Alevîlerin sessizliği

27.12.2020 medyascope.tv

27 Aralık 2020’de medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Hande Sena Kandemir hazırladı.

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Bugün, ne zamandan beri ele almadığım bir konudan bahsetmek istiyorum. O da Türkiye’de Alevîler’in durumu. Nereden çıktı bu diyebilirsiniz, gündemde yok. Gerçekten yok. Geçtiğimiz günlerde Maraş Katliamı’nın yıldönümü bahsinde kısaca bir geçti Alevîlik meselesi. Ama çok fazla gündemde yok. Zaten benim de ilgimi çeken — başlığı da böyle verdim: Alevîler’in sessizliği. Zaten Alevîliğin bu kadar dinamik olup bu kadar da sessiz olması başlı başına ilginç bir konu ve üzerinde konuşmaya değer bir konu. Doksanlı yılların başlarında Alevîlik üzerine özellikle Milliyet gazetesinde çalışırken çok sayıda dosya yapmıştım. Çok geniş kapsamlı dosyalardı bunlar. Türkiye’nin değişik bölgelerine ve Avrupa’ya giderek farklı kesimlerden Alevîler’le konuşmuştum. Ve de Alevîliğe dışarıdan bakanlarla konuşmuştum. Orada, dolmakta olan bir Alevî hareketi söz konusuydu. Kendi içerisinde tartışmalarıyla, kavgalarıyla, çok sayıda ayrı örgütlenmesiyle, rekabetiyle ve de tabii ki toplumun diğer kesimleriyle kurduğu ilişkilerdeki farklılıklarla çok dinamik bir Alevîlik vardı, Alevî hareketliliği vardı. Alevîliğin İslam içerisindeki konumu üzerinden çok ciddi tartışmalar çıkıyordu. Bir diğer husus da, İran Devleti’nin Türkiye’de Alevîliği, Alevîler’in belli bir kesimini –mümkünse hepsini tabii, ama hepsi zaten imkânsızdı– Şiîliğe, Câferîliğe döndürme yolundaki çalışmaları da vardı. O zamandan beri Alevîliği dışarıdan bir gazeteci olarak izlemeye çalışıyorum. Çok inişli çıkışlı bir grafik izledi Alevîlik Türkiye’de ve bir ara Kürt açılımı ile birlikte aynı tarihlerde AKP Hükümeti’nin bir Alevî açılımı da oldu. Çalıştaylar düzenlendi, raporlar hazırlandı; ama geride pek bir şey kalmadı, bir anlamda sıfıra sıfır elde var sıfır oldu. Alevîliğin siyasetle ilişkisi de hep tartışılageldi. Refah Partisi ve Fazilet Partisi’nin ardından Adalet ve Kalkınma Partisi ile ilişkileri, arada bu partilerde özellikle AKP döneminde bazı Alevîler’in yer alması, milletvekili seçilmesi, Alevî açılımında rol oynamaları gibi hususlar oldu. MHP ile Alevîliğin ilişkisi, 70’li yıllardaki gerginlik ardından Alevîler’in, özellikle Türkmen Alevîler’in de MHP ile bağı çok tartışıldı. Ve tabii ki CHP. CHP Türkiye’de Alevîler’in büyük bir kısmının ilgi gördüğü bir parti olarak zaten hep biliniyordu. Kemal Kılıçdaroğlu’nun partinin başına geçmesiyle beraber bu iyice tescillenmiş oldu ve de tabii ki son olarak Alevîliğin ve Alevîler’in Kürt hareketi ile ilişkisi, yasal ve yasadışı Kürt hareketiyle ilişkisi de hep gündemde oldu. Böyle bir inişli çıkışlı grafiğin ardından bugün baktığımız zaman, Türkiye’deki Alevîler’in ve Türkiye dışında, özellikle Avrupa’daki Alevîler’in hiç olmadığı kadar örgütlü olduğunu görüyoruz ve hiç olmadığı kadar kendi işleriyle uğraştıklarını görüyoruz. Kendi işleriyle uğraşmak nedir? Alevî inancını öğretmek, ona sahip çıkmak, onu geliştirmek ve Alevîler’in kendi ibadetlerini yapmalarını sağlamak. Bunun da merkezi cemevleri oldu. Cemevleri ilk gündeme geldiği anda çok yadırganmıştı. Camiye rakip mi geliyor diye çok tepkilere de yol açmıştı; ama adım adım Türkiye’de cemevleri bir olgu olarak yerleşti. Kimi durumda bazı belediyeler cemevlerine sahip çıktılar. Onların ihtiyaçlarını ücretsiz bir şekilde karşılama yoluna gittiler. Ama hepsinin aynı çizgide olduğu söylenemez.
Cemevleri Türkiye’de hâlâ resmî ibadethane olarak camilerle eşit bir statüde kullanılmıyor. Bu arada tabii bütün bu süreç içerisinde, büyükşehirler başta olmak üzere Türkiye’nin dört bir tarafında yüzlerce, hatta içeriden isimlerin söylediğine göre binlerce cemevinden bahsediliyor. Yurtdışındakileri saymıyorum. Alevîler’in cemevlerini ibadetin dışında birtakım törenler için de kullandıklarını görüyoruz. Bu taziye için olabiliyor, cenazeler artık cemevlerinden kaldırılıyor büyük ölçüde. Eskiden olmayan bir husus bu: Şimdi artık Alevî cenazeleri cemevlerinden kaldırılıyor. Bunun çok yaygınlaştığını biliyoruz. Onun dışındaki birtakım faaliyetler için de cemevlerinin kullanıldığını görüyoruz. Bütün bunlar nasıl yürüyor? Camileri biliyorsunuz, tüm vatandaşlar –Alevîler dahil tüm vatandaşlar– vergileriyle finanse ediyorlar; ama cemevleri için böyle bir şey söz konusu değil. Burada herkes kendi cebinden bunu yapıyor. Öğrendiğim kadarıyla çok zengin olan –hani büyük burjuva diyebileceğimiz– Alevîler, Alevî şahsiyetler, iş insanları bu konularda çok cömert değiller. Fakat daha çok orta sınıf, belki üst orta sınıf Alevîler’in, esnaf, serbest meslek sahibi olanların katkılarıyla büyük ölçüde bu Alevîler’in kendi inançlarına göre örgütlenmelerinin finanse edildiğini görüyoruz. Birtakım isimler vardı. Mesela İzzettin Doğan Hoca vardı (Cem Vakfı). Ne zamandır ortada yok. Bir dönem Fethullahçıların Alevîliğe çengel attığını, “Cami-cemevi birlikte projesi” diye abes bir şeyle sözümona Alevîler’e açılım yaptıklarını gördük. O dönemde AKP iktidarı da tam olarak onlarla birlikte hareket etmese bile en azından buna izin vermişti. Bütün bunlar geride kaldı. Alevîler şimdi kendi başlarına, kendi içlerinde olayı Şiîliğe dönüştürmeye çalışan grupları da alabildiğine marjinalleştirerek yollarına devam ediyorlar. Bu arada tabii çok önemli bir husus — arada sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu şikâyet ederek dile getiriyor: Avrupa’da, Almanya’nın bazı eyaletlerinde, özellikle Türkiye’den gidenlerin yoğunlukla yaşadığı kuzey Ren-Vestfalya eyaletinde Alevîliğin ayrı bir inanç olarak kabul edilmesi ve birtakım imkânlar sunulmuş olması çok ciddi bir şekilde önemli bir konu olarak önümüze duruyor. Bunun Almanya içerisinde ne kadar yaygınlaşacağı, Avrupa’nın diğer ülkelerine nasıl yansıyacağı ve Almanya’daki ve Avrupa’daki diğer Alevîler’in –çünkü farklı farklı bakışlar var, özellikle Alevîlik İslam ilişkisi konusunda farklı eğilimler var, farklı görüşler var ve tartışmalar var; bazen sertleşebilen tartışmalar var– bu tartışma da bir şekilde Türkiye’ye birebir olmasa bile yansıyabilir. Erdoğan’ın özellikle vurguladığı Ali’siz Alevîlik; yani Alevîliği Hazret-i Ali’den ve İslam‘dan kopartmak isteyenlerden şikâyet ediyor ve bunların Almanya’da devlet tarafından desteklendiğini ileri sürüyor. Tabii ki abartarak bunları tarif ediyor Erdoğan. Bu tartışma Türkiye’ye henüz birebir yansımış değil; ama önümüzdeki dönemlerde pekâlâ bu tartışmayı da önümüzde bulabiliriz. Alevî açılımının akamete uğramasının ardından Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının Alevîler’e yönelik herhangi bir iddiası kalmadı. Fakat öğrendiğim kadarıyla son reform çağrıları ya da reform söylemleri –ne dersek diyelim, ki bunun çok da inandırıcı olmadığı üst üste yaşanan gelişmelerden anlaşılıyor– her neyse, ama burada iktidarın Alevîler’e yönelik olarak da birtakım nabız yoklamalar içerisinde olduğu söyleniyor; fakat şu âna kadar bu açıkça dillendirilmiş bir şey değil. Kaldı ki nabız yoklama olsa bile, o en güçlü olduğu zamanda, kamuoyunun büyük bir ilgi gösterdiği zamanda o kadar üzerinde çalışılan Alevî açılımı, çalıştaylar zamanında doğru dürüst bir adım atamayan AKP iktidarının, Erdoğan’ın, bugün Alevîlik konusunda Alevîler’i memnun edecek, onların bazı beklentilerini karşılayacak bir çıkış yapabilmesini açıkçası çok fazla beklemiyorum — hiç beklemiyorum diyebilirim. Gördüğüm kadarıyla Alevîler’in de Erdoğan’dan herhangi bir beklentileri kalmış değil. Bir süredir Alevîler kendi yağıyla kavrulmayı, kendi ayakları üzerinde durmayı bayağı içselleştirmiş durumdalar — ki bu aslında hiç de fena bir şey değil. İyi bir şey ve ne kadar başarılı olurlarsa aslında Türkiye’ye o kadar katkısı bulunabilecek bir olay. Alevîlik ve Alevîler Türkiye’nin gerçekten çok önemli bir parçası. Çok önemli bir zenginliği. Alevî bir aileden gelmemekle beraber, çocukluğundan itibaren Alevîler’le çok iç içe yaşamış birisiyim. Bulunduğum İstanbul’daki mahalleler olsun, daha sonra sol hareket içerisinde ve cezaevinde çok sayıda Alevî’yle birlikte bulundum; ama o tarihlerde özellikle sol hareket içerisinde, Alevî kökenli olanlar da Alevîlik’lerinin bir inanç olarak çok fazla bilincinde değillerdi; fakat çok ilginç bir şey oldu: Daha sonra, o dönem kapandıktan sonra, birlikte hareket ettiğimiz arkadaşlarımızdan Alevî kökenli olanların önemli bir bölümünün Alevîliği bir inanç olarak da benimsemekte olduğunu gördüm. Bu çok ilginç bir durum oldu. Alevîlik’le solu bir arada götürebilmek çok daha kolay olsa gerek ve Alevîlik denince her zaman için çok güçlü ileriye dönük bakan, sayıca az olmanın getirdiği sorunları yaşamış ve bu sorunları yaşayarak daha da olgunlaşmış ve bunu kültür alanında çok güzel bir şekilde yansıtmış, sayıca az olmanın zorluklarıyla baş edebilmek için büyük ölçüde kültüre sarılmış bir topluluktan bahsediyoruz. Baktığım, gördüğüm kadarıyla bir Alevî hareketliliği hâlâ var, ama Alevî siyasî hareketi diye bir şey yok, olmadı. Beklendi, hep olabileceği düşünüldü. Alevîliğe yatırım yapan birtakım gruplar, siyasî yapılar oldu; fakat Alevîler bu son 20 yılda diyelim ya da 25 yılda, kendi siyasî duruşlarıyla inançları arasında bir ayrışmayı başarabildiler ve bu anlamda Alevîliğin, Alevîlerin büyük ölçüde Türkiye’de laikliği içselleştirmiş olduğunu düşünüyorum. Laiklik hiçbir zaman illâki lâdinî, yani dindışı olmak anlamına gelmiyor; ama çok kabaca din ve devlet işlerini ayırmak olarak tanımlayabiliriz. Alevîler’in devletle pek bir işi yok; çünkü devlet onlara kapısını kapatmış durumda, büyük ölçüde onları dışlıyor. Bürokraside Alevîler’in sayısının çok çok az olduğunu biliyoruz — özellikle kritik yerlerde. AKP iktidarında örneğin üst düzeyde Alevîlik kimliğini gizlemeden, ona sahip çıkarak görev alan kim vardı açıkçası bilmiyorum; ama Alevîler kendi inançlarıyla siyasî duruşları arasındaki ayrımı yapabilen bir topluluk olarak gerçekten Türkiye’ye çok zenginlik katıyorlar. Dolayısıyla Alevîler’in sessiz olması aslında çok da kötü bir şey değil. İyi bir şey. Alevîler tabii ki öncelikle kendilerini, ama sonuçta da Türkiye’yi düşünerek kendi ayakları üzerinde durabilmenin zor ama mümkün olduğunu bize gösteriyorlar.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
11.01.2021 İbretlik bir olay: Adnan Oktar davası
10.01.2021 Cumhur İttifakı, daha doğrusu Erdoğan Saadet Partisi’ni yutacak mı?
09.01.2021 Süleyman Soylu rol çalmaya devam ediyor
07.01.2021 ABD Kongre baskınından çıkarılacak dersler
06.01.2021 Aranan rektör bulunmuştur!
05.01.2021 Siyasî iktidarın çoktan kaybettiği kültür savaşının yeni sahası: Boğaziçi Üniversitesi
04.01.2021 Erdoğan’ın başörtüsü sorunu
01.01.2021 Yeni yılda siyaset yenilenebilecek mi? Özer Sencar ile söyleşi
01.01.2021 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (47): 2020'de iktidar ve muhalefet cephelerinde neler oldu? 2021'de neler olabilir?
31.12.2020 2021 için: Sürdürülebilir cesaret
11.01.2021 İbretlik bir olay: Adnan Oktar davası
09.11.2020 Démission de Berat Albayrak: et soudain, le maillon le plus fort de la chaine a laché.
24.07.2020 Erdoğan’s greatest strategic mistake
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı