Furkan Vakfı olayı

24.04.2017 medyascope.tv

24 Nisan 2017’de medyascope.tv’de yaptığım analizi yayına Şükran Şençekiçer hazırladı.

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. Hafta sonu Adana’da Cumartesi ve Pazar günü üst üste çarpıcı olaylar yaşandı. Furkan Vakfı adlı bir İslamî kuruluşun mensupları diyelim, ya da destekçileri, konferans salonu verilmemesini protesto için parka çıktılar ve orada polisin yoğun müdahalesine maruz kaldılar. Çok çarpıcı görüntüler ortaya çıktı. benzer görüntüleri birkaç yıl önce ilk Zaman gazetesinin kapatılması sürecinde İstanbul’da; el konulması, kayyum atanması sürecinde İstanbul’da yaşamıştık. Bundan daha aleni bir şekilde gündüz gözüyle oldu. Cumartesi oldu, Pazar tekrarlandı.
Tabii bu bir dizi soruyu beraberinde getiriyor. Öncelikle Furkan Vakfı nedir ve bu vakfın başkanı gözüken Alparslan Kuytul kimdir? Baktığım zaman birkaç senedir adını duyduğum bir şahıs ve bir vakıf. Ama aslında vakfın kuruluşu 1994 yılına gidiyor. Kasım ayında kurulmuş. Bayağı eski bir vakıf. Alparslan Kuytul Adanalı, şu anda 52 yaşında olan, Çukurova Üniversitesi’nde inşaat mühendisliğini bitirmiş birisi, yani bir mühendis. Ama 1991’de bitirdikten sonra Kahire’de El-Ezher’e gidiyor. Dünyanın en iyi İslam üniversitesi olarak kabul edilen El-Ezher’de 1993-97 arasında İslamî ilimler okuyor. Ve anlaşılan, El-Ezher öğrenciliği sırasında bu vakfın kurulmasına ön ayak olmuş. Vakfın tam açılımı da Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı. Daha sonra, 1997’de El-Ezher’i bitirdikten sonra vakfın faaliyetlerine ağırlık vermeye başlıyor.
Bu vakfın çok eski olmakla birlikte faaliyetleri yakın tarihlerde daha fazla dikkat çekmeye başladı. Adana merkezli olarak doğuyor, ama daha sonra İstanbul’da ve Türkiye’nin dört bir tarafında konferanslar düzenledi. Bir de sosyal medyayı etkili bir şekilde kullanmaya başladılar. Bir televizyon yayıncılığı yapıyorlar. Ve sosyal medyanın diğer imkânlarını kullanarak YouTube’dan vs., ağırlıklı olarak da –şu anda görüyorsunuz– Alpaslan Kuytul’un konuşmaları, bazen eşi Semra Kuytul’un da konuşmaları var. 

Furkan hareketi
Bu nasıl bir hareket? Bu İslamcı bir hareket ve en son sosyal medyada yapılan paylaşımlara baktığımız zaman kendilerini Furkan Hareketi olarak adlandırıyorlar. Yani vakfın adından hareketle tanımlıyorlar. Yani lider üzerinden, Alpaslan Kuytul değil, vakıf üzerinden adlandırıyorlar. Furkan’ın tam anlamı farklılıklar demek. Bu İslam’da önemli bir kavram; hakla batıl, doğruyla yanlış vs., bunların farkının konulması üzerine. Baktığımızda, bu bir İslamcı hareket. Değişik yerli ve yabancı İslamcı hareketlerden esinlenmeler var. Ama bir kalıba tam oturmayan bir hareket. Birazcık fazlasıyla kurucusu Alparslan Kuytul’a bağlı bir hareket. Yani onun öğretisi üzerinden, onun kişiliği üzerinden oluşmuş bir hareket; bunu net bir şekilde görüyoruz. Kişinin birinci derecede önemli olduğu bir hareket. Ve İslamcı, şeriatçı bir hareket çok net bir şekilde.
Bazı söylemlerine baktığınız zaman eski tabirle radikal diye adlandırılabilecek söylemleri var. Ancak bu hareket uzun bir süre boyunca siyasî konulara girmemeye çalışmış. Daha çok tebliğ diye adlandırılabilecek, Alpaslan Kuytul’un İslam yorumunu yaymayı esas almış. Ama daha sonra ister istemez kendini siyasetin içinde ve tam ortasında buldu.
Bu hareket, FETÖ meselesi çıktığı zaman, yani Gülen Cemaati ve AKP arasındaki kavga bir savaşa dönüştüğü zaman, çok aleni olmasa bile tercihini hükümetten yana yaptı. Yani Fethullah Gülen hareketine anlayış ve empati ile yaklaşmadı. Ama daha sonra, FETÖ operasyonları sonrasında yaşanan mağduriyetler konusunda eleştirel bir tutum takındıklarını görüyoruz. Zaten bu hareketin ilginç bir özelliği birtakım standartlara uymaması. FETÖ’ye karşı eleştirel, ama FETÖ operasyonlarına karşı da eleştirel. Mesela İslamcılık için çok önemli bir fark olan, İran ve İran devrimi konusunda çok net bir pozisyon almadığını görüyoruz. 

Resmi İslamcılığın dışında
Normalde bu hareketin yerel bir hareket olarak kalması ve çok da fazla dikkat çekici olmaması beklenirdi ama burada şöyle bir husus var: Türkiye’de, benim bir süredir dile getirdiğim, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde, özellikle son yıllarında İslamcılığın resmîleşmesine paralel olarak varolan İslamcı potansiyel görünür olmaktan çıktı. Yani herkes kendini bir şekilde ya Tayyip Erdoğan’a bağladı ya da ona düşman oldu. Düşman olanların büyük bir kısmı da bu siyasî iktidar tarafından tasfiye edildi. Yani bağımsız bir İslamcı duruş, İslamî hareket duruşu kalmadı. Bir tek istisna tabii IŞİD ve El-Kaide gibi yapılardır — ki bunlar da selefi-cihatçı gruplar; bunlar da esas olarak yasadışı ve yeraltını tercih eden gruplar. Furkan Vakfı ve Alparslan Kuytul’un önemli özelliği yasal planda olması; İslamcı argümanları, yakın zamana kadar birçok grubun, kişinin seslendirdiği ama şimdi çok da fazla seslendirmediği, çünkü iktidarın kendisinin yanında olduğunu düşündüğü bir ortamda hâlâ İslamcı argümanları aynı şekilde, yasal zeminde seslendiriyor olması ve kendini AK Parti hükümetine ve Tayyip Erdoğan’a bağlamamış olması. Bu çok önemli bir durum.
Böyle gruplar çok fazla kalmadı Türkiye’de. Bu anlamda birdenbire İslamî yapıların hemen hemen hepsinin kendilerini AK Parti’ye ve Tayyip Erdoğan’a eklemlediği bir ortamda böyle yerel bir hareket, kendini siyasî iktidara eklemlemediği için bile bir odak haline gelebiliyor. Bu onu gösteriyor. 

İslamcılığın krizi ve iflası
Furkan Vakfı ve Alpaslan Kuytul olayı Türkiye’de İslamcılığın krizinin bir göstergesi. Bunun üzerinden çok rahat bir şekilde Türkiye’de İslamcılığın krizini ve iflasını konuşabiliriz. Bize bu imkânı çok ciddi bir şekilde sağlıyor. Normal şartlarda marjinal ve yerel bir hareket olarak kalacakken, birdenbire tüm Türkiye’nin ilgisini çeken bir hareket olabiliyor. İktidara teslim olmuyor, iktidara rağmen kendi faaliyetlerini kendi bildiği gibi yapmak istiyor, bunu yaparken yasadışı yollara tevessül etmiyor ve gelip bir yerde tıkanıyor. Ve cumartesi ve pazar günü yaşanan olaylar da bunu gösteriyor.
Bu aslında ilk olan değil. Daha önce de Furkancıların, Furkan Vakfı’nın değişik toplantılarına salon verilmediği, engeller çıkartıldığı yolunda haberler vardı. Ama Adana’da doğrudan kendi merkezlerinde, en güçlü oldukları yerde ve Hz. Muhammed’le ilgili bir konferansın engellenmek istenmesiyle beraber, bu olaylar artık polisle karşı karşıya gelme şeklinde kendini gösterdi. İlk günkü olayların ardından Alpaslan Kuytul’un yaptığı bir konuşmanın videosunu izlediğimde çok kabaca şöyle özetlenebilir: Beni seven arkamdan gelsin gibi bir çağrı yapıyor. Yani “Ben orada olacağım, herkesi bekliyorum” diyor. Ve insanlar gidiyorlar. Taraftarları, destekçileri, takipçileri gidiyorlar. Gidenlerin içerisinde kadınlar ve çocuklar da var. Burada polisle pek alışık olmadığımız, ender görülen türden bir olayla karşılaşıyorlar.
Yıllar önce bu tür olaylar olabiliyordu — ki o zaman bile, yani AK Parti iktidarından önceki zamanlarda bile İslamcı gösterilere karşı bu kadar sert polis müdahalesi olmazdı, olamazdı. Ama bu sefer görüyoruz, çok net bir şekilde müdahaleler var ve bunun doğurduğu bir tepki var. Sosyal medyada bu tartışmalara baktığım zaman bir taraftan Furkancılar bunu bir zulüm olarak tarif edip bunun üzerinden bir propaganda yaparlarken, AK Parti taraftarları da onlara yaptıklarının yanlış olduğunu, özellikle kadınların vs. bu tür gösterilere götürülmesinin yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyorlar. Böyle bir tartışma da var. 

İslamcı İslamcıya karşı
Tabii bu çok garip bir durumu beraberinde getiriyor. İslamcı iddialı bir iktidar var. Birçok kişinin İslamcı olarak gördüğü, kendi içinden insanların İslamcı olarak gördüğü bir iktidar var. Öte yandan İslamcı bir hareket var. Bu hareketin Hz. Muhammed üzerine bir konferansına izin verilmiyor. Bu izin vermeme üzerine yaşanan protestoda böyle birtakım sert sahneler yaşanıyor. Bu gerçekten Türkiye’deki krizin çok net bir göstergesi. Niye bu konferansa izin verilmez? Bu konferansa izin verilmemesinin üzerine niye bu insanlar sokağa çıkar? Bu insanlar sokağa çıkınca niye bu insanlara bu kadar sert müdahale edilir? Bu soruların cevabı verilmiyor. Açık söylemek gerekirse bu sorular çok da fazla sorulmuyor.
Burada tabii şöyle bir husus var: Bugün Erdoğan ve iktidarına düşman olan, ondan hoşlanmayan, onun devrilmesini isteyen içeride ve dışarıda çok sayıda güç var. O güçlerin kullanabilecekleri argümanlar ya da kullanabilecekleri dinamiklerin sayısının çok da fazla olduğu söylenemez. Furkan Vakfı bu anlamda da karşımıza çıkıyor, alâkası olmayan insanların birdenbire Furkan Vakfı’nı keşfettiğini ve buradan AK Parti’nin –ve tabii ki Erdoğan’ın– zor durumda bırakılmak istendiğini görüyoruz. İşte burada işler daha da ilginçleşiyor, çünkü anladığım kadarıyla Furkan Vakfı ve hareketin lideri Alparslan Kuytul, AK Parti ve Erdoğan’la çok sert bir kavga içerisine girmek istemiyorlar. Bir taraftan ona tâbi olmak istemiyorlar, bir taraftan da böyle bir sert kavga içerisine girmek istemiyorlar. Çünkü girmeleri durumunda –en son Gülen örneğinde gördüğümüz gibi– başarılı olma ihtimalleri yok.
Bir taraftan da dik durmaya çalışıyorlar, böyle zor bir durum var. Bunu yaparken de kendilerinin başkaları tarafından hükümete ve Erdoğan’a karşı kullanılması ihtimalini engellemeye çalışmak gibi zor bir işle karşı karşıyalar, gerçekten çok zor. 

Önü açık
Ancak şunu söylemek gerekir: Şu anda İslamcı potansiyelin bu kadar güçlü olduğu ve sesinin bu kadar az çıktığı bir ortamda, bu yerel hareketin önü açık gözüküyor. Nereye kadar gider açıkçası kestiremiyorum, ama çok bildik İslamcılığın, İslamî hareketin en temel tespitlerini, yaklaşımlarını dile getirmekten ibaret olsa bile –ki detaylara girdiği zaman tabii ki farklılıklar vardır ama–, baktığımız zaman dünyanın dört bir tarafında görebileceğimiz türden, bir şahıs etrafında kurulmuş bir İslamcı grup. Normalde, bu hareketin çok büyük bir şansının olmaması gerekir. Ama Türkiye’nin şu konjonktüründe, şu durumunda garip bir şekilde bu hareketin önü açık gibi gözüküyor.
Nereye kadar gider? Hükümetin tavrı nasıl olur? Aralarında bir mutabakat ya da bir anlaşma olur mu? Bunları izlemek lazım. Ama şu haliyle ilginç, dikkat çekici bir olay. Ve tabii ki bu olay bize Türkiye’deki İslamcılığın tıkanmasını ve aslında tıkanmasının da ötesinde iflasını gösteren çok çarpıcı bir olay.
Yani sadece bu cumartesi ve pazar günü Adana’da yaşanan olaylardan hareketle Türkiye’deki İslamcılığın açmazını anlatmak mümkün. Durduk yere büyüyen bir gerilim, ama nereye gideceği de belli olmayan bir gerilim, aslında ucu açık olmayan bir gerilim. İki taraf için de çok ciddi bir tıkanmışlık hali var. Bunu böyle kayda geçmek lazım. Ama şunu tekrar vurgulayayım: Bu olay hiçbir zaman AK Parti hükümeti ile Furkan Hareketi arasında kalabilecek bir olay değil. Artık bunu aşmış durumda. Şu anda içeride ve dışarıda çok kişinin, çevrenin, grubun, odağın bu olayı mercek altına aldığını kestirmek hiç zor değil. Çünkü en güçlü olanların bile sustuğu ya da susmak zorunda kaldığı bir ortamda birileri Türkiye’de Tayyip Erdoğan’a rağmen kendi bildikleri şekilde bir İslamcılık çalışıyorlar. Evet, ilginç.
Şimdi söyleyeceklerim bu kadar. İzlemeye herkes gibi ben de devam edeceğim. İlginç birtakım yeni gelişmeler olursa da burada sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
31.03.2021 Erdoğan iktidarının gidişatı: Murat Yetkin ile Ruşen Çakır tartışıyor
30.03.2021 Erdoğan kopan saadet zincirini neden birleştiremiyor?
29.03.2021 Ne olacak bu dindar gençliğin hâli?
28.03.2021 Pudra şekeri
25.03.2021 Tek adam rejiminde medyanın amiral gemisi: Resmî Gazete
24.03.2021 AKP 7. Olağan Kongresi’nin ardından – İbrahim Turhan, Kemal Can, Burak Bilgehan Özpek ve Ruşen Çakır tartışıyor
24.03.2021 AKP 7. Olağan Büyük Kongresi: Mazruf değil zarf, nitelik değil nicelik
23.03.2021 Türkiye’nin gidişatı: Kadri Gürsel ile söyleşi
23.03.2021 AKP’yi bile döven mahalle baskısı
22.03.2021 Hasan Mezarcı’dan Mehmet Boynukalın’a Türkiye’de Siyasal İslâm’ın son 30 yılı
31.03.2021 Erdoğan iktidarının gidişatı: Murat Yetkin ile Ruşen Çakır tartışıyor
15.03.2021 Turkey’s search for an antithetical foreign policy
27.01.2021 Ceux qui prennent leur distance avec le HDP
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı