YPG terörist değil miydi?

24.10.2019 medyascope.tv

24 Ekim 2019’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Türkiye, Barış Pınar Harekâtı’yla birlikte Suriye’nin kuzeyinde, özellikle kuzeydoğusunda, istediklerini kısmen de olsa elde etmişe benziyor. Harekât bitirildi; daha önce durdurulmuştu, ardından bitirildi. Bitirilme haberini de Soçi Zirvesi ardından önce Rus Dışişleri Bakanı Lavrov açıklamıştı — bunu da bir not olarak tekrarlayalım. Şu anda yeni bir statüko oluşmak durumunda. Bunun detayları zaten biliniyor; en son Soçi Anlaşması’yla 10 maddede netleşti. Burada tabii hâlâ tam olarak bitmemiş, netleşmemiş birçok önemli soru ve sorun var. Bunlardan en önemlisi tabii ki Türkiye’nin Suriye sınırında –kuzey Suriye ve Türkiye’nin güneyi diyelim– yaşayan insanlar. Bunların içerisinde Kürtlerin oranının hayli yüksek olması ve Kürtlerin kimler tarafından temsil edildiği meselesi önümüzde duruyor ve önümüzdeki dönemde de çok ciddi bir şekilde bu tartışılmaya devam edilecek. Ankara, terörle mücadele iddiasıyla bu harekâtı başlattı ve bütün iddiası buradan kendisine yönelik terörist tehdit olduğu, buna izin vermeyeceği ve teröristlerin denetimindeki bölgelerde statü kazanmış birtakım yapılanmalara –önce “kanton” deniyordu, özerk bölge– izin vermeyeceği yolundaydı. Terörist derken de tabii ki parti olarak PYD’yi, onun silahlı gücü olan YPG’yi –ki Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu “vay-pi-ci” diye İngilizce telaffuzuyla söylemeye dikkat ediyor ilginç bir şekilde– bir de YPG ismini geri planda bırakmak için Amerikalıların kurdurduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) diye bir başka oluşum var, ama bu oluşum esas olarak YPG’yi kapsıyor. Bunun da başında Mazlum Kobani diye bilinen –bir ara Ferhat Abdi Şahin diye de biliniyordu–, gerçek adı Şahin Cilo olan, 1967 Afrin doğumlu bir Kürt var, SDG’nin komutanı olarak biliniyor. Trump o kişiyi “General Mazlum” diye tanımlıyor, birçok tweet’inde ondan “General Mazlum” diye bahsetti, en son attığı tweet’i şu anda görüyorsunuz. Bunun öyküsü şöyle: Yine Mazlum Kobani’yle anlaşmanın ardından telefonla görüşüyor. Daha sonra Mazlum Kobani’nin sözcüsü Mustafa Bali bu görüşmeyi Twitter‘da paylaştı özet olarak ve Mazlum Kobani, sözcüsü Mustafa Bali üzerinden Başkan Trump’a teşekkürlerini iletti. Bunun üzerine de Donald Trump attığı tweet’te “Çok teşekkür ederim General Mazlum. Çok sıcak sözleriniz ve cesaretiniz için. Lütfen benim en sıcak sevgilerimi, selamlarımı Kürtlere iletin. Yakında sizi görmek dileğiyle” diyor. En sonunda Mustafa Bali’yi de mention’layarak bitiriyor. Zaten Mazlum Kobani’nin Washington’a ziyareti birkaç gündür gündemde, özellikle harekât başladığından itibaren gündemde. Amerikan Kongresi’nden onu davet etmek isteyenler olduğu söyleniyor ve Trump’ın “Sizi yakında görmek isterim” demesinin de bir şekilde o ziyaretle ilişkisi olabilir. Trump daha önce de kendisiyle konuşmuştu; hatta Erdoğan’a yolladığı o meşhur mektupta da, “Ben kendisiyle konuştum. O sizinle ateşkese açık” diye bahsetmişti. Sadece Trump değil; Amerikan Senatosu’nun en önemli isimlerinden Senatör Graham de kendisiyle konuştuğunu söylemişti, herhalde birkaç kere konuşmuştur. 
Evet, Türkiye’nin terörist olarak adlandırdığı grup ve grubun en başındaki kişi Amerikan Başkanı’nın doğrudan muhatap aldığı, selamlarını ve sevgilerini ilettiği, doğrudan telefonla konuştuğu bir kişi. Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı’nı en azından askıya alması Trump’la ve Trump’ın yardımcısıyla yapılan anlaşmayla oldu. Putin’le görüşmenin ardından harekât sonlandırıldı ve orada da yine ana konu YPG’nin ne olacağı, YPG’lilerin ne olacağı meselesiydi. Orada da bir anlaşmaya varılmış gözüküyor, anlaşmanın zaten detaylarını biliyorsunuz ve önümüzdeki günlerde daha da netleşecek. Dün yine bir video çıktı karşımıza, bu videoda Rusya Savunma Bakanı Şoygu, Genelkurmay Başkanı Gerasimov ve yanında generaller yine Mazlum Kobani’yle görüşüyorlar, tartışıyorlar. Bunu da Russia Today (RT) olduğu gibi yayınladı, galiba canlı da yayınladığı söyleniyor –bu konuda emin değilim yanlış yapmış olmayayım–, videoyu Rusya’nın resmî televizyonu yayınladı. Bu şunu gösteriyor: Karşılarında muhatap aldıkları, bir “terörist” olarak görmedikleri birisi var ve tam kadro askerî güçleri, Rusya’nın en önemli askerleri kendisiyle doğrudan konuşuyorlar. Bunu Soçi mutabakatının hemen ardından yapıp, hemen ardından da dünyaya servis ediyorlar. Evet, böyle bir durumla karşı karşıyayız; bir yanda Ankara’nın “terörist” dediği, “asla masaya oturmayız” dediği güçler var ve bu güçlerin temsilcileri var ve Türkiye’nin, Ankara’nın bu süreçte pazarlık ettiği, tartıştığı iki önemli stratejik ortağı –bir tarafta ABD bir tarafta Rusya– ve bu iki taraf da Türkiye’yle görüşürken öteki tarafla görüşmeyi asla ihmal etmiyorlar. Hatta ihmal etmedikleri gibi bunu göstere göstere yapıyorlar, altını çizerek yapıyorlar. 
Burada bir sorun yok mu? Burada çok sorun var: Türkiye’nin aslında bütün bu güçlerden çok daha kolay ulaşabileceği bir güce küresel güçlerin ulaşmış olması ve bu gücü –YPG’yi ya da PYD’yi ya da SDG’yi, bir anlamda da tabii PKK oluyor– sonuçta bütün bu küresel güçler ve bölgesel güçler –şu anda biliyoruz ki Şam yönetimi de YPG ve PYD’yle bir irtibatta, İran haydi haydi irtibattadır– Türkiye’nin “terörist” olarak gördüğü güçle görüşüyorlar, pazarlık yapıyorlar, bazı konularda işbirliği yapıyorlar, bazı konularda da tartışıyorlar — her neyse, ama onu bir muhatap olarak kabul ediyorlar. Türkiye dışındaki herkes bunu muhatap olarak kabul ediyorsa, Türkiye dışındaki herkes bunu Türkiye’ye karşı da kullanıyor ya da kullanabilir, bunu da bir yere ciddi bir şekilde not etmek lâzım. Bu çelişkili durum aslında geçmişte Türkiye’de Oslo’dan itibaren başlayan bütün o çözüm süreci girişimlerinin ana konusuydu. Yani Türkiye kendisine karşı olduğunu gördüğü birtakım güçlerin, yabancı, bölgesel ya da küresel güçler tarafından kendisine karşı kullanılmasını engellemek için bu diyalogları bir şekilde başlatmıştı; ama bunlardan değişik nedenlerle sonuç alınamadı ve şimdi tekrar aynı noktaya dönmüş durumdayız. Siz istediğiniz kadar terörist ilan edin, dünyanın en önemli güçleri ve bölgenin önde gelen güçleri sizinle aynı kanıda değiller. Olmadıkları gibi, Trump örneğinde, hatta deminki videoda da gördüğümüz gibi onu hem bir muhatap olarak kabul ediyorlar hem de ona bir değer veriyorlar, böyle bir durumla karşı karşıyayız. Yarın Mazlum Kobani Washington’a giderse –ki pekâlâ mümkün olabilir, bunu görüyoruz– ve en üst düzeyde de kabul edilirse, o zaman Ankara’nın bu işi çok daha zor olacaktır. Bu tutumunu sürdürdüğü müddetçe işi giderek zorlaşacak. Daha önceki yayında bu harekâtın ilk ve en kalıcı sonucunun Kürt sorununu uluslararasılaştırması olduğunu söylemiştim; bu olay bunu pekiştiriyor. YPG zaten biliniyordu ve belli bir sempati vardı kendisine karşı IŞİD’le mücadele ettiği için –özellikle Batı’da– şimdi harekâtla beraber iyice yıldızı birileri tarafından parlatılıyor. Hak edip hak etmedikleri tartışmasını bir kenara bırakalım, ama artık siz Amerikan Başkanı’nın en sıcak sevgilerini ilettiği… ve de dikkatinizi çekmek istiyorum: Mazlum Kobani üzerinden Kürtlere de selam yolluyor. Yani Türkiye’nin temel argümanı neydi? “Biz Kürtlerle savaşmıyoruz, biz oradaki teröristlerle savaşıyoruz”, “terörist” derken de –Erdoğan’ın deyimiyle– “Vay-pi-ciyle savaşıyoruz”. Ama Trump hem onu terörist olarak kabul etmediği gibi hem de onu Suriye’deki Kürtlerin temsilcisi olarak da kabul ediyor. Böyle birçok ikilemle karşı karşıya bir durumdayız. Bu ne kadar sürdürülebilir? Sürdürebilecek bir politika olduğunu sanmıyorum. Türkiye’nin Rusya’yı ve ABD’yi YPG’nin terörist olduğuna ikna etme şansının olmadığı ortada. Peki o zaman Türkiye mi politika değiştirecek? Şu haliyle değiştirmesi mümkün değil ve bu politikasıyla, bu stratejisiyle Türkiye’nin istediklerini tam anlamıyla elde edebilmesinin çok fazla mümkün olduğu kanısında değilim. 

Bakın, Türkiye’de biz bu konuyu tam lâyıkıyla, alabildiğine özgür bir şekilde tartışma imkânından uzağız. Kürt meselesini ve terörizm tartışmasını birlikte yapma konusunda Türkiye’de çok ciddi sorunlar var. Bunun örneklerini biliyorsunuz; hayatını kaybedenler var, zorla televizyon yayınlarında PKK’yı terörist ilan etmesi istenen, etmediği zaman da hedef gösterilen ve hayatını kaybeden insanlar var ve içeriye atılanlar var, özgürlüklerinden olanlar var, şu var, bu var… Aynı şekilde de şu anda mesela HDP dışındaki muhalefetin tamamı da aynı şekilde bir terörizm perspektifinin içerisine hapsedilmiş durumda. Ama görüyoruz ki peş peşe gelen görüntüler, mesajlar, ki Trump sadece tweet atmadı biliyorsunuz, dün Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada da aynı şekilde Mazlum Kobani’ye sevgilerini, tebriklerini iletti, böyle ilginç bir durumla karşı karşıyayız. Buradan şunu söylemek çok mümkün tabii ki, bunu söyleyen çok kişi var; Türk milliyetçiliği perspektifinden bakılıp, “Zaten bütün bunları büyük güçler bizim aleyhimize kullanıyor” vs. şeklinde bir söylem, retorik var, bu yıllardan beri var, olabilir. Ama sonuçta siz bu sorunun çözümü için mutabakatı da bu büyük güçlerle arıyorsunuz ve bu büyük güçlerin lideri sizinle yaptığı toplantının ardından kamuoyunun karşısında, basının karşısında hiçbir şekilde sizin tezlerinizi, terörle mücadele etme iddianızı doğrulayacak şeyler yapmıyor; tam tersine Kürtlerin haklarının gözetilmesini dile getiriyor. Burada da gördüğümüz gibi Trump da Suriye’de Kürtlerin can güvenliğinin teminat altına alındığını sevinçle vurguluyor, böyle bir durumdayız. Ankara’nın Suriye’de YPG’ye, PYD’ye ve dolayısıyla Kürt sorununun Suriye ayağına bakışındaki politikasının sürdürülebilir olduğunu sanmıyorum. Şu âna kadar yapılan mutabakatlarda elde edilmiş gözüken kazanımlar, başta harekâta çıkıldığında arzulananın epey gerisinde olduğu bir yana, bu haliyle kazanım olarak sunulan şeylerin ne kadar sürdürülebilir olacağı da ayrı bir tartışma konusu.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
31.10.2019 Mustafa Yeneroğlu’nun AKP’den istifasının anlamı
30.10.2019 Türkiye’nin diplomatik olarak yalnızlaşmasının şifresi: “Yok hükmünde”
29.10.2019 Cumhuriyet 96 yaşında: Özgür, eşit ve kardeş miyiz?
28.10.2019 IŞİD ve benzerlerini anlamak
25.10.2019 Barış Pınarı Harekâtı bitti ve Erdoğan’ın hedefi yine ve yeniden Kılıçdaroğlu
24.10.2019 YPG terörist değil miydi?
23.10.2019 Putin’in ipi
22.10.2019 Ankara medya savaşını neden ve nasıl kaybetti?
21.10.2019 Kürtler ırkçılık mı yapıyor?
18.10.2019 “Yepyeni Türkiye”ye ne oldu?
31.10.2019 Mustafa Yeneroğlu’nun AKP’den istifasının anlamı
17.10.2019 The Kurdish question is now on the world agenda
11.10.2019 La Turquie doit-elle craindre DAESH ?
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı