Prof. Mehmet Gürses ile söyleşi: İran Kürtleri hakkında bilmek istediğiniz her şey

09.03.2026 medyascope.tv

9 Mart 2026’de medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. İran Savaşı'nı, özellikle Kürt boyutunu Orta Florida Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Mehmet Gürses'le konuşuyoruz. Hocam merhaba.
Mehmet Gürses: Merhaba Ruşen Bey.

Ruşen Çakır: Şimdi Türkiye konuştuk, Suriye konuştuk. Sırada İran varmış. Belki ondan sonra da bir zamanda tekrar Irak bile konuşabiliriz. Aslında İran konuşurken Irak'ı da konuşmak zorundayız. Çünkü çok doğrudan Irak'ı da ilgilendiren bir husus. Biliyorsunuz bir andan itibaren savaşın ilk günlerinden hemen sonra CNN International'ın bir haberiyle CIA'in Kürtleri silahlandırdığı haberiyle olay gündeme geldi. Ama öncesinde zaten beş Kürt örgütünün ortak bir ittifak kurduğu haberi vardı daha savaştan önce ve ardından şu yorumlar yapıldı, haberler geldi, ki yalanlandı; ‘‘Kürtler Irak'tan, Irak'taki İran Kürtleri girdiler ve kara savaşı başlatacaklar İran rejimine karşı’’ diye. Ama an itibarıyla böyle olmadığı anlaşıldı ama olabilme ihtimali hep önümüzde duruyor. Şu ana kadarki bu tartışmaları — kimisi enformasyon, kimisi dezenformasyon ya da taraflar sürekli karar değiştiriyor da olabilirler — nasıl değerlendiriyorsunuz olayın Kürt boyutunu?
Mehmet Gürses: Evet. Şimdi sizinle son dönemlerde yaptığımız bütün programlarda, Kürt meselesinin aslında çok komplike bir mesele olduğunu, uluslararası boyutu olduğunu, sanırım en son yaptığımız programda Amerika'nın ve İsrail'in şimdilik Kürtlerle ilgili özellikle Suriye'deki gelişmelerden dolayı sessiz kaldığını söylemiştim. Onun şimdilik olduğunu ve ilerleyen zamanlarda bölgesel dinamiklerin değişmesiyle Amerika'nın Kürtlerle olan ilişkisinin tekrar gündeme gelme ihtimalinin olduğunu söylemeye çalışmış idim ki yaklaşık bir ay sonra malum artık Orta Doğu'da ve dünyadaki gelişmeler çok kısa sürede çok büyük gelişmelere tanık olabiliyoruz ve yaklaşık bir ay sonra biz şu anda tekrar başladığımız yerdeyiz ve Kürtlerle Amerika'nın potansiyel iş birliğinden tekrar bahsediyoruz. Şimdi İran meselesine gelince İran'daki rejimin biraz karakterine bakmakta fayda var. İran'daki burada tabii biz bu savaşı, biz bu çatışma ortamını tartışırken benim sürekli söylediğim savaş ile ilgili en güzel şey, en ideal şey savaşın hiç başlamamasıdır. İkinci ideal şey ise başlayan bir savaşı en kısa sürede müzakerelerle, barış ile sonlandırmaktır. Burada şunu söylemekte fayda var; İran Kürdistanı dediğimiz bölge İran'ın çok önemli bir bölümünü kapsar. Kabaca söylemek gerekirse ta Ermenistan sınırından başlayıp neredeyse Basra Körfezi'ne aşağıya denize kadar olan coğrafyada çok önemli oranda değişen şekillerde ve değişen nüfus yoğunluklarında bir Kürt coğrafyasından bahsediyoruz ve o Kürt coğrafyasında 1980'lerden bu yana çok ciddi anlamda faaliyet gösterme imkanına sahip olmayan çok sayıda Kürt örgütlenmeleri var. Şimdi burada mesele şu aslında, yani Amerika şöyle dedi: ‘‘CIA Kürtleri silahlandırıyor.’’ Trump dün farklı bir şey söylüyordu, bugün farklı bir şey söylüyor. Ha yarın farklı bir şeyi tekrar söyleyebilir. Burada aslında asıl mesele, asıl haber bu değil bence. Asıl haber şu: 100 yıldır varlığı yok sayılan, zorla değişik kültürlere, değişik kimliklere asimilie ettirilmeye çalışılan ama burada başarısız olunan bir Kürt realitesi var. Yani ortada devasa bir Kürt realitesi varken ‘‘bugün olmaz yarın, yarın olmaz 6 ay sonra,’’ siz, siz derken yani Orta Doğu'daki bütün güçler ve dengeler şu veya bu şekilde Kürtlük realitesi ile temasa geçme durumunda oluyorsunuz. Yani İran KDP'si, İran'daki Komala, PJAK ve daha da çok küçük örgütlerin kim olduğunu bile biz son birkaç haftaya kadar çoğu insan belki bunun farkında bile değil idi ama İsrail'in ve Amerika'nın İran politikası ve en son başlayan savaşla beraber rejimin tehlikeye düşmesi ve rejimin zayıflamasıyla beraber Kürtler tekrar gündeme geldi. Yani dediğim gibi, asıl haber burada Amerika'nın Kürtleri silahlandırıp silahlandırmaması değil. Kürtlerin 40 yıldır, 50 yıldır hatta 1945'lere kadar, Mahabad'a kadar geri götürebileceğimiz bir tarihleri var. En azından modern çağdaş tarihe atıf yaparak söylüyorum. Burada mesele şu: Ortada bir Kürtlük realitesi var ve bu Kürtlük realitesinin çuvala sığmayan mızrak misali artık şu veya bu şekilde nüksettiğini görüyoruz. Dolayısıyla asıl haber bence Kürt realitesinin artık göz ardı edilemeyecek kadar bariz bir hâl alması.

Ruşen Çakır: Burada tabii şöyle bir husus var. Nüfus olarak baktığımızda Kürtler, hatırı sayılır bir nüfus var ama ülkenin büyük çoğunluğu anlamında değil. Ve ayrıca başka birtakım egemen olmayan azınlıklar da var. Mesela Beluçlar var, başkaları da var. Niye mesela Beluçların da öteden beri rahatsız olduğunu ve silahlı örgütlendiklerini biliyoruz? Sünni Araplar var mesela. Ama daha ilk günden Kürtler dendi. Yani bu hep zaten Trump'ın aradığında ve Talabani ile konuştuğunda işte "Kürtler savaşçı bir millettir" muhabbetiyle başlıyor. Mesela işte hani var ya "Kürt Memet nöbete" gibi oldu. O malum laftaki gibi. Yani İran diye bir rejim var. İran'daki rejimi devirmek isteyen ABD ve İsrail var. Ve ilk akıllarına gelen, sahaya sürülecek isim olarak ilk akla gelen Kürtler oluyor. Burada bir acayiplik var. Yani Kürt realitesi ayrı, bir de İran'da Kürtlerin ayrı bir realitesi var. Daha mı örgütlüler? Siz ama dediniz ki, ‘‘Çok da örgütlü değiller. Çok sayıda grup var. Yeni yeni duyuyoruz.’’ dediniz. Burada niye böyle bir şey var? Çünkü şu da çok yapılıyor biliyorsunuz, daha sonra tekrar geliriz ama ‘‘Burada Kürtleri kullanma meselesi sadece İran'la ilgili bir mesele değil’’ şeklinde yorum da yapılıyor.
Mehmet Gürses: Burada "Neden Kürtler?" sorusunun bence en esaslı cevabı sizin de az önce işaret ettiğiniz gibi Kürtlerin diğer azınlıklara göre çok daha hazırlıklı, çok daha örgütlü bir halk olmalarından kaynaklanıyor. Yani 2000'lerde, 1990'larda Irak'taki gelişmelerde nasıl ki Kürtlerle iş birliği yapıldı ise 2010'larda son 10-15 yıllık süreçte Suriye'de Kürtlerle niçin iş birliği yapıldı ise şu anda da İran'da olası bir gelişmede, olası bir rejim değişikliğinde Kürtlerin ön plana çıkmasının nedeni Amerika'nın veya İsrail'in Kürtleri kullanmak istemesinden çok Kürtlerin de dinamiklerinin ve Kürtlerin taleplerinin ve varlıklarının buna müsait olması. Şimdi Kürtlerin, doğrudur, İran'daki sayıları Irak ve Türkiye'ye göre oransal olarak biraz daha düşüktür. %10 ile %15 arasındaki bir rakamdan bahsediyoruz. Ama 90 milyonun %10-15'i yaklaşık 10 milyon insandan bahsediyoruz. Birincisi bu. İkincisi, İran'daki Kürt hareketleri, yani bunu takip etmeyenlerin bilmemesi tabii ki doğaldır ama İran'ı takip eden insanlar çok iyi bileceklerdir ki İran'daki Kürt siyasal hareketi modern anlamda bütün Kürt hareketlerinin ilkidir. 1940'lara, 45'lere kadar gittiğimizde şu anda Kürt Ulusal Marşı dediğimiz Ey Reqîb; Kürt bayrağı, Kürt motifleri modern anlamda hem Irak'taki hem Suriye'deki ve diğer taraflardaki birçok Kürdün ve Kürt grubun aslında sahiplendiği Kürt motifleri ve sembollerinin başlangıç noktası İran Kürdistanı dediğimiz Rojhelat'taki gelişmelerdir. Yani dolayısıyla İran'daki Kürt siyasal hareketi Amerika'dan ve son gelişmelerden ve Trump'ın çağrısından çok daha önceye dayanır. Tek farkı şudur: Silahlı anlamda 1980'den bu yana çok faal olmayan bir siyasal hareketten bahsediyoruz. Bir de İran'daki o coğrafyaya baktığımızda eğer ki İsrail'in ve Amerika'nın gücü veya planı Tahran'daki rejimi devirmek değil ise onun kolunu, kanadını kırıp onu izole etmek ise coğrafi anlamda İran'nın Orta Doğu'ya açılan kapısı Kürdistan'dan geçer. Dolayısıyla sizin İran'ın Pakistan'a açılan Belucistan bölgesine ilgi duymanız çok doğru olmaz. Çünkü bu İsrail ve Amerika açısından çok hayati öneme sahip bir coğrafya değil. Ama İran'ın Orta Doğu'ya, Irak'a ve oradan Suriye'ye ve oradan Lübnan'a ve Hizbullah'a açılan kapısı öncelikle İran'daki Kürt coğrafyasından, ondan sonra Irak'daki Kürt coğrafyası ile beraber Suriye'ye açılan kapısıdır. Onu aslında siz o coğrafyayla bir kordon çekip — yani bunu ben bir senaryo, bir ihtimal olarak söylüyorum — belki hükümeti şu anda deviremeyebilirsiniz ama hükümetin Orta Doğu'ya açılan kapısını kapatırsınız.

Ruşen Çakır: Burada tabii siz de bahsettiniz. Şimdi değişik dönemlerde güçler mesela 1946'da Sovyetler Birliği Mahabad Cumhuriyeti'ni kurduruyor İran'da ama daha bir yıl dolmadan terk ediyor ve cumhuriyet yıkılıyor. Daha sonra çok örnek yaşadık. İran, Irak Kürtlerinin ayrı ayrı hani tırnak içinde satışa geldiği çok durumlar oldu biliyorsunuz 70'li yıllarda. Ama yakın zamana gelelim mesela bir Irak'ta referandum oldu. Bağımsızlık istediler ama kimse destek vermedi ve kadük oldu referandum. Bütün destek veren güçler anında desteklerini kestiler. Ve en son Suriye, beraber çok konuştuk Suriye'yi. ABD ve bir şekilde İsrail de Suriye'de Kürtleri bıraktı. Yani orada Kürtlerin iç savaştaki kazanımlarının büyük bir kısmı ellerinden alındı. Belli bir yer, belli bir şey sağlandı belki ama tam anlamıyla şunu gördük. Özellikle ABD özel temsilcisinin o pazarlıklarda, müzakerelerdeki tavrı biliyorsunuz, çok yansıdı da çok net bir şekilde "bizden bu kadar ne haliniz varsa görün" yaptı. Şimdi bütün bu deneyimler varken İran Kürtleri bunu bizzat yaşadı. Diğer bölgedekiler yaşadı. Mesela PJAK söz konusu olursa Kandil bağlantılı olduğu için Suriye'de yaşanan doğrudan PJAK'ı da ilgilendiriyor falan. Böyle bir durumda İran'daki Kürtler bu güven sorununu aşabilir mi, yoksa ‘‘biz hele bir yapalım ondan sonrasına bakalım’’ mantığı mı geçerli olur?
Mehmet Gürses: Şimdi buna ben şöyle cevap vermeye çalışayım. Kürt hareketi ve Kürt hareketi gibi uzun soluklu planları ve uzun soluklu hedefleri olan grupların ve hareketlerin 100 metre koşusuna hazırlık yapması doğru olmaz. Kürtler maraton koşucusudur. Yani Kürt hareketleri. Tabii bunların içindeki farklı örgütlenmelerin farklı yöntemleri ve farklı stratejileri vardır. Hepsi aynı yöntemi ve stratejiyi kullanmıyor tabii ki. Ama ben burada hani elbette az önce sizin de dediğiniz gibi yani Kürtlerin yakın tarihine bile baktığımızda tırnak içerisinde terk edildikleri, satışa getirildikleri birden çok olay vardır önümüzde. Yani şimdi Irak Kürtlerinin şu anda Kürtler içerisinde en başarılı ve dünya tarafından kabul edilen bir kimlikleri var. Bir federe otonom bir bölgeleri var. Irak Kürtlerinin 1975'te Amerika tarafından çok net bir şekilde terk edildiklerini unutmamamız lazım. Ama aynı Irak Kürtleri 10-15 sene sonra aynı Amerika tarafından Irak'ı tekrar dizayn etmek için Amerika'nın en önemli ve stratejik müttefiki hâline geldiler. Aynı şeyi Suriye için de söyleyebiliriz. Yani Suriye'de 2010'dan 2011'den başlayıp son birkaç ay öncesine kadar devam eden Kürtlerle Amerikalıların çok ciddi bir iş birliği vardı. Doğrudur. Son birkaç ay içerisinde Amerikalıların Kürtlere olan desteğinde ciddi bir değişim yaşandı. Ama şunu da söyleyeyim: Suriye'de Kürtler 15 sene öncesine göre çok ciddi kazanımlar elde etmiş durumdadırlar. Yani siz bir siyasal aktör olarak kâr ve zarar hesabı yaparak rasyonel bir aktör olarak Amerika'yla da başka gruplarla da işinize geldiği zaman sizin çıkarlarınıza, ulusal çıkarlarınıza hizmet ettiğini düşündüğünüz zaman adım atarsınız. Şimdi Suriye'de ekside olan Kürtlük son birkaç ay öncesine kadar belki de potansiyelinin çok üstünde bir kazanım elde etmiş idi. Son birkaç aydaki gelişmelerle beraber potansiyeline yakın veya potansiyelinin biraz altında bir seviyeye inmiş oldu. Ama Suriye'deki Kürtlük ve Kürtler 15 sene öncesine göre çok kazançlı durumdalar şu anda. Bunu biz İran'a uyarlarsak, İran'daki özellikle İran KDP'sinin Mustafa Hicri'nin başını çektiği gruba indirgersek – ki Mustafa Hicri'nin grubu 1945'lere kadar giden grubun devamıdır – onların bunu bir fırsat olarak görüp bazı değerlendirmeler yapmaları ve Amerikalılara bazı yeşil ışık yakmaya çalışmalarını anlamak lazım. Yani bu şu demek değildir: Bu örgüt ve bu Kürtler Amerika istediği için yapmıyor bunu. Bunlar zaten yıllardır bu mücadelenin içinde olan insanlar ve mevcut durumun onlar için bir fırsat niteliğinde olduğunu düşünerek adım atma ihtiyacı hissediyorlar. Ama bu adımı atarken şunu da söyleyeyim: Kürtler, İran'daki Kürtler son bir hafta öncesine kadar kimsenin gündeminde olmayan insanlardı; şu anda CNN International dahil birçok kanalın konu ettiği bir gündem haline geldiler. Şimdi önce gündeme gelmeniz gerekir. Irak'taki Kürtler 1990'larda, belki hatırlarsınız Ruşen Bey, siz o dönemler çok daha yakından takip ediyordunuz. Barzani ve Talabani Washington DC'ye geldiğinde 1990'ları söylüyorum.

Ruşen Çakır: Evet.
Mehmet Gürses: Amerika Dışişleri Bakanlığında değil de Starbucks'ta görüşürlerdi Amerikalılarla. Türkiye'yi kızdırmamak için Amerikalılar Barzanilerle Starbucks'ta yani kahvede görüşürlerdi. Şimdi onu bir görün. Bir de şu anda Irak'taki Kürtlerin geldiği konumu dikkate aldığımızda dolayısıyla İran Kürtleri için de uzun soluklu bir mücadelenin, uzun soluklu bir iş birliğinin bir başlangıcı olması itibarıyla çok değerli ve önemli bir gelişme olduğunu düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Peki hocam şunu sorabilir miyim? İran'da Kürt sorununun durumunu, şimdi Kürtlük meselesi tartışılmaya başlayınca birtakım kişiler, uzman olduğu söylenen ya da o iddiada olan bazı kişiler İran Kürtleri hakkında birtakım şeyler söylediler. Mesela bir kısmının Şii olduğunu ve hatta Şii Kürtlerle Sünni Kürtlerin devrimden sonra çatıştığını, Kürtlerin büyük ölçüde rejime entegre olduğunu söyleyenler var. Buna benzer çok yorum var. Yani bir tane Kürdistan adı taşıyan bir eyalet de var. Yok işte uçağa da Kürdistan diyebiliyor. Kürtlerin varlığını reddetmiyor İran rejimi. Yani İran'daki Kürt sorununun aslında çok da vahim bir Kürt sorunu olmadığı yolunda, rejimin içerisinde de hatta Kürtlerin olduğu söyleniyor ki ben bilmiyorum açıkçası. Siz daha yakından takip ediyorsunuzdur. Nedir gerçekler? Şu anda İran'da sıradan Kürtlerin, bir kimlik meselesi, bir kültür meselesi, birtakım yani statü talebinin ötesinde hak ve özgürlükler anlamında çok yoğun birtakım beklentileri, talepleri ve itirazları var mı rejime karşı?
Mehmet Gürses: Şimdi İran'daki Kürt coğrafyasını, malum Kürdistan coğrafyasını kabaca aslında iki parçaya bölmek doğrudur son 400-500 yıllık süreç içerisinde. Bunun da kökenine indiğimizde Osmanlı ve İran İmparatorlukları arasındaki savaşların ve anlaşmaların sonucunda günümüz İran'ında kalan Kürt coğrafyası o dönem İran İmparatorluğu'nun kontrolüne ve nüfuz alanına girmiş idi. Geriye kalan Kürt coğrafyasının %70-75'i neredeyse yani Irak, Türkiye ve Suriye'deki bütün Kürt bölgeleri ve coğrafyaları Osmanlı coğrafyasının nüfuz alanına girdiği için Irak ve Suriye ve Türkiye'deki Kürtlerin kendi aralarındaki iş birliği, kültürel, diller ve ekonomik iletişimleri çok daha fazla olmuştur. Yani bunun tarihsel bir altyapısı var. İran'daki Kürtler ve Kürtlük bu anlamda geri kalan Kürt coğrafyasından bahsettiğim nedenden dolayı izole olduğu için biraz farklı gelişmelere konu olmuştur. Ama şimdi Kürt coğrafyası gibi büyük bir coğrafyayı göz önüne aldığımızda, Kürtlerin nüfusunu göz önüne aldığımızda bütün Kürtlerin aynı mezhebe, aynı dine, aynı kültüre ve aynı şiveye sahip olduğunu ve aynı Kürt diyalektiğini konuşacağını beklemek doğru olmaz. İran Kürdistanında, Rojhelat denilen bölgede doğrudur, %20-25 civarında — bu rakamlar tabii ki tahmini rakamlardır — Şii'dir ve İran hükümeti ile nispeten daha sıcak ve daha pozitif ilişkileri vardır. Ama İran'daki Kürtlük ciddi anlamda İran'daki rejimin ve İran'daki devletin içine entegre olabilmiş bir kimlik değildir. Bu yanlış bir tespittir. İran'daki Kürtler ciddi anlamda ulusal bir grup olarak dışlanan bir gruptur ve İran'daki Kürtleri 1945'ten ve 46'dan bu yana temsil eden bütün siyasal ve askeri hareketlenmelere baktığımızda İran rejimiyle hem İslam Cumhuriyeti öncesi hem İslam Cumhuriyeti sonrası çok ciddi sorunları olan çok devasa bir coğrafyadan ve devasa bir kitleden bahsediyoruz. İran Kürt coğrafyasına baktığımızda yani Urmiye ve Mahabad'ı biraz sınır olarak kabul edersek onun yukarısı Ermenistan sınırına kadar, yani Van'ın hemen doğusu, bizim Van'ın hemen doğusu Kurmanç'tır. Türkiye'de konuşulan dilin aynısını konuşur ve Sünni'dirler ve Şafii'dirler. İran'daki Kürtlerin, Sünni Kürtlerin hepsi Şafii Kürt'tür örneğin. Şimdi Urmiye ve Mahabad'ı hafif aşağı doğru indiğinizde güneye, Irak ve İran sınırına indiğinizde Soran bölgesi başlar. Onlar da Sünni ve Şafii'dir, Soranca konuşurlar. Onun da hemen aşağısında Kelhori, Gorani ve Lorlar vardır. Onlar Türkiye'deki bizim bir anlamda Zaza diline benzeyen diyebileceğimiz — kabaca söylüyorum bunu — bir şive konuşurlar ve İlam ve Kermanşah tarafına indiğinizde orada Ehli Hak dediğimiz Türkiye'deki Alevi Kürtlerin inancına benzeyen inanca sahip Kürtler vardır. Dolayısıyla İran'daki Kürtlük tek parçalı bir Kürtlük değildir. Doğrudur. Ama İran'daki Kürtlük aynı zamanda dışlanan bir kimliktir. Bunun Fars dilinin ve Kürt dilinin birbirine yakın olmasından kaynaklı İran hükümetinin bazı iddiaları biraz daha ayakları yere basan bir iddiadır. Yani Kürtçe ve Farsça dil olarak birbirine daha yakın dillerdir. Ama bu İran hükümetinin Kürt dilini ve Kürt varlığını kabul ettiği anlamına gelmemeli.

Ruşen Çakır: Peki şunu da sorabilir miyim? Şimdi yine Kürtlerin olaya dahil olması tartışmalarıyla beraber şu yorum da çok öne çıktı: ‘‘Dahil olsalar bile savaşın kaderini değiştiremezler. Yani bu iş Kürtlerle olabilecek bir iş değil. Bir şey yapma olsa bile çok fazla bir şey değiştiremez.’’ şeklinde, özellikle kara savaşı anlamında. Çünkü gerçekten çok büyük bir ülke söz konusu vesaire. Bu kabul edilebilir bir hipotez mi?
Mehmet Gürses: Şimdi burada sanırım İran'daki az önce sizin de işaret ettiğiniz İran'ın büyüklüğünü dikkate almakta fayda var. Bizi izleyenler açısından bir çerçeveye oturtmak için söylüyorum. İran, Türkiye'nin yaklaşık iki katı büyüklüğünde bir ülkedir. Yani çok büyük bir ülkeden bahsediyorum. Dünyadaki 17. büyük ülkeden bahsediyoruz. Türkiye de Almanya'nın iki katı büyüklüğünde bir ülkedir. Dolayısıyla İran dediğimizde Almanya'nın dört katı büyüklüğünde bir ülkeden bahsediyoruz. Büyük bir coğrafya. Ama bunun da ötesinde İran'daki rejimin devrilip devrilmemesi sadece büyüklüğüyle ölçülebilecek bir durum değil. Libya da çok büyük bir ülkeydi coğrafi anlamda ama farklı şartlarda olduğu için çok daha rahat yıkıldı. Şimdi İran'daki rejimi farklı kılan şey şu: İran'daki rejim elbette otoriter, diktatoryal bir rejimdir; ama İran'daki rejim Kaddafi'nin Libya'sından çok farklı özelliklere sahip bir diktatoryal rejimdir. Buna bizim literatürde ‘‘partili diktatoryal rejimler’’ diyoruz. Yani İran'daki rejim doğrudur, İslam Cumhuriyeti'dir. Ama tek bir şahsın, bir şahıs devletinin etrafında şekillenen bir sistem ve rejim değildir. O yüzden siz İran'daki üst tabakayı bile ortadan kaldırdığınızda ki en son bir hafta önce Hameney öldürüldü, Hameney ile beraber üst düzey çok sayıda insan da öldü, hayatını kaybetti. Şimdi onları siz ortadan kaldırdığınız hâlde bile partili bir yapısı, kurumsal bir yapısı olduğu için çok kolay kolay çökme ihtimali olan bir rejim değil bu. Kürtlerle ilgili kısmı şu, şuna katılırım: Kürtler tek başına sonucu değiştirecek güce sahip değillerdir. Buna katılırım. Ama Kürtler zaten tek başına bunu değiştirebileceklerine inanmıyorlar. Kürtlerin derdi, yani İran'daki Kürt gruplarının derdi şu: Mevcut durumu bir fırsata çevirip İran hükümeti ve İran devletiyle olan ilişkilerimizde bazı ciddi tavizler koparabilir miyiz? Eğer İran'daki Kürt grupları bunu bir fırsat olarak görüyorsa rejim devrilse de devrilmese de... Hani iki opsiyon var değil mi? Rejim devrilecek; bu bir opsiyon. Ha bunda zamana yayılacağını ben düşünüyorum. Rejimin hemen devrilme ihtimali çok düşük ama rejimin uzun vadede kendisini, yaralarını sarması tekrar eski hâline dönme ihtimali de çok düşük. Dolayısıyla rejim devrilmese bile geriye kalacak olan rejim ve devlet çok daha zayıf, dolayısıyla hem Kürtlerle hem diğer muhalif gruplarla olan ilişkilerini tekrar gözden geçirmek zorunda kalacak bir devlet olacak karşımızda. Her hâlükarda rejimin sonunun ne olacağına bakılmaksızın Kürtlerin bu son dönemde gündeme gelmesi, Kürtlerin oradaki 5-6 grubun birlik kurması ve Kürtlerin İsrail ve Amerika'yla ve diğer güçlerle dirsek temasına geçmiş olması bana göre İran'daki Kürtlük açısından önemli ve pozitif bir adımdır. Bunu ben uzun soluklu bir adım anlamında söylüyorum. Siz sonucu değiştiremeyebilirsiniz ama kendiniz için sonucu değiştirirsiniz. Eğer İran devletinden ciddi tavizler koparabilirseniz, rejim ayakta kalsa bile, İran devleti size çok daha pozitif yaklaşmaya başlarsa bu elbette pozitif bir gelişme olur. Tabii ki bunun riskleri elbette her zaman her adımda olduğu gibi ciddi riskler ve tehlikeler de var.

Ruşen Çakır: Burada tabii İran Kürtlerini konuşurken şu anda savaş durumunda Irak Kürtlerini de konuşmak zorunda kalıyoruz. Çünkü örgütlerin birçoğu Irak Kürt bölgesinde yerleşik durumda ve oradan İran'a geçme ihtimalleri var. Ama bir yandan da şu var biliyoruz; Irak Kürt bölgesinde Amerika'nın birtakım tesisleri var ve buralar bombalanıyor İran tarafından. Ama bunlar bombalanırken tabii bundan doğrudan Irak Kürtleri rahatsız oluyorlar. En son Mesud Barzani havaalanına yapılan bu saldırıda hayatını kaybeden bir vatandaşının cenazesinde de konuştu. Orada da gördük. Doğrudan olayın mağduru oluyorlar. Ve ilginç bir husus var: Talabani ile ve Barzani ile ayrı ayrı Amerikan başkanı görüşüyor. Belli ki Amerikan yetkilileri de görüşüyor ilk andan itibaren. Ve İran rejimi de doğrudan onlara genellikle tehditkâr mesajlar yolluyor. Burada Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin, özerk yönetiminin durumu çok zor olsa gerek. Yani bir tarafta özellikle Süleymaniye'deki Talabani çevresinin yıllardır İran'la çok iyi ilişkisi olduğunu da biliyoruz. Bir ekonomik bağımlılık vesaire falan da söyleniyor. Siz daha iyi bilirsiniz. Burada Irak Kürtleri çok zor durumda herhâlde. Hem bir fırsat var ama aynı zamanda hani ne derler "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak" da var.
Mehmet Gürses: Orası çok doğru. Orada ciddi bir risk de var aynı zamanda. O yüzden ben hem Irak, en başta Irak'taki Kürt liderlerin — yani başta Barzani ve Talabaniler olmak üzere — hem de İran'daki birçok Kürt grubunun çok net garantiler almadan Amerika'dan bu işin içine girme ihtimallerini çok düşük görüyorum. Yani en son bu net garantilerden neyi kastediyoruz? En son şunu teklif ediyorlardı: Uçuşa kapalı bir bölge ilan edilsin. Yani 1990'lardaki Irak bölgesinde olduğu gibi Irak Kürdistan'ı için Amerika eğer ki bize bir uçuşa kapalı bölge tahsis edecek ise bu durumda zaten İran Kürt coğrafyasında Suriye'den çok farklı olarak hemen hemen %100'e yakını Kürt'tür, dağlıktır, Kürt'tür ve İran'ın diğer coğrafyalarından hem coğrafi olarak hem sosyal ve siyasal olarak ciddi anlamda aslında izoledir. O yüzden Irak'a yansıması elbette doğru. Yalnız şunu da söyleyelim: 1945 ve 46'daki Mahabad Kürt Cumhuriyeti'nden birkaç defa bahsettik, az önce adı geçti sohbetimizde; Mahabad Kürt Cumhuriyeti'ni kuran Barzanilerdi en azından. Yani Barzani onun Genelkurmay Başkanıydı. Molla Mustafa Barzani, Mesud Barzani'nin babası Mahabad Kürt Cumhuriyeti'nde Genelkurmay Başkanıydı. Kendi peşmergeleriyle sınırı geçip Mahabad'a kadar gidip orada o cumhuriyetin kurulmasında ciddi rol almış birisidir. Yani Irak'taki Kürtlük ile İran'daki Kürtlük iç içe geçmiş, hem sosyal olarak hem ekonomik ve siyasal olarak iç içe geçmiş Kürtlüklerdir. Dolayısıyla Türkiye'deki Kürtler ile Suriye'deki Kürtler nasıl ki birbiri içine geçmiş ise tarihsel anlamda ve kültürel anlamda İran ve Irak'taki Kürtler de bu anlamda birbiriyle iç içe geçmiş Kürtlüklerdir. İran'daki bir fiyasko, İran'daki bir kayıp elbette Irak'taki Kürtlüğü de etkileyecektir. Ama İran'daki en ufak bir pozitif iyileşme de Irak'taki Kürt hareketini ve mevcut Barzani yönetimini ve Talabanileri de ciddi anlamda pozitif bir şekilde destekleyecektir muhakkak.

Ruşen Çakır: Şimdi burada tabii hemen akla şu geliyor, siz de değindiniz birçok kez; Körfez Savaşları döneminde Irak'ta Kürtler bir statü kazandı. İlkinde de facto bir özerk bölge, ikincisinden sonra özellikle 11 Eylül saldırısının ardından yeniden şekillenen Irak'ta resmen özerkliği tanındı. Şimdi yeni bir savaş söz konusu ve insanın aklına ister istemez, tabii birebir benzemiyor ama, aynı şey geliyor. Yani Irak'taki savaştan sonra bir bölge özerk yönetim oldu. Aslında Suriye'de de iç savaştan sonra de facto bir özerk yönetim oluşmuştu. Şimdi İran'da da bu mu olacak? Herhâlde ilk akla gelen senaryo bu değil mi? Yani rejim yıkılsa da yıkılmasa da Kürtlerin İran'daki en büyük hedefleri bir statü elde etmek herhâlde.
Mehmet Gürses: Şimdi aslında kesinlikle ben bu konuda size katılıyorum. Yani Kürtler İran'da da hiçbir zaman, daha dün kendileriyle yapılan bir görüşmede üst düzey bir İran KDP'si yetkilisinin söylediği "Biz separatist yani ayrılıkçı bir hareket değiliz." dediler. İran Kürdistanı’nda bağımsızlık yanlısı bazı gruplar var ama asıl gruplar yani bu İran KDP'si başta olmak üzere ve ikinci büyük grup olarak da PJAK da aynı şekilde bunlar hiçbir zaman ayrılıkçı, bağımsız bir Kürdistan devleti kurma üzerine bir siyaset yapmıyorlar. Demokratik, laik, seküler bir İran'da Kürtlerin varlığının tanındığı bir rejimden yana tavır koymaya çalışıyorlar. Ama şu çok doğru: Bakın 1990'larda 1. Körfez Savaşı ile başlayan Irak rejiminin zayıflaması dönemi vardı. Irak'taki rejimin tamamen çökmesi 10-15 yılı aldı ve çok büyük bir işgal hareketinden sonra ancak bu gerçekleştirilebildi. Aynı şey Suriye'de oldu; 10-15 yıllık çok yıkıcı bir iç savaştan sonra rejim devrildi. Ki Suriye'deki rejim çok daha zayıf bir rejim idi. Onun da sonucunda daha öncesine kadar yani savaş öncesine kadar doğru dürüst varlığı bile bilinmeyen Kürt gruplarının bir araya gelip Kürtlük adına mücadele ettikleri ve günümüzde şu veya bu şekilde de facto bir varlık da olsa varlıklarını tescil ettirdikleri bir sonuca vardık. Ben bizi izleyenlere şu soruyu sormak istiyorum. Yani bunlar çok komplike sorular. Hiçbirimizin çok net evet veya hayır cevap verebileceği türden sorular değil. Bu sorular bu kadar basit cevaplara uygun sorular değil. Ben bizi izleyen değerli izleyicilerimize şunu düşünmelerini öneriyorum: İran'daki rejim uzun vadede ayakta kalabilir mi, kalamaz mı? Eğer "kalamaz" diyorsanız, eğer bu soru karşısında "Uzun vadede İran'daki rejim ciddi sorunlarla karşı karşıya" cevabını veriyorsanız bu şu demektir: Kürtlere açılan alan şu anda giderek genişleyecektir. İran'daki rejim değişirse Kürtlerin mevcut durumdan çok daha iyi şartlarda rejime entegre olma ihtimalleri de bu durumda daha yüksek olacaktır. Her hâlükarda Orta Doğu'daki bütün büyük değişimlerde, bütün büyük savaşlarda şu veya bu şekilde adı ne olursa olsun Kürt örgütleri ve Kürtler kazançlı çıkıyor. Bunun çok basit bir nedeni var: Kürtler Orta Doğu'nun 4. büyük halkıdır ve Kürtler 100 yıldır varlıkları ve statüleri inkâr edilmiş ve ciddi anlamda yok edilmeyle karşı karşıya olan bir halktır. Bu tür büyük değişimlerde bakın Irak'ta savaş yaşandı, rejim yıkıldı, Kürtler kazançlı çıktı. Suriye'de öncesine göre, savaş öncesine göre Kürtler büyük anlamda kazandı. İran'da bunun benzerini beklemek kadar doğal bir şey yok. İran'daki rejim giderek zayıflayacaktır. Ayakta kalır mı kalmaz mı? Onu şu anda net bir şekilde tahmin etmek biraz zor ama Kürtler için açılan alan giderek genişleyecektir.

Ruşen Çakır: Peki burada tabii "Ya Türkiye?" diye bir soru geliyor. Hatta "Sıra Türkiye'de" de deniyor ve Türkiye'de de çok endişeyle takip ediliyor. En son Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Amerikan Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Kürtlerle ilişkilerini sormuş ve bir şey olmadığı cevabını alınca rahatlamış. Yani İran Kürtlerinin böyle öne çıkması... Vakti zamanda Irak Kürtlerinin öne çıkması da Ankara'da çok ciddi rahatsızlıklar yaratmıştı, hatırlayacaksınız. Bayağı bir Türkiye'nin bir beka sorunu gibi görülmüştü. Şimdi Türkiye'de baktığım zaman İran'da Kürtlerin telaffuz edilmeye başladığı andan itibaren yine Suriye'deki olayda da olduğu gibi bir koalisyon oluşuyor. Yani Kürtlerin orada güçlenme ihtimalinden tedirgin olan bir koalisyon. İçinde solcular da var, şunlar da var, bunlar da var. Böyle bir durum var. Burada Türkiye'nin razı olacağı bir İran Kürtlerinin rolü nasıl olabilir? Çok zor sanki.
Mehmet Gürses: Ben burada sanırım bir önceki programlarda da benzer bir şeyi söylemiştim. Eğer İran'daki Kürtlerin kazanımları bile sizi rahatsız ediyorsa burada sorun Kürtlerde değil, sorun sizin bakış açınızda. Aynı şeyi tekrarlamak istiyorum. Yani Türkiye'nin Kürt meselesine bakışının ciddi anlamda değişmesi gerekiyor. Türklerle Kürtler Osmanlı'da, az önce söylediğim gibi Kürdistan coğrafyasının %70-75'i yüzyıllar boyunca Osmanlı coğrafyasının ve Osmanlı hâkimiyetinin altında idi. 1850'lere, 1860'lara kadar Kürdistan coğrafyasında çok sayıda Kürt emirlikleri, birlikleri vardı. Botan Emirliği 1850'ye kadar otonom bir emirliktir. Aynı şeyi Süleymaniye'deki Baban Emirliği için de söyleyebiliriz. Bunlar sadece iki örnek. Dolayısıyla biz eğer El-Kaide'den gelen eş-Şara ile Şam'da Arap varlığını ve Arap milliyetini %100 kabul ederek müttefik olma yolunda adımlar atıyorsak bir devlet olarak, bir halk olarak Türkiye'de, neden biz yüzyıllar boyunca beraber yaşadığımız, yüzyıllar boyunca müttefik olarak büyük oranda — son 100 yılı hariç diyorum — neden biz Kürt halkıyla ve Kürt coğrafyasıyla aynı şekilde dostane bir ittifak kurmayalım? Yani siz bunu Suriye'de şu veya bu şekilde kırparsınız, engellersiniz. Yarın öbür gün İran'da çıkar karşınıza bu sorun. İran'da bunu nasıl engelleyeceksiniz? Ha diyelim ki İran'da bir şekilde bunu engellemeye çalıştınız. Yarın öbür gün Irak’ta karşınıza tekrar çıkacak. Bu sefer Barzanilerle farklı şekillerde sorunlar yaşayabilirsiniz. Yani ortada bir Kürtlük realitesi var. Amerika bugün var Orta Doğu'da, yarın olmayabilir. Amerika bugün gelir yarın gider. Ama Türklerle Kürtler ve diğer halklar o coğrafyanın asli esas unsurlarındandır. Eğer Türkiye olarak Orta Doğu'da abilik yapma iddiasında olan bir ülke olarak siz kendi içinizde milyonlarca Kürdün duygularıyla alay edercesine İran'daki Kürtlerin kazanımlarını bile ulusal çıkarlarınıza bir tehdit olarak görüyorsanız burada çok ciddi bir sorun var demektir. Siz aslında Kürtleri sadece İran'da değil, Türkiye'de de Irak'ta da ve Suriye'de de ciddi anlamda kaybetmeyi göze almış demeksiniz. Bunu ben Türkiye'deki devlet aklının — bunu âcizane söylüyorum — tekrar gözden geçirmesini umuyorum. Türkiye'nin bir tarafı denizlerle kaplı ise diğer tarafı Kürtlerle kaplı. Yani Suriye'si, Irak'ı ve İran'ından bahsediyorum. Eş-Şara’yı müttefik olarak görmeye başlayan bir devlet isek Türklerle Kürtlerin ittifakını ve tarihini göz önüne aldığımızda Erbil'deki Barzanileri, İran'daki Kürt gruplarını ve Kamışlı'daki PYD'yi de çok rahat müttefik olarak görebilecek tecrübeye ve geçmişe sahip bir devlet var karşımızda. Umarım burada ciddi bir revizyondan geçirirler bu politikayı.

Ruşen Çakır: Evet. Son olarak şöyle bir toparlayalım. Şunu sorayım: İran'da ne bekliyorsunuz? Bence kabaca iki seçenek var: Baştan itibaren rejimi devirmeye yönelik sürece Kürtlerin angaje olması ya da bir müddet bekleyip ondan sonra bir imkan durumunda dahil olmaları. Yani şu hâliyle bakıldığı zaman ilk başta sanki hemen dahil olacaklarmış gibi bir hava vardı ama daha sonra acele etmeyecekleri gibi bir beklenti var ama iddialarından vazgeçmiş değiller. Yani "Bu savaş bizi ilgilendirmiyor." demiyorlar. Savaş kendilerini ilgilendiriyor ama o ilk aşamada hani yolu açan savaşçı güç olmaya yanaşmıyorlar sanki. Ne dersiniz?
Mehmet Gürses: Şimdi bu son dönemdeki savaşın çok önemli bir farkı var. Yani 1979'daki Şahlık rejiminin yıkılması ve sonrasında yerine kurulan İslam Cumhuriyeti döneminde Kürtler şanslarını denediler ama uzun vadede devlet tarafından yenildiler ve askerî varlıkları İran sınırları dışına itildi ve çoğu da günümüz Irak coğrafyasına, Irak Kürdistanı'na yerleştiler. Şu anda çok farklı bir resim var karşımızda. Farklı olan şey Kürtlerden kaynaklı değil. Kürtler o zaman da benzer taleplere sahip idiler, 1980'lerde, 70'lerde. O zaman da birden çok Kürt örgütü vardı. Yani en azından Komala vardı ve İran KDP'si vardı. En az iki gruptan bahsediyoruz. Şu anda farklılık şu: 1970'lerde ve 80'lerde dışarıdan dünyanın en büyük süper gücü, Amerika'dan bahsediyorum, ve bölgenin en büyük güçlerinden birisi İsrail kol kola verip de sizdeki rejimi yıkmaya çalışmıyorlardı o dönem. Dolayısıyla şu anda Kürtler açısından yani potansiyel fırsat çok daha büyük bir fırsat ama Kürtler bunu tek başına değiştirmek zorunda değil. Değiştiremez zaten. Yani Kürtler çok duygusal bir şekilde "hadi hadi" deyip de son birkaç günde çıkan haberlerin aksine çok da iddia edildiği gibi Kürtler sınırı geçip de bir savaşa başlamış değiller. Yine şu soruyu sorarak belki bitirmekte fayda var: İsrail yaralı bir hâlde İran rejiminin yaşamasına müsaade eder mi etmez mi uzun vadede? Bunu düşünelim. Yaralarını saran bir İran İslam Cumhuriyeti, İsrail'in kendisine dayattığı bu savaşlardan sonra intikam almak ister mi istemez mi? İsteyecektir. İsrail'in yaralı bir şekilde İran İslam rejimini rahat bırakma ihtimalinin çok düşük olduğunu düşünüyorum. Çok uzun soluklu bir sürecin başındayız ve Kürtlerle biz, özellikle İran Kürdistanı ve İran Kürtleri ile ilgili biz daha çok program yapacağız gibi geliyor bana.

Ruşen Çakır: Evet. Çok sağ olun hocam. İran Kürtleri hakkında her şeyi konuştuk. Çok sağ olun. Eksik olmayın. Teşekkürler.
Mehmet Gürses: Ben teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Evet, Orta Florida Üniversitesi'nden Profesör Mehmet Gürses'le İran Savaşı'ndan hareketle İran Kürtlerini ve bölgedeki durumlarını, başka ülkelerdeki Kürtlerle ilişkilerini, her şeyi konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.03.2026 Milli Görüş’ten geriye ne kaldı?
21.03.2026 Beyaz Toroslu savcı ve “devlette devamlılık esastır”
20.03.2026 Akın Gürlek’in malvarlığı tartışmasında son durum: Kim haklı?
19.03.2026 19 Mart’ın birinci yılı: Kim ne kazandı, ne kaybetti?
18.03.2026 “Varsa bir belgesi gitsin yargıya”
17.03.2026 İBB davası sertleşiyor
16.03.2026 Mehmet Altan ile Türkiye’nin Gidişatı (18): Savaş uzarsa neler olur? | İBB davası ve hukuk
16.03.2026 Ekrem İmamoğlu’nun zorlu sınavı
15.03.2026 Ali Şeriati’ye saldırılar ve İslamcı düşüncenin çöküşü
15.03.2026 Diyelim ki Kürt devleti kuruldu…
22.03.2026 Milli Görüş’ten geriye ne kaldı?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı