Bülent Arınç AKP’nin bölünmesini engelleyebilir mi?

05.07.2019 medyascope.tv

5 Temmuz 2019’da medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Bugün biraz Bülent Arınç’tan söz etmek istiyorum — son günlerde tekrar gündemde. Özellikle bir röportajda söyledikleri ve söylediklerinin yansıtılma şekli dikkat çekti; o ise söylediklerinin montaj yoluyla değiştirildiğini ileri sürdü. Bu ayrı bir tartışma; ancak şunu vurgulamak lâzım: Bülent Arınç söyleyeceğini direkt söyleyen bir isim, yıllardır böyle. Bu yüzden de siyaseten önü açılmış ve sık sık da önü kapanmıştır. 
Millî Görüş Hareketi’ni (MGH) ilk gazeteci olarak takip etmeye başladığım yıllarda –80’li yılların ortasında– Erbakan, Oğuzhan Asiltürk gibi isimlerin dışında ilk duyduğum isimlerden biriydi Bülent Arınç. Hitabet kabiliyetiyle çok popülerdi; Millî Görüş tabanının birçok yerde konuşmacı olarak çağırdığı bir isimdi; kendisi aslen avukat ve diğerlerine göre gençti –yani Oğuzhan Asiltürk, Recai Kutan vs. gibi kişiler çok yaşlıydı–; bir sonraki kuşaktan gelen bir isim olarak adım adım bu hareket içerisinde yükselen bir isimdi. O günden bugüne çok değişik görevler üstlendi ve Milli Görüş hareketinin değişik etaplarında kritik roller üstlendi. Şu anda ekranda gördüğünüz, kendisiyle 16 Ağustos 2016’da bu stüdyoda yaptığımız 90 dakikalık söyleşinin görüntüleri. O söyleşinin de çok bir anlamı var — hele bugün daha anlamlı oluyor. Çünkü Bülent Arınç kısa bir süre öncesine kadar TRT’nin de kendisine bağlı olduğu bir başbakan yardımcısıydı ve istediği zaman istediği medya kuruluşunda gözükebilen birisiydi. Ancak bu yayını yaptığımız sırada Bülent Arınç dışlandı, kenara itildi ve kendisine yönelik –kendi tabiriyle– “troller ve troliçelerin saldırısı”na mâruz kalmıştı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan kendisine sahip çıkmamıştı. Bundan çok ciddi bir şekilde şikâyetçiydi ve derdini anlatabilecek yer olarak Medyascope’u tercih etti. Biz kendisini daha önce davet etmiştik, daha sonra kendisi arayıp konuşmak istediğini söyleyerek gelmişti ve zaten ilk konuşmamız öyle başlamıştı. 
Şimdi Bülent Arınç tekrar büyük medyada görünebilir oldu, arada bir şeyler değişti. Belli ki mârûzatını dile getirdikten sonra tekrar bir şekilde Erdoğan kendisine belli bir yer açtı. Bu açtığı yer ne kadar bir yerdir? Açıkçası çok emin değilim; daha doğrusu eminim de, onun sandığı kadar kendisine geniş bir alan açıldığını sanmıyorum. Onun şu andaki pozisyonu, televizyonlara çıkabiliyor olması tabii ki önemli –kendisi açısından–, ama şu andaki siyasî iktidar içerisinde, kendi deyimiyle bir zamanlar var olan özgül ağırlığının epey gerisinde olduğu da muhakkak. 
Bu yayının başlığını Bülent Arınç AKP’nin bölünmeleri engelleyebilir mi? olarak koydum. Çünkü kendisi en son çıktığı Habertürk yayınında –yani bir önceki çıktığı Habertürk yayınından dolayı– ortaya atılan birtakım iddialara cevap vermek üzere, kendisine yönelik saldırıların ana gerekçesini, partisinde yaşanması söz konusu olan kopuşlarda oynabileceği rolün engellenmek istenmesi diye tanımladı. Yani şunu söylüyor: “Ben bu kuruma, söz konusu olan partilere, kurulmalarına belki engel olabilirim ya da çok sayıda insanın buralara gitmesine engel olabilirim”. Ama en ideali tabii ki arabuluculuk yapıp, bir nevi Erdoğan’la gerek Ahmet Davutoğlu’nu gerek Ali Babacan’ı ve dolayısıyla Abdullah Gül’ü ve diğer isimleri –Beşir Atalay, Hüseyin Çelik gibi, Sadullah Ergin gibi isimleri– barıştırabileceği gibi bir iddiası var, misyonu var, bunu kendine misyon edinmiş bunu görüyoruz. Partiyi yeniden tanımlamak, yeniden inşa etmekten bahsediyor, böyle bir misyonla çıkıyor ve kendisine yönelik saldırıları da bunu engelleme girişimi olarak tanımlıyor. Ben açıkçası bunu yapabileceğini sanmıyorum; saldırıların amacının ne olduğunu bilmiyorum, ama Bülent Arınç’ın böyle bir şeyi gerçekleştirebileceğini sanmıyorum. Yeni kurulması söz konusu olan partilerin kuruluşunu engelleyebileceğini sanmıyorum; buraya yönelik ilgiyi de çok fazla azaltabileceğini sanmıyorum. Bunun birçok nedeni var; ama önce tarihsel olanına gelelim:
Benzer bir durumda AKP’nin Milli Görüş hareketinden kopuşunda, ilk olarak “Yenilikçiler” diye ortaya çıktıkları kopuşta da benzer bir role soyunmuştu Bülent Arınç. Yenilikçilerle gelenekçiler arasında –Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan, Abdüllatif Şener gibi isimlerle Necmettin Erbakan arasında– bir arabulucu rolü üstlenmek istemişti, bu konuda çok çabalamıştı ve o zaten orada bir orta yol olarak tanımlanıyordu. Ama Fazilet Partisi’nin kongresinde –Recai Kutan ve Abdullah Gül’ün ayrı ayrı aday olduğu kongrede– tek adayla çıkılmasını sağlayamadı, bütün emekleri boşa gitti. Çünkü Erbakan, iktidarını yeni gelen gençlerle paylaşmak gibi bir şeyi asla kabul etmedi. Kabul etmediği için de Arınç’ın bu çabaları boşa gitti ve Arınç o kongrede salonda –bizzat izlediğim için biliyorum– çok etkili bir konuşma yaparak Abdullah Gül’ün daha fazla oy almasını ve daha önemlisi ardından tohumları atılan ve kurulan AKP’nin güçlü bir şekilde Milli Görüş tabanından kadro ve taban koparabilmesinde etkili bir isim olmuştu. Ama orada da bir şey denemişti ve Erbakan’ın otoritesi Arınç’ın bu arabuluculuk girişimlerinin gerçekleşmesine engel olmuştu. Şimdi benzer bir şey de Erbakan’a bire bir benzemese de –ki bir başka yayında anlatmıştım– Erbakan’ın otoriterliğinin çok daha ötesinde bir otoriterliği üstlenen Tayyip Erdoğan’ı, zamanla dışladığı, marjinalize ettiği isimlerle iktidarını paylaşmaya ikna edebileceğini sanmıyorum, Erdoğan’ın böyle bir şeye razı olabileceğini sanmıyorum. Erdoğan razı olur görünse bile diğer söz konusu olan kişilerin buna güvenebileceklerini de sanmıyorum. Yani Erdoğan birtakım vaatlerde bulunabilir, birtakım sözler verebilir; ancak artık bu saatten sonra bunların ikna edici olacağını sanmıyorum. 
Hep söylediğim bir şeyi tekrar söyleyeceğim: Cin şişeden çıkalı epey oldu. Cini şişeye tekrar yerleştirmenin çok fazla mümkün olacağını sanmıyorum. Arınç’ın bunu yapabilme konusundaki durumunun da önceki zamanlara göre çok daha zayıf olduğu kanısındayım. Çünkü onun önce dışlanıp sonra tekrar Erdoğan’a yakınlaşması, önce oğlu Mücahit’in milletvekili olması daha sonra kendisinin İstişare Kurulu’nda görev üstlenmesi, görevi kabul etmesi vs., ayrılmayı düşünen kişiler tarafından çok hayranlıkla izlenmiyor, bunu biliyorum. Bu anlamda Arınç’a karşı olan ilgi ve sempatilerinin azalmış olduğu muhakkak. Şu tabii ki önemli: Arınç bir yandan Erdoğan’ın yanında yer alırken, diğer yandan, ayrılması söz konusu olan kişilerin söylediklerine yakın tezler dile getiriyor. Yani başkanlık sistemi hakkında, demokrasi ve kuvvetler ayrılığı konusunda onlara yakın görüşler dile getiriyor. Bu yapılmak istenen, Ali Babacan’a en son FETÖ soruşturması gibi hususları şiddetle eleştiriyor, bu konuda çok sert konuşuyor vs.. Ama bunlar çok da yeterli olmayacaktır; çünkü bunları Arınç’ın söylemesinin çok da fazla bir anlamı yok. Çünkü Arınç’ın şu anda var olan siyasî iktidarda somut bir işlevi yok. Belki sembolik bir anlamı var; ama bu sembolik anlamın da iyice azalmış olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bu, Arınç’ın çözebileceği bir mesele olmaktan çıktı, herhangi birisinin çözebileceği bir mesele olmaktan çıktı. Aslında bunu çözebilecek tek kişi var: Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisi. Onun birtakım şeyleri açık ve ikna edici bir şekilde dile getirmesiyle belki tekrar yollar buluşabilir; ama bunun da gerçekçi bir husus olduğunu düşünmüyorum. 
Peki, partiler kuruluyor mu? Galiba artık –bunu daha önceki yayınlarda da söyledim, tekrar söyleyeyim– çok kısa zamanda bu partilerin işaretlerini daha net olarak görmeye başlayacağız. Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu artık daha açık ve net konuşmaya başlayacaklar. Ahmet Davutoğlu bayağı konuştu, Ali Babacan da herhalde konuşmaya başlayacak. Şu günlerde AKP’den istifa etmesi bekleniyor, nitekim İbrahim Kalın da burada Kemal Öztürk’ün yayında dile getirdiği Erdoğan-Babacan görüşmesini doğruladı, bunu da biliyoruz. Öğrendiğim kadarıyla Davutoğlu bu iki girişimi birleştirmeye eğilimli, bunu temenni ediyor, böyle bir talebi olduğunu duydum. Kendisinden doğrulatamadım, ama şunu biliyorum ki diğer hareket, yani Babacan’ın başını çeker göründüğü ama aslında Abdullah Gül’ün sponsorluğunda yürüyen hareketin –Abdullah Gül, Beşir Atalay gibi isimlerin– açıkçası Davutoğlu’na sıcak bakmadıklarını duyuyorum. Yani bu iki girişimin tek girişime inme ihtimali şu aşamada pek gözükmüyor; ayrı ayrı yapmaları durumunda tabii birbirlerinden güç alacakları ve birbirleriyle ister istemez bir rekabete girecekleri de muhakkak. 
Bülent Arınç ile başladık Bülent Arınç ile bitirelim: Bülent Arınç bu partiler kurulduğu zaman ne yapar? Herhalde normal şartlarda beklenen, uyarılarını yapar, engellemeye çalışır, engelleyemediğini görünce de herhalde bulunduğu yeri terk etmez, öyle gözüküyor. Ama Bülent Arınç gerçekten benim izlediğim kadarıyla siyasî hayatında duygularıyla çok hareket eden bir isim. Eğer bu süreç içerisinde Erdoğan’ın yakın çevresinden vs. kendisine bir zamanlar yapıldığı gibi birtakım bel altı vuruşlara tanık olursa –ki bu her an olabilir, çünkü Pelikancılar denen şebekenin neyi ne zaman yapacağı, kimi ne zaman hedef alacağı hiç belli olmuyor– öyle bir vesileyle pekâlâ ayrılanlarla da hareket edebilir. Normal şartlarda görülen, Bülent Arınç’ın Türk filmlerinde olduğu gibi, “Durun, siz kardeşsiniz!” diye çıkacağını, ama bu kopuşu, kardeşler arasındaki kopuşu engelleyemeyeceğini düşünüyorum ve kendisinin de bir şekilde istemeyerek de olsa Erdoğan’ın kendisine sunduğu dar alanda bir şeyler söylemeye, bir şeyler anlatmaya devam edeceği kanısındayım. 
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler. 




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
09.07.2019 “Yepyeni Türkiye”de değişen ve değişecek olan siyasi dengeler
08.07.2019 Ali Babacan’ın partisinin ayrıntıları
08.07.2019 SETA’nın gazeteci andıçının anlamı ve anlamsızlığı
05.07.2019 Bülent Arınç AKP’nin bölünmesini engelleyebilir mi?
05.07.2019 Taha Akyol ile söyleşi: 23 Haziran sonrası Türkiye
04.07.2019 Erken gelen pişmanlık: Başkanlık sistemi
03.07.2019 Erdoğan ve AKP ile özdeşleşen İslami cemaatler 23 Haziran’ın faturasını ödemekten kurtulabilecek mi?
03.07.2019 Transatlantik: Erdoğan-Trump görüşmesi, İran ve nükleer kriz & Libya’da neler oluyor?
02.07.2019 Tek adam yalnızlaşıyor
01.07.2019 Hoca, Reis’e karşı
09.07.2019 “Yepyeni Türkiye”de değişen ve değişecek olan siyasi dengeler
01.07.2019 The Master against the Chief
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı