1034 gün sonra Kılıçdaroğlu’nu canlı izlemek

05.08.2026 medyascope.tv

5 Ağustos 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Dün Ankara'da, Meclis'te 2,5 grup toplantısı izledim diyeyim. Cumhuriyet Halk Partisi ve Yeni Parti'yi izledim. DEM Parti'nin giriş ve çıkışını sadece görebildim. Çok yoğun bir gündü ama önemli bir gündü. Şöyle bir şey; Yeni Parti ilk kez açık toplantı yaptı, Özgür Özel konuştu. Arada DEM Parti, daha sonra Cumhuriyet Halk Partisi... Mutlak butlandan sonra Kemal Kılıçdaroğlu ilk kez Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak o kürsüye çıktı. Ben Kılıçdaroğlu'nu o kürsüde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak defalarca izlemiş bir gazeteciyim, onlarca kez diyeyim. Hani kaç olduğunu saymak mümkün değil ama çok uzun süre CHP Genel Başkanlığı yaptı Kılıçdaroğlu ve ben de geçmişte çalıştığım NTV, Vatan Gazetesi gibi yerler adına, daha sonra Habertürk adına Meclis'te grup toplantılarını izlemeye çalışırdım ve Kılıçdaroğlu'nu da çok izledim ve yıllar sonra Kılıçdaroğlu'nu ilk kez canlı izliyorum. Yıllar sonra derken en son kendisini, kaybettiği CHP kurultayında, 2023 Ekim başındaydı, o zaman izlemiştim.
O zamandan bu yana Kılıçdaroğlu'nu canlı olarak ilk kez dün Meclis'te izleme fırsatım oldu. Çok kalabalıktı, salon tıka basa doluydu. Daha önce de böyle kalabalık salonlar gördüm ama bu belli ki ilk toplantı olduğu için, bir de bu hafta muhtemelen Meclis kapanıyor, tatile giriyor, bir ara olacak; bir gövde gösterisiydi. Bayağı bir CHP yönetimi çalışmış, kalabalıktı. Kadın sayısı, kadınların oranı çok yüksekti. Orta yaş ve üstü, gençler de vardı ama azdı. "Umut Kılıçdaroğlu" olarak sloganlar attılar, "Hak, hukuk, adalet" diye sloganlar attılar. Yakalarda rozetler, ellerde Cumhuriyet Halk Partisi bayrakları... Ve Kılıçdaroğlu'nun konuşması da hep Cumhuriyet Halk Partisi'nin üzerindeydi: "Biz Cumhuriyet Halk Partisi, biz Cumhuriyet Halk Partisi..." diye. Yani hani bir 50-60 kere en azından, belki daha fazla CHP'nin adını anmıştır. Bir de tabii ki ahlâk meselesi, ahlâkla siyaset yapma meselesi... Bir anlamda Yeni Parti’yle yaşanan kopuşu vurguladı, doğrudan olmasa da dolaylı bir şekilde.
Konuşmadan geriye ne kaldı? Çok fazla bir şey kaldığını düşünmüyorum ama şunu biliyorum ki Kılıçdaroğlu kalabalıktan ve kalabalığın ilgisinden çok mutluydu, çok heyecanlıydı. Özellikle konuşmasının ilk başlarında kendisini çok moralli ve zinde gördüm. Daha önceki, mesela bir gün önce yaptığı basın toplantısı bana göre çok zayıftı. Daha önce CHP Genel Merkezi'nde yaptığı konuşmalar da çok başarılı değildi bana göre. Uzaktan izlediğim için de olabilir. Ama dün Kılıçdaroğlu'nun ne söylediklerinden bağımsız, çünkü çok fazla etkileyici şey söylediğini düşünmüyorum, ama ne söylediklerinden bağımsız olarak bakıldığı zaman morali yerine geldi. Kalabalık vardı, coşku vardı, alkış, sloganlar vardı. Bir izdiham vardı yani. Ve o ilk toplantıdan, devlet tarafından, mahkeme tarafından atandıktan sonra yaptığı ilk toplantıdan mutlu ayrıldı. Onu söylemek kesinlikle mümkün.
Kendisine meslektaşlarımız çıkışta Özgür Özel'in 2 saat önce söylediği şeyi sordular. Özgür Özel ne yaptı? İlk kez açık açık Cumhuriyet Halk Partisi'ndekileri istifa edip Yeni Parti’ye çağırdı. Onun dünkü konuşmasının bence en çarpıcı yönü buydu. Artık öyle hani "Biraz bekleyelim" vesaire bunlar kalmamış. Bunu sordular Kılıçdaroğlu'na. Kılıçdaroğlu buna cevap vermedi. Gazetecilerin sorularını cevaplamayıp devam etti. Şunu düşünüyorum, kişisel bir muhasebe aslında: Kılıçdaroğlu'nu zamanında grup başkanvekiliyken kısmen tanırdım ama Deniz Baykal'ın ardından genel başkan olduğu andan itibaren bayağı gazeteci olarak yakından tanıdım. Çok yerde kendisinin faaliyetlerini izledim. Grup toplantılarını izledim. Defalarca kendisiyle röportaj yaptım. Medyascope'ta stüdyoda ağırladık. Çok yakından takip ettiğim bir siyasetçi. 2023'te seçileceğini düşünüyordum, seçilemedi. O yüzden bayağı bir saldırıya da uğradık diyelim. Ben kendimce neden yanlış değerlendirdiğimi anlatmaya çalıştım. Ne kadar izleyiciler, takipçiler tatmin olmuştur bilemem ama kendisinden benzer bir özeleştiriyi görmedim ve şimdi de mutlak butlandan bu yana CHP'ye nasıl bakmak, bir gazeteci olarak nasıl bakmak sorusu hep kafamı kurcalıyor açıkçası. Çok etkili bir parti olduğunu düşünmüyorum, etkili olacağını düşünmüyorum ama tabii CHP'nin kaderi büyük ölçüde Yeni Parti’nin kaderiyle ilgili. Yeni Parti ne kadar başarılı olursa CHP de o kadar başarısız olacak.
Ama bir de şöyle bir husus var; sonuçta hepimiz bir insanız ve yaşadıklarımız var. Dünkü toplantıda çok eskiden beri tanıdığım bir CHP'linin bana "Sen buralara gelir miydin?" diye şakayla karışık söylediği bir şey var. Sonuçta kendisine gazeteci olduğumu, Yeni Parti’nin ve DEM Parti'nin de gruplarını izlediğimi – ki kendisi de iyi bilir – dolayısıyla CHP'yi de izleyeceğimi söyledim ama orada bir şeylik oldu. Toplantı bittikten sonra bazı CHP'liler geldi, kimisi sitem etti vesaire, yaptığımız değerlendirmelerden dolayı. Olabilir. Ama şunu biliyorum; bunlar, bu kişiler aslında benim çok yakından tanıdığım bir topluluk. Çünkü ben hep söylüyorum, bütün ailem, yedi sülalem CHP'li. Çok bildiğim bir insan tipolojisinden bahsediyorum. O tipolojiden kopmam zaten mümkün olamaz.
Fakat şöyle bir şey oldu: Çıkışta dağılırken Kılıçdaroğlu'nun avukatı Celal Çelik'i gördüm ve kendisine ne zaman biz gazetecilerden özür dileyeceğini sordum. Biliyorsunuz Deniz Göktaş, Kılıçdaroğlu'na "CHP'yi salın" demişti. Biz de bunu haber yapmıştık ve Celal Çelik bunun yalan olduğunu söyleyip hepimizi yalancı olmakla itham etmişti. Ondan sonra da Deniz Göktaş avukatlarıyla bir kere daha bunu doğruladı. Bu doğrulamanın üzerine kendisi yine özür falan dilemeyeceğini söyledi. Bu benim için önemli bir olay. Çünkü Deniz Göktaş'ın o söylediklerini ilk haberleştiren biz olmuştuk ve bu anlamda da o yalancılık ithamına en çok muhatap olan da bizdik ama doğruydu. Yalan falan değildi. Sonra kendisine dedim, "Niye özür dilemiyorsunuz?" "Siz yalancısınız," dedi. Ben de o zaman "Siz yalancısınız" dedim ve böyle bir gerginlik oldu.
Şimdi bir gazeteci bunu yapar mı? Yapar. Çünkü karşımızdaki siyasetçi değil zaten. O parti yöneticisi, milletvekili falan da değil. O, Kılıçdaroğlu'nun avukatı. Ama CHP Genel Merkezi'nin polis eliyle devralınması operasyonunu yürüten bir avukat, öyle söyleyelim. Bu tür insanlara; biz gazetecilere, işini yapmaya çalışan gazetecilere başları sıkıştığı zaman ulu orta laf edenlere hangi partiden olursa olsun, nerede olursa olsun tahammül etme sınırım kişisel olarak benim yok. Kemal Kılıçdaroğlu'nun ve CHP'sinin işi zor ama çevresinde bu tür insanlarla gidebileceği yerin çok da uzun olduğunu açıkçası sanmıyorum diyeyim.
Bugünün ithafı da tabii ki Deniz Göktaş. Aslında Deniz Göktaş'a ithafı önceki gün düşünüyordum. Sonra ne oldu? Onun bir sosyal medya paylaşımıyla karşılaştık. Çok uzun bir mesaj. Orada çok içten şeyler söylüyor. Cezaevini anlatıyor. Cezaevinde yatmış birisi olarak tabii onun yatma koşullarıyla benim 12 Eylül döneminde yatmam arasında çok fark var. Açık söyleyeyim, 12 Eylül döneminde ben daha iyi koşullarda yatmışım Deniz'den, Deniz Göktaş'tan. Onu gördüm. Ve bir de tabii şu var: Bitirişi... Nasıl bitiriyor? "Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler" diye bitirmiş. Bunu bir selam olarak aldım ve ben de buna bir bilmukabele yapmak istiyorum. Ama bu paylaşımından önce de Deniz Göktaş'ın daha fazla gündemde olması gerektiğini düşünüyordum. Çok onurlu, çok düzgün bir iş yapıyor. Ve içerideki duruşu da, yazdıklarını okuyunca görüyorsunuz, o da çok onurlu, çok takdire şayan bir duruş. Onu özellikle vurgulamak istiyorum. Esprileri çok güzel. Yani "Helâl olsun" dedirtecek bir kıvamda Deniz Göktaş'ın söyledikleri. Ve kendisine bir kere daha bir selam iletmek istiyorum. Onun gibi insanlar sayesinde Türkiye yaşanılır bir ülke olabilir, onu özellikle vurgulamak istiyorum. Ve onun o söylediği, yani "CHP'yi salın" lâfını bir kere daha hatırlatmakta yarar var. Salmayacaklar, biliyoruz, farkındayım ama bunun yalan olmadığını biliyoruz. Bunu bir kere daha vurgulamak lâzım. Buradan Deniz Göktaş'a sevgilerimi, takdirlerimi ve dayanışma duygularımı iletmek istiyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
08.08.2026 Prof. Mehmet Gürses ile söyleşi: Çerçeve yasa beklentileri karşılayabilecek mi?
08.08.2026 Türk ve Kürt milliyetçileri kol kola
07.08.2026 YENİ Parti süreç karşıtlarını hayal kırıklığına uğratıyor
06.08.2026 Çerçeve yasa referanduma götürülürse ne olur?
05.08.2026 1034 gün sonra Kılıçdaroğlu’nu canlı izlemek
04.08.2026 Anahtar "demokratik cumhuriyet"in kapısını açacak mı?
03.08.2026 YENİ Parti: Tek başına muhalefet
02.08.2026 CHP'den AKP'ye transferler sürüyor: Sorumlu kim? |
01.08.2026 Demirtaş olmadan olmaz
01.08.2026 Roj Girasun ile YENİ Parti, çerçeve yasa, DEM Parti ve Selahattin Demirtaş üzerine söyleşi
08.08.2026 Prof. Mehmet Gürses ile söyleşi: Çerçeve yasa beklentileri karşılayabilecek mi?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı