PKK’nın silah bırakmasını istemeyen ne çok kişi var

02.05.2026 medyascope.tv

2 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Yine çözüm süreci konuşacağım kusura bakmayın. Çünkü geçtiğimiz günlerde, yani perşembe günü olması lazım, Murat Karayılan, PKK'nın önde gelen isimlerinden biliyorsunuz, bir açıklama yaptı; röportaj verdi bir ANF ajansına, Kürt hareketinin ajansı bu malum. Ve orada çözüm sürecinin devlet tarafından dondurulduğunu söyledi ve birtakım şeyler söyledi. Ve bu, birçok birbirinden farklı kesim tarafından büyük bir hararetle dolaşıma sokuldu ve şöyle bir havada sokuldu: "Karayılan tehdit ediyor, Karayılan şantaj yapıyor, Karayılan şunu yapıyor." Mesela Halk TV'nin bir sosyal medyadaki bir paylaşımının başlığı; "PKK silah bırakmaktan vazgeçti." Olay ne? 1 Mayıs sabahı Halk TV'de yorum yapılıyor. İsmail Saymaz orada Murat Karayılan'dan bahsedip sürecin sahipsiz cenaze gibi ortada kaldığını söylüyor ama "PKK silah bırakmaktan vazgeçti." diye bir laf yok. Onun sözlerini editör arkadaşlar büyük bir heyecanla "PKK silah bırakmaktan vazgeçti." diye aktarıyorlar.
Ortada çok ince bir şey var, o da şu: Bir silah bırakma kararı alındı. Öcalan tarafından alındı, örgüt tarafından benimsendi. Türkiye'deki güçler çekildi ve temmuz ayında bir grup 30 kişi silah yaktı sembolik olarak ve ondan sonra bir bekleme dönemi başladı ve bekleme devam ediyor. Meclis komisyonu toplandı, raporunu yazdı ama herhangi bir yasal düzenleme olmadı. Şimdi bir tarafta deniyor ki; "Silahları bırakın bu yasal düzenlemeyi yapalım." Öteki tarafta diyor ki Murat Karayılan en son; "Biz herhangi bir yasal güvence almadan silah nasıl bırakırız? Bırakıp ne yapacağız?" Murat Karayılan'ın röportajında şu var: "30 silah yakan kişi ortada kaldılar ve sonra tekrar bizim yanımıza geldiler." diyor. Ve yani silah bırakma kararıyla silah bırakma arasında bir fark var ve bu fark görmezden gelinip ortalığa bir "Bu iş olmuyor." havası yaratılmak isteniyor ve birbirinden farklı kesimler yapıyor bunu. Çok çarpıcı ve birbirinden farklı kesimlerin içinde kimisi analiz yapar gibi yapıyor bunu ama kimisi de temenni ediyor. "PKK silah bırakmasın. Niye bırakıyor ki?" Bunu diyenler var. "Niye bırakıyor? Ne alıyor karşılığında?" diyenler var. "Karşılığında ne alıyor da bırakıyor?" diyenlerin PKK'ya bir özel ilgileri desteği de yok. Yani PKK'nın içerisinde birileri kalkıp "Ne alıyoruz ki bırakıyoruz?" demeleri bir yere kadar anlamlı olabilir. Ama PKK dışındaki birilerinin, hele PKK karşıtı olan birilerinin "Ne aldı ki bırakıyor?" demesi abes.
Mesela Kürt milliyetçileri var; daha çok Avrupa'da, Batı'da yaşıyorlar bunlar. Çoğu Türkiye kökenli ve bu kişilerin çok güçlü yapıları yok ama birbirinden farklı küçük çevreler var, şahıslar var, yayınlar yapıyorlar, sosyal medya hesapları var. Bunlar yakın bir zamana kadar, çözüm süreci olana kadar, çözüm süreci başlayana kadar PKK'nın silah kullanmasını eleştiriyorlardı ve bunun Kürtlerin kendi haklı mücadelesini zora soktuğunu, gayrimeşru kıldığını söylüyorlardı. Bu anlaşılır bir şeydi, bir tartışmaydı; silah kullanıp kullanmama tartışması. Şimdi onların bir kesimi, önemli bir kesimi görüyorum, takip ediyorum, bu sefer "Niye bırakıyor?" diye Kandil'e ve Öcalan'a kızıyorlar ve bunu bir iş birliği ve Kürtlere ihanet olarak tarif etmeye çalışıyorlar. Bir diğer tarafta dediğim gibi PKK karşıtı olan kişilerin içinde de PKK ile herhangi bir ilişkisi olmayan kişiler içerisinde de "Niye bıraksın ki, bırakmaz." diyenlerin sayısı çok var. Bunların başta zaten şöyle bir havası vardı: "Öcalan bakalım ne diyecek." Öcalan dedikten sonra "Bakalım Kandil ne yapacak." Kandil de "Evet." dedikten sonra "Bakalım Kandil samimi mi?" diye gitti ve şimdi bir ava çıkmış durumda. En ufak yoruma açık birtakım açıklamaları işte "Nihayet beklenen oldu, olay bitiyor, vazgeçtiler, bırakmayacaklar, zaten belliydi." havasında vermeye çalışıyorlar.
Bu süreci sizler de tanıksınız; başından beri olabildiğince yakından takip etmeye çalışıyorum. Açık kaynaklardan ne bulursam okumaya çalışıyorum. Özellikle Kürt hareketinin sözcülerinin kendi medyalarına yaptığı konuşmaları didik didik okuyorum ve şu ana kadar gördüğüm kadarıyla bir "Bu iş olmuyor, bırakıyoruz." şeklinde bir yaklaşım görmedim. Son dönemde özellikle bir şantaj anlamına gelecek şeyler de görmedim. Buna Murat Karayılan'ın son söyledikleri de dahil. Burada söylenen çok net bir şey var; diyor ki hatta bir yerde: "Biz bu sürece dahil olduğumuz için bize düşman olanlar var. Biz bu silahı bıraktığımız anda bunlar bize saldırır. Bizim elimizde ne güvence var?" diyorlar. "Bu bölgede dronlar uçuşuyor, füzeler uçuşuyor. Biz silahı bırakıp ne yapacağız?" diye soruyorlar. Yani burada esas mesele devlete, iktidara, siyasi iktidara o yasal düzenlemeleri bir an önce yapma çağrısı var. Aksi takdirde o silahlarıyla beraber varlıklarını sürdürecekler. Ama şunu çok net bir şekilde biliyoruz ki Türkiye'ye yönelik herhangi bir silahlı faaliyetleri olmayacak; o kesin. Ve yine Öcalan'ın söylediklerinden ve örgüt yöneticilerinin de söylediklerinden anlıyoruz ki artık silah devri onlar için bitti. Ama burada olayın tamamlanması için devletin, Meclis'in o yasal düzenlemeleri yapması gerekiyor. Yani kimse boşuna sevinmesin; kimse derken kimi kastettiğimi anlıyorsunuz. Bu iş geri dönülmez bir şekilde adı kondu bunun. Artık Türkiye'de en azından Kürtlerin ya da PKK hareketinin, Öcalan hareketinin silahla bir işi kalmayacak. Ama burada bu noktayı koymada devletin yükümlülükleri var ve şimdi biz onu bekliyoruz. Savaştan şu ya da bu şekilde, çatışmadan beslenen, nemalanan kesimlerin heveslerinin kursaklarında kalmasını diliyorum.
Bugünün ithafı bir büyük sosyaliste diyelim, Türkiye sosyalistine. Dün 1 Mayıs'tı, 1 Mayıs'tan sonra kendisine bunu ithaf etmeyi düşündüm. Dün biliyorsunuz Kemal Türkler'e ithaf etmiştim; DİSK'in kurucu başkanı. Bugün de Türkiye'de Türkiye İşçi Partisi'nin başkanlığını yapmış bir büyük isim Mehmet Ali Aybar. Mehmet Ali Bey çok üst düzey bir insandı, çok iyi yetişmiş birisiydi. Benimle aynı liseden mezun, Galatasaray Lisesinden; ama onun ötesinde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Fransa vesaire ve Devletler Hukuku Doçentliği yapmış bir sosyalist. Aynı zamanda milli atlet. Mehmet Ali Aybar Türkiye'de Türkiye İşçi Partisi'nin ayakları üzerinde durmasında çok etkili oldu. İki kere İstanbul'dan milletvekili seçildi; 1965 ve 1969'da. Aybar'ın çok kritik bir anda, dünya sol hareketleri için, sosyalist hareketler için çok kritik bir anda aldığı bir pozisyon var. Prag Baharı 1968'de yaşanırken Çekoslovakya'da bir demokratik sosyalizm arayışı kendini gösteriyor ve Sovyetler Birliği buna izin vermiyor ve Çekoslovakya'yı işgal ediyor. İşte bu dönemde dünya çapında çok az sayıda kişi buna tavır aldı. Bunlardan birisi de Mehmet Ali Aybar'dı ve bu yüzden Türkiye İşçi Partisi'nde etkisi azaldı. 1969'da genel başkanlıktan çekildi, 1971'de de partiden istifa etti. 1975'te bir grup arkadaşıyla beraber Sosyalist Devrim Partisi diye bir parti kurdu ama çok etkili olamadı; onu biliyoruz. Ben Mehmet Ali Aybar'la 1980 sonrasında Türkiye'de sosyalist sol yeniden yapılanma arayışı içerisindeyken tanıştım. Açık söyleyeyim; o yıllarda, 1970'li yıllarda benim duruşum Mehmet Ali Aybar'a yakın değildi. Sovyetik de değildik ama o bizi çok fazla ilgilendirmiyordu. Çünkü o yasal siyaset temelinde daha insancıl, Türkiye'ye özgü bir sosyalizm diyordu. Biz başka bir yoldaydık ama sonrasında o sosyalist sol parti, yeni sol parti arayışı sırasında yapılan toplantılarda tanışma imkanım olmuştu. Birtakım kurmaylarıyla daha yakından tanıştım. Bir ne derler? İstanbul beyefendisi ama hayatı mücadeleyle geçmiş, hapislerle geçmiş. Nazım Hikmet'le akrabalığı var ve beraber hapis yatmışlığı var. Çıkarttığı gazeteler, dergiler yasaklanıyor, kendisi cezaevine konuyor ama hiçbir zaman meşru sınırlar içerisinde siyaset yapmanın ötesine geçmemiş birisi. Bir diğer özelliği de onun döneminde Türkiye İşçi Partisi Kürt sorunu konusunda, Türkiye'de sol hareket içerisinde Kürt sorunu konusunda ilk ciddi açılımları yapan partiydi. Mehmet Ali Aybar'ı 1995 yılında kaybettik, 1 Temmuz gününde kaybettik. Kendisini rahmetle, saygıyla ve sevgiyle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
09.05.2026 Burcu Köksal'ın AKP'ye katılacak olmasının düşündürdükleri
08.05.2026 Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, Erdoğan’a rağmen sürece sahip çıkıyor
07.05.2026 İdris Baluken ile söyleşi: Somut adımlar atılacak mı? Süreç menzile varacak mı?
07.05.2026 Hayvan düşmanlığının siyasi boyutları
06.05.2026 Vahap Coşkun: “Öcalan’ın statüsü konusunda Erdoğan ile Bahçeli arasında asgari mutabakat olmalı”
06.05.2026 Burak Bilgehan Özpek: “Bahçeli kurucu devlet aklının sözcüsü olma iddiasında”
06.05.2026 “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörü” olarak Abdullah Öcalan
06.05.2026 Gürkan Çakıroğlu: “Türkiye’de öne çıkan ve Türkiye’yi öne çıkaran iki isim var: Bahçeli ile Öcalan”
05.05.2026 Hatem Ete ile söyleşi: AKP ve CHP oylarını nasıl artırabilirler?
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı