11 Eylül’ü kim yaptı?

11.09.2019 medyascope.tv

11 Eylül 2019’da medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba, iyi günler. 2001 yılında 11 Eylül günü Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanan saldırıların neredeyse yirminci yılı olacak, ama bu yayının başlığına koyduğum soru hâlâ bazılarının gözünde cevaplanmış değil : “11 Eylül’ü kim yaptı?” İlk günden itibaren birçok kişi bunun bir komplo olduğunu, ABD’nin, İsrail’in, dünyayı yöneten gizli güçlerin bunu yaptığını iddia edenler var ve hâlâ bu iddialar çok güçlü bir şekilde sürüyor. Hatta bu konudaki komplo teorilerinin 11 Eylül’ü El Kaide’nin yaptığı üzerine yürütülen çalışmalardan, araştırmalardan daha hacimli olduğunu bile söylemek mümkün. Özellikle internet ortamında çok geniş bir şekilde, değişik değişik komplo teorileri var. Ama bunların hepsinin buluştuğu nokta, ortak nokta şu : “ABD böyle bir şeye kendi bilgisi dışında mahal vermez, illaki onların bir parmağı vardır” şeklinde bir yaklaşım var. Buradan hareketle, “derin devlet”, “derin dünya devleti” gibi hususlar dile getirip durulur. Eminim şu anda bu yayını izleyenlerin içerisinde önemli sayıda izleyici de benzer görüşleri savunuyor ya da onlara yakındır. 
Ben başından itibaren bunun böyle olmadığını söyleyenlerdenim. İyi hatırlıyorum o günü; serbest gazeteci olarak çalışıyordum, Metis Yayınları’nda editördüm, “Siyahbeyaz” adlı gazetecilik kitaplarının editörüydüm. Ama başta NTV olmak üzere birtakım haber kaynaklarına da yorum yapıyordum. O günü unutmam mümkün değil; çünkü bir kitap çalışmasıyla ilgili olarak bir röportaj yapıyordum Metis’teki odamda ve telefonları kapatmıştım, kapıyı da kapatmıştık ve konuğumla bambaşka bir konuda bir söyleşi, uzun bir söyleşi gerçekleştiriyorduk. Bittikten sonra telefonumu açtığım zaman çok sayıda mesajın bırakıldığını gördüm ve hemen yayınevindeki arkadaşlar da televizyon açmamızı söylediler ve 11 Eylül olayının tekrar tekrar görüntülerini tanık olduk. NTV’den çağırmışlardı, gittim ve o sırada elimde bir kitap vardı, ABD’de almıştım o kitabı. Kötü bir kitaptı, ama “ABD’yi Tehdit Eden Adam” gibi bir başlığı ve kapağında Usame bin Ladin’in fotoğrafı vardı. O kitabı da yanıma alarak gittim. NTV’de bunun El Kaide saldırısı olma ihtimalinin çok güçlü olduğunu, zaten yaptığı değişik saldırılarla ipuçlarını verdiğini ve gazetecilere Afganistan’da yaptığı açıklamalarda da bu konuda zaten Usame bin Ladin’in ABD’yi, İsrail’i çoktan tehdit etmiş olduğunu söyledim. Çok iyi hatırlıyorum NTV’deki insanların büyük bir kısmı benimle dalga geçti, bunun olamayacağını söylediler. Onun bir yığın nedeni vardı; tabii ki “Amerika’nın gücü”, “Amerika’ya böyle bir meydan okuyuşu kimse yapamaz” düşüncesi ve de Usame bin Ladin’in bir Arap olması nedeniyle, Araplara yönelik örtük ya da açık ayrımcılık nedeniyle de Araplar tarafından yapılmasının asla mümkün olmadığını savunan insanlar oldu. Daha sonra da gördük; Türk medyasında da çok sayıda, El Kaide’den olmayan birtakım zanlılar arayanlar oldu. Yani ABD’nin kendi komplosu olmasa da, “Kim yapmış olabilir?” sorusuna Usame Bin Ladin ve El Kaide dışında cevaplar aranmaya çalışıldı. Bunların çoğunu hatırlamıyoruz; tabii ki birtakım suçlular bulmaya çalıştılar, ama bunun El Kaide olduğu bence anlaşıldı ve kanıtlandı. Şimdi bunu söylediğim zaman da bana gülenler vardır, ama her neyse. 
Burada öncelikle bu komplo teorilerinin –bu olay dünyanın en çarpıcı olayı tabii ki– nasıl dünyayı anlamamızı ve dünyanın sorunlarını çözmemizi engellediğini göstermede 11 Eylül bence çok çarpıcı bir olaydır. Siz, 11 Eylül’ü ABD derin devletinin ya da derin dünya devletinin ya da işte ABD-İsrail ortaklığının vs. bir komplosu olarak gördüğünüz zaman, o zaman ortada aslında pek bir sorun olmuyor; çünkü “Zaten bunlar dünyayı yönetiyorlar, istediklerini yapıyorlar”. Tabii ki şu soruya çok fazla cevap vermek istemediler, “Niye ABD kendi toprağında, böyle büyük, kendi gücünü sarsacak böyle bir saldırıyı tezgâhlasın?” Bu soruya şu cevabı verenler oldu: “Ortadoğu’yu, Afganistan’ı işgal etmek için”. Nitekim 11 Eylül’ün ardından Başkan Bush önce Afganistan’ı ardından Irak’ı işgal etti. Ama şunu da biliyoruz ki ABD’nin buralara asker çıkarması için böyle büyük bir olaya hiç de ihtiyacı yoktu. Şu anda Suriye’de mesela, ABD’nin askerî varlığı bulunuyor; tabii ki Irak’ta kıyaslanmayacak ölçüde zayıf, ama yine de var ve orada IŞİD’in ABD’ye yönelik yaptığı çok bâriz herhangi bir saldırı yok. Orada da IŞİD’e karşı mücadele verdiğini söylüyor, dünyanın değişik yerlerinde de keza böyle. Bu tür saldırılar bizim olayın aslını ve bu saldırıyı gerçekleştirenlerin motivasyonunu anlamamızı engelledi ya da zorlaştırdı. Burada aslında İslam dünyasının, Batı tarafından yıllardır –belki de yüzyıllardır süren– ezilmişliğine yönelik bir cevap arayışıydı bu. Yanlış bir cevap, ama bunun sonucuydu. Bu aynı zamanda İslam dininin nasıl bir politik ideolojiye dönüştüğünün ve bu politik ideolojiye dönüşmenin radikalleşmesi halinde işin nerelere varabileceğinin bir göstergesiydi — ki Usame bin Ladin’in öyküsüne baktığımız zaman, onun radikalleşmesi Afganistan’da oluyor ve Afganistan’da onun ve yakın çevresindeki insanların radikalleşmesinin Batı tarafından teşvik edildiğini biliyoruz, çok iyi biliyoruz. Sadece Batı değil; aynı zamanda Pakistan ve Çin gizli servislerinin de desteğiyle örgütlenmiş bir yapı söz konusu — Sovyetler Birliği’ne karşı mücadele ettikleri için. Dolayısıyla 11 Eylül bize, radikalleşmeyi, dinin radikalleşmesinin varabileceği yerleri de gösterdi. 11 Eylül’ün kendisinin ardından yaşananlar, genel olarak Batı’nın, özel olarak ABD’nin 11 Eylül’e cevap verme iddiasının, sorunlarımızın daha da derinleşmesine, daha da çözümsüzleşmesine yol açtığını gördük. Ne demişti o zaman insanlar? “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”. Gerçekten öyle oldu; bütün dünya düzeni değişti, yöntemler değişti ve işler eskisi gibi olmadı, daha kötü oldu ve bundan sonra da kötüden iyiye dönmenin imkânı pek mümkün gözükmüyor. 
Amerikan ordusu Afganistan’a girdi, Irak’a girdi ve bakıyoruz bugün Afganistan’da hiçbir şey çözülebilmiş değil. Ve işin ilginç bir sonucu, Afganistan’da Taliban’la sürdürülen barış görüşmeleri, Amerika’nın en şahin bilinen ismi Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın kellesini aldı. John Bolton’ın şöyle bir özelliği var: Kendisi 11 Eylül döneminde Bush’un yakın çevresinde yer alıp, günümüzde etkisini koruyan tek kişiydi ve 11 Eylül’ün neredeyse yıldönümünde Bolton kendi iddiasına göre istifa etti, Trump’ın iddiasına göre görevden alındı. Afganistan’da hiçbir şey çözülmedi, Irak’ta hiçbir şey çözülmedi; bunun yanında başka İslam coğrafyasında yeni yeni yerler, Libya, Suriye, Yemen gibi yeni yeni yerlerde çok sert, çok radikal olaylar yaşanıyor. Yani İslam dünyası 11 Eylül’den sonra bir türlü iflah olmadı ve iflah olacağa benzemiyor. Kendi içinden kaynaklanan sorunlar olduğu kadar, hatta daha fazlası, Batı’nın 11 Eylül sonrasında buralara yönelik geliştirdiği stratejilerle doğrudan ilgili bir husus bu. Orada İslam dünyası da, İslam dünyasının insanları da, yönetimleri de, aydınları da, medyası da 11 Eylül sonrasında gerçekten yaptığı yanlışlarla bu krizlerin giderek daha fazla derinleşmesine yol açtı. 
El Kaide’yle mücadelenin örneklerini biliyoruz. Acımasızca bir mücadele yürüttü Batı El Kaide’ye karşı. El Kaide büyük ölçüde etkisizleştirildi, Usame bin Ladin yıllar sonra öldürüldü, çok sayıda insan tutuklandı, işkence gördü — gizli merkezlerde, Guantanamo’da. 11 Eylül operasyonunun en büyük planlayıcılarından Halit Şeyh Muhammed hâlâ –ki saldırıdan bir süre sonra yakalanmıştı– yargı karşısına çıkarılmadı; bir iddiaya göre seneye, neredeyse 10 yıl sonra çıkacak. El Kaide bir darbe yedi, ama bütün bunlara rağmen onun yerine, onun çizgisinde, hem onun çizgisinde olup hem de ondan başka olan IŞİD diye bir başka örgüt ortaya çıktı. IŞİD, El Kaide’den, Irak El Kaidesi’nin içerisinden çıktı; ama bambaşka bir formatta çıktı, El Kaide’den farklı bir formatta çıktı. Dünya, özellikle Batı dünyası El Kaide’yi yendiğini düşünüp IŞİD’e yoğunlaştı ve şimdi bakıyoruz, yine Batılı araştırma kurumlarının makalelerinde, raporlarında El Kaide’nin özellikle Afrika’yı merkez alarak yeniden, tekrar güçlü bir şekilde doğabileceği söyleniyor. Onun da dışında El Kaide’den nasıl IŞİD çıktıysa, belki de yepyeni hareketler, bambaşka hareketler ve geride kalanlardan daha sert, daha acımasız hareketler pekâlâ İslam dünyasının gündemine gelebilir. 
Başa dönecek olursak: 11 Eylül çok önemli bir dönüm noktasıydı ve bu dönüm noktasında olayın bütün tarafları, hem İslam dünyası hem Batı dünyası, tek tek ülkeler, tek tek yöneticiler çok ciddi yanlışlar yaparak bu dönüm noktasında dünyanın daha kötü bir yer olmasına ve bunun da acısının, faturasının en fazla İslam ülkelerine, İslam topluluklarına ve Müslümanlara çıkmasına neden oldular. Ama bu fiil hep birlikte işlendi, onu kabul etmek lâzım. Yani bunu sadece Batı’nın suçu olarak görmek ya da Bush’un suçu olarak görmek doğru değil; hep birlikte yapılmış bir şey ve artık bence buradan geriye dönüş çok fazla mümkün değil. “Kim yaptı?” sorusunun cevabı kesinlikle El Kaide’dir; ama “El Kaide” cevabını verdiğiniz zaman hiçbir şey bitmiş olmuyor; tam tersine sıfırdan başlamak gerekiyor. Cevabı böyle verdiğiniz zaman El Kaide’yle mücadele etme gibi bir perspektifi oluşturmanız gerekiyor ve bunu yapabilmek için de sadece bir terörle mücadele değil; çok ciddi siyasî, kültürel, ekonomik, toplumsal yönleri olan iç içe geçmiş sorunlarla yüzleşmek gerekiyor. Bu da kimsenin istediği, cesaret ettiği bir şey değil. Dolayısıyla dünya, ama özellikle de İslam dünyası ve Müslümanlar, bâriz bir şekilde elbirliğiyle kötü kaderlerine terk edilmiş durumdalar. Yeniden dünyanın herhangi bir köşesinde 11 Eylül’ü çağrıştıran, ona benzeyen bir an yaşayabiliriz pekâlâ; ama tahmin ederim burada da yine komplo teorilerinden olayın aslıyla yüzleşme şansını yakalayamayız. Ve bir sonra yaşanabilecek benzeri bir an çok daha ölümcül, çok daha felaket taşıyıcı bir an olur. Böyle bir şeyin her an yaşanabileceğinden kaygı duyuyorum. Nasıl 11 Eylül bizi şaşırttıysa, ardından gelen Londra saldırıları şaşırttıysa, İstanbul saldırıları şaşırttıysa, önümüzde yeni saldırılar, yeni büyük olaylar pekâlâ mümkün olabilir. Çünkü hiçbir sorun çözülmedi, her sorun daha da derinleşmiş bir şekilde önümüzde duruyor. 
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
11.10.2019 Bekir Ağırdır ile söyleşi: 23 Haziran sonrası ittifaklar, yeni partiler ve Suriye operasyonu
10.10.2019 “Türkiye İttifakı” kuruldu!
09.10.2019 Suriye’ye harekat Erdoğan’ın krizini çözer mi?
08.10.2019 Donald Trump’ın ipi
04.10.2019 İktidar ve yanlılarının Ekrem İmamoğlu’na yaptığı iyilikler
03.10.2019 KHK olayı: Kim kimi affedecek?
02.10.2019 İktidarın yüzde 50 artı bir oy paniği
01.10.2019 Erdoğan’ın alternatifi kim olabilir?
26.09.2019 Erdoğan filmi başa sarabilir mi?
25.09.2019 İYİ Parti’nin seçimi
11.10.2019 Bekir Ağırdır ile söyleşi: 23 Haziran sonrası ittifaklar, yeni partiler ve Suriye operasyonu
01.10.2019 Turkey: Who can be the alternative to Erdoğan?
12.09.2019 Turquie: Quel renouvellement pour le CHP?
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı