Kılıçdaroğlu’ndan Özel ve İmamoğlu’na cankurtaran simidi

24.11.2025 medyascope.tv

24 Kasım 2025’te medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve iyi sabahlar. Cumartesi akşam saatlerinde Kemal Kılıçdaroğlu kısa bir video paylaştı, biliyorsunuz. Ben o sırada Galatasaray'ın Gençlerbirliği maçına doğru arkadaşlarımla birlikte yoldaydım. Editör arkadaşım bana söylediğinde ben de kısa bir haber yapmalarını söyledim ve anladığım kadarıyla yolsuzluk, rüşvet iddiaları üzerine CHP'yi göreve çağıran bir video yapmış. Anlam veremedim önce; onca zaman susmuş, bu konuda imalı birtakım şeyler söylemiş birisi niye böyle bir tarihte böyle bir şeyi yapar diye ve ondan sonra eyvallah, izlemedim. Eve döndüm maçtan sonra, izlemedim. Hiç böyle bir heyecan hissetmedim açıkçası. Pazar sabahı erken denecek bir saatte bir arkadaşım aradı. Benimle dalga geçiyor. Dedi ki, "Hadi iyisin, Kemal Kılıçdaroğlu sana destek çıkmış." Ödüm koptu. Ödüm koptu çünkü biliyorsunuz 2023'teki Kemal Kılıçdaroğlu yorumlarımız nedeniyle hâlâ dayak yiyoruz. Hâlâ kendisine bir şey olmadı ama benim gibi gafillere faturası ağır oldu. Neyse, sonra dedi ki arkadaşım, "O da senin gibi CHP'nin İmralı Heyeti'nde yer almasını savunuyor." Hiç aklıma gelmemişti. Yani ben sadece yolsuzluktan ibaret sanıyordum. Sonra baktım ve evet, gerçekten öyle olmuş.
Ama ona gelmeden önce şu yolsuzluk meselesine bir değinmekte yarar var. Şimdi siz geliyorsunuz, onca zaman partinizin en üst düzey isimleri, belediye başkanları hapse atılıyor, tutuklanıyor. İddialar, suçlamalar, şunlar bunlar; doğru dürüst bir şey söylemiyorsunuz, olumlu ya da olumsuz. Sonra mahkemeye savcılar 4000 sayfaya yakın bir iddianame veriyor. Daha bu iddianame onaylanmamış. Yani mahkeme tarafından kabul bile edilmemiş. Şundan biliyorum çünkü ben de sanıklardan birisiyim. Telefonumu iade etmeleri ve yurt dışı yasağımı kaldırmaları için başvuracağım bir merci yok. Şu anda biz o davanın sanıkları olarak araftayız. Bizim muhatabımız hiç kimse. Eğer iddianame kabul edilirse muhatabımız mahkeme olacak. Eğer iade edilirse bizim hakkımızda kararlar veren mahkeme olacak. Neyse. Böyle bir durumda Kılıçdaroğlu daha iddianame bile kabul edilmemiş bir yerde kalkıyor, CHP'ye ‘‘Gereğini yapın’’ diyor. Şimdi niye bunu diyor, niye şimdi diyor? Hele bir de düşünün, iddianame çıkmış ve hiç ciddi bir etki yaratmamış. O kadar kalın ve dolu dolu olmasına rağmen, o kadar pazarlanmasına rağmen ilk başta söylenen birçok şey iptal olmuş. Gizli tanıkların ne dediği belli değil. Gizli tanık ifadeleri yer değiştirmiş falan, böyle bir yığın tartışma var ve siz geliyorsunuz burada bir çıkış yapıyorsunuz. Bu çıkıştaki hedef CHP yönetimi değil. Bu çıkıştaki hedef bence daha yeni ‘‘Bu iddianamenin hiçbir yerinde biz yokuz’’ diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan ve siyasi iktidar. Onlara bir tür yardım eli uzatıyor bence Kılıçdaroğlu.
Peki, diğer konuda ne yapıyor? Diğer konuda baktığımız zaman aslında şu sözleri güzel: "Konuya siyaset üstü bakarak elini taşın altına koymalıdır CHP. Milletimizin CHP'den beklentisi kardeşlik sürecinde öncü olması ve sürece istikamet çizmesidir." Bunlar çok güzel ama öncesine bir bakıyorsunuz, diyor ki: "Orta Doğu'dan Asya'ya, Kafkaslardan Avrupa'ya, Altaylardan Tuna'ya kadar söyleyecek sözü vardır Türk devletinin." diyor. "Türkiye at sürdüğü ve şehit verdiği coğrafyalarda sıkışamaz." diyor. "Gönül bağı kurduğu kardeş milletler sofrasına sıkıştırılamaz." "Orta Doğu'da tökezlememizi bekleyen İsrail ve Amerika belasını bertaraf etmek ve devletin âlî menfaatleri için sürecin içinde olmak zorundadır Cumhuriyet Halk Partisi." diyor. Neymiş? Orta Doğu'da tökezlememizi bekleyen İsrail ve Amerika belasını bertaraf edecekmişiz ve devletin âlî menfaatlerini düşünecekmişiz. Yani bunları bu bir yıl içerisinde Devlet Bahçeli bile söylemiyor. Artık o bile bıraktı. Bunu bir kardeşlik projesi olarak çizmeye çalışıyorlar. Devletin âlî menfaatleri nereden çıktı? Burada esas önemli olan bence kardeşlik, Kürt sorununun çözümü ve burada devletin âlî menfaatleri değil; tam tersine devletin âlî menfaatleri adı altında uygulanan yanlışların giderilmesi. Kılıçdaroğlu burada bir CHP'nin eski genel başkanı vesaire gibi değil, sanki ülkücü hareketten gelmiş bir siyasetçi gibi konuşuyor, ki Bahçeli bile bundan uzak duruyor, artık bu tür laflar konuşmamaya, Kürtlerin gönlünü almaya çalışıyor Bahçeli. Ama burada Kılıçdaroğlu bambaşka bir şeyden bahsediyor bize ve ‘‘bunun içerisinde yer almalı’’ diyor.
Çünkü şöyle bir şey yapıyor: CHP bunun içerisinde yer almadı ve tam cuma günü bu oldu, cumartesi günü Kılıçdaroğlu bu açıklamayı yaptı. Şimdi cuma günü Kemal Can'la yaptığımız ‘‘Haftaya Bakış’’ta ben bu kararın yanlış olduğunu, CHP'nin aldığı kararın yanlış olduğunu söyledim. Hâlâ aynı görüşteyim. Ama özellikle Kürt hareketine yakın bazı yorumcuların dediği gibi bu durum Erdoğan'ın istediği bir durum değil bence. Yani Erdoğan, "CHP gelmesin İmralı'ya, o heyette yer almasın" gibi bir düşünceyle hareket etmedi bana göre. Bence Erdoğan zaten kendisi de kamuoyu baskısından çekindiği için ürkerek bu olayı geciktirdi hep biliyorsunuz ve CHP'nin olması onun yükünü bir ölçüde azaltacaktı. Bu anlamda baktığımız zaman CHP'nin heyete girmemesi, hatta sonra Yeni Yol grubundan da heyete kimse temsilci vermeme kararı aldı, bu açıkçası siyasi iktidarı ve DEM Parti'yi zorladı. Bu olayın bir yönü. Ama bence CHP burada AKP'nin niyetlerinden bağımsız olarak, MHP'nin ve hatta DEM Parti'nin niyetlerinden bağımsız olarak bunun içerisinde yer almalıydı. Burada gözetmesi gereken şey Türkiye ve Kürdüyle, Türküyle, bütün gruplarıyla bir Türkiye ve orada bir kardeşliğin şekillendirilmesi, ihdas edilmesiydi ve İmralı ziyareti bence bu anlamda önemli bir nokta. CHP bunu yaparak yanlış yaptı. Ama şöyle de bir olay var: Cumadan bu yana baktığım zaman neredeyse CHP'ye yakın hemen hemen herkes alkışlıyor. Yani kendimi bir tür, birkaç kişi daha var tabii böyle, ters yola girmiş Karadenizli şoför gibi hissediyorum açıkçası. Böyle bir durumda aslında CHP şu anda bu kararının keyfini çatıyor olması lazım, ki çok emin değilim. Çünkü bu riskli bir karardı. Hâlâ ısrar ediyorum, yanlış bir karardı.
Şimdi Kılıçdaroğlu'nun bu hamlesi, aslında Erdoğan'a bir yardım eli uzatıyor Kılıçdaroğlu. Erdoğan'a diyor ki, "Ya onları bırakın. Ben CHP'de olsaydım veya olursam sizinle beraber devletin âlî menfaatleri için hareket ederim," diyerek bir el uzatıyor. Ama bu el uzatma Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel için bir tür cankurtaran simidi oluyor. Neden cankurtaran simidi? Düşünsenize, şu süreçte CHP'nin hayrına hiçbir şey yapmamış birisi kalkıyor şimdi sizin yaptığınızın yanlış olduğunu söylüyor. Bundan iyi bir doğrulama olabilir mi? Ne diyecek şimdi? Mitinglerde demez bunu, demeyecektir ama her yerde CHP'liler bunu diyecektir. Benim gibi eleştirene mesela, "A, sen de Kılıçdaroğlu gibi mi düşünüyorsun?" diyecektir ve noktayı koyacaktır. Burada çok ciddi bir katkıda bulundu Kılıçdaroğlu, nefes almalarını sağladı. Niye ikisini birden zikrediyorum? Çünkü CHP'de artık çifte bir liderlik söz konusu ve anladığım kadarıyla cuma günkü karar çarşamba günü Özgür Özel'in yaptığı Ekrem İmamoğlu ziyaretinde alındı. Yani heyete kimse verilmemesi kararı. Sonuçta bu karardan şu hâliyle baktığımız zaman siyaseten CHP kârlı çıkmış gözüküyor. Birtakım şeyler, tabanda rahatsızlıklar vesaire varsa ona da işte Kılıçdaroğlu'nu gösterecekler. "Ya işte Kılıçdaroğlu çizgisini mi çizecektik, seçecektik?" diyecekler. Orada da rahatladılar. Ama bu kararın bu sürecin hayrına olduğu kanısında değilim. Ama siyaseten baktığımız zaman burada CHP'nin şu hâliyle keyifli bir şekilde bu kararın keyfini çıkarttığını da söylemeye mecburum. Yayını bitirmeden soruyorum: Hâlâ Kılıçdaroğlu'nun Türkiye'de siyaseten yapabileceği bir şey var mı? Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bu konudaki görüşlerinizi YouTube'da yorum olarak yazarsanız sevinirim.
Bugünün ithafı artık unutulmuş bir isim diyelim. Ben unutmadım ama artık Türkiye'de çok fazla bilinmiyor. Bir Amerikalı yazar: Erskine Caldwell. Kimdir bu? 1903-1987 arasında yaşamış bir kısa öykü yazarı ama esas olarak romanlarıyla bilinen bir isim. Ve benim açımdan şu çok önemli. Ben kendisini Galatasaray Lisesi’nde okurken ortaokulda başladım okumaya. Güneyde geçer, Amerika'nın güneyinde yoksulları anlatan birisidir. ‘‘Din Ticareti’’ diye bir kitabı var. Şu anda okuduğu ‘‘Tobacco Road’’ (Tütün Yolu) zaten en büyük kitabı, milyonlarca satmış. Yoksul insanları anlatır, ırk ayrımını anlatır. Biraz cinsellik vardır. Çok fazla sistem sorgulaması vardır. Ama böyle bir John Steinbeck gibi meşhur olmadı bildiğim kadarıyla Türkiye'de. Varlık Yayınları’ndan çıkmış olan küçük kitaplardı bunlar, biz o sıralarda onları okurduk ve çok sevdim ve açık söylemem gerekirse bu haksızlığa karşı laf etme, isyan etme, ya da artık neyse, gibi şeylerin şekillenmesinde yabancı yazar olarak o tarihte Jack London, John Steinbeck ve Erskine Caldwell benim için çok önemliydi. Baktım, Türkiye'de artık çok fazla kitapları yok. Hâlâ ‘‘Tütün Yolu’’, ‘‘Din Ticareti’’ var ama bizim zamanımızda çok kitabı vardı Varlık Yayınları’nın dediğim gibi. İlginç birisi, cesur birisi, sık sık başına mahkemelerde iş gelmiş birisi. Evet, Erskine Caldwell'i saygıyla anıyorum ve sizlerden Medyascope'a destek olmanızı rica ediyorum. Siz destek olursanız biz de bağımsız, özgür yayıncılığımıza devam edebiliriz. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
30.11.2025 CHP mucizesi sürüyor
29.11.2025 Peki iktidar CHP’ye hazır mı?
28.11.2025 Öcalan, Mazlum Abdi’yi ikna edebilir mi?
27.11.2025 Fatih Altaylı niçin tahliye edilmedi?
26.11.2025 İmralı hamlesi çözüm sürecini nasıl etkiler? | Ruşen Çakır ve Mümtaz'er Türköne yorumluyor
26.11.2025 Transatlantik: Rusya-Ukrayna savaşı bitiyor mu? | Trump'ın gözü Venezuela'da
26.11.2025 Devlet Bahçeli Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilebilir mi?
25.11.2025 Ve artık süreci tartışmaya başlayabiliriz
24.11.2025 Kılıçdaroğlu’ndan Özel ve İmamoğlu’na cankurtaran simidi
23.11.2025 DEM Partililerin CHP’ye kızmaya hakları yok
30.11.2025 CHP mucizesi sürüyor
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı