rusen@rusencakir.com
@cakir_rusen   Mail List  


A+ A-

Prof. Şerif Mardin: “Yalnız İslamcıları itham etmek doğru olmaz”

10.06.2007 Vatan

    Vatan Pazar eki

Prof. Şerif Mardin’le Washington’da yaptığımız ve 15 Mayıs’ta Vatan Kitap, 20 Mayıs’ta da Pazar eklerinde yayınlanan röportaj epey ses getirdi. Prof. Mardin’in “Türkiye’de ’mahalle baskısı’ diye bir şey var. Jön Türklerin en çok korktuğu şeylerden biri de oydu. ’Mahalle baskısı’, bilinmeyen ve sosyal bilimce ifade edilmesi çok zor olan bir havadır. Bu havanın, AKP’den bağımsız olarak Türkiye’de yaşadığına inanıyorum. Dolayısıyla bu havanın gelişmesine müsait şartlar oluşursa, o zaman AKP de bu havaya boyun eğmek zorunda kalacaktır” sözleri farklı görüşten gazeteciler ve siyasetçiler tarafından tartışıldı. Prof. Mardin’le bu sefer İstanbul’daki evinde buluştuk ve tartışmalar ışığında “mahalle baskısı” kavramını daha da geliştirmeye çalıştık:

 
“Mahalle baskısı” hakkında söylediklerinizi, halka güvensizlik, dolayısıyla “Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesine karşı çıkmanın altyapısı” olarak yorumlayanlar oldu...
Mardin: Katiyen değil. Kaldı ki aylardan beri sistematik olarak askeri darbe çağrısı yapanların yanında olmadığımın altını çizmek isterim. “Mahalle baskısı” konusuna gelecek olursak: Ailemde, özellikle de Ebulala Mardin Bey’den “ham sofu” diye geniş kullanımı olan bir tabir işitiyordum. Yaptığım işte bunu değiştirerek kullanmaktan ibaret. “Mahalle baskısı” diyerek önemli bir sosyal olguyu anlamada ilk adımı atmış oluyorum. Sosyal bilimciler bu kavramın neleri kapsadığını, ne kadar yaygın olduğunu ve nerelere kadar gittiğini araştırırlarsa çok isabetli olur.
 
“Kemalistlerle aynı düşünüyor olmaktan rahatsız olmam” lafınızdan hareketle sizi Kemalist ilan edenler de oldu...
Mardin: Hayır değilim. Makul olana herkes katılır. Ama bir ideolojiyi incelerken farklı katmanlarına dikkat etmek lazım. Kemalizmin makul olan tarafları da var, aykırı olanları da.
 
Röportajın etki yaratmasının bir diğer nedeni de şuydu: Siz cumhuriyet-demokrasi saflaşmasında demokrasi tarafında biliniyordunuz. Muhtemel bir dini rejimin doğuracağı olumsuzlukları dile getirdiğinizde, size mesafeli bakanlar çok heyecanlandılar; size yakın duranlarsa bozuldu. Bir dostum “Hoca, Cihangir ahalisini şok etti” dedi. Şerif Mardin’den alışmadığımız bir şey mi söylediniz?
Mardin: Sanmıyorum. İdeoloji ve inançları katmanlı bir şekilde incelememek, bunların her yöne çekilebilecek tarafları olduğunu görmemek bir eksikliktir. Bizde bir grup, Aydınlanma’nın kazanımlarını korumak isterken diğer grup da İslami kültürü kaybetmemek istiyor. Fakat bu laik-şeriatçı ikiliği aslında Türkiye’yi anlatmıyor. İşte öteden beri benim yapmaya çalıştığım, bu kaba safların ötesinde Türkiye’nin nasıl anlaşılabileceği üzerine kafa yormak. Bizde sosyal bilimlerde bu ikliğin ötesine geçebilmiş çok az kişi var, maalesef.
 
“Mahalle baskısı” dünyada da kullanılan bir kavram mı?
Mardin: Hayır kullanılmıyor. Onun yerine “fondamantalist” kavramı bunların hepsini örtüyor. Fakirlik ve İslam arasındaki ilişkileri incelediğimizde birbirlerini besleyen üç itici güçle karşılaşıyoruz: Cehalet, dışlanmışlık ve fakirlik. Bunların birbirleriyle nasıl örtüştüklerini, toplumsal değişmede nelere denk geldiklerini araştırırsak çok daha derinlere gidebiliriz. “Mahalle baskısı” kavramıyla ilgilenmemin nedeni Jön Türklerin bu konudaki korkularını merak etmemdir. İttihat ve Terakki Partisi döneminde bir grup aydın İslam’ın müesseseler üzerindeki etkilerini kaldırmak istiyordu. İkinci grup ise dindardılar dindar olmalarına ama kendi estetik duygularından farklı bir davranış tarzı olarak gördükleri “mahalle İslamı”ndan ürküyorlardı. Aynı korku Mehmet Akif’de de karşıma çıktı. Akif hurafelerle iş gören insanlardan, onların toplandıkları kahvehane gibi yerlerin pisliğinden şikayet eder. Yıllar geçti, mekanlar değişti ama zihniyette ilginç bir paralellik var.
 
“Mahalle baskısı” kavramıyla halkın iradesini geri plana atmış olduğunuzu söyleyenler var...
Mardin: Hiç değil. Benim yaptığım, İslam’ın Türkiye’nin sosyal yapısında önemli bir yeri olduğunu ve bunun anlaşılması gerektiğini söylemek. Bunun ötesine gitmedim. Halk tabakalarının inançlarının önemli olduğunu vurguluyor ve bunların incelenmesini istiyorum. “İnceleyin” diyerek de pozitif bir şey yaptığımı sanıyorum. Fakat maalesef bazı akıllı insanlar menfi bir tutum takındıkları için bu tür araştırmalar yeterince yapılmıyor. Öte yandan halkın inançlarına tamamen pozitif bakarak yola çıkmanın da bizi kısıtlayacağına inanıyorum.
 
Biz aslında son kitabınız üzerine konuşuyorduk. Ama Türkiye çok garip bir dönemden geçtiği için insanlar bunlardan çok derin mesajlar buldular. Mesela “mahalle baskısı” kavramı AKP’ye karşı olanların çok hoşuna gitti...
Mardin: Evet, bir nevi odak noktası bulmuş oldular. Fakat bu kavramı yalnız o şekilde çalıştırırlarsa yanlış yapmış olurlar. Çünkü daha önce de söylediğim gibi, AKP’nin içinde çok iyiniyetli insanlar bulunuyor. Mesela Devlet Bakanı Mehmet Aydın çok iyiniyetli bir aydındır.
 
Ama “mahalle baskısı seni de döver” diyerek AKP’yi de uyarıyorsunuz...
Mardin: AKP’ye “bizim problemlerimizi halletmedin” diye devamlı bir baskı geliyor. Onun da bu baskı karşısında gerçekten bir şeyler yapması lazım. Peki ne yapılabilirdi? İsim vermeyeceğim ama, bir parti ve onun başında bulunanlar devamlı askeri müdahale çağrısı yapmak yerine Başbakan’la dostça konuşabilselerdi belki bu işi götürebilirlerdi.  “Nasıl olursa olsun bu adamları indireceğiz” diyorlar ki çok yanlış. Bu tutum Türkiye’deki karşıtlığı iyice tırmandırıyor. Bunun kaynağında o partideki bazı şahısların politikaya bakışları var. Tek bildikleri karşıtlık yaratmak. Benim de eskiden beri oy verdiğim bu partide maalesef bir türlü bu huydan kurtulamadılar. Yarattıkları gerilimin vebali boyunlarında. Bunu sürekli taşıyacaklar.
 
Yaratılan bu gerilimin AKP’yi o “mahalle baskısı”na doğru ittiğini söyleyebilir miyiz?
Mardin: Evet tam da öyle oluyor. Ayrıca sorunların çözülememesinde AKP’nin devlet yönetiminde tecrübesiz olmasının da rolü var. Mesela geçenlerde Bilgi Üniversitesi’nde öğrenciler Süleyman Bey’i (Demirel) manevi anlamda taşa tuttular. Ama o soğukkanlılığını koruyarak bunun altından kalktı. Süleyman Bey köprü kurmada Türkiye’de büyük rol oynamış bir şahsiyettir. Hakkında ne düşünülürse düşünülsün, uzlaştırma usullerini çok iyi bildiği tartışma götürmez.
 
Türkiye’de son dönemde farklı saiklerle genç çocuklar terör eylemlerine başvuruyorlar. Nedir bu? Altında sadece ekonomik sorunlar mı var?
Mardin: Bir kere çok genç var. Aynı zamanda bu gençlere sunulan imkanlar kısıtlı. Mesela gençler her türlü engeli aşarak ünivesiteye girmeye çalışıyor. İslamcılar bunun yolunu yordamını çok iyi öğrendi. Fakat o öfkeli gençlerin bunu aramasını mümkün kılacak şartlar yok. Diğer taraftan gençliğe sürekli olarak “her şey olabilirsiniz” dendi. Bu söylem de sorumlu. Türkiye’de şöyle bir dengesizlik var: Söylem her zaman çok pozitif ama toplumsal şartlar buna uyumlu değil.
Bakın, vaatte bulunup bunun yarısını gerçekleştirmek, yani yarım iş yapmak çok tehlikelidir. İnsan, bir şeyin yarısından istifade ettikten sonra hep bir şeylerin eksik kaldığını düşünüyor ve rahatsız oluyor. Abdülhamit zamanındaki ayaklanmaların sebebini yarım yapılan işlerde bulmuşumdur. Cumhuriyet de büyük vaatlerle ortaya çıktı. Tabiatı itibariyle bunlar kısa vadede yerine getirilebilecek şeyler değildi. Bir de nüfus artışı var.
Nedense cumhuriyetin şu özelliği üzerinde de pek durulmuyor: Cumhuriyetin ideolojisi esasında karşı çıkma üzerine kuruludur. İlk, orta okul, lise ve üniversitede benim kuşağımın en temel ideolojisi anti-emperyalizmdi. Yani bize hep karşı çıkma öğretildi. Ne istediğimiz çok önemli değildi. Sonuçta çok ilginç bir çelişki çıktı ortaya: Batı’yı seveceksin ama onun sana yaptığı kötülükleri de her an kafanda taşıyacaksın.
 
Son mitinglerde Batı karşıtı sloganlar atanlar Batı tarzı hayat sürüyor...
Mardin: Evet, bu yönüyle cumhuriyetin o çalişkisini yansıtıyorlar. Cumhuriyet hep karşı çıkmıştır, bir sevgi bazı olmamıştır. Sağcısı, solcusu, İslamcısı, herkes bir karşıtlık ideolojisiyle çıktı ortaya. Mesela benim zamanımda en büyük ithamlardan biri “kozmopolit”ti. Kozmopolit olmamak için çok gayret sarfetmişimdir.
 
Bütün bunlar yıllar sonra ulusalcılık olarak geri geliyor...
Mardin: Doğru. İşte bundan dolayı yalnız İslamcıları itham etmek doğru olmaz, yalnız solcuları itham etmenin doğru olmadığı gibi.