İktidar ve yanlılarının Ekrem İmamoğlu’na yaptığı iyilikler

04.10.2019 medyascope.tv

4 Ekim 2019’da medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Bugünkü yayının başlığına bayağı bir kafa yordum. Sonunda ilk duyurduğumla şu anda vardığım başlıklar farklılaştı, çünkü çok hassas, ince bir konu. O da şu aslında: AKP iktidarı, Erdoğan yönetimi, CHP’li belediyelere –tabii özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne– iş yaptırmamaya çalışıyor. Bunu zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim öncesinde de sonrasında da söylemişti. Nasıl merkezî iktidarı ve diğer imkânlarını, özellikle belediye meclislerindeki güçlerini de kullanarak bu belediye başkanlarının o kadar da özgür olmayacağını, kendilerinin buraları istedikleri gibi denetleyebileceklerini söylemişti, engel çıkaracağını söylemişti. Bunun işaretlerini ilk günden itibaren görmeye başladık, zaten seçimin kendisini İstanbul’da yenileterek ilk engeli çıkarttılar. Ama sonradan fark iyice açıldı ve tam bir fiyaskoyla sonuçlandı. 
23 Haziran’dan bugüne kadar yaşananlara baktığımız zaman ise İmamoğlu’nu engelleme yolunda bayağı bir gayret görüyoruz. İmamoğlu’nu yıpratmaya yönelik çabalar var ve her fırsat bir şekilde değerlendirilmek isteniyor. Ama şu âna kadar yaşananlara baktığımda, bu fırsat değerlendirme çabalarının tam tersine İmamoğlu’na yaradığını görüyorum. Bu anlamda baktığımız zaman, siyasî iktidarın ve ona destek veren çevrelerin İmamoğlu’nu engellemek için yaptıkları ya da onu yıpratmak için yaptıkları şeylerin aslında İmamoğlu’na yaradığını düşünüyorum. Bu aslında yeni bir olay değil; bunun 25 yıl öncesine gittiğimiz zaman benzer bir olay Tayyip Erdoğan’ın başına gelmişti. Zaten 31 Mart öncesi değerlendirmelerimde sık sık 25 yıl öncesine gönderme yapmıştım. Mevcut sistemin zamanında nasıl medyasıyla, bütün kurumlarıyla Tayyip Erdoğan’ı engellemeye çalıştığını; ama onlar engellemeye çalıştıkça Tayyip Erdoğan’ın kazanma şansının arttığını söylemiştim, o zaman da öyle olmuştu. 25 yıl sonra sistem aynı sistem, ama sadece sistemin sahipleri değişti; 25 yıl önceki medya Tayyip Erdoğan’a karşı nasıl agresif bir tutum takındıysa, 25 yıl sonraki medya da Ekrem İmamoğlu’na karşı bunu yapmaya çalıştı. Ama film tekrarlandı, o zaman Erdoğan kazandıysa bugün de İmamoğlu kazandı. 
Yine 25 yıl öncesine gidelim: 25 yıl öncesinde de “Erdoğan seçilse bile istediğini yapamaz, yaptırmazlar; sistem buna izin vermez; devlet, merkezî yönetim ona izin vermez; medya buna izin vermez. Ülkenin gerçek sahipleri kim ise onlar izin vermez” denildi; ama hiç de öyle olmadı. Tayyip Erdoğan belediye başkanlığından sonra cumhurbaşkanlığına kadar bir siyasî kariyer takip etti. O tarihlerde Erdoğan aleyhine çıkarılan –yaşı el verenler hatırlar– özellikle medya üzerinden çıkarılan iddialar, yapılan karalama kampanyalarının hemen hemen hepsi Erdoğan’a yaradı. Şimdi de aynısı oluyor; çok garip bir şekilde 25 yıl önce bu karalamalara karşı güçlenen ekip ve başta tabii Tayyip Erdoğan, şimdi aynı karalamalarla, aynı yöntemlerle Ekrem İmamoğlu’nun önünü tıkamaya çalışıyorlar. Önünü tıkamaya çalıştıkça da aslında Ekrem İmamoğlu’nun önünü açıyorlar. Mesela Hamidiye suyu diye bir olay var; Hamidiye sularının –ki adı bile yeterli, Abdülhamit’ten geliyor– resmî kurumlar tarafından kullanılmasından vazgeçildiği haberleri peş peşe gelmeye başladı — Türk Hava Yolları’yla başladı, devamı da galiba geliyor. Sonuç olarak belediyenin önemli bir şirketinin önünün devlet eliyle tıkanmak istenmesi var burada. Ama bunun sonucunda Hamidiye suları kapısına kilit vuracağı benzemiyor; tam tersine Hamidiye suları sivil bayrak haline geliyor, iktidara karşı olan çevrelerin bir sembolü haline geliyor. Ya da bir başka örnek: Deprem konusunda Ekrem İmamoğlu’nun çağrılıp çağrılmadığı tartışması ve devletin orada arz-ı endam etmesi –ki o devletin bu zamana kadar deprem konusunda ne yaptığı hayli şüpheli–, bir anlamda Ekrem İmamoğlu’nun dışlanır gibi bir görüntü verilmesi; bu da aslında Ekrem İmamoğlu’nun çok lehine bir durumu beraberinde getiriyor. Çünkü daha yeni, iki kere üst üste kazanmış bir belediye başkanının deprem gibi bir konuda dışlanmak istendiği gibi bir intiba, tam aksine Ekrem İmamoğlu’nun işine yarıyor. Son günlerde bir başka husus var –İstanbullular bilir, benim gibi kullananlar da bilir– metrobüs olayı, metrobüs kuyrukları meselesi. İktidar yanlıları tarafından köpürtülmeye çalışılıyor ve Ekrem İmamoğlu onun üzerinden vurulmaya çalışılıyor. Bu da çok abes bir şey, çünkü metrobüs olayı eskiden beri olan bir şey, birkaç ayda değişmiş bir olay yok, devralınmış bir olay var. Başarılı olur, olmaz ayrı bir husus; ama burada bir niyetin olmadığı, yapıcı bir eleştirinin olmadığı ve bunun bir anlamda fırsatçılık olduğunu gören görüyor. Sonuç olarak metrobüs konusunda da yapılan aslında İmamoğlu’nun işine yarıyor. Şöyle de bir husus var — özellikle sosyal medyada görüyorum: Metrobüs üzerinden Ekrem İmamoğlu’nu eleştirmeye, sıkıştırmaya çalışanlar, onun “Her şey çok güzel olacak” sloganını alıp onu eğip bükerek Ekrem İmamoğlu’nu zor durumda bırakacaklarını düşünüyorlar. Tıpkı 25 yıl önce Tayyip Erdoğan’ı kendi ettiği birtakım lâflarla köşeye sıkıştırdıklarını sananlar gibi. Ama nasıl 25 yıl önce sloganlar üzerinden Tayyip Erdoğan sıkıştırılamayıp tam tersine önü açıldıysa, şimdi de böyle oluyor. 
Çok iyi bilmeleri gereken bir konuda çok büyük bir hata yapıyorlar; korktuklarının belli olduğu rakiplerini –hatta düşman olarak da görüyor olabilirler– çok fazla dillerine dolayıp, onun çok fazla reklamını yapıyorlar. Daha yeni kamuoyundan güçlü bir destek almış olan bir belediye başkanına hiçbir şans tanımadan, daha nefes almasına imkân tanımadan böyle bir yüklenme girişimi, bana göre tam tersine Ekrem İmamoğlu’nun işine yarıyor. Normal şartlarda İstanbul gibi bir büyük şehrin belediye başkanlığını almak gerçekten bir ateşten gömlek. Dolayısıyla Ekrem İmamoğlu siyasî geleceği parlak olan bir isim. Pekâlâ İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sayesinde daha ileri noktalara gidebilir; ama tam tersine başaramayıp, beceremeyip siyasî kariyerini çok kötü bir şekilde sonlandırabilir de. Normalde İstanbul’un sorunları karşısında tek başına bıraktığınız zaman Ekrem İmamoğlu’nu çok çetin günler bekliyor ve bu anlamda diyorum ki bir yıl sonra, iki yıl sonra İstanbul’da ne yapıldı, ne yapılamadı meselesinin serinkanlı bir şekilde değerlendirmesi sonucunda belki de Ekrem İmamoğlu siyaseten eksi bir noktaya düşebilecek. Belki de gerçekten başarılı, göz dolduran birtakım faaliyetleri, hizmetleri olur; belki de artacak. Şu anda belkilerden bahsediyoruz; ama daha birkaç ay geçer geçmez, ilk fırsatta, en ufak bir fırsat görülen yerden Ekrem İmamoğlu’na saldırmaya çalışanlar, aslında onun işini çok ciddi bir şekilde kolaylaştırıyorlar. Çünkü bu saldırıların İstanbul’a hizmet getirip getirmeme meselesi değil; ideolojik bir saldırı, siyasî bir saldırı olduğu ayan beyan ortada. Dolayısıyla Ekrem İmamoğlu bu sayede –“sayede” lâfını özellikle söylüyorum– mağdur, halkın daha yeni seçtiği, iki kere seçtiği ama iktidar güçleri tarafından kendisine imkân tanımak istenmeyen mağdur durumuna düşüyor — ki bu İmamoğlu’nun lehine bir durum. 
İktidar ve onun destekçileri bundan vazgeçer mi? Sanmıyorum, çünkü yapacak hiçbir şey yok. Erdoğan iktidarının desteği her geçen gün azalıyor ve sorun çözme kapasitesi ve kabiliyeti her geçen azalıyor — böyle bir ortam var. Karşılarında gördükleri en somut tehdit ise Ekrem İmamoğlu. 31 Mart ve 23 Haziran’ın sonucu bu. Ekrem İmamoğlu’nun iktidar için en büyük tehdit haline gelmesinin nedeni de iktidarın kendisi. Hatırlayın, 31 Mart seçiminde, kamuoyu tarafından pek tanınmayan Beylikdüzü Belediye Başkanı geldi, tırnaklarıyla, tek tek kapı kapı dolaşarak, esnaf ziyaretleriyle adım adım kendi etrafında bir destekçi kitlesi oluşturdu. Bunları yaparken de hemen hemen her yerde iktidar yanlıları tarafından bir şekilde tâcize mâruz kaldı, birtakım sözlü saldırılara mâruz kaldı ve bu arada da iktidarın medyası onun her adımını izleyip onun bir açığını yakalamaya çalıştı. Bazı yerlerdei, hatta olmayan şeyleri açıkmış gibi göstermeye çalıştı. Onu çok yakından takibe aldılar, sürekli onu köşeye sıkıştırmaya çalıştılar; iktidarın medyası da benzer bir şekilde onu çapraz ateşe almaya çalıştı vs.. Ama bütün bunların hepsi geri tepti, geri tepen silah söz konusu ve şu anda aynen böyle devam ediyor. Herhalde ben Ekrem İmamoğlu’nun yerinde olsam bunlardan çok büyük memnuniyet duyardım. Kazara bu tür saldırılardan rahatsız olup bunlara cevap vermeye kalkarsa herhalde çok gereksiz bir şey yapmış olur ve bir yanlış yapmış olur. Tam tersine onları teşvik etmesinde imkânı varsa yarar var; çünkü bu sayede AKP tabanına çok daha rahat ulaşıyor. AKP yanlılarının, iktidar yanlılarının İmamoğlu aleyhine propagandaları iktidar yanlısı kitleler nezdinde Ekrem İmamoğlu’nu daha popüler kılıyor, korkulacak birisi haline getiriyor. Belli bir aşamadan sonra biliyoruz ki önce korkulan kişiye karşı, “Aslında korkacak bir şey yokmuş” dendikten sonra, empati ve sempati oluşabiliyor. Tayyip Erdoğan’ın siyasî kariyeri böyleydi; korkutucu bir kişilik olarak resmedildi, birçok insan ondan ciddi bir şekilde korktu. Ama sonra “O da senin benim gibi bir insanmış kardeşim” dendiği andan itibaren de Tayyip Erdoğan’a karşı o korku atmosferi yerini empatiye ve sonra da bir sempatiye bıraktı. 
Şu anda yaşanmakta olan bence bu; iktidar ve iktidarın destekçileri adım adım Ekrem İmamoğlu’nu parlatma operasyonuna devam ediyorlar ve işin trajikomik yanı parlatma operasyonlarını onu karartma operasyonu sanıyorlar. Bu anlamda baktığımız zaman, iktidar ve özellikle onun trolleri, destekçileri, alkışçıları, gazetelerde televizyonlarda köşeleri tutanlar, aldıkları parayı –ki fena para almadıkları yolunda çok güçlü rivayetler var– hiç de hak etmiyorlar. Gerçekten Ekrem İmamoğlu onların sayesinde Türkiye siyasetinde her geçen gün giderek güçleniyor. Benim anladığım kadarıyla bu yanlıştan dönebilecek ne serinkanlı bir düşünme kabiliyetleri ne de yerine koyabilecekleri ayrı bir stratejileri var.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
31.10.2019 Mustafa Yeneroğlu’nun AKP’den istifasının anlamı
30.10.2019 Türkiye’nin diplomatik olarak yalnızlaşmasının şifresi: “Yok hükmünde”
29.10.2019 Cumhuriyet 96 yaşında: Özgür, eşit ve kardeş miyiz?
28.10.2019 IŞİD ve benzerlerini anlamak
25.10.2019 Barış Pınarı Harekâtı bitti ve Erdoğan’ın hedefi yine ve yeniden Kılıçdaroğlu
24.10.2019 YPG terörist değil miydi?
23.10.2019 Putin’in ipi
22.10.2019 Ankara medya savaşını neden ve nasıl kaybetti?
21.10.2019 Kürtler ırkçılık mı yapıyor?
18.10.2019 “Yepyeni Türkiye”ye ne oldu?
31.10.2019 Mustafa Yeneroğlu’nun AKP’den istifasının anlamı
17.10.2019 The Kurdish question is now on the world agenda
11.10.2019 La Turquie doit-elle craindre DAESH ?
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı