İsrail ve destekçileri Türkiye’yi hedef göstermeye devam ediyor

20.04.2026 medyascope.tv

20 Nisan 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve iyi sabahlar. Bu hafta ele aldığım bir konuyla yeniden karşınızdayım. İsrail Türkiye arasındaki gerginlik, bir gerginlik tırmanıyor. Özellikle İsrail tarafı tırmandırıyor ve bunu yaparken de Türkiye'yi İsrail'e hedef göstermekle suçluyorlar. Temel argümanları bu. Yani esas saldırgan tarafın Türkiye olduğunu söylemeye çalışıyorlar, söylüyorlar ve bunlar yavaş yavaş yerleşiyor. Değişik mekanizmalar çalışıyor. Birincisi tabii ki İsrail'deki birtakım yetkililer. Netanyahu başta olmak üzere savunma bakanı, birtakım İsrail'deki bazı araştırma kuruluşlarının isimleri, birtakım uzmanlar, güvenlik uzmanları vesaire ama bunlar İsrail vatandaşı ve Netanyahu'nun yanında yer alan kişiler. Ama onlara ek olarak Amerika Birleşik Devletleri'nde çok güçlü bir İsrail lobisi olduğunu biliyoruz. Ve bu lobinin değişik kurumları var; bu kurumlardan üreyen birtakım makaleler var, fikirler var, analizler var. Ve burada daha önce biliyorsunuz Türkiye'nin NATO için tehlike olduğu söylenmişti özellikle. Bunlara imza atanların arasında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da var, bunlarla beraber hareket eden. Tabii Türk birisi yer aldığı zaman sanki daha inandırıcı oluyor gibi.
Şimdi bundan daha önce büyük ölçüde bahsetmiştik. Bu yayını yapmamı tetikleyen olay Michael Rubin denen Amerika Birleşik Devletleri'nde Amerikan Enstitüsü, neo-conların, Amerikan sağının önde gelen düşünce kuruluşlarından; onun önde gelen bir ismi Michael Rubin. Michael Rubin Türkiye'ye kafayı takmış durumda. Yıllardır Türkiye üzerine çalışıyor. Türkiye üzerine yazıyor, çiziyor. Kendisi AKP iktidarının ilk yıllarında Türkiye'ye gelmişti. O zamanlar çok bilinen bir isim değildi. Genç bir isimdi. Ben Vatan gazetesinde çalışırken beni de bulup AKP üzerine sohbet etmiştik ve o tarihte hiç unutmuyorum, ben de ona Amerika'yı sordum ve dedim ki: "Amerika'da demokratların başkan adayı kim olacak? Hillary Clinton mı?" diye. Yılını tam olarak hatırlamıyorum ama Barack Obama'nın seçilmesinden önce bir tarihti. Bana dedi ki: "Hillary Clinton'ın adı çok geçiyor ama Barack Obama adında bir senatör var. Onun olacağını düşünüyorum. Muhtemelen ilk siyah Amerikalı başkan olacak." demişti. Ben açıkçası Obama'yı fazla bilen birisi değildim. Öyle dinlemiştim. Sonra dediği çıktı. Ardından ben Amerika Birleşik Devletleri'ne gazeteci olarak gittim. Vatan gazetesi temsilcisi olarak Washington'da ve onların da oradaki faaliyetlerini takip ettim. Meşhur Cüneyd Zapsu'nun o "Erdoğan'ı süpürmeyin." dediği toplantıyı Michael Rubin düzenlemişti ve o toplantıda biz Türk gazeteciler de vardık. Ona tanıklık etmiştik. Daha sonra benim yazıp çizdiklerim nedeniyle bana ambargo uyguladılar ve ben bir daha Amerikan Enstitüsü’ndeki toplantılara giremedim. İçeri almadılar. Yani böyle de bir şeyi vardır ve bu da benim için aslında kötü bir şey değildir.
Michael Rubin belli bir tarihten itibaren sürekli AKP aleyhtarı, Erdoğan aleyhtarı şeyler söylüyor, yapıyor, ediyor. Bunların kimisine gülüp geçiyoruz. Kimisini ciddiye almak zorunda kalıyoruz ve her fırsatta provokatif birtakım çıkışlar yapıyor. Sosyal medyada yapıyor. Türkçe tweetler atıyordu ve Türkçe tweetlerde Türkiye'yi ve Erdoğan'ı, AKP yönetimini doğrudan ya da dolaylı tehdit eden şeyler yapıyordu. Şimdi en son birkaç gün önce bir yazısı çıktı. Yazının başlığı çok çarpıcı ve provokatif tabii ki: "İsrail Türkiye'ye karşı bir önleyici saldırı yapmalı ve Türkiye'nin F-16'larını yok etmeli." başlıklı uzun uzun bir yazı yazdı ve burada Nasır döneminin Mısır'ına Erdoğan Türkiye'sini benzetti vesaire. Şimdi diyeceksiniz ki ‘‘bunlar deli saçması.’’ Evet, bir yere kadar deli saçması ama Trump gibi birisinin yönettiği Amerika Birleşik Devletleri'nden bahsediyoruz. Tamam, Trump'ın şu anda Türkiye ile daha doğrusu Erdoğan'la arası çok iyi ama her an ne yapacağı belli olmayan birisi. Yani deli saçması denebilecek şeyleri sürekli yapan bir Amerikan başkanı var zaten. Böyle bir ortamda bu Amerikan başkanı da İsrail'le çok yoğun bir ilişki içerisinde. Netanyahu ile İran'a savaşı Netanyahu'nun talebi üzerine başlattı ve bir türlü bitiremiyor. Görüyorsunuz yine ateşkes ilan ediliyor. Müzakereler başlıyor, bitiyor. Sürekli tehditler, sürekli geri adımlar ama neyi ne zaman yapacağı belli olmayan bir Amerikan başkanı ve bölgede her yere karşı çok saldırgan olan, fütursuzca hareket eden bir İsrail var. Böyle bir ortamda bu deli saçması denen şeyleri yine de bir yerlere not etmekte yarar var.
Çünkü bölgede son birkaç yılda yaşanan, özellikle Hamas'ın saldırısının ardından Ekim 2023 başından itibaren yaşananlar asla hayal edemeyeceğimiz şeylerdi. Peş peşe çok önemli gelişmeler oldu; çok büyük saldırılar yaşandı, çatışmalar yaşandı ve burada hemen hemen hepsinde İsrail bir şekilde istediğini elde etti. Her istediğini elde edememiş olabilir ama dünyanın gözü önünde Gazze'de bir soykırım yaptı ve cezalandırılmadı. Üstüne İran'a ABD ile birlikte savaş açtı. Yine başına çok fazla bir şey gelmedi; İran'dan gelen saldırıları saymazsak. Dolayısıyla önünün açık olduğunu düşünen bir İsrail, Netanyahu yönetimi var. Ve bu Netanyahu yönetiminin şu anda bölgede gördüğü en büyük tehdit İran'dan sonra Türkiye. Eğer İran'ın belinin kırıldığını, etkisinin azaldığını düşünürlerse pekâlâ Türkiye'ye yönelik birtakım provokasyonları gündeme getirebilirler. Burada tekrar, geçen yayında da söylemiştim, Kürt kartını da kullanmak isteyecekler. Başka şeyleri de kullanmak isteyecekler. Ve bunu yaparken tabii ki ABD'yi yanlarına almak ve Türkiye'yi NATO'da izole etmek isteyecekler.
Şu hâliyle bakıldığı zaman Trump'tan dolayı endişeli olan Avrupa ülkeleri, NATO konusunda tedirginlikleri var ve Avrupa'nın savunması bağlamında Türkiye'ye çok daha büyük önem atfediyorlar. Dolayısıyla şu aşamada İsrail'in Türkiye'yi Batı'dan koparma perspektifinin gerçekleşmesi çok mümkün gözükmüyor. Ama şunu tekrar vurgulamak lazım: İsrail'in yaptıkları genellikle yanına kâr kalıyor ve Türkiye'yi tehdidi, birçok kişi, birçok uzman bunun hiçbir şekilde gerçekçi olmadığını söylüyorlar. İlk bakışta ben de o kanıdayım; savunma sanayi, şu bu konuları bilen birisi değilim ama siyaseten bakıldığı zaman iki taraf da bunun lafını çok edecek. Ama İsrail bu lafı fiiliyata geçirebilmenin fırsatını hep arayacak. Geçtiğimiz günlerde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan açık açık İsrail'in Türkiye'yi hedef gösterdiğini ilan etti. Yani Türkiye bu meydan okumayı gördü, bir kenara yazdı ve bunun bir çılgınlık hâli olduğunu düşünüyor Hakan Fidan. Ama bütün bu çılgınlık hâliyle Lübnan'da, Filistin'de, İran'da, bölgede yaptıkları ortada olan bir ülkeden bahsediyoruz. Bunu sürdürmek isteyecektir ve Türkiye’nin bölgede kurmak istediği hegemonyanın önünde engel olduğunu düşündüğü müddetçe, ki düşünüyor, Türkiye'yi hedef almaya devam edecektir ve bunu yaparken de tabii ki Türkiye'yi kendi içinde bölmeye çalışacaktır.
Mesela daha önce de yayında söyledim. Savunma Bakanı, Erdoğan aleyhine tweet atıyor. Altına Ekrem İmamoğlu'nu, Kemal Kılıçdaroğlu'nu ve Özgür Özel'i yanılmıyorsam üç kişiyi etiketliyor. Sanki onları yanına çekiyormuş gibi yapıyor. Buna tabii ki Türkiye'de tüm partiler, muhalefet partileri de tepki gösterdi. Ama şunu unutmayalım; bir diğer yandan Erdoğan Türkiye'de kutuplaşma politikasını sürdürüyor. Herhalde bu en çok İsrail'in ve onun gibi ülkelerin hoşuna gidiyordur. İki büyük partinin ya da iktidarın ana muhalefet partisini kriminalize etme çalışmaları en çok, hani o çok söylenen tabirle Türkiye'nin düşmanlarının işine yarıyor. Ama Erdoğan'ın bu stratejiyi terk etmeyeceğini görüyoruz. Hele Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olmasıyla birlikte ortada böyle bir kırılganlık var. Türkiye'nin kırılganlıkları bu tür güçlerin işine çok yarayacak diyeyim ve bir kere daha bu konuyu çok konuşacağız. Ben çok konuşacağım, onu biliyorum. Birtakım açıklamaların daha sert yapılışına tanık olabiliriz. Şu hâliyle yok bir işaret ama belki Trump iki ülke arasında bir yumuşama, yakınlaşma için çalışabilir. Ama şu aşamada Trump'ın böyle bir gündemi olmadığını biliyoruz.
İsrail dedik, Gazze dedik. Bugün Gazze'ye en açık desteği veren, Filistin'e en açık desteği veren dünya çapında bir sanatçıyla, Javier Bardem'le birlikteyiz diyelim. Bugünkü yayını ona ithaf ediyorum. 1969 doğumlu İspanyol oyuncu önce İspanya'da sonra tüm dünyada çok önemli roller oynadı. Bir star hâline geldi. Mesela "İhtiyarlara Yer Yok"; roman uyarlaması bir film, orada kötü adam. Genellikle kötü adamları, kiralık katilleri, mafyacıları oynayan birisi olarak kendisini biliyoruz. Ama sadece o değil tabii ki, aşk filmlerinde de oynuyor. Burada evet, bu "Pablo Escobar'ı Sevmek". Pablo Escobar o. Onu seven kadın kim? Penélope Cruz. O kim? Bardem'in eşi. İki çocukları var. Uzun süredir evliler. O da İspanyol. O da çok meşhur. Bardem'den daha meşhur olduğunu da söyleyebiliriz. Bardem'in, hep söyledim, duruşu önemli. Kendini işçi olarak tanımlayan birisi. Dine çok fazla ilgisi olmadığını söyleyen birisi. Ve şu anda mesela Oscar ödül töreninde ne diyor? İspanyolca "savaşa hayır" yazısıyla çıkan birisi. Demin kefiyesiyle gördük. Filistin atkısıyla beraberdi ve sürekli olarak duruşuyla dikkat çekti. En son daha bu sene ne oldu? Kara listeye alındı. O söyleniyor. Sadece o değil tabii. Özellikle Filistin konusunda İsrail'i eleştiren isimlerin Amerika Birleşik Devletleri'nde çok zorlandıklarını biliyoruz. Ama Bardem ve onun gibi birçok kişi bu konuda geri adım atmıyorlar. Bize de onları tebrik etmek düşüyor. Evet, bu yayında İsrail'i konuştuk ve Filistin'in dünya çapındaki en büyük dostlarından Javier Bardem'e saygılarımızı ilettik. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
26.04.2026 Demirtaş Öcalan’ın rakibi mi?
24.04.2026 Çözüm sürecini Erdoğan mı tıkıyor?
22.04.2026 Artık Avrupalı sayılmıyor muyuz?
21.04.2026 CHP “darbe mekaniği”ne karşı ne yapabilir?
20.04.2026 İsrail ve destekçileri Türkiye’yi hedef göstermeye devam ediyor
19.04.2026 Mansur Yavaş’ın “topluca bir karar almamız gerekiyor” çağrısının anlam ve önemi
18.04.2026 Gülistan, Rojin, Rabia, Nadira, Burak ve diğerleri
17.04.2026 Okul saldırıları: Tabii ki siyasi
16.04.2026 Kindar nesil
16.04.2026 Orhan Miroğlu “Posta Kutusu 213 Diyarbakır” belgeselini anlatıyor
26.04.2026 Demirtaş Öcalan’ın rakibi mi?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı