakım yapılar sürünüyor. Bunun olması Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, aslında Osmanlı'da da çok örnekleri var, pek mümkün gözükmüyor.
Keşke olabilse, keşke cemaatler – ki hemen hemen hepsinin vakıfları var biliyorsunuz – vakıflar üzerinden bir şekilde kayıtlı olabilseler ve oralarda onların bütün para hareketleri, şunlar bunlar denetlenebilse, izlenebilse ve tam bir hodri meydan olsa ama olmayacak. İktidarlar değişecek, iktidarlar değişince de cemaatlerin yeni gelenlere karşı tavırları değişecek. Onları da göreceğiz çünkü tarihte böyle çok yapı var. Her gelene ayak uydurmayı bilmiş, gelmesi muhtemel olana yatırım yapmış çok cemaat var. Süleymancıların en büyük yanlışı diyelim, AKP'ye bütün bu 20 küsur yıllık iktidarı boyunca tabi olmamaları oldu. Ama bu onları tek başına pozitif kılmıyor. Tekrar söylüyorum, Süleymancılar Türkiye'nin benim tanıdığım en kapalı yapısıydı ve bu kapalılık nedeniyle de haklarında söylenebilecek her şeye, her türlü suçlamaya bir anlamda zemin hazırladılar. Şimdi bu faturayı çok ciddi bir şekilde ödüyorlar.
Bugün çok sevdiğim bir dostuma, 3 yıl önce kaybettik, Sungu Çapan'a ithaf etmek istiyorum. Sungu, evet, bir kedi ile görüyorsunuz, tam böyle bir insandı. Kendi başına kitaplarla, filmlerle esas olarak yaşayan, çok iyi eğitimler görmüş, özellikle akademi mezunu bir grafikerdi ama esas işi sinemaydı, hayatı sinemaydı. Türkiye'de Sinematek'in kuruluşunda yer almış ve Türkiye'de sinema eleştirmenliği konusunda dikkat çeken isimlerden birisi oldu. Birlikte çok çalıştık Sungu'yla, çok yakın olduk, dost olduk. Aramızda bayağı bir yaş farkı vardı, 15 yaş ama sanki ağabey-kardeş gibiydik. Çok mütevazıydı, çok dil bilirdi, özellikle Fransızcası... Tabii ben de frankofon olduğum için ve ben de bir tür sinema tutkunu olduğum için çok iyi anlaşırdık. Sakindi, çok az kızardı. Sakindi, sineye çekerdi, çok fazla şey talep etmezdi ve böyle yaşadı. 76 yaşında, 3 yıl önce aramızdan ayrıldı. Sungu çok iyi bir insandı gerçekten. Ölüm haberini duyduğumda uzun bir süredir görüşemiyorduk. Galiba Heybeliada'da yaşıyormuş. Bir tür iyice inzivaya çekilmiş anladığım kadarıyla. Ama hep ben onu o gülümsemesiyle ve sakinliğiyle, tevazusuyla hatırlayacağım. Kendisini sevgiyle anıyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
23.08.2026 Furkan Vakfı olayı: Dindarın dindara yaptığı
22.08.2026 Artık kimse dağa çıkmasın!
21.08.2026 Dünkü savunmamın özeti: Bu ayıp benim değil!
20.08.2026 Alparslan Kuytul'un yalnızlığı
19.08.2026 Abdullah Öcalan: “Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer”
19.08.2026 Silivri mi, İmralı mı?
18.08.2026 Cemaatler şeffaf olabilir mi?
16.08.2026 Cübbeli Ahmet Hoca'ya da sıra gelir mi? |
15.08.2026 Yoksa Süleymancılara kayyum mu atanacak?
15.08.2026 Tarık Çelenk ile söyleşi: “Kimlik Kapanında Ülkem”
23.08.2026 Furkan Vakfı olayı: Dindarın dindara yaptığı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı