17. yılında 11 Eylül: Kim kazandı?

11.09.2018 medyascope.tv

11 Eylül 2018’de medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gamze Elvan ve Şükran Şençekiçer hazırladı.

Merhaba, iyi günler. 12 Eylül 2001 saldırılarının üzerinden 17 yıl geçmiş. Daha dün gibi hatırlıyorum ve bu arada tabii nasıl yaşlandığımız da ortaya çıkıyor. Acayip bir şoktu, yani hiç kimsenin hazırlıklı olmadığı bir şoktu. ABD başta olmak üzere, dünyanın her yeri neye uğradığını şaşırdı ve gerçeklerle yüzleşme konusunda çok büyük bir direnç gösterildi — özellikle İslam dünyasında. Hemen ardından, malum, “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sloganıyla beraber ABD çok büyük bir operasyona girişti. Afganistan’la başlayıp daha sonra Irak’la devam eden ve İslam coğrafyasında her şeyin alt üst olduğu bir dönem.

El Kaide gerçeği
Buradaki temel mesele, El Kaide denen yapının Batı’yı, ABD’yi, yani dünyanın merkezini ve dünyanın merkezinin merkezini, New York’u ve en sembol İkiz Kuleleri, ayrıca da Washington’da Pentagon’u, Savunma Bakanlığı’nı, kendi silahlarıyla, yani uçaklarıyla hedef almasıydı. Hem çok sayıda insan hayatını kaybetti hem de çok büyük bir şok oldu. Manevi, moral açıdan indirdiği darbe maddi açıdan indirdiği darbenin kat kat üstünde oldu. Tabii ben bunları böyle söylüyorum, ama o andan itibaren bunun bir El Kaide saldırısı olmadığına inanan milyonlarca insan var — Türkiye’de de var, dünyanın her yerinde var, özellikle İslam dünyasında var ve çok sayıda komplo teorisi her geçen gün varlığını sürdürüyor, yenileri ekleniyor. Ama başından itibaren bunun El Kaide tarafından yapıldığını düşündüm –ki doğrulandığına da eminim– ve buradan hareketle de bu olayın doğurabileceği sonuçları ilk andan itibaren –o tarihte NTV’de çalışıyordum, daha doğrusu NTV’ye dışarıdan yorum yapıyordum– sürekli olarak bu küresel cihadcı örgütler, transnasyonal yani uluslar-ötesi örgütler üzerine kafa yorduk.
El Kaide daha sonra saldırılarını başka yerlere taşıdı. İslam dünyasındaki saldırılara ek olarak El Kaide’yle şu ya da bu şekilde irtibatta olan insanlar, İngiltere’de, İspanya’da, daha sonra Fransa’da, Belçika’da, El Kaide olmasa da başka isimlerle benzer türden sivillere yönelik şiddet eylemlerine, terör eylemlerini tanık olduk ve hâlâ Batı, ABD –her ne kadar 11 Eylül’den sonra ciddi bir saldırıya maruz kalmasa da– tüm Batı ülkeleri hâlâ diken üstünde. Fransa’da çok büyük saldırılar oldu, Belçika’da çok büyük saldırılar oldu; daha sonra araçlarla yapılan saldırılar oldu. Her türlü saldırı tabii ki 11 Eylül’deki gibi uçak kaçırıp uçaklarla girmek kadar çıtayı yüksek tutan saldırılar olmuyor; ama yine de Batı, sürekli olarak bu tür küresel cihadcı terörün tehdidi altında ve bununla uğraşıyor.

Bin Ladin’den sonra El Kaide
Peki, bunun bir savaş olduğu kesin, zaten ABD’nin o dönemdeki başkanı bunu bir savaş olarak gördü ve küresel teröre karşı savaş kararı aldı ve bunu hayata geçirdi. Aradan geçen 17 yılda bu savaş nasıl sonuçlandı ya da sonuçlandı mı? Bence savaş sürüyor. Hâlâ sürüyor, değişik aşamaları oluyor, değişik coğrafyalarda sürüyor; ama savaş sürüyor ve biteceğe de benzemiyor. Kimilerinin gözünde de bu savaş bitti ve Batı kaybetti. Bugün Foreign Policy dergisinde Stephen Marche isimli Kanadalı bir edebiyatçının uzun bir yazısını okudum. Orada da Amerikan zihniyetinin bu savaşı kaybettiğini ilan ediyor, çok uzun ve ilginç kayda değer bir yazı. Buna benzer düşünceye sahip olup farklı şekillerde dile getiren insanlar var, tabii bir de kazandığını ileri sürenler var; ben bunun hiçbir şekilde doğru olduğunu düşünmüyorum.
Daha sonra, yıllar sonra Usame bin Ladin’in öldürülmüş olması, El Kaide’nin küresel çapta ses getiren büyük eylemleri bir süredir yapamıyor olması ve onun yerine yerel, özellikle Arap Yarımadası’nda, kısmen Afrika’da, kısmen Afganistan’da yerel anlamda varlık gösteriyor olması, Usame bin Ladin’in ardından gelen Eymen ez-Zevahiri’nin onun yerini tam olarak dolduramamış olması, bütün bunlar realite. Ama bir başka realite de şu: El Kaide’nin ardından IŞİD gibi bambaşka bir yapı çıktı. El Kaide’nin Suriye’deki yapılanması, adını değiştirerek El Kaide’den uzaklaştığını ilan ederek hâlâ varlığını sürdürüyor, ama en önemli husus IŞİD ve IŞİD de bir müddettir El Kaide’nin tekelinde olduğu varsayılan Batı dünyasını rahat eden terör eylemlerini kendi eline almış durumda. En son Fransa’da, Belçika’da, Almanya’da değişik yerlerde yaşadığımız ve tabii ki Türkiye’deki eylemlerde de hep IŞİD imzası var.

IŞİD ile değişen ve değişmeyen
IŞİD özellikle Irak ve Suriye’de o ilan etmiş olduğu devlet çatısı altında bir tür istihbarat birimi kurduğu ve bunların da Batı’ya yönelik olarak, Batı’ya eylem yapacak insanlar yolladıkları; eğitilmiş, iyi eğitilmiş insanlar yolladıkları, kadın-erkek militanlar yolladıkları biliniyor. Şu anda IŞİD’in Irak’ta ve Suriye’de devlet varlığı kalmadığı için bu anlamda belli bir zayıflama olmuş olabilir, ama bu hiçbir zaman IŞİD’in sonlandığı anlamına gelmiyor. IŞİD sonlansa bile, etkisini yitirse bile, tıpkı El Kaide’de olduğu gibi yerine yepyeni bir örgütün, yapının çıkmayacağının garantisi yok. Çünkü bu olayı, bu tür yapılara katılan insanları besleyen bir zemin var ve bu zemin varlığını her geçen gün daha güçlü bir şekilde hissettiriyor.
Bu konularda yapılan araştırmalara baktığımızda, “Kimler bu tür yapılara katılıyor?” diye baktığımız zaman, özellikle IŞİD’le beraber ve özellikle de IŞİD’in İslam devleti iddiasıyla bir yeri kontrol ettiği döneme baktığımız zaman, sadece belli bir yaştaki –yani 18 ila 30 diyelim–erkekler değil; her yaştan ve her cinsiyetten insanların olduğunu görüyoruz. IŞİD’le beraber genç yaşlı, çoluk çocuk hep birlikte örgüte katılmaların olduğunu biliyoruz. Kimileri savaşmaya, kimileri yaşamaya gidiyordu; şimdi yaşama faslı ara vermiş olabilir, ama şu anda Batı ülkelerinde yaşayan ya da İslam ülkelerinde yaşayan binlerce kişi IŞİD’in Irak’taki ve Suriye’deki topraklarında belli süre boyunca yaşadılar ve hallerinden de çok şikâyet etmediler. Yani yaptıklarından memnundular, ama şu anda orada artık böyle bir yaşam sürdürmeleri mümkün değil; kimileri zaten öldürüldü, kimileri yakalandı, ama kimileri de ülkelerine geri döndü.
Sonuçta çok güçlü bir yapılanma, kökleri olan bir yapılanma var ve buraya farklı nedenlerle, farklı saiklerle insanlar bu tür yapılara katılabiliyorlar, o yapılar içerisinde gönüllü bir şekilde intihar eylemcisi olabiliyorlar, savaşabiliyorlar ya da maddi manevi her türlü fedakârlığı göze alabiliyorlar. Bu hususu hiç kimse iptal edemedi, iptal edebileceğe de benzemiyor. Ne Batı bunu yapabildi, hiçbir istihbarat servisi de bununla baş edebilecek bir noktada değil. Ama daha önemlisi, İslam ülkeleri –ki ezici bir çoğunluğu demokrasi dışı sistemlerle otoriter ve totaliter sistemlerle yönetiliyor–, bu ülkelerde de çok ciddi bir şekilde ekonomik nedenlerle, siyasî nedenlerle, psikolojik nedenlerle, kültürel nedenlerle bu tür yapılara çok sayıda insan meyledebiliyor. Bunların içerisinde Türkiye de, Afganistan’dan itibaren, daha sonra Bosna ve Çeçenistan da dahil olmak üzere, ama en çok da Suriye ve Irak’a çok sayıda –yüzlerce dememek lazım, binlerce demek lazım– insanın savaşmaya ya da yaşamaya gittiği bir ülke oldu ve bunlar çok da yakın olduğu için kimileri gidip geldi, kimileri öldü, kimileri kaldı. Kimileri Türkiye’ye geldi. Şu anda belki o tür faaliyetleri aktif bir şekilde sürdürmüyorlar, ama çevrelerinde bu düşüncenin, Selefi-cihadcı düşüncenin propagandasını yaptıklarını çok rahatlıkla düşünebiliriz. Böyle bir zemin var.

“Deradikalizasyon” uygulamaları

Ne yapılabilir? Bu konuda istihbarat çalışmaları var. Dünyanın her yerinde, Türkiye dahil. Önceden engelleme gibi bir çaba var. Ama en önemli hususlardan birisi, bu kişilerin girdikleri yollardan döndürülmesi, buna yabancı dilde “deradikalizasyon” deniyor. Bunun Türkçesi biraz zor. Radikallikten arındırılma ya da ılımlılaştırılma denen hususlar, perspektif. Batı bunu kısmen uyguluyor, Suudi Arabistan’ın bayağı bu konuya yatırım yaptığını biliyoruz. Ama Türkiye’de bu konuda bir çalışma olduğunu ben duymadım. Doğu Eroğlu’nun son geçen yayında da bahsettiğim “Türkiye’de IŞİD Ağları” kitabında da özellikle son bölümünde bu nokta geniş bir şekilde ele alınmış ve Türkiye’de bu konuda hiçbir şey yapılmadığı söyleniyor. Normal şartlarda başka ülkelerde, Batı’da, mesela Fransa’da, Almanya’da, özellikle cezaevlerindeki birtakım cihadcıların bu tür programlara alındıklarını görüyoruz. Ama burada tabii en önemli husus kişilerin bunu istiyor olması. Bu programların ne derece başarılı olduğu bir tartışma konusu. Ama hiçbir şey yapmamaktan daha iyi olduğu muhakkak.
Şimdi bu olayın bir boyutu. Ama esas boyut, bu zemini halledebilmek. Bu zeminin halledilebilmesi 17 yıl boyunca çok açık bir şekilde gördük ki mümkün değil. Bir kere dünyada bu eşitsizlikler olduğu müddetçe, Batı’nın her türlü tahakkümü olduğu müddetçe, İslam dünyasında ya da İslam topluluklarında sosyal anlamda, ekonomik anlamda geri planda, geri kalmışlık sürdüğü müddetçe, İslam ülkelerinde yani nüfusun büyük çoğunluğu Müslümanların oluşturduğu ülkelerde demokrasi, hukuk devleti, temel hak ve özgürlükler garanti altında olmadığı müddetçe, düşünce özgürlüğü olmadığı müddetçe, bu tür yapılar her zaman varlığını sürdürecekler. 17 yıl sonra, her ne kadar ABD ve destekçileri milyarlarca dolar akıtmış olsalar da en fazla birtakım failleri yakalayabildiler, öldürebildiler. Kimilerini Küba’da, Guantanamo’da hapsettiler. Gizli hapishanelerde bunlara işkence yaptılar. Kendi iddia ettikleri değerlerini de çiğneyerek mücadele ettiklerini sandılar. Ama sıfıra sıfır elde var sıfır demesek bile, çok büyük ölçüde bir başarısızlıkla sonuçlandı ve kaybettiler, kazanamadılar. Kaybettiler demesek de kazanamadılar. Ama öte yandan bu Selefi-cihadcı, küresel perspektife sahip Selefi-cihadcı fikir sürekli kendini yenileyerek, geliştirerek birtakım yaşadığı sorunları aşarak, tabii bu arada bol miktarda darbe yiyerek ama çok ciddi ölçüde de düşmanlarına darbe indirerek yoluna devam etti ve gördüğüm kadarıyla –maalesef söylemek gerekir– önleri sonuna kadar açık. Türkiye de buna dahil.

Komplo teorileri
Tabii bütün bu söylediklerimin, “El Kaide de, IŞİD de aslında Amerikan projesi, böyle bir şey yok!” vs. diye düşünenler için bu söylediklerimin hiçbir anlamı olmadığını biliyorum. Ama bu olayların gerçek, sahici olgular olduğunu kabul edenler için önümüzde bir anlama, neden böyle olduğunu anlama ve bunun nedenlerini, nedenleriyle mücadele etme gibi bir husus var ya da görev var diyelim. Ama bu çok zorlu bir görev. Yerine getirilmesi çok mümkün olan bir mücadele değil; kazanılması çok mümkün olan bir mücadele değil. Bakın, 2001’de bu olay olduğundan kısa bir süre sonra Türkiye’de AKP iktidara geldi. Yani 11 Eylül’ün hemen arkasından diyelim, bir yıl sonrasında iktidara geldi. Türkiye gerçekten tüm İslam dünyasında, işte o kafa karışıklığında, El Kaide gibi yapılarla mücadele etmede Batı tarafından bir tür model ülke olarak pazarlanıyordu, gösterilmek isteniyordu. Bu da çok tartışıldı, ama böyle yapılmak isteniyordu. Ama şu anda Türkiye hiç kimseye model olarak gösterilecek bir ülke değil. Bundan da çıktı. Türkiye bu süre içerisinde kendi demokrasisini, hukuk devletini, temel hak ve özgürlüklerini büyük ölçüde yitirmiş durumda.
Dolayısıyla 17 yıl boyunca mücadele etmek için her şeyden önce demokrasi, temel hak ve özgürlükler, hukuk devleti, fikir özgürlüğü gerekirken, Türkiye bu süre zarfında çok ciddi bir şekilde gerilemiş durumda. Dolayısıyla bu kolay kolay kazanılabilecek bir savaş değil. Bu savaşın kolay kolay kazanılamayacak olması, El Kaide, IŞİD gibi yapıların kazanacağı anlamına da gelmeyebilir. Ama onların zaten şu anda bir şeyi kazanıp elde etmek gibi bir dertleri yok. Ama var olan yapıları sürekli tedirgin etme, sürekli bir istikrarsızlık yaratma gibi perspektifleri var ve bu anlamda kazanıyorlar. Kısa bir dönem Irak’ta ve Suriye’de bir devlet bayrağı dikmiş olabilirler, ama çok kısa ömürlü olduklarını gördük; böyle bir şey yapmaları çok mümkün olmayacak. Ancak var olan devletlere de, var olan toplumlara da, ülkelere de nefes aldırmamaya, rahat nefes aldırmamaya devam edecekler. Bu dertle yaşayarak gideceğiz ve bu arada tabii çok ciddi kayıplar vermeye devam edeceğiz. 17 yılın sonucunda bir bilanço varsa o da bana göre kimsenin bu yaşananlardan gerçekten bir ders çıkarmadığıdır. Ve bu nedenle de başımıza gelen ne varsa ve gelecek olan ne varsa bize müstehaktır diyorum ve noktalıyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.
 



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
08.11.2018 Trump ara seçimlerden sahiden yenik mi çıktı?
07.11.2018 Cihangir İslam neden hedefte?
30.10.2018 Siyaset neden ve nasıl bitti? Nasıl yeniden canlanabilir?
29.10.2018 Yaşadığım Cumhuriyet
26.10.2018 Cemal Kaşıkçı cinayeti unutuluyor mu?
25.10.2018 Melih Gökçek, Mansur Yavaş, AKP-MHP: Ankara’da neler oluyor?
24.10.2018 Murat Yetkin ile tüm yönleriyle Kaşıkçı cinayeti & Gökçek’in MHP’den adaylık ihtimali
24.10.2018 Transatlantik: Kaşıkçı cinayeti, ABD’de bombalı paketler & Cumhur İttifakı’nın geleceği
23.10.2018 AKP-MHP koalisyonunda son durum
22.10.2018 AKP-MHP: Yollar ayrılıyor mu?
08.11.2018 Trump ara seçimlerden sahiden yenik mi çıktı?
23.06.2018 Turkey's Troubles Continue as Elections Loom
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı