Kim darbeci, kim değil?

02.04.2026 medyascope.tv

2 Nisan 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Dün AK Parti grup toplantısında Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan'ın partiye katılması bekleniyordu ama olmadı. İlginç. Acaba neden olmadı? Çünkü iktidar yanlısı medya bunu önceden söylemişti fakat grup toplantısında yoktu. Bir ihtimal önceki gün yani salı günü Özgür Özel'in bu konuda söyledikleri de etkili olmuştur. Çünkü Mesut Özarslan AKP tarafından, AKP'nin birtakım bilinen isimleri tarafından çok sert eleştirilmişti ve Özgür Özel de bu konuda bayağı bir polemik yükseltti ve beklenen olmadı. Bunu bir yere yazmak lazım. Bu ilginç bir olay. Ben katılacağını düşünüyorum ama Erdoğan'ın bir şeyden ürktüğü anlaşılıyor. Yoksa çok daha önceden de katılabilirdi. Ama dünkü grup toplantısında, Erdoğan biliyorsunuz artık bir süredir grup toplantılarında videolar gösteriyor. Genellikle muhalefete yönelik videolar oluyor. Çünkü ortada pek bir icraat kalmadığı için... Ve dün ağırlıkla Cumhuriyet Halk Partisi'nin darbeci olduğunu göstermeye çalıştı. Geçmişten örneklerle uzun uzun anlattı. 27 Mayıs tabii ki öncelikle, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 15 Temmuz hepsini bir şekilde CHP ile irtibatlandırdı ve bir de video gösterdi yine bununla ilgili. Bir de anekdot anlattı, iki subayın arasında geçen bir konuşmayı yıllar sonra anlattı vesaire ve şöyle şeyler söyledi: "Bu ülkede darbeciliğin ve cuntacılığın kitabını CHP yazmıştır. Puslu havalarda darbecilere mihmandarlık yapmıştır. 27 Mayıs'ın baş aktörü CHP'dir. 12 Mart'ın arkasında CHP'nin silüeti vardır. 12 Eylül darbecilerinin ilham kaynağı CHP ideolojisidir." diye devam ediyor.
Şimdi bunlarda kısmen doğruluk payı var ama mesela 12 Eylül darbesini bizzat yaşayan birisi olarak biliyorum ki bu darbeden en büyük darbeyi alanlardan birisi de Cumhuriyet Halk Partisi’ydi. O zamanki genel başkanı Bülent Ecevit diğer parti liderleriyle birlikte hapse atıldı. Parti kapatıldı. Yıllarca Cumhuriyet Halk Partisi kapalı kaldı. Sonuçta ‘‘12 Eylül darbecilerinin ilham kaynağı CHP ideolojisidir’’ demek bence çok doğru değil. Esas olarak 12 Eylülcülerin ilham kaynağı Türk İslam sentezi denen o garip şeydir ki onun temsilcileri de daha sonra, yıllar sonra kademeli olarak AKP saflarında yer aldılar. Bunu da özellikle vurgulamak lazım. Ama bütün bunlar bir kenara, şunu sormak lazım: Erdoğan niye bu konuya giriyor? Şimdi ilk akla gelen muhalefeti bir şeylerle oyalamak, gündemi değiştirmek, şu bu. Hayır, bence değil. Çünkü Özgür Özel bu konuda çok ısrarlı; 19 Mart sürecini bir darbe olarak, sivil darbe olarak tanımlıyor ve Erdoğan'ı darbeci olarak suçluyor. Hatta en son Kuşadası mitinginde söyledikleri nedeniyle kendisine biliyorsunuz dava açtı Erdoğan ve özellikle partinin önde gelen isimleri bu konuda çok sert açıklamalar yaptılar Özgür Özel'e karşı. O tarihte Özgür Özel aynı zamanda Akın Gürlek ile ilgili de mal varlığı açıklaması yapmıştı. Partinin sözcüsü ya da Cumhurbaşkanı yardımcısı gibi isimler yaptıkları açıklamalarda Akın Gürlek topuna hiç girmeyip Erdoğan'a yönelik darbecilik suçlamasına cevap vermeye kalkmışlardı.
Burada Erdoğan'ın bu suçlamadan ciddi bir şekilde rahatsız olduğunu görüyoruz. Çünkü bu söylem; darbeye karşı mücadele, vesayete karşı mücadele AKP'nin kuruluşundan beri en temel argümanlarından birisi ve AKP en zor durumda olduğu anlardan birisinde Fetullahçıların tezgahladığı 15 Temmuz darbesini savuşturarak, onu engelleyerek aslında bir tür hayata yeniden döndü. Hatırlayın, 2015 seçiminde Haziran’da tek başına iktidarı kaybedip daha sonra Kasım’da kazanmıştı seçimi tekrarlatarak ama ciddi bir krizin içerisindeydi ve orada darbe bir, nasıl söyleyeyim, ilaç gibi geldi AKP'ye. Tabii ki Türkiye'ye çok zararı oldu. Çok sayıda insan hayatını kaybetti. Ama darbe meselesi AKP için hep önemli bir husustur. Şimdi bundan rahatsız oluyor. Peki Özgür Özel buna darbe demekte haksız mı? İşte burada çok ciddi bir tartışma var. Erdoğan diyor ki dünkü konuşmasında da: "Biz bu sürecin tarafı değiliz. (19 Mart sürecinin.) Sadece milletimiz adına hakkın yerini bulmasının takipçisiyiz. Adil ve tarafsız yargılama vesaire vesaire." Şimdi tek bir örnekten baktığımız zaman, tek bir örnek: Akın Gürlek. Akın Gürlek bir yargı mensubuyken Adalet Bakan Yardımcısı oldu. Siyasetçi oldu yani. Sonra siyasetçi hiç olmamış gibi İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı oldu ve 19 Mart sürecini Türkiye'ye yaşattı. Ve aynı Akın Gürlek şimdi terfi etti; Adalet Bakanı oldu. Onun başlattığı davalar, onun ön ayak olduğu, koordine ettiği davalar sürerken o şimdi tüm yargının en tepesindeki bakan oldu. Bu bile başlı başına bu sürecin tamamen adil ve tarafsız yargılamadan uzak olduğunu, bunların siyasi bir dava olduğunu bize gösteriyor. Mesela yakın dönemdeki örneğe bakalım. Akın Gürlek olayı gündemde. Akın Gürlek, ‘‘Cumhurbaşkanı talimat verdi. Ben bu konuda konuşmuyorum, mahkemeye havale ettim.’’ dedi. Ve bir baktık Uşak Belediye Başkanı otel odasında 21 yaşında bir belediye çalışanıyla birlikte o tabirle basıldı. Ardından Bursa Büyükşehir Belediyesi operasyonu yapıldı.
Ve bütün bunlar nasıl oluyor? Uşak soruşturmasını İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yapıyor bir de. Yani düşünün, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Uşak'taki belediye başkanı için soruşturma açıyor ve onu Ankara'da otelde alıyor ve oteldeki polisin görüntülerini anında iktidar medyasına servis ediyor. Ve biz ondan sonra adil ve tarafsız yargılamadan bahsediyoruz. Böyle bir durum yok. 19 Mart süreci esas olarak siyasi bir süreç. Yolsuzluk iddiaları vesaire bütün bunların hepsi olabilir, bazıları doğru da olabilir. Ama bu süreç esas olarak Ekrem İmamoğlu'nun cumhurbaşkanı adayı olması nedeniyle başlamış bir süreç. Zaten bir gün öncesinde diplomasını iptal ettiler, üstüne bir de gözaltına alıp tutukladılar. Dolayısıyla burada halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanlarına yönelik yargı eliyle yapılmış bir siyasi operasyon söz konusu. Bunun adı darbe midir değil midir, siz kendiniz karar verin. Ama Erdoğan, dünkü yayında da söylediğim gibi, Özgür Özel'in hâlâ bu konuda bir mücadele yürütüyor olması, direnmesi, teslim olmaması, Ankara siyaseti yapmayı kabul etmemesinden çok ciddi bir şekilde rahatsız. Üstüne bir de Özgür Özel bunun adını bir ‘‘sivil darbe’’ olarak tanımlayınca Erdoğan orada cevap vermek zorunda kalıyor. Kimileri Erdoğan'a genellikle hep gündemi belirleyen kişi olarak bakarlar. Uzun bir süre böyleydi belki ama 19 Mart sürecinde siyasi gündemin büyük ölçüde Erdoğan'ın kontrolünden çıktığını ve siyaseten tıkandığı anda yargının imdada yetiştiğini görüyoruz. En son Bursa olayında olduğu gibi.
Evet, bugünün ithafı İranlı büyük bir yönetmene, Cafer Penahi'ye. Neden Cafer Penahi’ye? Birçok nedeni var. Mesela Avrupa'nın üç büyük ödülünü almış. Altın Palmiye Cannes'da en son yeni aldı 2025'te, "Benzersiz Kaza" diye çevirmişler. Ama ben bunun ‘‘Basit Bir Kaza’’ olarak çevrilebileceğini düşünüyorum. Neyse. Türkiye'de henüz oynamadı. Altın Palmiye’yi aldı, Venedik'te Altın Aslan’ı aldı, Berlin'de Altın Ayı’yı aldı. 1960 doğumlu, İran yeni gerçekçilik akımının önde gelen isimlerinden birisi. İlk ciddi sinema deneyimi Abbas Kiyarüstemi'nin asistanı olarak başlıyor. Çok büyük bir yönetmendi biliyorsunuz Kiyarüstemi. Kendisinin ilk çektiği uzun metrajlı film 1995'te ‘‘Beyaz Balon’’, sonra ‘‘Ayna’’, ‘‘Çember’’, ‘‘Taksi Tahran’’ gibi. Bir de ‘‘Bu Bir Film Değil’’ diye bir filmi var, bunlar son dönemdeki filmleri. Ve Penahi aslen bir Azerbaycan Türkü. Ailesi Azerice konuşuyor evde. Kendisi de herhalde bu dile vakıf ve başından itibaren, belli bir şeyden itibaren siyasi olarak sürekli rejimi eleştiren birisi. Ahmedinejad döneminde sivil hareketlerin bastırılması üzerine yaptığı itirazlar nedeniyle cezaevine girmiş. Daha sonra birkaç kez hakkında cezai bir soruşturma vesaire açılmış birisi. Son yaşanan katliamı, savaştan önceki katliamı bazı İranlı aydınlarla birlikte açık bir şekilde protesto etmiş birisi. Yani duruşu var ve bu yüzden film çekmesi yasaklanmış birisi İran'da, ama bir şekilde çekmeyi başarmış, yasağa rağmen çekmeyi başarmış. Ne oldu en son? Penahi son filminin Oscar için promosyonunu yapmak üzere dünyada birtakım turlara çıkıyor. Bir halkla ilişkiler kampanyası yürütüyor ama şunu söylüyor: ‘‘İlk fırsatta ülkeme döneceğim.’’ Ama ülkesinde kendisine rejime, devlete karşı suçlardan bir yıl ceza verilmiş, 2 yıl da yurt dışı çıkma yasağı verilmiş. Yani gidecek ve hapse girecek ya da girebilecek cezası var. Ve yurt dışına çıkış yasağı var. Ne yaptı? Savaşa rağmen 29 Mart'ta Türkiye üzerinden kara yoluyla ülkesine döndü. Bu çok önemli bir şey. Rejime sonuna kadar karşı, bunun için bedel ödemiş. Bunun için sanatını yapması engellenmiş. Ellerinden geleni yapmışlar. Hapse atmışlar, şu olmuş, bu olmuş. Ve savaşın ortasında ki savaştan doğrudan İran çok ciddi bir şekilde etkileniyor; savaşın ortasında uçuşlar mümkün olmadığı için kara yoluyla ülkesine dönüyor Cafer Penahi. Helal olsun. Gerçekten örnek bir davranış. Kaç kişi yapar böyle bir şeyi? Açıkçası çok emin değilim. İşte büyük sanatçı böyle oluyor. Cafer Penahi'ye buradan saygılarımı ve hayranlığımı belirtmek istiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
05.04.2026 Çözüm sürecinin önündeki en ciddi sorun: Öcalan’ın statüsü
04.04.2026 CHP ile DEM Parti arasındaki makas açılıyor mu?
03.04.2026 Diğer partiler niçin CHP’nin yanında değil?
02.04.2026 Kim darbeci, kim değil?
01.04.2026 Özgür Özel teslim olmuyor
31.03.2026 Düşürülen füzelerin sırrı
31.03.2026 Dr. Hakan Şahin ile söyleşi: Tüm yönleriyle Adana’da kurulan NATO çok uluslu kolordusu
30.03.2026 Türk solundan geriye ne kaldı?
29.03.2026 Siyasetçilerin özel hayatı var mıdır?
29.03.2026 İran savaşı ilk bir ayında bize neler öğretti?
05.04.2026 Çözüm sürecinin önündeki en ciddi sorun: Öcalan’ın statüsü
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı