FETÖ ile mücadele muamması

01.11.2017 medyascope.tv

1 Kasım 2017’de medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gamze Elvan ve Şükran Şençekiçer hazırladı.

Merhaba iyi günler. Bu sabah erken saatlerde Türkiye’de teknoloji ve trend alanında en önde gelen isimlerden Serdar Kuzuloğlu bir tweet attı, kısa bir tweet. “FETÖ soruşturması kapsamında gözaltına alınıyorum, inanamıyorum” diye. Daha sonra tweet silindi ama kendisine ulaşılamadı, katılması gereken bir konferansa gitmediği anlaşıldı ve sonuçta gerçekten gözaltında olduğu anlaşıldı. Belli ki FETÖ soruşturması kapsamında gözaltında. Söz konusu olan Serdar Kuzuloğlu teknoloji konusunda yıllardır bilinen bir isim ve FETÖ’cü olma ihtimali pek akıllara yatkın olan birisi değil. Kendisini de zaten “inanamıyorum” diye tweet attı, birçok kişi de benzer tepkileri verdi, yakından tanıyanlar verdi. Ben kendisini çok yakından tanıyan birisi değilim ama yıllardır biliyorum, birbirimizi biliyoruz. Bir-iki kere kısaca konuşmuşluğumuz da var ama FETÖ denilince akla gelecek isimlerin herhalde en sonunculardan birisidir ama gözaltında ne olacağı belli değil, haber alınamıyor bu tür soruşturmalarda olduğu gibi.
Bu olay, ne zamandır kafamda olan bu yayını yapmama vesile oldu. Çünkü bu konuyu yıllardır çalışan bir gazeteci olarak ve FETÖ diye tabir edilen Fethullah Gülen cemaati ya da örgütü her neyse, bu yapıyla arasında hep bir mesafe olan ve onlar tarafından belli ölçülerde kendisi ve yakın çevresi mağdur edilmiş bir insan olarak, ama esas önemlisi de bu hareketi bir gazeteci olarak izleyen, bu konuyu bildiğini düşünen bir insan olarak FETÖ soruşturmaları kapsamında yapılanların çoğunu aklım almıyor, yapılmayanları da aklım almıyor. Şöyle söyleyeyim: binlerce kişi işinden edildi, özgürlüğünden edildi. Bunların bazıları çok net bir şekilde 15 Temmuz Darbe girişimine katılmış kişiler, bazıları zaten bu yapının içerisinde sivrilmiş kişilerdi, buna çok fazla itirazımız yok. Kimsenin itirazı yok herhalde bu soruşturmalara özellikle darbeyle ilgili soruşturmalara ama bu yapıyla şu ya da bu şekilde ilişki kurmuş, değişik düzeylerde ilişki kurmuş birçok insanın mağdur ediliyor olması, baştan itibaren bir soru işareti ve sakıncalı bir durum. Bunun sakıncaları kısa ve uzun vadede tüm Türkiye olacak ama öncelikle de bu insanlar ve bu insanların yakın çevreleri için çok ciddi mağduriyetler var.

IŞİD’den dönenlerin durumu
Bu önemli bir tartışma, özellikle mesela şimdi Batı’da Suriye ve Irak’ta IŞİD’in yenilmesinden sonra ülkelerine dönecek olan savaşçılar, buralara gitmiş olan IŞİD sempatizanlara ya da militanlarına ne yapmak gerektiği konusu Batı’da çok ciddi bir şekilde tartışılıyor. Bazıları kestirmeden “onların dönüşüne izin vermeden Irak ve Suriye’de öldürülmesi lazım” diyor ama birçoğunun ülkelerine ulaştıklarını ve ulaşacaklarını biliyoruz. “Burada bu kişilere ne yapılmalı? Tutuklanmalı mı? Neden yargılanmalı? Ya da tutuklanmayıp rehabilitasyon merkezlerinde radikal düşüncelerinden arındırılması mı lazım?” gibi çok ciddi bir tartışma var. Doğrudan terör örgütü ve insanlara karşı çok büyük şiddet uygulayan IŞİD’den bahsediyoruz ama bu konu üzerinde çok ciddi bir şekilde kafa yoruyor dünya. Ama bizde neredeyse selam vermiş herkesin bir şekilde terörist olarak damgalandığı bir süreçten geçiyoruz. Bir yılı çoktan aştı 15 Temmuz ve bu sürüyor, biteceğe de benzemiyor.
Şunu kabul etmek lazım; bu gerçekten Fethullah Gülen’in 70’li yılların başında İzmir’de bu harekete start verdiği andan itibaren yeraltını çok esas almış bir hareket. Dolayısıyla bu hareketin çok ciddi yeraltı bağlantıları var, gizli bağlantıları var ve bunların ortaya çıkartılması gerçekten meşakkatli bir iş ama bunun ölçüsünü tutturamadığı zaman bir devlet ve o devlete de destek verenler, sonuçta bu hareketle, bu örgütle mücadelelerini kaybetmeye ya da kazanamamaya mahkumlar. Şu anda yaşananların hepsi değilse bile bir kısmının en çok FETÖ tabir edilen yapıyı memnun ettiğini söyleyebiliriz. Zaten yurt dışından yaptıkları yayınlarda da hep bunu görüyoruz. Sürekli birtakım mağduriyetler üzerinden propaganda yapma yolunda gidiyorlar ki çok iyi bildikleri bir iştir, imkanları ölçüsünde bunları sonuna kadar kullanıyorlar.

FETÖ torbası
Serdar Kuzuloğlu’nun açıkçası herhangi bir FETÖ’yle herhangi bir ilgisi olduğunu sanmıyorum. Tabii ki buna tanıklık edecek halim yok ama sanmıyorum. Bir iddiaya göre, teknoloji merakından dolayı ByLock indirdiğini söyleyenler de var, ne derece doğru onu da bilmiyorum ama eğer bu doğruysa bundan dolayı gözaltına alınmak çok abes bir şey olur çünkü benim de evimde hâlâ bir yığın kitap var. Evet Fethullah Gülen’in kitaplarının yasak olduğunu biliyoruz ama bu kitapları okumadan, bu dergileri, bu yayınları takip etmeden bu örgüt hakkında görüş beyan etmemiz bu konuyu çalışan insanlar olarak mümkün değil zaten. Dolayısıyla bazı şeyleri yargının ayırt etmesi lazım. Bu özenin olmadığını net bir şekilde söyleyebiliriz.
Özellikle kamuoyunda bilinen birtakım insanlara karşı, alabildiğine dikkatli olması gereken yargı kurumlarının nedense böyle kişiler söz konusu olduğunda daha bir özensiz olduklarını görüyoruz. Cumhuriyet Davası ortada, Cumhuriyet Davası’nda Ahmet Şık’ın, Kadri Gürsel’in ve diğerlerinin FETÖ’yle şu ya da bu şekilde irtibatlandırılmış olması, hem o davanın baştan çürük bir dava olduğunu gösterdi ama daha önemlisi şunu gösterdi: Türkiye’ye ve dünyaya şu anda yürüyen FETÖ soruşturmaları, takipleri, kovuşturmaları, çok da fazla ciddi değil. Bu kurunun yanında yaş da yanar diye geçiştirilecek bir olay değil ya da birtakım, Osman Kavala gibi isimleri böyle alelacele FETÖ’yle aynı torbanın içerisine insanları koyduğunuz zaman, o zaman torbanın içerisindeki gerçekten yer alması gereken kişiler hakkında da şüpheler doğurmuş oluyorsunuz.

İtirafçılık aldatması
Bu hareketi çok yakından izledim ve bu hareketin değişik insanlarıyla değişik kademelerle onlarla ilişki içerisinde olan, onlar adına hareket eden değişik kademelerde insanlar da tanıdım, gördüm, gözledim. Bunların büyük bir kısmının nasıl olduysa çok rahat bir şekilde yurt dışına kaçmış olduklarını görüyoruz, kaçamayanlar oldu tabi ama büyük bir kısmı kaçtı kendilerine sürgün diyorlar ama sürgün değiller, kaçaklar, firariler. Onlar nasılsa kaçtı. Birtakım kalan insanların içerisinde bazı insanlara nedense dokunulmadığını görüyorum. Bu insanlar itirafçı ya da itirafçıya yakın birtakım pozisyondalar ama onları itiraflarıyla açıkçası herhangi bir şeyin aydınlatılmış olduğunu sanmıyorum.
Bir zamanlar çok meşhurlardı, televizyonlarda sürekli çıkıp bir şeyler ifşa ediyorlardı ama o kadar üstün körü bir şekilde ifşa ediyorlardı ki o kadar laf kalabalığı arasında bir insanın FETÖ’ye antipatisi varsa bile, varsa o yayını başladığı zaman, o kişileri izlemeye başladığı zaman, antipati yerine empatiye ya da mesafeye ya da nötrlüğe bırakabilirdi. Sonuçta FETÖ denen yapıyla ilişkili olduğunu bildiğimiz, zaten kendileri de gizlemeyen bazı insanlar şu anda Türkiye’de FETÖ avcısı olarak dolaşıyorlar ama bu avladıklarının gerçekten Fethullah Gülen örgütüyle alakalı insanlar olduklarını sanmıyorum. Kripto diye bir lafı dillerine dolamış durumdalar ve o lafla beraber hoşlarına gitmeyen herkesi sıraya dizmeye çalışıyorlar. Bunların ne kadar itibar gördüğü, polis ve savcılar tarafından, yargı tarafından bu tartışılır ama çok ciddi bir şekilde bunu yaptıklarını görüyoruz.
Mesela medyada FETÖ’yle en yakın ilişkiler kurmuş, alabildiğine yakın ilişkiler kurmuş, defalarca yanına gitmiş, onlar için çalışmış bazı insanların böyle bir şekilde şu anda FETÖ karşıtlığı üzerinden çok ciddi bir şekilde varlıklarını, güçlü bir şekilde ve hükümete yakın yerlerde sürdürdüklerini görüyoruz. Kişisel olarak söyleyecek olursam, Ergenekon-Balyoz süreçlerinde, Ahmet ve Nedim’lerin tutuklu olduğu süreçlerde gazeteci olarak bu süreçlere belli ölçülerde eleştirel yaklaşan benim gibi gazetecilere o tarihte medyada tetikçilik yapan isimlerin hepsi olmasa bile ezici bir çoğunluğu hâlâ bugün medyada ve özellikle hükümete yakın yerlerde çok ciddi bir şekilde varlıklarını ve pişkin bir şekilde tekrar tetikçiliği sürdürüyorlar.

Tevhid-Selam örgütü uydurması
Çok ilginç bir olaydır, 17-25 Aralık sürecini hatırlayacak olursak, 17 Aralık’ta bir süreç vardı, 25 Aralık’ta ikinci bir yolsuzluk soruşturması vardı. Hemen onun ardından Tevhid-Selam örgütü diye bir yapı, bir soruşturma başlattılar ve bu soruşturmada AKP’nin önde gelen isimlerinin neredeyse çoğu ve onlara destek veren birtakım akademisyenlerin vs.’lerin bu Selam-Tevhid torbasına konulduğunu gördük. Açılamadı bu soruşturma bereket, açılamadan kapanan bir soruşturmaydı. O tarihlerde Vatan gazetesinde yazıyordum. O konuyla ilgili yazdığım iki-üç yazı olduğunu biliyorum ve bu soruşturmanın nasıl uyduruk, baştan savma ve tam bir Fethullahçı komplosu olduğunu yazdım. Çünkü bu Selam-Tevhid denen olayın Uğur Mumcu ve diğer laik aydınların öldürülmesi sürecinde gündemde olduğu zamanda, ilk gündemde olduğu zamanlarda o atfedilen örgütle ilgili gazeteci olarak çalışmalar yapmıştım. Bildiğim bir konuydu. Şimdi o tarihte bu olayı köpürtenler, bunun üzerinden sayfalarca yazanlar hatta kitap yazan insanların şimdi FETÖ avcısı olduklarını ve bu konuda devletin özellikle son dönemde, 15 Temmuz ve sonrasındaki dönemlerde Fethullah Gülen örgütüyle ilgili elde ettiği birtakım bilgileri bu kişilere akıtıldığını görüyorum. Burada bir samimiyetsizlik var, burada bir ciddiyetsizlik var. Her şey bir yana, bütün bu yöntemler, kullanılan bu yöntemlerin Türkiye’nin hayrına yöntemler olmadığını düşünüyorum.

ByLock olayı
Türkiye’nin Fethullah Gülen örgütüyle çok ciddi bir şekilde hesaplaşması lazım. Öyle bir hesaplaşması lazım ki bir daha bu yapı belini doğrultamasın ve benzer yapılar türemesin. Ama şu hâliyle baktığımız zaman zemin bugün olmasa bile orta ve uzun vadede gerek Fethullah Gülen örgütünün, gerekse benzer örgütlerin tekrardan güç kazanmasına çok elverişli bir şekilde duruyor. Açık söylemek gerekirse böyle bir şeyi dışarıdan birisi olarak gözlüyorum. Bu işin yeterince ciddiye alınmadığını ya da çok ciddiye alınıyormuş gibi yapılıp başka bir şeylerin hayata geçtiğini görüyorum. ByLock diye bir uygulama var. Avukat Ali Aktaş bazı uzmanların çıkarttığı raporlardan hareketle bunu Medyascope’ta da çok dile getirdi. Çok ciddi bir şekilde buradaki kumpaslar ortaya çıkarıldı. Ama hâlâ mesela ByLock’un mağduriyetleri ortada. Binlerce insanın bilmeden bu olaya bir şekilde bulaşmış olduğu yolunda çok ciddi iddialar var. Bu iddialar konusunda nasıl adımlar atıldığı hâlâ bir belirsizlik içerisinde, atılıp atılmayacağı da belirsizlik içerisinde. Yine aynı şekilde 15 Temmuz bahane edilerek, Fetuhllah Gülen ve örgütüyle hiçbir şekilde alakası olmadığını herkesin bildiği kişilerin, akademisyenlerin -Barış İçin Akademisyenler örneğinde olduğu gibi-, gazetecilerin -Cumhuriyet gazetesi örneğinde olduğu gibi- ya da sivil toplum aktivistlerinin -en son Osman Kavala örneğinde olduğu gibi- tasfiye edilmek istendiğini, mağdur bırakıldıklarını görüyoruz.

Osman Kavala’nın Balyoz’a karşı mücadelesi
Osman Kavala’ya önemli bir parantez açmak lazım. Balyoz sürecinde özellikle, Balyoz olayının nasıl bir komplo olduğu konusunda o tarihte sesini çıkaran ender kişilerden birisiydi. Bu konuda bir nevi kampanya yürütüyordu, özellikle Dani Rodrik ve onun eşi Pınar Doğan’la beraber. Böyle bir kampanyaya girişti. Çok ciddi bir şekilde, riskli bir şeydi o tarihte yaptığı, çok iyi hatırlıyorum. Çünkü Osman’ın o tarihteki ve hâlâ yakın çevresinde olan insanların büyük bir kesimi, ezici bir bölümü, medyadaki, akademideki ezici bir bölümü Balyoz operasyonunu kayıtsız şartsız neredeyse destekliyordu. Çünkü bunu tezgahlayan Taraf gazetesiydi ve Taraf gazetesi o çevreler tarafından alabildiğine kutsallaştırılıyordu. Ve Balyoz gibi bir şeyin komplo olduğunun ortaya çıkması hâlinde bütün o şato yıkılacaktı. O nedenle kendisi bayağı yalnız bırakılmıştı.
Şimdi bakıyoruz, Osman Kavala 15 Temmuz’la da irtibatlandırılarak tutuklanabiliyor. Bunlar asla kabul edilebilecek şeyler değildir. Özellikle Türkiye’de insanlar çok fazla bu konulara girmek istemiyor olabilirler, dokunmak istemiyor olabilirler. Ama özellikle batıda, Türkiye’yi biraz yakından takip eden insanların kimin kim olduğunu, neyin ne olduğunu, kimin neyi niçin yaptığını daha mesafeli bir şekilde, nötr bir şekilde görme imkanları olduğunun farkındayız. Ve bu yapılan uygulamalar sonuçta çok önemli bir fırsatın kaçmasına yol açıyor, o da şudur: 15 Temmuz’un ve birçok şeyin, öncesinde ve sonrasındaki birçok kötülüğün birinci derecede müsebbibinin, sorumlusunun fethullah GÜlen örgütü olduğu gerçeğini insanlara anlatmak ve insanları ikna edebilmek konusunda çok büyük bir fırsatı kaçırıyor Türkiye demeyeceğim artık, kaçırdığımız herhalde kesinleşmiş gibi.
15 Temmuz’u bir fırsat olarak, iktidarını kuvvetlendirmek ya da iktidarına gelebilecek olan muhalefeti ya da saldırıları bertaraf etmede bir kalkan olarak kullanma stratejisi ilk başta çok akıllıca gelebilir ülkeyi yönetenlere. Ama daha sonra bu stratejinin kendilerinin de altını pekala oyduğunu, oyacağını herhalde göreceklerdir. Hatanın neresinden dönülse kârdır diyorum. Çok umutlu olmadığımı söyleyebilirim ama yine de ısrar etmekte yarar var.
Bu yapılanlar yanlış. İnsanların, kamuoyunun sizin kimleri neden, hangi gerekçelerle gözaltına aldığınızı, tutukladığınızı, özgürlüklerinden mahrum bıraktığınızı bu kişileri, inandırıcı bir şekilde anlatmanız gerekir. “Vardır bir bildiği devletin” mantığıyla Türkiye yürüyebilecek bir ülke değil. “Onlar yapmıştır illa ki bir şey, ateş olmayan yerden duman çıkmaz” mantığıyla Türkiye yol alabilecek bir ülke değil. Ve Türkiye bu anlamda 15 Temmuz gibi bir olayla ciddi bir şekilde, kökten bir şekilde hesaplaşıp demokrasiyi, temel hak ve özgürlüklerini geliştirme fırsatı yakalamışken bu fırsatı maalesef tepmiş durumda. Ve 15 Temmuz’la mücadele adı altında, FETÖ’yle mücadele adı altında Türkiye’nin demokrasi, temel hak ve özgürlükleri ilerleyeceğine geriliyor. Bu çok büyük bir paradoks. Bu paradokstan bir an önce çıkmamızı diliyorum. Ama bu bir temenni. Başka bir şey yapma durumumuz maalesef yok, öyle diyeyim.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.11.2017 Ege’de bir insanlık dramı ve düşündürdükleri
21.11.2017 Lümpenlerin hakimiyeti çatırdarken
20.11.2017 Yörüngesini kaybeden ülke: Türkiye
16.11.2017 Atatürk yaşasaydı AKP’li mi olurdu?
15.11.2017 Transatlantik: Suriye’de siyasi çözüme doğru, yaklaşan Zarrab Davası & Suudi Arabistan-İran çekişmesi
15.11.2017 Türkiye ve dünyada casuslar ve entrikalar: Murat Yetkin ile söyleşi
14.11.2017 Devlet Bahçeli neden Meral Akşener’in önünü açıyor?
13.11.2017 İslamcılar ve Atatürk
13.11.2017 Türk-Amerikan ilişkilerinin bir geleceği var mı? Soli Özel ile söyleşi
09.11.2017 MHP’nin bir geleceği var mı?
22.11.2017 Ege’de bir insanlık dramı ve düşündürdükleri
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı