Hüseyin Kocabıyık ile söyleşi: İmamoğlu'nun savunmasının gösterdikleri

19.10.2026 medyascope.tv

19 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Ekrem İmamoğlu'nun savunmasını konuşuyoruz ve bunu AK Parti'nin eski milletvekili Hüseyin Kocabıyık'la yapıyoruz. Hüseyin Bey merhaba.
Hüseyin Kocabıyık: Merhaba, iyi yayınlar.

Ruşen Çakır: Siz duruşmaya gelmediniz, ben üç gününü izledim ama sosyal medyada bununla ilgili çok önemli bir yorum yaptınız. Anladığım kadarıyla bütün Ekrem İmamoğlu'nun savunmasının tüm halini — bütün hali zaten isteyen bulabiliyor — okumuşsunuz. Önce genel bir girizgah yapalım. Şöyle bir şey sorayım: Bir ara Devlet Bahçeli de savunuyordu, mahkeme yayınlansın, mahkeme canlı yayınlansın diye. Savunmayı gördüğünüz zaman bu savunma, bu Cumhur İttifakı yönetiminde, televizyonda, TRT'de canlı yayınlanabilir miydi?
Hüseyin Kocabıyık: Yayınlanamazdı. Yayınlanamazdı. Eğer yayınlanmış olsaydı, sanıyorum büyük bir hadise olurdu. Esas itibarıyla mahkeme de bence orada sonlanırdı. Yani bir manada biterdi. Muazzam bir kamuoyu kanaati oluşur ve netleşirdi. Bunu önceden gördüler tabii. Yani o yüzden de telaffuz ettiler ama sonra vazgeçtiler yayınlamaktan.

Ruşen Çakır: Peki siz bu savunmanın bütününe baktığınız zaman nasıl özetlersiniz? Tabii çok boyutlu, çok doğrudan davayla ilgili de konuşuyor, Türkiye ile ilgili de konuşuyor. Güncel olaylar, sel baskınından Halk TV'ye kayyum atanmasına kadar ve adını vererek ya da vermeyerek doğrudan aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef alıyor.
Hüseyin Kocabıyık: Evet. Yani aslında birçok şeyi hedef alıyor. Birçok mesajı üretti bu savunma. Esas itibarıyla şuradan başlayalım: Batıda geliştirilmiş bir teori var, bu savunma, mahkeme savunmalarıyla ilgili, Jacques Vergès'in "Savunma Saldırıyor" şeklinde kitaplaştırdığı, teorileştirdiği bir şey. Bizde sanıyorum Vivet Kanetti bunu tercüme etti, şöyle küçük bir kitapçık. Şimdi İmamoğlu, tam olarak, belki dünyada nadir örneklerinden birisi olabilecek şekilde, bu Jacques Vergès'in teorileştirdiği "Savunma Saldırıyor" yöntemini dünyada belki en güzel örneklerinden birini verdi. İmamoğlu, bir kere tamamen siyasi bir savunma yaptı. Zaten siyasi davalarda siyasi savunma yapılır. Yaptığı şey son derece doğrudur. "Siyasi davalar bir düellodur" şeklinde bir söz vardır ve tam olarak bunu yaptı. Aslında savunmasının bir yerinde dava dosyasına da döndü. Hibrit bir savunma yaptı denebilir mi? Bence denmez. Yani savunmanın bütünü siyasi bir savunmaydı. Orada sadece somut iddialar, yani iddianamede okunduğu zamanki – ki ben iddianamenin tamamını okudum – Ekrem İmamoğlu'nun her şeye rağmen bir şeyler söylemesi gereken bazı iddialar vardı, o iddialara girdi. Girmek ihtiyacı hissetti ve o iddiaları da çürüttü. Yani geçersiz hale getirdi. Yani adam diyor ki işte, o Nuhoğlu diye birisi, işte ‘‘şunu verdim, bunu aldım’’ falan. Ekrem İmamoğlu belgelerini koydu. Sadece adamın beyanı var. "450 metrekarelik yer verdin, ben sana 1500 metrekarelik artı 500.000 dolar da para verdim." diyor, "İşte belgesi" diyor. Yani bu şekilde o iddiaları da çürüttü. Ama onun ötesinde muazzam bir siyasi savunma yaptı. Yani ben bakın, bu mahkemelerdeki savunma şeylerine, yapılan savunmalara meraklı birisiyim. Amerikan filmlerinde filan o mahkeme sahnelerini çok beğenirim. İmamoğlu – ki salonda bulunanlar da söz etti – muazzam da irticalen bir sunum yapmış ve salonun tamamını böyle muhatap alarak. Orada bir kere dediğiniz gibi Erdoğan'la, Cumhurbaşkanı Erdoğan'la bu dava ilişkisini net olarak kurdu. Yani adını koyarak kurdu. Bunun Erdoğan'ın bir organizasyonu olduğunu söyledi. Açık açık söyledi. Arkadaşlarını savundu. Yani kendi yargılandığı, birlikte yargılandığı arkadaşlarını savundu. Siyasi iddialarından hiç vazgeçmedi bu savunmasını yaparken. Sanki bir cumhurbaşkanlığı seçimi beyannamesi yayınladı.

Ruşen Çakır: Özellikle son gün, cumartesi günkü savunmanın son bölümü tamamen böyle gençlik, eğitim, dış işleri, Avrupa Birliği... Bayağı bir manifestoydu o. Evet.
Hüseyin Kocabıyık: Hiç eksik bırakmadı. Ama işte yaptığı siyasi savunmanın finali çok ilginçti. Veyahut o savunmanın içerisinde zaman zaman dile getirdiği bir meydan okuma tavrı vardı. "Teslim olmayacağım." dedi. "Bana diz çöktüremezsiniz ve teslim olmayacağım." dedi. Onu çok net olarak söyledi. Çok moralli olduğunu gördüm. Doğrusunu isterseniz Ruşen Bey, ben bu kadar güçlü bir savunma beklemiyordum. Yani benim beklentilerimi çok aşan bir performans gösterdi İmamoğlu. Buradan bir lider çıktığı çok kesin. Yani Silivri Cezaevi’nde bir lider çıktı. Yani böyle Samuray kılıcı gibi örsle çekiç arasında iyice olgunlaşmış bir lider çıktı. Bakın, ben "Bu mahkeme savunmalarına meraklıyım" dedim. Özellikle siyasi savunmalara... 1960'ta Yüce Divan yargılamaları oldu. Çok önemli gerekçeleri olduğu halde ne Menderes hatta ne Celal Bayar doğru düzgün bir siyasi savunmayı yapamadılar, yapmadılar. 1971 Deniz Gezmiş mahkemeleri mesela, o da tarihimizin ilginç mahkemeleridir. Orada bile güçlü siyasi savunmalar yoktu. 141, 142, 163. madde; eski madde, anayasa maddeleri, Ceza Kanunu maddeleri bunlar. Oralarda bir yığın yargılamalar oldu, ideolojik, siyasi falan. Oralarda da tarihe mal olmuş bir siyasi savunma yapılmadı. Barış Davası’nda bile bir kuvvetli siyasi savunma yapılamadı, belki dönemin şartlarından dolayı. 28 Şubat'ı içinde yaşadık. 28 Şubat'ta da bir sürü insan yargılandı. Herkes çıktı, bir bakıma temennâda bulundu. Yani mahkeme heyetine güçlü hiçbir siyasi savunma, bu ölçüde bir siyasi savunma yapılmadı. Yani diyebilirim ki, ki işte Necip Fazıl'ın mahkeme savunmaları var, onun kitabı falan da çıktı. Ben onları filan da okumuş birisiyim. Orada bile bu ölçüde, bu dinamizmle, bu güçlü yönüyle bir savunma yapılmadı. Yani bunları söyleyebilirim.

Ruşen Çakır: Burada izin verirseniz tam bu söylediklerinizle örtüşen bir şeyi var savunmada Ekrem İmamoğlu'nun, siz de görmüşsünüzdür. 19 Mart ve 21 Mayıs'ı — yani son mutlak butlanı da katıyor — 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat'ın devamı gibi gösteriyor. Ve bütün bu süreçlerin dördünde de aslında yargılananların sonra bir nevi kahraman olduğunu, yargılayanların da unutulup sonradan yargılandıklarını söylüyor ve kendilerinin de şu andaki yaşanan olayın da benzer olacağını söylüyor. Bu benzetmeler sizin aklınıza yatıyor mu? Yani isabetli mi?
Hüseyin Kocabıyık: Bence çok isabetli. Yani savunmasının güçlü taraflarından birisi de o. Söylemeden geçemeyeceğim, birlikte çalıştığım arkadaşım Başak, ona sordum biraz önce, "Ruşen Bey'le söyleşi yapacağız, bu İmamoğlu'yla ilgili bana orijinal bir şey söyle, ne söyleyelim?" dedim. "Yani sen ne düşünüyorsun?" Bana dedi ki: "Hüseyin abi, Michelangelo örneğini ver" dedi. Musa heykelini nasıl yaptığını sormuşlar, o da demiş ki: "Mermerin içinde zaten vardı o, ben sadece yonttum, fazlalıkları aldım." "İmamoğlu da böyle" dedi. "Silivri'ye attılar ve çekiçle, keskiyle her türlü şekilde saldırdılar. Gündelik siyasete dair fazlalıkları aldılar ve altından bir İmamoğlu heykeli çıktı, bir lider çıkarttılar" dedi. Benim çok hoşuma gitti. Bunu da bu vesileyle buradan söyleyeyim. Gerçekten bir lider yetişti orada. Yani o savunmasının bütününe baktığınız zaman Türkiye'de mahkeme sonucundan bağımsız olarak, mahkeme sonucu ne olursa olsun, Ekrem İmamoğlu diye bir önemli siyasetçi var, çok önemli bir lider var ve bundan sonra siyasete mutlaka etkileri olacaktır. Yani bu kaçınılmaz. Ben onu anlıyorum.

Ruşen Çakır: Tam bu bağlamda, şöyle de bir realite var ama biliyorsunuz: 600 gündür içeride, birçok kez savunmada bunu tekrarladı. 600 gündür içeride ve dışarıda sürekli gündem değişiyor ve Ekrem İmamoğlu'nun görünmesini devlet, siyasi iktidar engellemek için elinden geleni yapıyor. Bir anlamda hatta savunmasının ilk gününde Halk TV'ye kayyum atanmasından da "iğne deliği tesadüfü" gibi bir tanımla bahsetti. Siz orada bir lider olduğunu söylüyorsunuz ama liderin sesleneceği kitleyle, halkla, toplumla arasında çok büyük bariyerler var. Ve 600 günde bu bariyerleri aşma konusunda, çok emin değilim, siz nasıl görüyorsunuz ama çok da başarılı olamadılar sanki. Mesela bu savunma geniş kitleler tarafından biliniyor mu, çok emin değilim.
Hüseyin Kocabıyık: Evet, hiç şüpheniz olmasın, o konuda herkes bence yanılıyor. Evet, yani baktığınız zaman o bariyerler her geçen gün çoğalıyor gibi görünüyor. Ama kimse unutmasın ki Özgür Özel gibi bir dava arkadaşı var Ekrem İmamoğlu'nun ve Özgür Özel 600 gündür bir bakıma Ekrem İmamoğlu'nun uğradığı haksızlığa, uğradığı siyasi suikaste vurgu yapıyor ve 100 küsur miting yapıldı. Ve bu mitingde meydanlar hep doluydu. Meydanlar hep İmamoğlu'nu seslendirdi, İmamoğlu'nu dinledi, İmamoğlu'na tezahürat yaptı. Yani bu söylenen şey ilk bakıldığında ve Türkiye'de olan biten şeyler dikkate alındığında öyle gibi görülüyor ama İmamoğlu bütün varlığıyla, ruhuyla siyasetin içinde ve merkezinde. Dolayısıyla mesajını falan ben toplumun önemli bir kesiminin aldığını düşünüyorum ve almaya devam edeceğini düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Bu bağlamda Özgür Özel dediniz. Özgür Özel üç gün duruşmada savunmayı baştan sona izledi. Cumartesi günü seçimler olduğu için gidemedi. Ve en önemlisi cuma günü Müsavat Dervişoğlu oradaydı. Benim gitmediğim gün Müsavat Bey gelmiş, keşke orada olsaydım diye düşündüm. Aslında İYİ Parti'nin sürekli bir temsilcileri duruşmayı izliyordu, biliyorum milletvekilleri falan ama genel başkan düzeyinde katılması ve diğer muhalefet partilerinin ya da iktidarda olmayan partilerin buna pek yanaşmaması, yapmaması diye bir realite var. Ne dersiniz Dervişoğlu'nun orada olması ve diğerlerinin uzaktan izlemesi konusunda?
Hüseyin Kocabıyık: Vallahi bu Müsavat Dervişoğlu ile ilgili bir iki şey söylemek zorunda hissediyorum kendimi. Ben çok takdir ediyorum Müsavat Bey'i. Hem partisi için iyi bir, kuvvetli bir liderlik yapıyor, çok iyi bir muhalefet çizgisi ortaya koydu hem de demokrasi konusunda, yani milliyetçi gelenekten gelen birisi, ülkücü gelenekten gelen birisi olarak demokrasi konusunda çok samimi bir tutum sergiliyor. Her konuda böyle yani. Bakın, Kürt meselesinde bile çok ciddi bir duruşu ve itirazları var. Katılırsınız, katılmazsınız ama orada bile verdiği o sert mücadelenin dikkatle baktığınız zaman aşırılıklardan uzak, demokratik bir tutum olduğunu görürsünüz. Diğer taraftan Türkiye'de işte zulme uğrayan, siyasi sebeplerle başına iş gelmiş birçok çevreye, kişiye, bu fon olayında da aynı şekilde çok sahip çıkan bir siyaset izliyor. Ben çok takdir ediyorum. Öbür taraftan ta başından itibaren Müsavat Bey Ekrem Bey'le, Ekrem İmamoğlu'yla ilgili son derece dikkatli bir yakınlık gösterdi. Daha doğrusu yanlarında oldu. Bu mahkeme, son mahkeme safhasında da oraya gelmesi büyük incelik. Yani çok takdir ediyorum ben. Ha diğer muhalefet liderlerine gelince, onlarda da çok büyük bir eksiklik görüyorum. Sanki bazılarında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın rezervlerine benzer rezervler var gibi geliyor insana Ekrem İmamoğlu ile ilgili. Onların oysa hepsinin Silivri'de olması ve bir dayanışma göstermeleri lazımdı. Böyle bir Türkiye'de yarın herkesin başına bu işler gelir. Yani böyle bir kültürün oluşturulmasının tam zamanı. Ama o ilgiyi maalesef görmedim. Siz de dikkat etmişsiniz, benim de dikkatimi çeken bir şey oldu. Ekrem Bey'le dayanışma içinde olmaları lazım.

Ruşen Çakır: Peki Hüseyin Bey, şunu soracağım: Her şey bir yana Ekrem İmamoğlu'nun artık diploması yok. Yani normal şartlarda diploması olsaydı cezaevinde olsa bile cumhurbaşkanı adayı olabiliyordu. Ortada böyle bir sorun var ve diplomasını bu iktidar olduğu müddetçe geri alma ihtimali hayli zor gibi gözüküyor. O zaman YENİ Parti’nin ve genel olarak muhalefetin cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik nasıl bir perspektif geliştirmesi beklenir? Değişik senaryolar ortaya atılıyor. Tabii ki ilk başta Mansur Yavaş ismi, Özgür Özel ismi ama bunun ötesinde ortada bir realite var. Bir lider profilinde birisinden bahsediyoruz ama bu yarışamayacak, öyle gözüküyor.
Hüseyin Kocabıyık: Evet. Ama önce şunu söyleyeyim: Yani İmamoğlu'nun diploması tam olarak yok diyemeyiz. Çünkü bunun bir de Danıştay safhası var. Danıştaydaki yüksek hakimler oradaki rezilliği, sefaleti, oradaki büyük haksızlığı görecekler diye ümit ediyoruz. Zaten hep ümitle yaşıyoruz ama... O bir. İkincisi, diyelim ki Danıştay şeyine yetişmedi, erken seçim oldu. İmamoğlu bu seçimlere girmeyebilir ama İmamoğlu dediğiniz insan bir siyasi aktör ve onun siyasete vereceği destek çok önemli, o desteği verecektir. Yani partisi de var zaten, YENİ Parti, Özgür Özel verecektir. Seçim olur, hani senaryolaştıralım bu sohbette, seçim olur. Yani İmamoğlu ve Özgür Özel cephesi kazanırsa İmamoğlu başbakan olur. Yani siyaset, hani Demirel'in dediği gibi, her sabah kendi şartlarında yeniden doğan bir süreçtir. Yani dolayısıyla demokrasilerde çareler tükenmez. İmamoğlu ilânihaye, sonsuza kadar orada Silivri'de kalacak değil. Yani karşı karşıya olduğu hukuksuzluk ve adaletsizlik günün birinde bir duvara çarpacaktır. Dolayısıyla, ama şu bir gerçek, işte onu konuşuyoruz; orada muazzam bir, iyi yetişmiş, kendini o şartlarda iyi organize etmiş bir lider bulunuyor. Bunu son savunmada gördük. Savunmasına bakarsanız yarın göreve başlayacak bir cumhurbaşkanının hazırlığı var. Yani onu gördük şeyde. Sonra bakın başka bir şey söyleyeyim, bunu ben bir süredir dillendiriyorum, İmamoğlu da ifadesinde söyledi. Söyleyeceğim şeyin İmamoğlu’na destekle, İmamoğlu'nu savunmakla hakikaten alakası yok. Ben aynı şu anda yaptığım savunmanın bir benzerini 90'lı yılların sonunda da Recep Tayyip Erdoğan için yaptım. Hem çok yoğun bir şekilde yaptık arkadaşlarımızla birlikte. Çünkü haksızlığa uğradığını gördük. Onunla ilgili de bir yığın yolsuzluk iddiaları olduğu halde şiir okudu diye hapse attıkları için o tarafını hiç görmedik, bakmadık. Onu savunduk siyasi olarak. Cezaevine ziyaretine gittiğim zaman pek çok kereler, cezaevinde Tayyip Bey'in büyük bir moralle cezasını çektiğini gördük. Yani başbakan olacağını cezaevinde anladı ve gördü Tayyip Erdoğan. Yakın arkadaşları da bilir, pek çok kere konuşmuşuzdur. Şimdi benim söylediğim şey şu: Ekrem İmamoğlu'nu tamam hapse attınız, onun diplomasını iptal ettiniz, onun önümüzdeki seçime katılmasını engellemeye çalışıyorsunuz, muhtemelen de engelleyeceksiniz. Tamam. Ekrem İmamoğlu'nun girmediği bir seçimi yapacaksınız, hatta siz de kazanacaksınız diyelim ki. Peki, kazandıktan sonra bu seçimin meşruiyeti ile ilgili bir sorun çıkmayacağını mı zannediyorsunuz? Ben milletvekilliği yaparken, aynı dönemde yaptık, rahmetli Deniz Baykal'la bir gece yasa çıkartmaya çalışıyoruz. Gece mesaisine kaldık. Meclis’in yemekhanesinde yan yana oturduk. Daha doğrusu beni davet etti, aramız çok iyiydi son dönemlerde. Sohbet ederken kendisine sordum Ruşen Bey. Dedim: ‘‘Tayyip Bey'in başbakan olmasının yolunu açtınız. Hepimiz sizi çok takdir ettik, hâlâ çok takdir ediyoruz.’’ dedim. ‘‘Çok önemli bir şey yaptınız Türk siyasetinde, çok önemli bir kültür oluşturdunuz’’ falan dedim. ‘‘Arkadaşlarınız itiraz etmedi mi buna?’’ dedim. ‘‘Birçoğu itiraz etti,’’ dedi, ‘‘ama bakın ben size bir şey söyleyeyim,’’ dedi. ‘‘Eğer Tayyip Erdoğan dönmeseydi, döndürmeseydik sadece iktidarın değil, muhalefetin de meşruiyeti tartışılırdı.’’ dedi. Yani hiç unutmuyorum, bunu her yerde de anlatıyorum ve Tayyip Erdoğan dönmüştür, kısa bir sürede başbakan koltuğuna oturmuştur. Deniz Baykal'ı eleştirir birtakım CHP'liler falan, hiç böyle bir şeye hakları yok, çok yanlış davranıyorlar. Ben şimdi diyorum ki: Eğer Ekrem İmamoğlu'nun girmediği bir seçim yapılırsa bu seçimin meşruiyet zemini çok zayıf olur ve kim iktidar olursa olsun, kim iktidar olursa olsun Türkiye'yi yönetmekte fevkalade zorlanır. Bakın bunu herkes bir tarafa yazsın. Çok böyle havada bir laf gibi geliyor ama bu böyledir yani. Arkasında bu kadar halkın olduğu bir insanı... İşte son mahkeme safahatında da gördük. Yani bir tane delil koyamadılar. Ekrem İmamoğlu'nu somut suçlayacak bir tane delil koyamadılar. Bu siyasi sebeplerle cezaevinde yatıyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde muhtemel cumhurbaşkanı olma iddiası yüksek olduğu için cezaevinde yatıyor, bunu da herkes biliyor. Arkasında bu kadar halk olan bir insanı seçime sokmazsanız siz o şeyin üzerinde oturamazsınız. O Clemenceau'nun Fransız başbakanın lafına çok atıf yapılmasının yeridir. Hani "Süngüyle savaş kazanırsınız ama üzerinde oturamazsınız" der ya, bu böyle bir şeydir. Demokrasilerde de bu böyle bir şeydir. Yani demokrasinin bir tek şeyi vardır ya: eşit rekabet; kansız, kavgasız, entrikasız eşit rekabet edeceksiniz. Buna izin vermezseniz o seçimin meşru zemini zayıflar ve siz de hükümet edemezsiniz. Yani doğru düzgün edemezsiniz. Krizler, krizler, krizler gelir. Bu böyledir. O yüzden yani herkesin oturup dönüp bir daha düşünmesi lazım. Bu Ekrem İmamoğlu'nun bir saniye bile cezaevinde olmaması lazım. Onu içeriye attıranların da lehine değil, onu da söyleyeyim. Bir de şöyle bir şey var Ruşen Bey, bakın bu konuda da böyle yakın siyasi tarihe meraklı birisi olarak söyleyeceğim. Rahmetli Demirel'i bir ziyarete gitmiştim. Çok yani şey hatıralarımız var da Erbakan ve Demirel'le. İsmet Paşa ile ilgili bana bazı şeyler söylemişti. "İsmet Paşa büyük adamdır" demişti. Biz de anadan babadan dededen İsmet Paşa karşıtı olduğumuz için, hani gazetecilik de yapıyoruz o dönem, biraz böyle konuşturmak istedim rahmetli Demirel’i. Dedi ki: "Bak bak," dedi, "20 Şubat 62 ve 21 Mayıs 63 darbelerini İnönü engelledi" dedi. "İki darbeyi önledi." dedi. "27 Mayıs'la ilgili söylenecek çok şey var da mesela idamlar konusunda falan da çok çaba sarf etti ama dinlemediler." dedi. "Ama millete en büyük hizmeti birlikte gördük. 61'de seçim oldu, bir koalisyon kurduk biz," dedi. "Ondan sonra da 60 darbesi toplumu ikiye bölmüştü, ‘düşük, kuyruk’ falan diye. İsmet Paşa'yla ben, özellikle İsmet Paşa'nın çok büyük gayreti oldu, siyaseti yumuşattık," dedi, "ve toplumdaki o bölünmeyi, 60 ihtilalinin getirdiği bölünmeyi ortadan kaldırdık." dedi. "En büyük hizmetlerinden birisi buydu." dedi. Şimdi bunu niye anlattım? Eğer bu siyasi davalar, özellikle Ekrem İmamoğlu davası bu mantıkla, bu anlayışla ve bu gözü karalıkla, bu hukuksuzlukla devam ederse korkarım ki Türk siyasetine bir intikam döngüsü kültürünü zorla getirmiş olurlar bunu yapanlar. Ne demek intikam döngüsü? Şimdi Ekrem İmamoğlu'nu dinlediniz. Yani kendisine bu eziyetleri yapanların çocukları için bile bir şefkat dile getiriyor, yani o ifadeleri de var. Ama bu şekilde böyle acımasız, hukuksuz, mantıksız, işte casus davaları gibi, böyle giderse ondan sonra gelecek dönemlerde Ekrem İmamoğlu'nun şahsi tutumunu bile aşan bir toplum baskısıyla karşılaşabilir bunu yapanlar. Bir tür rövanş duygusu, bir tür intikam döngüsünü Türk siyasetinin içine sokmuş olurlar. Yani bu kadar eziyet, bu kadar baskı, bu kadar yalan dolan, bu kadar hukuksuzluk olmaz yani, olamaz. Olursa ve dayatılırsa dediğim gibi Türk siyasetine çok kötü, hiçbirimizin istemeyeceği birtakım karşıt tutumlar, davranışları sokmuş olurlar, zorlarlar bununla. Bunu da söylemek istiyorum, bir süredir üzerinde durduğum meseledir.

Ruşen Çakır: Son olarak şunu sormak istiyorum. Siz yıllarca Türk sağının içerisinde siyaset yaptınız, danışmanlık yaptınız, milletvekilliği yaptınız. Yakın zamana kadar AK Parti içerisindeydiniz ama sonra siz de bir cezaevine gidip geldiniz, tekrar geçmiş olsun diyeyim. Ama biliyorum ki sizin çevreniz çok geniş ve dostluklarınız, arkadaşlıklarınız sürüyor. İktidar çevreleri, gerek AK Parti gerek MHP çevrelerinden çok kişiyi tanıdığınızı biliyorum. Ne diyorlar özetle? Yani bütün bu yaşananları herhalde konuşuyorsunuz; mesela bu davayı, Ekrem İmamoğlu'nun durumunu. Yani konuşmak mı istemiyorlar, yoksa yapılanları doğru mu buluyorlar, yoksa doğru bulmuyorlar ama yapacak bir şeyleri olmadığını mı söylüyorlar? Ne tür tavırlar görüyorsunuz?
Hüseyin Kocabıyık: Partili arkadaşlarla konuştuğum zaman, çok böyle karakterlerine kefil olacağım insanlar var onların arasında, ben mesela Ekrem İmamoğlu ile ilgili bir ön yargı içinde olduklarını görüyorum yani konuşunca. Ben de düşüncelerimi söylüyorum. Ben yani 4.000 sayfalık iddianameyi üşenmedim, geceler boyu oturdum, okudum. Yani tam bir kanaat sahibi olayım, karar sahibi olayım diye. Bunu anlatıyorum; içinde Ekrem İmamoğlu'nu bağlayan, Ekrem İmamoğlu'na bulaşan bir suç yok. Yani bunu söylediğim zaman inanmakta zorlanıyor bu arkadaşlar. Şimdi böyle bir bilgi eksikliği, böyle bir şey var orada, bir tıkanıklık var. Bunu da normal karşılıyorum. Özellikle Cumhurbaşkanı ve AK Parti bu konuda kendi grubunu öyle bir endoktrine ediyor ki yani bir tür beyin yıkama. Yani bütün topluma da yapıyorlar bunu. Yani ahtapotun kollarından tutun da organize suç örgütü... Bunu yargı da yapıyor, yani Ekrem İmamoğlu'nu yargılayan adamlar da bunu medya yoluyla yayıyorlar. Bu konuda düzgün düşünebilmesi çok zor insanların. Oturup benim gibi binlerce sayfayı okumaları filan lazım yani. Bir de şöyle bir insan tipi var AK Parti'de, ki onlardan hiç hoşlanmıyorum: Kendi bünyelerinde ve kendi partilerinde, özellikle işte bu fon krizi gibi meselelerde... Sadece fon krizi değil ki, bir sürü ihale yolsuzlukları var, kendileri de biliyorlar, kendi çevrelerinde oluyor bu. Bazıları bunun içinde belki. Bir bakıma Ekrem İmamoğlu'na suçlu muamelesi yapmak, işte "hırsız" demek, bilmem ne demek bir bakıma bir tür iç savunma onlar için. Hani kendi yaptıklarını bir bakıma iç dünyalarında meşrulaştıran bir şey. Böyle de bir insan tipi var. Ama şunu görüyorum: Mesela üniversite öğrencileriyle filan konuşuyorum — bizim orası bir tekke gibi, siyasi tekke gibi her görüşten insan gelir, çünkü bir think tank bizim çalıştığımız yer — gençler, kadınlar mesela buna inanmıyorlar. "Siyaset için atıldı" diyorlar, yani cezaevine. "Ekrem İmamoğlu seçimi kazanacaktı, onu gördüler ve attılar içeriye." Yani böyle bir kanaate sahipler.

Ruşen Çakır: Evet. Şöyle bir şey var; biliyorsunuz ben de İslami hareket üzerine çalıştığım için geçmişten bu yana tanıdığım çok isim var. Bunların bir kısmı iktidarın içinde, kenarında vesaire. Özel sohbetlerimizde ben "O kadar da değil" diyesim geliyor bazen, yani "Biraz frene basın" diyorum eleştiri olarak. Ama dışarıya yansıtmakta bayağı pinti davranıyorlar. Fakat bu son fon hikayesinde sanki biraz artık birtakım insanların tahammülleri kalmamış gibi bir durum. Onu da öyle bitirelim isterseniz. Sanki bu sefer biraz daha fazla ses çıkar gibi oldu.
Hüseyin Kocabıyık: Ya fon olayı korkunç bir şeydir ve çok fena yakalandılar, yani bu çok açık. O liste açıklanmıyor. Yani liste açıklanmadığı sürece bu AK Parti'nin üzerine kalır. Yani oyları da düşüyor nitekim. Bu listeyi filan açıklamaları ve şeffaf olmaları lazım. Bu seviyede bir soygun hiç olmadı. Yani bakın biz yaşadık işte hep birlikte 28 Şubat dönemindeki banka soygunlarını. O gün bir Ahmet Ertürk diye bir adam vardı, Türkiye bunları unuttu, TMSF başkanı. Bu o kadar dürüst ve başarılı bir bürokrattı ki tek başına öyle bir çalışma yaptı ki böyle o banka soyguncularının ümüğüne çöktü ve o paraları aldı. Öbür taraftan bu ülkenin en önemli bakanlarından birisi, hatırlar mısınız bilmiyorum, yani Amerika'dan mı nereden elleri kelepçeli getirildi, içeriye atıldı. Yani mücadele edildi ve o gün yapılan soygunun önemli miktarda geri alındığını ve devlet hazinesine kazandırıldığını biliyoruz. Şimdi bugünkü fon olayıyla o günkü olayları karşılaştırdığımız zaman yani bugün tam bir hayal kırıklığı ve rezalet. Bir kere o listeyi açıklayacaksınız kardeşim! Yani o listede bu milleti soyan insanları biz bileceğiz. İkincisi, sorulması gereken bir yığın soru var: O iki tane TMSF üyesini niye atadın, niye görevden aldın? Ramazan Şimşek'i gözaltına alan savcılar kimlerdi? Tera Holding'in aleyhine bir yayın çıktığı zaman onu alelacele durduran mahkeme kimdi, hangi mahkemeydi? Bu soruların hiçbirine cevap yok, hiçbirine. Büyük soygunu yapanlar açıklanmıyor. Şimdi bunun siyasi sonuçları olacak. Yani bunun siyasi sonuçları olmazsa eğer ortada yani millet diye bir şey yok demektir benim nazarımda. Bunun siyasi sonuçları olacak ve AK Parti yönetimi, devlet yöneticileri bu konuda kaçak güreştiği sürece de bunun zararını görecekler, yani ona da inanıyorum.

Ruşen Çakır: Hüseyin Bey, çok sağ olun.
Hüseyin Kocabıyık: Bir de şöyle bir tweet atmıştım. Hani benim gibi metafizik şeylere, nazara falan inanan insanlar öyle şeyler söylerler. Yani bu aklıma geldi ve tweet de attım. Ekrem İmamoğlu'nun ahı yani herkesi vuruyor diye, hakikaten ona inanıyorum. Adamcağızı 600 gündür içeride tutuyorsunuz. Yani bu seçilmiş İstanbul Belediye Başkanı... İşte savunmasını dinledik, bir tane bir şey yapışmıyor adama. Paramparça etti, paramparça etti yani her şeyi. Hakkındaki iddiaları, suçlamaları... Paramparça etti yani. Dolayısıyla düşünün, Ekrem İmamoğlu yargılanırken yolsuzluk yapmakta... Esenler... Esenler'di galiba değil mi? Belediye başkan yardımcısının kasa kasa evleri çıkıyor ortaya, fon krizi çıkıyor. Kim bilir daha neler çıkacak. Yani bu insanların ahını almamak lazım. Bize büyüklerimiz hep bunu öğretirlerdi, "Ah almayın" derlerdi. Yazık! Şimdi Ekrem İmamoğlu'nu, ben hani orada değildim, izlemedim ama konuşmasını dinledim, yani okudum. Konuşmasında kendinin masumiyetine kesin olarak inanan bir insanın duygusu vardı. Yani dolayısıyla hakkındaki iddiaları tek tek çürüten bir insan içeride yatıyor. Niye? Cumhurbaşkanlığı seçimi olursa kazanma ihtimali en yüksek aday. Yani zaten ‘‘telef edeceğiz’’ dendi ve telef etmeye çalışıyorlar. Şimdi burada konuştuğumuz şey de şu: Kardeşim, telef edemiyorsunuz işte, tam tersi Silivri Cezaevi’nden kocaman, büyük bir lider inşa ediyorsunuz, liderlik inşa ediyorsunuz. Belki tarihe en büyük başarıları olarak bu geçebilir, yani onu söyleyebilirim. Ekrem İmamoğlu'nu büyük bir lidere dönüştürdüler.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Hüseyin Bey yayınımıza katıldığınız için. Sağ olun, eksik olmayın.
Hüseyin Kocabıyık: Ben teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Evet, Ekrem İmamoğlu'nun savunmasını siyasetçi Hüseyin Kocabıyık'la konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
24.10.2026 Bir yanılsama olarak "muhalif medya”
23.10.2026 Aykut Erdoğdu ile söyleşi: “CHP, Erdoğan’ı padişah ilan etmeye çalışan mekanizmanın aparatına dönüştü”
23.10.2026 Sahi Fatma Betül Sayan Kaya'ya ne oldu?
20.10.2026 Prof. Ahmet İnsel ile söyleşi: Fransa'da sokak hareketleri nasıl başladı, nasıl devam ediyor?
19.10.2026 Hüseyin Kocabıyık ile söyleşi: İmamoğlu'nun savunmasının gösterdikleri
18.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ardından: "Beni teslim alamayacaksınız!”
17.10.2026 Fon krizinin üstü örtülebilecek mi?
16.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ikinci gününden izlenimler: "Aklanması gereken kişi ben değilim”
16.10.2026 Türkiye’nin Gidişatı (25): Fon vurgunu bize neler söylüyor? | Önce T24, ardından Halk TV | Cemil Tugay’ın seçimi
15.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ilk gününden izlenimler: "Bu bir çöküş hikayesidir”
24.10.2026 Bir yanılsama olarak "muhalif medya”
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı