Muharrem İnce parti kurar mı? Kurarsa ne olur?

04.08.2020 medyascope.tv

4 Ağustos 2020’de medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Zelal Direkci hazırladı.

Muharrem İnce Türkiye’nin gündemine girdi; ilginç bir şekilde kendisi doğrudan konuşmuyor, ama hakkında çıkartılan yeni parti kuracağı iddialarını da alenen yalanlamıyor. İlk başta Yalçın Bayer bunu yazdı; ardından başkaları da yazdı, Abdulkadir Selvi de yazdı. En son bugün Saygı Öztürk’ün Sözcü gazetesinde uzun bir yazısı var; orada Muharrem İnce’ye çok yakın olduğunu söylediği birisinden Muharrem İnce’nin ağzından birtakım sözleri aktarmış. Bu kimdir adını söylemiyor, ama pekâlâ doğrudan Muharrem İnce’yle bile konuşmuş olabilir. Ama Muharrem İnce bunu böyle yansımasını istememiş olabilir; çünkü röportajı okuduğumuz zaman, sanki doğrudan Muharrem İnce’yle röportaj yapılmış gibi çok açık net sözler var. Buna göre yılbaşına kadar bir parti kurulacak. Bu parti konusunda uzman yeni yüzler olacak ve birinci parti olma iddiasında olacak. Bu parti bölücü olmayacak, çünkü başkanlık sisteminde bölücülük olmaz; parlamenter sistem olsa belki ve açıklamayı da kadroyu kurduktan sonra yapacağını söylüyor.
Büyük ihtimalle burada söylenenleri önümüzdeki günlerde bir şekilde yaşayacağa benziyor. Ama ilk Yalçın Bayer’in köşesinde çıktığı zaman, açıkçası doğru değildir diye düşündüm. Ama Yalçın Bayer’i tanıyan birisi olarak –ki gazetecilikte hepimizin büyüğüdür–, onun bu kadar hassas bir konuda bile bile yanlış bir şeye alet olacağını hiç sanmıyorum; dolayısıyla, “Olmaz ama, Yalçın Bayer yazdıysa vardır bir şey” noktasındaydık. Sonra gelişmeler, tabii özellikle Muharrem İnce’nin açıkça, “Yok öyle bir şey! Ben partimden ayrılıyor, yeni parti kuruyor değilim” şeklinde açık ve net bir şekilde açıklama yapmamış olması da bu haberin doğruluk ihtimalinin yüksek olduğunu gösteriyor.
Sanki şöyle bir olay var: Ortada kendisinin çıkartmadığı bir söylenti var ve bu söylenti etrafında tartışmalar yorumlar oluyor –bir tanesini de şu an ben yapıyorum– ve onlara göre değerlendirip daha sonra karar verecek gibi. Yarın öbür gün partisinde kalırsa, “Zaten ben parti kuracağım dememiştim” diyecek; ya da parti kurma kararını verdiği zaman da, “Kamuoyunda belli bir ilginin olduğunu gördüm ve yeni bir partiyle yolda devam etmeye karar verdim” diyecek.
Eğer benim bugün söyleyeceklerime itibar ederse –ki sanmıyorum–, o partiyi, varsa kafasında bir fikir, kurmasın. Çünkü böyle bir partiye –baştan söyleyeyim– bir ihtiyaç olduğu kanısında değilim. Çok ilginç bir dönem yaşıyoruz. Değişik yayınlarda, değişik şekillerde, konuklarla yaptığımız yayınlarda da belirttiğim gibi, Türkiye’de sağın alabildiğine parçalandığı –yani bir tarafta Saadet Partisi, bir tarafta MHP, İYİ Parti, AKP’den çıkmış iki tane parti olan Gelecek ve Deva– böyle bir ortamda, solda ya da merkez solda –her ne derseniz deyin– CHP tek kaldı. Demokratik Sol Parti’nin artık varlığını sürdürdüğü söylenemez; son yerel seçimde de gördük zaten. Onun dışında da daha solda birtakım partiler var, ama onlar da çok etkili değil. Bir de tabii apayrı bir yerde HDP var.
Böyle bir ortamda, sağın parçalanmış olduğu bir ortamda, özellikle AKP’nin kendisinden ayrılanlarla nasıl baş edeceğini bilemediği bir ortamda, CHP’nin böyle bir olayı yaşıyor olması gerçekten ilginç. Daha yeni kurultay oldu; kurultay öncesinde bir tartışma olabilirdi, böyle bir tartışma yaşanmadı ve kurultayda tek aday çıktı ve Kılıçdaroğlu şu âna kadar aldığı en yüksek oyla seçildi ve hemen arkasından bu oldu. Hatırlayanlar olacaktır, Murat Yetkin kendisiyle yaptığımız bir yayında Erdoğan’ın CHP kurultayını erteletmek istediği söylemişti; ama olmadı, zamanında yapıldı. Şimdi CHP bir meseleyle meşgul olmaya başladı. Şu âna kadar Kılıçdaroğlu veya kurmayları bu konuda bir beyan vermedilerse de bu olay gündeme girdi. Özellikle büyük medya bir şekilde bunu diri tutuyor ve bir şekilde tartışılıyor ve biz de bu tartışmanın bir yerinde olmak durumundayız.
Ne oluyor ne bitiyor? Muhtemelen bir kopuş olabilir; çünkü Saygı Öztürk’ün yazdıklarına baktığımız zaman, Muharrem İnce’ye çok yakın bir isme istinaden onun ağzından verilen cümlelere baktığımız zaman, o kopuş zaten yaşanmış. “Cumhuriyet’in kazanımlarını yok ediyorlar; iktidardan da muhalefetten de memnun değilim. Türkiye’ye yeni bir çıkış yolu lâzım. Birinci parti olma iddiasıyla yola çıkıyoruz.” Galiba en kritik yerler: “Dostlarla ittifaklarla değil kendi partimizle birinci olmak, Türkiye’yi yönetmek istiyorum. Kılıçdaroğlu dostlarla iktidara geleceğini söylüyor, kendi partisindeki dostlarını unutmuş durumda.”
Burada anlaşıldığı kadarıyla Muharrem İnce’nin en temel eleştirisi Kılıçdaroğlu’nun Millet İttifakı politikası. Bu daha önce denendi, seçimlerde çok başarılı olamadı; ama yerel seçimlerde çok etkili oldu ve önümüzde yapılacak ilk seçimde –ki erken seçim olma ihtimali bence her geçen gün artıyor; baştan beri bu ihtimalin olduğunu söylüyordum ve arttığı kanısındayım–, böyle bir erken seçimde bu ittifaka anladığımız kadarıyla kendi tabiriyle “yeni dostlar katmak” istiyor. Bunlar da, akla gelen Deva ve Gelecek partileri herhalde. Hem var olanları tutmak hem de yenilerini katmak ve Erdoğan iktidarını sonlandırmak… böyle bir stratejisi var. Ve bu stratejinin geleceğinin ne olacağını daha göremeden Muharrem İnce’nin içeriden bir şekilde bu stratejinin yanlışlığı temelinde hareket etmek istediği görülüyor.
Peki böyle bir partiye ihtiyaç var m? Yeni bir partiye ihtiyaç var mı? Saygı Öztürk yazısında belirtildiği gibi, Muharrem İnce korkunç bir talep olduğunu söylüyor. Açıkçası ben öyle korkunç bir talep görmüyorum. Muhakkak muhalefetten şikâyetçi olanlar, eleştirenler var; özellikle Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştiriler parti içinden ve dışından çok var, ama bunların, CHP‘nin artık böyle gidemeyeceği ve CHP’deki gerçek cumhuriyet değerlerini savunan –ki o iddiaların ayrı bir yere gitmesi gerektiği yarı örgütlenmesi gerektiğini ileri süren– çok güçlü bir hareket yok. Görmüyoruz; olsa idi herhalde görürdüm, görürdük; bir hareketlilik yok, belki eleştiriler var. Kılıçdaroğlu’ndan umudu kesmiş olanlar da var; ama onların bir alternatif arayış içerisinde olduklarını pek sanmıyorum. Alternatif arayış içerisinde olsalar da bu alternatifin Muharrem İnce olduğunu da hiç sanmıyorum.
Bunun en önde gelen nedeni bence 24 Haziran gecesi –daha önce de defalarca söyledim, tekrar söylüyorum– eğer o gece Muharrem İnce kamera karşısına geçip, “Evet, kaybettik; ama aslında kazandık, siz kazandınız. Bu seçim önemli bir başlangıçtı, bundan sonra yeni bir seçime şimdi tekrar başlıyoruz” deyip bir çıkış yapsaydı; yenilgiyi kabul edip, ama bu yenilginin aslında bir galibiyet olduğunu söyleseydi, muhtemelen 25 Haziran’da Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlığı bir şekilde ona devretmek zorunda kalacaktı. Çok spekülatif olduğunun farkındayım; ama o gün söylediğim için bugün tekrar söylüyorum: O tarihte o hareketliliğin ardından, o kampanyanın ardından, kampanyanın finalinde ortada gözükmeyen ve ertesi gün çıkan Muharrem İnce’nin büyük ölçüde kaybettiği kanısındayım. Beklentileri büyük ölçüde yok ettiği kanısındayım.
Ama bir diğer husus, o tarihten bu tarihe geçen iki yıl içerisinde biz Muharrem İnce’nin bir siyasî odak olarak bir şeyler söylediğini, bir şeyler yaptığını görmedik. Ne demişti ilk basın toplantısında? Önce gidemediği illere, sonra gittiği illere gidecekti; tekrar halkla buluşacaktı, onu da birkaç yıl sonrasında bir yerde bitirdi. O tarihten bu yana biz Muharrem İnce’nin yeni bir hareket, yeni bir söylem, yeni bir ekip yaptığını görmedik; yeni şeyler söylediğini görmedik. Arada sosyal medya üzerinden yaptığı birtakım açıklamalar var. Ama bu açıklamalar çok olağanüstü açıklamalar değildi. Bu iki yıl içerisinde eğer gerçek anlamıyla bir hazırlık içerisinde yeni bir parti ya da CHP’nin içerisinde daha güçlü bir şekilde varlık göstermek niyeti olsaydı, bu iki yıl içerisinde bunun örneklerini görmüş olurduk. Dolayısıyla böyle bir örnek yok. İki yıl büyük ölçüde Muharrem İnce’nin dinlendiği bir iki yıl oldu.
Bir diğer husus: Seçimdeki başarı. Mâlûm, seçimde kendini başarılı ilan etti ve seçimin ikinci tura kalmamasını büyük ölçüde diğer muhalefet adaylarının seçime girmiş olmasıyla açıklamaya çalıştı. Ama bugün mesela 31 Mart ve 23 Haziran yerel seçimi başarısını Kılıçdaroğlu ve CHP’ye değil adaylara ve Kürtler’e bağlıyor — Saygı Öztürk’ün yazısını esas alarak söylüyorum. O tarihte de Muharrem İnce’nin aldığı oyda ve yarattığı hareketlilikte kendisinin payının ne kadar olduğu, bunun ne kadarının muhalefetin doğal hareketliliği olduğu konusunda tartışmalar oldu. Benim pozisyonumu bilenler bilir. Benim o tarihte seçimin öncesinde söylediğim, aslında çok ciddi bir dinamizm olduğu, ancak Muharrem İnce’nin Tayyip Erdoğan’ın tuzağına düştüğü ve dolayısıyla buradan bir başarı çıkmasının mümkün olmadığını söylemiştim.
Özellikle seçim öncesi söylediğim için çok kızanlar olmuştu; hâlâ o konuda çok ısrarlıyım. Muharrem İnce’nin bugün Türkiye’de yeni kurulacak partiyi Türkiye’de birinci yapabilecek bir tarzı üslûbu yok. O genellikle Erdoğan’ın tercih ettiği ve son dönemde Kılıçdaroğlu’nun kaçtığı bir şeyi tercih ediyor; o da polemik ve kavga. Bu kavgayla kutuplaşmış Türkiye’de sağ seçmenin hep kendi etrafında kenetlenmesini umdu Erdoğan ve uzun bir süre başardı. Ama belli bir tarihten itibaren bunu başaramıyor.
Şu anda Muharrem İnce 24 Haziran seçimi öncesindeki stratejisini bugün yeni bir partiyle sürdürecek olsa, herhalde bundan en çok memnun olacak olan Tayyip Erdoğan olacaktır. Bir kere ayrı bir partinin olacak olması halinde, bundan herhalde memnun olacaklardır. Şu haliyle bile CHP’nin bu şekilde gündemde olması bile, tabii ki iktidarın çok hoşlandığı bir şey — onu biliyoruz. Ama sonrasında bu üslûpla devam etmesi, 24 Haziran öncesi üslûpla kurulacak olan bir partinin herhangi bir yenilik yaratabileceğini sanmıyorum.
Burada Muharrem İnce’nin üslûbunun ve stratejisinin yanlış olduğunu anlatmaya çalıştığım bir yayına, “Muhalifin muhalife propagandası ya da muhalefetin muhalefete propagandası” başlığını vermiştim. Bu bir ölçüde kendi kendisinin gazını alma fonksiyonu görüyor; ama esas önemli olan karşı taraftan oy koparabilmenin yönteminin bu olmadığını 24 Haziran’da anlamıştık. Karşı taraftan oy koparabilmenin yönteminin ne olduğunu da bize 31 Mart öncesinde CHP’nin belediye başkan adayları gösterdi. Özellikle 23 Haziran’da tekrarlanan İstanbul seçiminde de bunu çok gördük.
Burada Muharrem İnce’nin tarzı daha çok Deniz Baykal’ı andırıyor; ama Deniz Baykal bambaşka birisi idi. Türkiye’nin çok genç yaşta çok parlak bir siyasetbilimcisiyken siyasete atılmış ve genç yaşta CHP’de önemli yerlere gelmiş ve daha sonra çok güçlü siyasetçilerle –başta Bülent Ecevit olmak üzere– parti içerisinde mücadele etmiş, adı hizipçilikle anılan birisi idi. Ve uzun bir süre CHP’yi yönetti. Başarılı olamadı, başarılı oluyormuş havasına geldi tabanı; ama girdiği seçimlerde başarılı olamadı bir türlü. Muharrem İnce Deniz Baykal’ın yeni bir tekrarı gibi belki olabilir. Partiyi kurarsa, diyor ki — Saygı Öztürk’e istinâden söylüyorum: “Yepyeni yüzler, konusunda uzman yüzler”. Bu noktada da yine 24 Haziran öncesi ısrarla vurguladığım bir husus vardı. Muharrem İnce’nin en büyük hatalarında birisi kampanya boyunca sadece kendisinin sahnede olması idi. Bir iki yerde eşini yanına çıkarttı, ama onun dışında hep kendisi oldu. Ve ekibini göstermedi; ekibini ikinci tura sakladığını söyledi, ama ikinci turu yaşayamadığımız için o ekibi de göremedik. Var mıydı böyle bir ekip? Galiba yoktu. Birtakım fikir alınan kişiler olduğunu biliyoruz; ama bunların Muharrem İnce’nin etrafından bir beyin takımı oluşturdukları yolunda –ben o konuyu bayağı bir araştırdım– bir bilgiye sahip değilim. Bu iki yıl içerisinde yaptı mı, yapıyor mu? Bu konuda da çok fazla bir şey duymadım; yapıyorsa ve sürpriz bir şekilde birtakım yeni yüzlerle karşımıza çıkıyorsa, gerçekten kendisinden özür dilemek gerekir; ama açıkçası pek sanmıyorum.
Bütün partiler kurulurken hep yeni yüzler derler, ama ondan sonra genellikle yeni yüzler daha çok vitrinde olur. Bunu birazcık Gelecek ve Deva partileri kırar gibi oldular; sıfır kilometre siyasetçileri katar gibi oldular. Muharrem İnce’nin böyle bir iddiası var. Gerçekleştirebilir mi? Siyaset yapış tarzına baktığım zaman bunu gerçekleştirebilecek bir siyasetçi olarak görmüyorum. Güçlü bir ekipten ziyade, CHP’de değişik tarihlerde siyaset yapmış ama şu anda CHP’deki yerlerinden memnun olmayan birtakım insanlar belki katılabilir ve tabii ki birtakım yeni genç isimler de katılabilirler; ama açıkçası çok büyük bir genç dalganın, genç siyasetçilerin, konusunda uzman gençlerin olacağı bir atmosferi, bir hareketliliği gözlemek mümkün değil.
Peki bütün bunlar neden oluyor? Bütün bunlar galiba, Türkiye’nin böyle bir yeni bir partiye ihtiyacı yok, ama Muharrem İnce’nin bir şekilde siyasette etkili bir şekilde var olmaya ihtiyacı var. Son seçimlerde kurultayda aday olmadı ve kendisine bir haksızlık yapıp ona çok kenarda köşede bir yer gösterdiler, ayıp ettiler kesinlikle. Cumhurbaşkanı adayı olmuş birisinin öyle bir yerde oturtulması gerçekten ayıptı; ama biliyoruz ki CHP genel merkezi ondan hoşlanmıyor; bunu biliyoruz, bunda gizli saklı bir şey yok. Onun hakkında burada gördüğümüz kadarıyla dedikodular ve spekülasyonlar da çıkartılıyor. Bundan da çok rahatsız olduğu muhakkak ve bunlarda haklı da olabilir — ki galiba haklı. Ama bütün bunlar CHP’de yıllarını geçirmiş, 4 dönem milletvekilliği yapmış, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olmuş bir ismin kalkıp bu tarihte tam da “CHP bir şeyleri değiştirebilecek mi acaba?” dendiği bir zamanda, bence hiç olmaması gereken bir gündemi CHP’ye ve Türkiye’ye armağan etmiş oldu. “Ben yapmadım, başkaları benim gıyabımda yaptı” diyecek olabilir. Ama eğer böyle bir şey varsa, ilk günden itibaren, “Benim bununla alâkam yok” diyerek bunu reddedebilirdi; belli ki en azından bekle ve gör siyaseti izliyor. Ve anladığım kadarıyla bu partinin kurulma ihtimali bir hayli yüksek.
Peki böyle bir parti ne yapar? Nasıl bir etkisi olur? Açıkçası çok etkisi olacağı kanısında değilim. Yeni, farklı ne diyecek? Nasıl bir program sunacak? Nasıl bir strateji sunacak? Sloganların ötesinde kendini nasıl anlatacak? Bir de parti denen şey öyle kurduk demekle olan bir şey değil. Bakıyoruz: Gelecek ve Deva hâlâ örgütlenmekle uğraşıyorlar, kolay bir şey değil. Tabii bu arada CHP’den değişik dönemlerde ayrılıp parti kuran ya da kurmak isteyen isimler de oldu. Bugün arkadaşlara sordum, bunlardan birisi meğer kurulmuş, adını hatırlayan pek olmadı, ama galiba Yenilik Partisi imiş, emin değilim, yanılıyor olabilirim. Muharrem İnce’ninki tabii ki böyle bir şey olmayacaktır, daha iddialı olacaktır; ama bu cumhurbaşkanlığı seçimi ve özellikle gecesinin ardından Muharrem İnce’nin bir siyasî lider olarak, özellikle de beklenen bir siyasî lider iddiası, Türkiye’nin beklenen birinci partisinin lider adayı olarak çıkma ihtimali bana hayli uzak geliyor. Ama bakalım, izleyip göreceğiz ve gündemimize böyle yeni, hiç beklemediğimiz bir olay da armağan edilmiş oldu.
Şunu demek istemiyorum: Türkiye’nin gerçek gündemi şudur şudur değil. Siyaset böyle bir şey; ben de siyaset yorumlayan birisi olarak bunları yorumlamak durumundayım. Umarım en kısa zamana kendisi bu konuları doğrudan kamuoyuna anlatır ve bu anlatacağı yer de Medyascope olur. Kendisini burada ağırlamayı daha önce istemiştik, olmamıştı; bu sefer de kendisini burada ağırlamak istediğimizi bir kere de ben tekrarlamış olayım. 
Evet söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
19.09.2020 Hâlâ AKP diye bir parti var mı?
17.09.2020 İktidarın tabipleri hedef almasının nedenleri ve anlamı
16.09.2020 İslam’da tarikat ve cemaatlerin yeri: Prof. Mustafa Öztürk ile söyleşi
15.09.2020 Ruşen Çakır ve İsmail Saymaz tartışıyor: Tüm yönleriyle tarikat ve cemaatler
11.09.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (31): Türkiye-Fransa gerginliği, Demirtaş söyleşisinin yankıları & salgınla mücadelenin gidişatı
09.09.2020 CHP’nin tanık olduğum 50 yılı
08.09.2020 Erdoğan artık neden eskisi gibi gündemi belirleyemiyor?
07.09.2020 Selahattin Demirtaş, Ruşen Çakır’ın sorularını cevapladı: “Dışarıda olsaydım bir sabah Başak ile birlikte Meral Hanım’ın kapısını çalar ve ‘Kahvaltıya geldik’ derdim”
07.09.2020 Selahattin Demirtaş’ın farkı
05.09.2020 Tarikat Sorunu : Çözüm Yasakçı Olmayan Laiklik
19.09.2020 Hâlâ AKP diye bir parti var mı?
24.06.2020 Turkey-Egypt: The unending fight
12.05.2020 Les guerres post-modernes de la mafia en Turquie
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı