Sağın yeni lideri kim olacak?

04.06.2020 medyascope.tv

4 Haziran 2020’de medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Egemen Gök hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Türkiye'de sağ partilerin bu kadar çok olduğu dönemler az olmuştur. Baktığımız zaman, Milli Görüş hareketinden türemiş beş tane parti var. Yanlış hesaplamadıysam, Adalet ve Kalkınma Partisi, Saadet Partisi, Yeniden Refah Partisi, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi. Bunlar doğrudan Milli Görüş’te değişik dönemlerde siyaset yapmış kişilerin öncülüğünde kurulan beş ayrı parti. 

Milliyetçi Hareket Partisi’nden türemiş, üç tane öne çıkan parti var. Tabii ki öncelikle MHP’nin kendisi, sonra İYİ Parti ve Büyük Birlik Partisi. Onun dışında, merkez sağın geçmişteki partilerinin bazıları isim olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Bunlardan Demokrat Parti biraz daha dikkat çekiyor. Bunun dışında da birtakım partiler var, ama biz esas olarak bu sekiz partiyi değerlendirdiğimizde tam bir köşe kapmaca oynanıyor diyebiliriz. Ama tabii egemen olan Adalet ve Kalkınma Partisi ve dolayısıyla da Recep Tayyip Erdoğan. Ancak Recep Tayyip Erdoğan siyasî kariyerinin en zor günlerini yaşıyor bana göre. Milliyetçi Hareket Partisi ile girmiş olduğu ittifak artık tek başına yetmiyor. Zaten tek başına iktidardan bir tür koalisyona yöneldi. Ve o koalisyonun da yetmediği bir noktada, yeni koalisyona yeni ortaklar katmak ya da yeni koalisyonlar, ittifaklar yapmak gibi bir seçenek ile karşı karşıya. 

Ama beni bugün esas ilgilendiren husus, şu anda Erdoğan’ın temsil ettiği Türk sağının liderliğinin onun ardından kimin tarafından taşınabileceği. Böyle bir imkâna kim kavuşabilir ya da Erdoğan’dan sonra tüm sağa egemen olan bir siyasetçi, bir lider ortaya çıkacak mı? Şimdi geçmiş dönemlere baktığımız zaman tabii ki sağın içerisinde farklı farklı liderler oldu. Ama 70’li yıllarda, esas olarak Süleyman Demirel, ayrıca Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş daha küçük partilerin, ama ana gövde Adalet Partisi’ndeydi. Daha sonra 80’li yıllar ile beraber Turgut Özal ANAP ile bunu yaptı. Ardından Süleyman Demirel tekrar Doğru Yol Partisi ile liderliği devraldı. ANAP ikinci sıraya geçti. Ve Demirel’in cumhurbaşkanı olmasının ardından Tansu Çiller sağın liderliğine yeltendi, ama çok başarılı olduğu söylenemez. Uzun bir süre sonra da tabii ki Türkiye’de sağın liderliği Adalet ve Kalkınma Partisi üzerinden Recep Tayyip Erdoğan’a geçti. Ama bundan sonra onun yerini kimin alabileceği konusunda çok ciddi sorular var. Sorunlar var, tartışmalar var.

Şimdi bugün itibariyle baktığımız zaman kimler öne çıkıyor? En son Metropoll araştırmasında beğeni sıralamasında Erdoğan’ın ardından gelen kişi Mansur Yavaş. Mansur Yavaş sağdan gelen biri, fakat Cumhuriyet Halk Partisi’nin listesinden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Ama yine de Mansur Yavaş deyince aklımıza sağcılık geliyor. Fakat onun şu anki konumu ileriki dönemde sağın liderliği için adının geçmesini zorlaştırıyor. İmkânsız olmasa da onun durumu biraz zor. 

Üçüncü sırada ilginç bir şekilde Süleyman Soylu var. Süleyman Soylu konusunda, izleyenler bilir, benim duruşum bakışım Süleyman Soylu’ya atfedilen gücün abartıldığı yönünde. Ama kamuoyu araştırmalarında da popülaritesi gözüküyor. Ve Soylu’nun gücünün özellikle devlet içerisinde giderek arttığı iddia ediliyor. En son istifası ve istifasının kabul edilmemesi meselesi var. Bir popülaritesi var. İstifa ettiği günden itibaren gerek sokakta gerek sosyal medyada bunu gördük. Soylu’ya atfedilen bir özellik, önde gelen özelliklerden birisi, Soylu’nun sokak siyasetini bilmesi, yani birebir siyaset yapmayı bilmesi. Merkez sağın içerisinden gelmesi ve herkese ulaşabileceği varsayılan bir siyasetçi olması. Ancak sokak siyasetini bilme anlamında birebir insanlarla temas kurarak siyaset yapma konusunda açıkçası Meral Akşener’in ondan daha başarılı olduğu kanısındayım — ki Meral Akşener de zaten önümüzdeki dönemde sağın lideri olarak, lider adayları arasında bence kesinlikle zikredilmesi gereken bir isim. 

Ama Meral Akşener’in son Metropoll araştırmasında beğenilirliğinin düştüğü saptanmış. Tabii bu araştırmaların ne derece her şeyi tam yansıttığı ayrı bir tartışma; ama baz aldığımızda, temel aldığımızda Meral Akşener’in grafiğinin aslında inişli çıkışlı bir grafik olduğunu görmek lâzım. Yine de Meral Akşener’i Türkiye’de sağın önümüzdeki dönemde, Erdoğan sonrası dönemde öne çıkması muhtemel isimlerinden birisi olarak görmek hiç şaşırtıcı olmaz. Ve bir anlamda da Meral Akşener bu noktada Süleyman Soylu ile rekabet edebilecek birisi. Çünkü ikisi de milliyetçi yönleri daha fazla öne çıkan isimler. Ama her ne kadar ikisi de geçmişte Demokrat Parti, Doğru Yol Partisi gibi merkez sağda siyaset yapmış olsalar da, Meral Akşener duruşuyla bence merkeze daha yakın bir profil çiziyor. Özellikle son yıllardaki tutumu nedeniyle Süleyman Soylu daha merkezden uzak, daha ülkücü harekete yakın bir siyasetçi profili çiziyor. Burada tabii Meral Akşener’in MHP’de siyaset yaptığını ve genel başkanlığa aday olduktan sonra İYİ Parti’yi kurmak zorunda kaldığını belirtmek lâzım. Onun daha merkeze kayıp Süleyman Soylu’nun daha MHP’ye yanaştığı söylenebilir — hatta bazıları tarafından istifa sırasında dile getirildiği gibi, Bahçeli sonrası MHP’nin genel başkanı olma ihtimalini bile zikredenler var. Dolayısıyla orada bir rekabetin olacağını düşünebiliriz. 

Diğer yandan, ilginç bir şekilde MHP’nin içerisinde Bahçeli sonrası dönem için şu anda sivrilen herhangi bir isim yok. Zaten Süleyman Soylu’nun adının MHP için de telaffuz ediliyor olmasının bir nedeni bu. MHP içerisinde Bahçeli’den sonrası için, İYİ Parti kopuşunun ardından çok yükselen, dikkat çeken lider adayları gözükmüyor. Bunu ilginç bir not olarak bir yere koymamız lâzım. Adalet ve Kalkınma Partisi içerisinde de yine ilginç bir şekilde Süleyman Soylu dışında öne çıkan çok fazla isim yok. Son Metropoll araştırmasında Hulusi Akar’ın da ilk kez listeye girdiği saptanmış. Ama ben Hulusi Akar’ın bir siyasî partinin lideri olmasının pek mümkün olacağını açıkçası düşünmüyorum. Ama siyasette bir yeri olur, Milli Savunma Bakanlığı gibi ya da İçişleri Bakanlığı gibi icracı, önemli, personel sayısı büyük, geniş olan bakanlıklarda, güvenlikle ilgili konularda yıllarca görev yapabilir. Ama bir genel başkan, hareket lideri olma konusunda açıkçası çok fazla ihtimal vermiyorum. Kaldı ki Hulusi Akar da Süleyman Soylu gibi AKP’nin geldiği Milli Görüş Hareketi’nden gelen birisi değil. Her ne kadar kendisinin muhafazakâr bir duruşu olduğu söylense de, bir Süleyman Soylu gibi o da sonradan AKP’ye, o harekete dahil olmuş birisi. Ve Adalet ve Kalkınma Partisi içerisinde daha İslâmî bir hareketten gelen ya da Milli Görüş’ten gelen isimler arasında önümüzdeki dönemde, Erdoğan sonrası dönemde, lider olarak ortaya çıkan, sivrilen kimse yok. Berat Albayrak’ın adı zikrediliyor. Ama onun da adının zikredilmesinin nedeni esas olarak ailevî nedenlerden. Onun da daha siyaseten kendini çok kanıtlamış birisi olduğu kanısında değilim. Yani Erdoğan ile birlikte bir gücü olan, ama Erdoğan sonrası dönemde, Türkiye’de sağın o çok kökleşmiş iktidar savaşları içerisinde, klik savaşları, kanat savaşları içerisinde çok etkili olabilir mi, açıkçası şüpheliyim. Dolayısıyla önümüzdeki dönem için çok adının geçebileceğini açıkçası sanmıyorum. Burada tabii Adalet ve Kalkınma Partisi düşünüldüğü zaman –şu anda parti içerisinde olanları kastediyorum–, Süleyman Soylu’dan başka pek bir ismin karşımıza çıkmaması fazlasıyla manidar. 

Öte yandan AKP’den yakın dönemde kopmuş olan iki ayrı isim, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan ayrı ayrı bir potansiyele sahipler. İkisi de farklı stratejiler izliyorlar. Hitap ettikleri kitleler anlamında, muhatap aldıkları kitleler anlamında, dilleri anlamında, kadroları anlamında, birbirlerinden de ayrışmaya özellikle dikkat ediyorlar. Ayrışmaya çalışıyorlar. Çünkü birlikte anılıyor olmak ikisine de ciddi bir şekilde zarar vermeye başladı. Bir ayrışma yaşanıyor orada ve dolayısıyla burada önümüzdeki dönemde Türk sağının lider adayları arasında bir şekilde Davutoğlu’nu ve Babacan’ı ayrı ayrı saymak mümkün olabilir. Bu anlamda Davutoğlu, Erdoğan’ın devamı gibi, yeni bir Erdoğan gibi bir profile uyarken, Ali Babacan’ı yeni bir Özal gibi değerlendirebiliriz — geçmişlerini de ekonomi konusundaki iddialarını da göz önüne alırsak daha az politik görünümlü, ki Özal’ın en önemli özelliği oydu, bu geleneksel siyasetin dışında bir teknokrat diliyle siyaset yapma iddiasıydı. Benzer bir şeyi Ali Babacan da yapıyor. 

Şimdi böyle karışık bir durumla karşı karşıyayız. Çok sayıda parti var. Partilerin sayısı kadar olmasa da önümüzdeki dönemin lider adayları var. Ama bunların hiçbirisi bugünkü durum itibariyle Erdoğan’ın yerini alabilecek gibi gözükmüyorlar. Bunun tabii ki en önemli nedeni Erdoğan’ın hâlâ var olması ve tek tek herkesin Erdoğan’ın gücünü çok ciddiye alması. Ve o nedenle de kendi gerçek performanslarını göstermemeleri ya da gösterememeleri. Şu anda hepsinin üzerinde Erdoğan’ın ipoteği var. Erdoğan sonrası dönemde tabii ki daha bir özgürleşme olacak. Daha bir kendilerini gösterme imkânı ve zorunluluğu doğacak. O zaman daha da netleşecek işler. Örneğin Süleyman Soylu’nun bugün Erdoğan’a karşı bir tutum alabilme şansı çok fazla yok. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi içerisinde yer alıyor hâlâ. Dolayısıyla Erdoğan ile birlikte güçlenmek isteyecek. Ama öte yandan gerek Davutoğlu gerek Babacan –ve tabii ki Meral Akşener– şu gün itibariyle de Erdoğan’ı eleştirme şansına sahipler. Ne derece yerine getiriyorlar, açıkçası buna çok fazla emin değilim. Özellikle Babacan ve Davutoğlu’nun hâlâ Erdoğan’ın adını zikretmeme konusundaki özenlerinin altını çizmek gerekiyor.

Şu haliyle baktığımız zaman, Erdoğan ipoteği nedeniyle gerçek güçlerini gösteremediklerini kabul etmekle birlikte, söz konusu olan dört ismin –bana göre dört ismin; bazıları buradaki dört kişiden bazılarını çıkarıp başkalarını ekleyebilirler, dört kişi artı Mansur Yavaş diyelim, ya da dört buçuk diyelim– bunların hiçbirisi şu haliyle bakıldığı zaman yeni bir Erdoğan olma potansiyeline çok fazla sahip değiller. Tabii ki daha sonra, konjonktürle beraber birçok şey değişecek. Belki bu isimlerin bazıları elimine olacak, hatta partileri elimine olacak. Belki yeni isimler çıkacak. Ama şu haliyle baktığımız zaman, ilginç bir şekilde tüm Türkiye’de sağın çok ciddi bir bunalımda olduğunu söylemek mümkün. Niye birlikte değiller, niye ayrılar? Nerede ayrışıyorlar, nerede birleşiyorlar? Yarın, öbür gün birleşebilirler mi? vs… Bütün bu soruların hepsi ortada duruyor ve bunların hemen hemen hiçbirinin cevabı yok. Şu anda Türkiye’de sağın bu kadar çok parçalı olması çok akıl alır gibi değil. Hele hele Erdoğan gibi bütün sorunlarına rağmen güçlü bir liderin varlığına rağmen bu kadar dağınık olması aslında Türkiye’de sağın sorununun çok daha yapısal olduğunu gündeme getiriyor. Tabii burada şöyle de bir sorun var: Sağın bu kadar bunalımda olmasına, bu kadar parçalı olmasına rağmen Türkiye’de sol bir türlü kabuğunu kıramıyor. Baktığımız zaman kıyaslanmayacak kadar az parti var solda. Hatta çok fazla parti olduğu da söylenemez. CHP’nin dışındaki DSP’nin artık hiçbir etkisi kalmadı. Sosyalist Sol’daki partiler zaten etkisizler. HDP’yi ayrı bir yerde düşünmek gerekiyor. Yani Türkiye’deki sağ ve solun dışında, tabii ki sola daha yakın ama ayrı bir şekilde değerlendirmek gerekiyor. Burada sağın bu kadar parçalanmış, atomize olmuş haline rağmen ve önünü göremiyor olmasına rağmen, solun ve HDP’nin çok büyük atılımlar yapamıyor olması da aslında Türkiye’deki siyasî krizin herkesi bir şekilde etkileyen bir kriz olduğunu gösteriyor. Ama şu aşamada çok ciddi bir şekilde önümüzde duran mesele, Türkiye’deki sağın liderinin ve amiral gemisinin kim ve hangi parti olacağı. Şu haliyle baktığımız zaman Adalet ve Kalkınma Partisi, ama Erdoğan sonrası dönemde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bir amiral gemisi olmayı, ana parti olma özelliğini sürdürebileceğinden açıkçası çok kuşkuluyum. Tabii bütün bunları yaparken, solda olan birisi olarak, sağdaki partileri takip edip onları yorumlamanın, hele bu kadar çok parçalanmış ve buhran halinde yorumlamanın da ayrı bir ilginçlik ve keyif verdiğini kabul etmeden geçemeyeceğim. İtiraf etmeden geçemeyeceğim diyeyim ve burada noktayı koyayım. 
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler. 




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
01.07.2020 Çoklu Diyanet
01.07.2020 İstanbul Şehir Üniversitesi: Ne oldu? Neden oldu? Levent Gültekin, Ferhat Kentel, Burak Bilgehan Özpek & Ruşen Çakır tartışıyor
30.06.2020 İstanbul Şehir Üniversitesi: İlan edilmiş bir ölümün güncesi
29.06.2020 Abdullah Gül’ün kaygısı
28.06.2020 Erdoğan sosyal medyayı kontrol altına alabilir mi?
26.06.2020 Erdoğan ve AK Parti’nin iktidar serüveni: Hatem Ete ile söyleşi
26.06.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (20): İmamoğlu'nun bir yılı, Kaftancıoğlu'na hapis cezası, Mümtaz'er Türköne olayı, Savunma Yürüyüşü, gazeteci yargılamaları
25.06.2020 Kılını kıpırdatmadan muhalefet
24.06.2020 Türkiye-Mısır: Bitmeyen kavga
23.06.2020 İmamoğlu’nun bir yılı: Beklentiler ve yaşananlar
01.07.2020 Çoklu Diyanet
27.05.2020 Turkey: Will Erdoğan hold on to his voter base at all costs? Can he retain it?
12.05.2020 Les guerres post-modernes de la mafia en Turquie
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı