Irkçılığın adını koymak

05.09.2018 medyascope.tv

5 Eylül 2018’de medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Şükran Şençekiçer hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Dün kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Dün Suriyeli mülteciler üzerine bir yayın yaptım. Ve özellikle sosyal medyada yürütülen “Suriyeliler defolsun!” kampanyasından hareketle, bunun kabul edilemez, ırkçı bir davranış olduğunu söyledim. Ve tahmin ettiğim gibi çok sayıda tepki geldi. Özellikle sosyal medyada, YouTube üzerinden, başka mecralardan da geldi. Bu tepkilerin içerisinde tabii ki bana destek veren, benim gibi düşündüğünü söyleyenler de vardı ama, onlardan çok daha fazla sayıda kişi bana şu ya da bu şekilde itiraz etti. Hakaret edenleri, küfredenleri bir kenara atalım. Onu dışında çok sayıda kişiden itirazlar geldi. Genellikle aslında böyle oluyor. Genellikle itirazlar daha çok olur. Destekler ya da katılmalar daha az beyan edilir sosyal medya üzerinden gelen tepkilerde, genellikle böyle olur. Bu anlamda şaşırtıcı değil.
Ama bu olayda da, özellikle Suriyelilere bakış meselesinde şahsen benim pozisyonumun çok çoğunluğun pozisyonu olmadığının farkındayım. Mesele de zaten bu. Bu tür hareketler, bu tür ayrımcılıklar, ırkçılığa doğru evrilen ayrımcılıklar genellikle çok hızlı bir şekilde popülerleşir. Dünyanın her yerinde böyle olmuştur. Şu anda Batı’da tekrardan çok ciddi bir şekilde yükselen göçmen-karşıtı dalga da böyle. Şimdi de Türkiye’nin buna doğru evrilmekte olduğunu görüyoruz.

Hümanist bozuntusu
Bu konunun üzerinden tekrar geçmek istiyorum. Öncelikle birtakım hususları özellikle vurgulamak şart. Birincisi, şöyle bir tasvir var: Ben ya da benim gibi insanların, Boğaz’ın kenarında ya da lüks otomobillerde, yatlarda ya da başka nerelerdeyse keyif çatıp ahkâm kestiğimizi düşünenler var. “Gelin görün, hele bir aralarında yaşayın” şeklinde argümanlar var, itirazlar var. Bunlar çok, nasıl söyleyeyim, basit şeyler. Birincisi, benim böyle bir hayatım, onların tasvir ettiğim gibi bir hayatım olmadığını anlatmaktan bile hicap duyarım. Ama herhalde şurada yaptığımız gazetecilik bile, yapmaya çalıştığımız gazetecilik bile bizim hayat tarzımızın, benim ve burada çalışan insanların hayat tarzının ne olduğunu az buçuk gösteriyordur. Onun için bu yapılan, bu tür hani halk ağzıyla konuşup bana ya da benim gibi davranan insanlara elitist, entel, hümanist bozuntusu falan gibi yakıştırmalar çok baştan savma. Onu öncelikle vurgulamak lazım.
Bu tür olayların üzerinde değerlendirme yapmak için, içerisinde, mesela bir Antep’te ya da Urfa’da aylarca Suriyeli mültecilerin ya da göçmenlerin yoğun olduğu yerlerde yaşamak falan gerekmiyor. Zaten işimiz gazetecilik olduğu için başından beri buralardan sürekli haberdarız. Yaşadığını söyleyenlerin de, içlerinde yaşadığını söyleyenlerin de ne derece yaşadığından açıkçası şüpheliyim.

Daha önce Kürtlere yapılan ayrımcılık
Bir diğer husus, Suriyelilere atfedilen suçlar ve benzeri kötü alışkanlıklar. Yok işte kadınlarımız belli bir saatten sonra sokağa çıkamıyor falan gibi yakıştırmalar. Bunlar da gerçekten çok inandırıcı değil. Türkiye’nin böyle bir sorunu, kadınların özgürce sokakta dolaşamama sorunu, Suriyeli göçünden önce de vardı, sonra da var olacak. Bütün Suriyeliler dönse de belki var olacak. Bunu Suriyelilere bağlamak, tıpkı zamanında ve hâlâ bugün Batı’daki birtakım suçları ve birtakım rahatsızlıkları mültecilerle, göçmenlerle ilişkilendirmekten hiçbir farkı yok.
Değişik dönemlerde bu yapıldı ve Suriyelilerden önce özellikle Batı bölgelerinde Kürtler için yapıldı. Bunu da biliyoruz. Birçok olayda, mesela bir Kürt vatandaşın karıştığı sıradan bir olay, hemen Kürtlere karşı bir öfkeye dönüştü. Ya da aydınlanmamış olaylar, faili meçhul birtakım olayların, Türkiye’nin değişik batı bölgelerinde, oralarda yaşayan, hiç alâkası olmayan Kürtlere atfedildiğini de gördük. Dolayısıyla genelde ötekiye yönelik ayrımcılığın, bütün suçları ve kabahatleri onlara iteleme ayrımcılığının ilk örneği bu değil. Dolayısıyla bu tür olayları açıklamak için, “Suriyeliler geldi suçlar arttı” vs. gibi şeylerin de çok fazla inandırıcı olduğunu düşünmüyorum. Muhakkak ki tabii bu tür büyük toplumsal dönüşümlerde sosyoloji kesinlikle oynar. Birçok şey değişir vs. Ama şöyle bir olay yok: Biz ne kadar güzel, ahlâklı, dürüst, temiz, herkesin birbirinin hakkına saygı gösterdiği, mutluluk içinde yaşayan bir ülkeydik ve birden Suriyeliler geldi, bütün hayatımız kaydı gibi bir benzetmenin hiçbir inandırıcılığı yok.

Eleştirilecekse siyasi iktidar eleştirilir
Eleştiren ya da itiraz edenlerin içerisinde bazıları açık açık kendilerinin Türk milliyetçisi olduğunu söylüyorlar. Zaten kendilerine öyle isimler falan da seçiyorlar. Ve şöyle lafları çok sık görüyoruz: “Irkçılıksa ırkçılık”. Evet ırkçılık, bunun adı ırkçılık. Bakın, herhangi bir insan grubuna diyelim, kadınlar olabilir, eşcinseller olabilir, çocuklar olabilir, Türkler, Kürtler, Suriyeliler olabilir. Bunları özne yapıp sonra fiilde bu öznelere negatiflik atfederseniz, ayrımcısınızdır — en ufak deyimiyle. Yani “Kürtler şudur, bu şudur” dediğiniz zaman, kötü bir şey söylüyorsanız, ya da Türkler, ya da Suriyeliler vs., ayrımcısınızdır ve yaptığınız yanlıştır. Pozitif bir şey söylüyorsanız belki doğru değildir; ama bu pozitif ayrımcılıktır ve zararı yoktur.
Mesela Suriyeliler iyi insanlardır dediğiniz zaman, insanlar size inanmayabilir. Yahu olur mu, içinde kötüsü de iyisi de var diyebilir. Ama siz Suriyeliler iyi insanlardır dediğiniz zaman en azından pozitif bir yaklaşım yapıyorsunuzdur, kimseye bir zararınız yoktur. En fazla gerçekle, realiteyle bir sorununuz vardır. Ama Suriyeliler kötüdür dediğiniz zaman, hakikaten orada bir, nasıl söyleyeyim, çok ciddi bir kabahat, çok ciddi bir yanlış yapılmaktadır. Burada yapılan bu.
Bir diğer husus, şu anda yaşadığımız ekonomik sıkıntıları Suriyelilerin üzerine yıkma meselesi: Suriyeliler burada diye Türkiye’nin döviz kurları alt üst olmuş falan değil. Türk lirası değer kaybediyor değil. Bunun tek nedeni var bence: Bu ülkenin kötü yönetilmesi. Dolayısıyla bugün AKP iktidarını ve Erdoğan’ı eleştirmeyen insanların, şu anda yaşadıkları zamları, şunları bunları Suriyelilere atfetmesinin de hiçbir inandırıcı tarafı yok. Eğer gerçekten ekonomiden, zamlardan şikâyetçiyseniz, siyasî iktidarı eleştirmeniz gerekir.

Almanya-Türkiye karşılaştırması
Bir başka husus, Suriyelilere tanınan ayrıcalıklar meselesi. Bunların da çoğunun şehir efsanesi olduğu, uydurma olduğu, yalan olduğu değişik uzmanlar tarafından doğrudan, sahada yer alan kişiler tarafından kanıtlandı. Suriyelilere yapılan birtakım yardımların da büyük ölçüde yabancı uluslararası kuruluşlardan geldiği de gözüktü. Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti de Suriyeliler için kaynaklar aktarıyor. Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, dolayısıyla Türkiye’nin Suriyelilere aktardığı bütün kaynakların oradan geldiği ve “Yemiyoruz, onları yediriyoruz, giydiriyoruz” gibi bir olay olmadığını özellikle vurgulamak lazım. Bunlar da abartılar. Irkçılık da zaten dünyanın her yerinde böyle gelişir. O kişilere, istenmeyen kişilerde birtakım ayrıcalıklar olduğu addedilir. Birtakım gizli, devletle yapılmış planlar olduğu addedilir ve onlara karşı sıradan, sessiz çoğunluğun sesi olma iddiası dile getirilir. Böyle bir şey var.
Bir başka husus, benim Almanya’daki “Türkler dışarı” sloganıyla “Suriyeliler defolsun” sloganı arasında fark olmadığını söylememden kaynaklanıyor. Çok ciddi bu konuda, özellikle bazı izleyiciler çok yaralanmışlar. Yaralansınlar, zaten yaralansınlar diye söylüyoruz bunları. Siz şimdi kendi soydaşlarınıza birileri ırkçı, ayrımcı davrandığı zaman sesinizi çıkartıp, başka soydan, başka ülkelerden insanlara aynısını yaparsanız, onların yaptığıyla sizin yaptığınız aynıdır.
Şu söyleniyor: Oraya bizim insanlarımız işçi olarak davet edildi vs. Buraya da Suriyeliler hiçbir zaman yasadışı yollarla gelmediler. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendilerini davet etti, hatta teşvik etti. Dünkü yayında da söyledim, böyle bir plan vardı, strateji vardı. Mülteci sayısı artarsa Suriye’ye Batı müdahalesinin hızlanacağını ve güçlü olacağını düşünerek bunları teşvik ettiler. Sonra böyle olmadı. Sonuçta mülteciler bize kaldı. Bu doğru bir politika değildi. Ama bunun sorumlusu Suriyeliler değil. Bunun sorumlusu AKP iktidarı. Eğer bir derdiniz varsa, bu kadar çok Suriyelinin burada olmasının Türkiye için iyi olmadığını düşünüyorsanız –ki Türkiye için iyi değil, kendileri için de iyi değil; zaten kimse ülkesini güle oynaya terk etmez– Türkiye’den Almanya’ya işçi olarak gidenler de öyle gitmedi. 12 Eylül’de ülkeyi siyasî nedenlerle terk edenler de öyle gitmedi. Suriyeliler de böyle gelmiyor. Değişik dönemlerde Türkiye’ye Saddam zulmünden vs. kaçan Kürtler de böyle gelmedi.
Kimse kendi toprağını, işini gücünü, ailesini terk etmek için can atmaz. Sonuçta bir sorun varsa herkes için bir sorun var. Ama bu sorunun sorumlularının Suriyeliler olduğunu söylemek çok büyük bir yalan. Bu sorunun sorumluları bu ülkeyi yönetenlerdir. Tabii ki Suriye’yi de yönetenlerdir. Tabii ki Suriye’deki iç savaşı körükleyenlerdir. Ama buraya gelenlere gelene kadar, bunun sorumlusu çok fazla.

Savaştan kaçma bahsi
Bir başka husus da artık buraya gelen, özellikle erkekler için, “Savaştan kaçıyorlar, ülkeleri…” vs. falan. Bakın şu anda bedelli askerlik için yüz binlerce insanın başvurduğu bir ülkedeyiz. Bu kadar bir taraftan askerî vs.’yi, savaşı yüceltip, bir taraftan da Türkiye’nin en güçlü lobisi bedelli lobisi olabiliyor. Savaş iyi bir şey değil. Kimse savaşmak istemez. Savaşa dahil olmamak istemek kadar insanî bir tavır yoktur.
Geçenlerde bir iktidar yanlısı televizyon kanalında çıkartılan bir Suriyeli vardı. Çok iyi Türkçe konuşan bir Suriyeli. Orada programcı kendisini neredeyse dövmeye kalktı. Yani “Sen nasıl ülkeni bıraktın da kaçtın geldin? Niye savaşmadın?” falan. Oradaki Suriyelinin verdiği cevaplar aslında çok netti. “Niye savaşayım ki? Ben askerlik yaşında değilim, hangi orduda nasıl savaşacaktım?” diye. Çok güzel cevaplar verdi. Onu çıkarttıklarına herhalde çok pişman olmuşlardır; burada da böyle bir şey var.
Bunlar çok ucuz şeyler. Yani böyle, “Niye savaşmıyorsun? Niye etmiyorsun?” Savaş sanki çok kolaymış gibi, bunu söyleyenlerin hepsi çok büyük kahramanlarmış gibi falan — bunların gereği yok. Bu sonuçta herkesin dertli olduğu, hepimizin yaşadığı bir sorun.
Hiçbir zaman bu kadar, milyonlarca Suriyelinin Türkiye’ye gelmesinin iyi bir şey olduğunu söylemiş değilim. Tabii ki bu bir sorun. Ama bu sorunun çözüm yollarını aramak yerine, bu sorundan daha ciddi sorunlar çıkmasını nasıl engelleriz üzerine kafa yormak yerine, sorunun nedenlerini, gerçekten boyutlarını görmeyi imkânsızlaştıracak o kolay, popülist, ırkçı söylem — ki burada çok acı, bu söyleme kapılanların bir kısmı kendilerini solcu falan sanıyorlar, öyle tarif ediyorlar. Muhalif olarak gösteriyorlar. Ama şunu da söylemek lazım ki bunu Adana’da mültecilerle çalışan kurumdan biriyle bunun sohbetini ettik. O da şöyle bir şey söyledi: İktidarı eleştiremeyenler Suriyelilere sataşarak bunun üzerinden muhalefet yaptıklarını sanıyorlar. Ve böyle bir boyut da yok değil.
Yani Suriyeliler konusunda sesinizi daha yüksek sesle çıkarttığınız zaman, iktidarın içerisinden de, iktidara destek verenlerin içerisinden de sizin gibi böyle popülist söylemlere yatkın insanlar vardır. Ve onların üzerinden iktidarı köşeye sıkıştırmak gibi hesaplar olabilir — ki bunu bir ölçüde Muharrem İnce de 24 Haziran kampanyasında denemişti. Bu tür insanî meselelerin, bu tür siyasî spekülasyon için, sözüm ona strateji ve taktikler için kullanılmasının doğru olmadığını, hele sol adına hiç doğru bir şey olmadığını özellikle vurgulamak isterim.
Evet, siz defolun diyorsanız, yani şu var, Türkiye’de bu kadar Suriyelinin olması iyi bir şey değil. Bunu çözmemiz lazım, düşünmek, üzerine konuşmak bir şeydir. Bunun birçok boyutu vardır. Özellikle Suriye’nin yeniden inşası, Suriye’de ülkesini terk etmiş insanların buraya yeniden dönebilmelerinin zemini nasıl yaratılır üzerine kafa yormak vardır. Ama bir de “Suriyeliler defolsun” demek vardır. Birincisini söyleyenler, onun üzerinde kafa yürütenler doğru yapıyorlardır. İkincisini söyleyenler bütün bu sorunların temelini vs.’sini, sorumlularını şunu bunu, hepsini bypass edip Suriyeliler defolsun diyenler gerçekten ırkçılardır. Ve onların siyasî hayatımızı, düşünce hayatımızı kirletmelerine izin vermememiz gerekir diye düşünüyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
08.11.2018 Trump ara seçimlerden sahiden yenik mi çıktı?
07.11.2018 Cihangir İslam neden hedefte?
30.10.2018 Siyaset neden ve nasıl bitti? Nasıl yeniden canlanabilir?
29.10.2018 Yaşadığım Cumhuriyet
26.10.2018 Cemal Kaşıkçı cinayeti unutuluyor mu?
25.10.2018 Melih Gökçek, Mansur Yavaş, AKP-MHP: Ankara’da neler oluyor?
24.10.2018 Murat Yetkin ile tüm yönleriyle Kaşıkçı cinayeti & Gökçek’in MHP’den adaylık ihtimali
24.10.2018 Transatlantik: Kaşıkçı cinayeti, ABD’de bombalı paketler & Cumhur İttifakı’nın geleceği
23.10.2018 AKP-MHP koalisyonunda son durum
22.10.2018 AKP-MHP: Yollar ayrılıyor mu?
08.11.2018 Trump ara seçimlerden sahiden yenik mi çıktı?
23.06.2018 Turkey's Troubles Continue as Elections Loom
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı