Dr. Hakan Şahin ile söyleşi: Tüm yönleriyle Adana’da kurulan NATO çok uluslu kolordusu

31.03.2026 medyascope.tv

31 Mart 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Türkiye'nin NATO ile ilişkileri inişli çıkışlı seyrediyordu, özellikle AKP iktidarında. Ama son dönemde bunların çok pozitif olarak geliştiğini görüyoruz. Ve bir haber; Adana'da NATO çok uluslu kolordusu kurulduğu ya da kurulacağı haberi. Bu ne anlama geliyor? İşte bunları siyaset bilimci Doktor Hakan Şahin'le konuşuyoruz. Hakan, merhaba.
Hakan Şahin: Merhabalar Ruşen abi.

Ruşen Çakır: Evet, sen bu tür askeri işleri bilen bir siyaset bilimci olarak hem olayın askeri yönünü hem de siyasi yönünü konuşalım. Uzun bir ara verdik seninle yayınlarımıza ama şimdi tekrar kaldığımız yerden başlıyoruz. Bir de Medyascope'ta yazmaya başladın, onu da izleyicilerimize söyleyelim. Aramıza hoş geldin diyelim.
Hakan Şahin: Sağ olun, çok teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Şimdi şu NATO çok uluslu kolordusu, Multinational Corps, Adana merkezde olacak ya da karargâh Adana olacak belki ama ülkenin güneyinde olacak. Nedir bu, burada kastedilen ne? Sadece bir karargâh mı yoksa gerçekten başka ülkelerden askerler gelecek, hepsi orada konuşlanacak mı, nedir?
Hakan Şahin: Evet. Yani şöyle, en sonda söyleyeceğimi isterseniz en başta söyleyeyim. Bu çok uluslu kolordu meselesi Türkiye'nin pek hayrına bir girişim, bir teşebbüs olarak görülmüyor. Ayrıntılarına birazdan girmeye çalışacağım. Umarım bu yanlıştan — bunun yanlış bir girişim olduğunu düşünüyorum — askeri ve siyasi karar vericilerimiz dönerler ve bu kolordunun kurulması gibi bir şey gerçekleşmez diye umuyorum. Şimdi şöyle, zaman makinesini bir hafta geriye sararsak aslında bu olayı geçtiğimiz hafta bugün öğrendik. İlk duyum geçtiğimiz hafta bugün Barış Terkoğlu'nun Cumhuriyet'teki köşesinde haber vermesiyle ortaya çıktı. O habere göre işte bu kolorduda hâlâ çalışmakta olan bir Silahlı Kuvvetler personeli sosyal medya hesabında bir paylaşım yapıyor. Barış Terkoğlu bakanlığa soruyor, bakanlık olayı yalanlıyor. Sonra o paylaşımı yapan kişi o toplantıya ilişkin fotoğrafı siliyor hesabından. Barış Terkoğlu bakanlığa tekrar soruyor. "Bakın paylaşımı yapan kişi ben sizinle görüştükten sonra paylaşımını silmiş, ne diyorsunuz?" diyor. Bakanlık kısmen doğruluyor bu sefer geçtiğimiz hafta bugün. Sonrasında perşembe günü Milli Savunma Bakanı Sözcüsü olayla ilgili yeterli düzeyde olmasa da bazı ayrıntılar içeren bilgiler verdi ve olayı doğruladı. Benim aklımda kalan, önemli bulduğum, doğruladığı şeylerden bir tanesi kolordunun ileride kurulacağı değil, hâlen kurulmuş olduğu. Yani şu anda kolordu çekirdek kadroyla da olsa kurulmuş durumda imiş. Bunu öğrendik perşembe günü. Öğrendiğimiz bir diğer şey bakanlık bu kolordunun 6. Kolordu bölgesinde kurulduğunu söyledi. Şehir ismi zikretmedi. Neden şehir ismi zikretmedi? Bence bakanlık sözcüsü de bu kolordunun kurulduğu yerin biraz netameli bir yer olduğunun farkında olduğu için kamuoyuna şehir ismi yerine kolordunun numarasını söylemek gibi bir şeyi tercih etti, ‘‘6. Kolordu bölgesinde kurulacak’’ dedi. Şimdi ortalama bir Türk vatandaşı 6. Kolordu’nun nerede olduğunu bilmek zorunda değil. Biz söyleyelim; Adana'da. Yani zaten konuşuluyor ama şehir ismi zikredilmemesini ben dikkat çekici buldum. Yani Adana'da 6. Kolordu bölgesinde bir yerde bu kolordu çekirdek personeliyle faaliyetine başlamış. 2028 yılına kadar da tam kadro haline getirileceği öngörülmekteymiş. Yine bakanlığın açıkladığı şey şu, görevi şu imiş bu kolordunun: emrine girecek olan çok uluslu birliklerin entegrasyonunu sağlamak. Şimdi bu son söylediğim cümle çok tehlikeli bir cümle. Emrine girecek çok uluslu birlikler kimler? Büyüklüğü, ebatı, çapı nedir? Bunlar ne zaman bu kolordunun emrine girecekler? Girdikten sonra nerelere gidecekler? Şimdi 6. Kolordu’nun sorumluluk sahasına baktığımız zaman Adana bir, Osmaniye, İslahiye, Hatay, Gaziantep bu kolordunun sorumluluk bölgesinde. Şimdi ileride bizi nelerin beklediği ile ilgili bir öngörüde bulunmak için bu çok uluslu kolordu nedir, ona bakarsak, bunun dünyadaki şu anki uygulamaları nedir, nasıl şeyler oluyor bakarsak Türkiye'de de buna benzer şeyler olacak demektir. Şimdi 2017 yılından itibaren, 2017 yılında daha doğrusu, Polonya'da bu çok uluslu kolorduların ilki kuruldu. 2023'te de ikincisi kuruldu. Nerede? Romanya'da kuruldu. Şimdi üçüncüsü Türkiye'de kurulacak imiş ama dediğim gibi ben bunun olmayacağını düşünüyorum veya olmayacağına inanmak istiyorum. Şu sebepten dolayı; bu çok uluslu kolorduların hâlen kurulu olduğu ülkeler şunlar: Estonya, Litvanya, dediğim gibi az önce Polonya, Bulgaristan, Romanya. Bu ülkelerin ortak özelliği şu: Bu ülkeler Soğuk Savaş'ın bitmesinden, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından, Varşova Paktı'nın çökmesinden sonra tercihlerini, siyasi tercihlerini Batı bloku içerisinde gören, NATO'ya üye olan ve altını çizelim, silahlı kuvvetleri çok yetersiz olan ülkeler. Ne kadar yetersiz? Örneğin Estonya'nın, Litvanya'nın silahlı kuvvetler mevcudu toplam 3500, 4000, 4500 civarında. 2014 yılında bu ülkeler NATO'ya üye olduktan sonra, bir sabah ansızın birdenbire Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesiyle birlikte bu ülkeler kendileri açısından haklı olarak şöyle bir endişe duydular: "Ya bir sabah Rusya bizim topraklarımızı da işgal ederse?" sorusu uyandı bu ülkelerde ve NATO'da. Ve NATO bu ülkeleri çok ani gelişebilecek bir Rusya saldırısına karşı korumak üzere o güne kadar yürüttüğü konseptte bu ülkeler için bir değişiklik yaparak dedi ki bu ülkelere: "Tamam sizin savunmanızı doğrudan doğruya ben üstleniyorum. Sizin topraklarınızda daimi olarak konuşlu kalacak şekilde çok uluslu bir kolordu kuruyorum." Sonra NATO üyesi ülkelere döndü ve dedi ki: "Kuracağım bu çok uluslu kolorduya siz birlik verin." Ve istekli olan ülkeler ki Türkiye bunlardan biri değildi, Polonya'da ilki kurulan bu çok uluslu kolorduya çeşitli çap ve büyüklüklerde birlik tahsis ettiler kendi birliklerini. Örneğin İtalya dedi ki: "Ben buraya bir piyade taburu veriyorum." Kanada dedi ki: "Bir muhabere bölüğü veriyorum." Amerika dedi ki: "Ben bir lojistik destek taburu veriyorum." Bunlar gerçekleşti ve bu kolordu kuruldu Polonya'da, merkezi Polonya olmak üzere. Sonra kuzeydeki diğer az önce saydığım ülkelere bu birlikler yerleştiler. Altını tekrar çiziyorum; çok uluslu kolordu bugünkü uygulanan anlamıyla Polonya için, Romanya için de o şekilde, NATO üyesi ülkelerin tahsis ettiği birlikler yani tank bölükleri, piyade bölükleri, mekanize piyade taburları silahlarıyla, personelleriyle, kendi birlik bütünlükleri içerisinde omuzlarında kendi bayrakları olduğu halde bu ülkelerin topraklarında şu an bulunuyorlar. Eğer Türkiye'de kurulması öngörülen çok uluslu kolordu için de aynı konsept uygulanacaksa, yani bu kolorduya tahsis edilen yabancı askeri birlikler Türkiye topraklarında varlık göstereceklerse bu hiçbir şekilde Türkiye kamuoyu tarafından kabul edilebilecek bir şey değil.

Ruşen Çakır: Burada bir araya girmek istiyorum. Verdiğin örneklerin, daha önceki ortak kolordu kurulduğunu söylediğin ülkelerin hepsinin, sen de bahsettin, ortak özelliği ordularının yetersiz olması, güçlerinin yetersiz olması ve bir anlamda NATO oraya caydırıcı güç olarak takviye yolluyor. Ama biliyoruz ki Türk Silahlı Kuvvetleri bir Letonya'yla, bir Polonya'yla vesaireyle kıyaslanamayacak kadar güçlü bir ordu. Şimdi öyle bir caydırıcılık boyutu en azından bir Letonya'daki gibi ya da eski sosyalist ülkeleri kastediyorsun daha çok, Romanya, Bulgaristan, onlardan çok farklı bir ülke Türkiye. O zaman burada konseptte bir farklılık mı olması lazım yoksa Türkiye'nin de onlar kadar kırılgan olduğu varsayımından mı hareket edilmiş?
Hakan Şahin: Çok güzel bir soru. Yani askerlikten çok iyi anlamamıza falan gerek yok, birazcık okuryazar olmamız bize bu soruyu sordurtmalı. Türkiye şu anda bir Estonya, bir Litvanya gibi kendi savunmasını gerçekleştiremeyeceği varsayımıyla Adana'da işte sağdan soldan böyle derme çatma da bir biçimde getirilecek olan yabancı unsurların desteğine nasıl ve neden ihtiyaç duyuyor olsun? Bunun, bu sorunun mantıklı, yani düz mantık açısından, askeri mantık açısından da bende bir cevabı yok. Ve tarihi düşünelim; Türkiye 74 yıldır NATO'nun üyesi. Bu ülkeler 5-10 yıllık üye ülkeler. Türkiye 74 yıldır en kuvvetli üyelerden bir tanesi NATO'nun. Ve Soğuk Savaş'ın, işte Varşova Paktı'yla NATO'nun karşı karşıya böyle geldiği yani savaşa ramak kaldığı anlar oldu. O anlarda bile Türkiye topraklarına yabancı askeri birliklerin konuşlanması gündeme dahi gelmemişken, şimdi 2026 yılında Türk savunma sanayii de bu kadar gelişmişken, böyle söylenirken, Rusya ile ilişkilerimiz de belki tarihte hiç olmadığı kadar iyi götürülüyor iken, yani neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuluyor? Bu Rusya'yla iyi ilişkileri de Rusya tarafında soru işareti uyandıracak şekilde buraya işte İspanya'dan, İtalya'dan, şuradan buradan askeri birlik getirtilmesi... Cevabı yok. Cevabı olmayan bir diğer şey şu: Bakın Türkiye evet havada ve denizde çok güçlü olmayabilir NATO içerisinde ama kara gücü bakımından – ki bu kurulacak kolordu bir kara gücü, kara kolordusu – Türkiye tartışmasız bir şekilde ABD'den sonra NATO'nun ikinci büyük kara gücü. Türkiye'de sayısı 40'tan fazla tugay var. Muharip tugay. 40'tan fazla, belki 45 civarında. Bu kolordu ile birlikte gelecek yabancı ilave element, unsur taş çatlasın iki tugay. Yani 40'tan fazla tugayı olan bir ülkeye çok sorunlu, çok tartışmalı, çok netameli bir şekilde ve lokasyon olarak da yer konumu olarak da çok değişik çağrışımları olan... Tehdit Rusya'ysa örneğin, bu kolordu Erzurum'a konuşlanacak olsa 9. Kolordu bölgesine, belki bir nebze bir mantığı falan olabilir. Gene olmaz da ama Adana... Şimdi Adana'nın özelliğine bakalım. Adana'da ne var? İncirlik var en önemlisi. Yani Adana'yı askeri açıdan değerlendirmek gerekirse ve bu kolordu açısından da değerlendirmek gerekirse Adana'da bir İncirlik Üssü var. İncirlik Üssünde hem NATO unsurları var hem ABD ile ikili anlaşmalar çerçevesinde yürütülen birtakım faaliyetler var. Dolayısıyla böyle bir kolordunun kurulması bir, Adana'da kurulması iki, yabancı askeri birliklerin Türkiye topraklarında konuşlanması üç; bu üç bakımdan bu kolordu ne Türkiye'nin ne NATO'nun savunmasına herhangi bir katkı sağlamadığı gibi tam aksine uzun süredir iyi komşuluk ilişkileri içerisinde olduğu çeşitli ülkelere karşı durduk yere, hiç gereği yokken onlarda bir "ne oluyoruz, neler oluyor burada?" sorusu sordurtacak bir girişim diye düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Arada söylediysen kaçırmış olabilirim, tekrar vurgulanması için sormak istiyorum. Kaç kişiden bahsediyoruz biz? Çünkü askeri konulara çok hâkim değiliz. Yani böyle kolordu, tugay falan diyorsun ama...
Hakan Şahin: Milli Savunma Bakanlığı bize bunu açıklamadı. Ne kadar büyüklükteki bir kuvvetten bahsediliyor bilmiyoruz ama dediğim gibi mevcut iki tane çok uluslu kolordu var şu an hayata geçirilmiş olan, Polonya ve Romanya'daki. Oradaki sayılara baktığımız zaman yaklaşık 20'şer bin kişilik bir kuvvetten bahsediyoruz. İnternetten isteyenler de bakabilir, NATO paylaşıyor bunları açık bir şekilde. Polonya ve Romanya'daki bu birlikler nedir, ne var içerisinde diye baktığımız zaman ne var mesela? Başında İtalyan bir albayın olduğu ama altında Fransa'nın, Litvanya'nın bölüklerinin olduğu derme çatma bir birlik. Bir tane çok uluslu tümen; tümenin başında Amerikalı bir general, yardımcısı Kanadalı birisi. Onun altında işte Alman bir şey... Yani derme çatma, iletişim problemleri dolu, ortak dil dahi konuşamayan bir yapılanma. Ama sorunuzun net cevabı olarak yaklaşık 20-25 bin kişilik bir askeri kuvvetten bahsediyoruz.

Ruşen Çakır: 20-25 bin bayağı bir lojistik anlamına da geliyor. Yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan binlerce askerin, belki dönüşümlü olarak gidecekler gelecekler ama sabit olarak orada diyelim ki Almanya'dan 2000 asker ya da ne bileyim Amerika'dan 1000 asker gibi acayip bir şey söz konusu.
Hakan Şahin: Evet. Şöyle altını tekrar çizeyim. Yani askeri bir konu ve teknik bir konu olduğu için tam anlaşılamıyor olabilir. Neden bugüne kadar 74 yıldır biz böyle bir şeyi konuşmadık? NATO üyesi olarak 74 yıldır niye böyle bir şeyi hiç konuşmadık? Sadece biz değil örneğin İtalya da konuşmadı, İspanya da konuşmadı, Almanya da konuşmadı. Böyle bir konsept az önce saydığım bu ülkeler için değil. Kimler için? Az önce isimlerini söyledim, tekrar etmeyeyim; küçük, savunma kabiliyeti yetersiz, yeni üye ülkeler için, 3-4 bin askeri olan ülkeler için yapılmış bir şeydi. Peki o büyük ülkeler için, arasında Türkiye'nin de bulunduğu ülkeler için konsept neydi? Şöyleydi: Eğer bir kriz baş gösterecek gibi olursa her NATO üyesi ülke NATO'ya işte kendi belirledikleri ölçülerde, oranlarda kendi birliklerinden fakat kendi birlik bütünlükleri içerisinde ve sadece kriz zamanıyla sınırlı olmak üzere... Örneğin NATO diyecekti ki: "Ey üye ülkeler, Polonya'da bir problem var, gönderebildiğiniz birliklerinizi gönderin." Türkiye diyecekti ki örneğin — böyle bir şey hiç olmadı ama — "Tamam ben bir tugay gönderiyorum." diyecekti. İspanya "Ben bir tugay.", Portekiz "Ben bir tümen." diyecekti. Bu birlikler Polonya'ya gidecekti, kriz aşaması içerisinde sadece, kriz bittikten sonra da ülkelerine dönecekti. Bu ülkelerin özel durumu nedeniyle reaksiyon süresini kısaltmak için bulunmuş bir çözümdü bu. Yani işte Türkiye'den o birliğin gitmesi için Meclis’ten onay alınması, İspanya'daki birliğin gelmesi gitmesi birkaç hafta alacak. Birkaç haftada atı alan Üsküdar'ı geçeceği için bulunmuş bir çözümdü. Türkiye'de böyle bir çözümü gerektirecek hiçbir askeri gereklilik olmadığı üzerinde cümle kurmaya gerek olmayacak kadar açık bir şey. Dolayısıyla insan ister istemez "O halde neden böyle bir şey yapılıyor?" sorusunu soruyor ve bu sorunun cevabı bende yok. Ben sadece bu sorunun sorulması gerektiğini üstüne basa basa birkaç gündür söylüyorum.

Ruşen Çakır: Şimdi bir emekli büyükelçi Mehmet Fatih Ceylan bir yazı yazmış, tam da bu konuda, okumuşsundur. O özellikle bu konuda Milli Savunma Bakanlığı'nın şeffaf olmamasını birkaç yerde ciddi bir şekilde eleştiriyor. Diyor ki ‘‘Bu bilmem kaç yıllık bir hikâye. Bu konuda bir bilgilendirme yapılmadı ve bilgilendirme yapılmadığı için de çok sayıda ortada komplo teorisi dolaşıyor, şu oluyor bu oluyor.’’ Ve sen de başta bahsettin. Biz bu olaydan nasıl haberdar olduk? Barış Terkoğlu'nun bir haberinden. Barış Terkoğlu da haberi bir Instagram mesajından hareketle yaptığını söylüyor. Bu kadar hayati bir olayın böyle bir şekilde ortaya çıkması... Ve bu bağlamda da şöyle bir şey var; Türkiye'de AK Parti iktidarında ordunun sivilleştirilmesi diyeceğim ama biraz ters bir laf belki ama ya da savunma konusunun, askeri konuların sivilleştirilmesi gibi bir şey yapıldı. İşte Genelkurmay Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığı'na bağlandı, akademinin başına birisi getirildi vesaire oldu, şu oldu bu oldu. Bu bağlamda baktığımız zaman şeffaflık eksikliği ya da şeffaf olmayan bir süreç var ve nihayet yeni bir şeyler söyleniyor. Kafa karışıklığı mı var yoksa sence iradi bir tercih mi bu?
Hakan Şahin: Yine çok güzel bir soru. Ben şöyle ummak istiyorum. Şimdi neticede bu işin mutfağını askerler kotarıyorlar. Muhataplarıyla görüşmeleri, teknik düzeydeki şeyleri askerler yapıyorlar ama nihai kararı siyasetçiler veriyor, başka ülkelerde de olduğu gibi. Ben şöyle inanmak istiyorum: Demin söylediğimiz gibi Adana'da kurulacak bu kolorduya başka yabancı ülke askerlerinin birlik bütünlüğü içerisinde silahlarıyla, zırhlı araçlarıyla Adana'ya, İslahiye'ye, Osmaniye'ye, Antep'e geleceği, yani bu işin oraya gittiği konusunda siyasi karar alıcıların bilgilendirilmemiş olduğunu ummak istiyorum. Yani işin böyle olacağı, işin doğasının 2028'de oraya gideceği konusunda siyasi karar alıcılar umarım bilgilendirilmemiştir. Böyle bir şey olacağını bilmiyorlardır. Eğer bilerek böyle bir karar veriliyorsa o zaman konuyu başka bir zeminde tartışmamız, konuşmamız gerekir. Şeffaflık konusu dediğiniz... Evet, Barış Terkoğlu bu haberi paylaşmasaydı biz bunu muhtemelen İskenderun Limanı'na büyük bir savaş gemisiyle veya işte nakliye gemisiyle, lojistik gemisiyle ilk yabancı askeri birlik personeli ve araçları geldiği zaman 2027'de öğrenecektik belki veya 2028'de. Yani Milli Savunma Bakanlığı'ın bu konuda çok daha şeffaf olması lazım. Mesela işte perşembe günü yaptığı açıklamada birtakım bilgiler verdi ama orada yine yeterli bilgiler yok. Şu anda mesela haftaya yapacağı açıklamada bize şunu lütfen açıklasın, açıklaması gerekir: "Bu sadece bir karargâh mı yoksa 2028'de kolordu tamamen kurulduğu zaman biz topraklarımızda, az önce isimlerini saydığım 6. Kolordu sorumluluk sahasındaki şehirlerimizdeki birtakım kışlalarda veya yeni açılacak kışlalarda bugüne kadar hiç olmadığı şekilde, Cumhuriyet tarihi boyunca hiç olmadığı şekilde yabancı ülke askeri birliklerini görecek miyiz?" Bu soruya çok net bir şekilde cevap verilmesi lazım.

Ruşen Çakır: Burada tabii şöyle bir husus var. Mesela ne dendi Milli Savunma Bakanlığı tarafından? "Bunun başında bir Türk general olacak." Bu işi biraz değiştirir mi yoksa çok da önemli değil mi?
Hakan Şahin: Şöyle, NATO'nun genel politikası budur zaten. Bir yerde bir NATO unsuru oluşturuluyorsa ya komutanı ya komutandan hemen sonraki ikinci üçüncü kişi o ülkeden olur. Evet bunun, bu kolordunun başında bir Türk generalin olması evet iyi bir şey. Fakat bu her şeyi açıklamaz. Yani "Bunun başında Türk general olacak." demek "İyi tamam o zaman, sorun yok, gönül rahatlığıyla evlerimize dağılabiliriz." anlamına gelmiyor. Neden öyle olmuyor? Çünkü o Türk generalin hemen altında başka NATO üyesi ülkelerin generalleri olacak. Örneğin şöyle bir senaryoya ne dersiniz mesela? Geçen gün sosyal medyada paylaşmıştım, burada tekrar etmiş olayım. Mesela şöyle bir şey var; İtalya'da benim de görev yaptığım, 2011-14 yılları arasında 3 yıl görev yaptığım Napoli'de büyük bir NATO karargâhı var. Yaklaşık 800 personelin çalıştığı, Türkiye'den de yaklaşık 40-50 subayın görev yaptığı büyük bir karargâh var; Müttefik Kuvvetler Karargâhı. Bu karargâhın başında bir oramiral var, dört yıldızlı denizci bir oramiral var, Amerikalı. Onun altında İtalyan bir korgeneral, onun altında Kanadalı bir korgeneral var. Şimdi bu Amerikalı oramiralin tek görevi bu değil. Bu amiralin bir görevi daha var; Amerika'nın Avrupa ve Afrika Deniz Kuvvetleri Komutanı. Dolayısıyla ilk bakışta personel tasarrufu gibi gözüken fakat bir kademe alta indiğinizde aslında ülkelerin, özellikle NATO'nun büyük karar verici ülkelerinin, NATO'nun ittifaka ilişkin çalışma ve çıkarlarıyla kendi ulusal çıkarlarını bir arada götürmesini, en iyi şekilde maksimize etmesini sağlayacak şekilde de generallerine ikiz, üçüz görevler veriyor. Şimdi buradan Adana'ya gelelim. Başında Türk general var diyelim ki. Şöyle bir şey olsa mesela; İncirlik'te biliyorsunuz hem NATO hem Amerikalı subaylar var. Diyelim ki Amerikalı bir tuğgeneral var orada. Amerika dese ki: "Ben bu yeni kurulan çok uluslu kolordunun komutan yardımcılığı kadrosuna talibim ve oraya da İncirlik'te zaten bulunmakta olan şu tuğgeneralimi ikiz görevli olarak görevlendiriyorum." derse, diyebilir. Buna hakkı var. NATO prosedürleri kapsamında böyle bir şey dediğinde buna karşı çıkamayacağız. Yani o zaman şöyle bir manzarayla karşılaşacak Türk makamları: Öğleden önce İncirlik'te Amerikan subayı olarak görev yapan kişi, o subay, o general öğleden sonra çok uluslu karargâhta NATO subayı olarak karşımıza çıkacak. Ertesi sabah NATO çok uluslu kolordusundan edindiği toplantılardan öğrendiği bilgileri ertesi sabah tekrar İncirlik'teki milli sıfatla çalıştığı ofisine götürecek. Ofiste o bilgileri, yani NATO'dan edindiği bilgileri, Türk makamlarıyla ilgili bilgileri ulusal kendi milli çalışmalarında kullanacak. Sonra ertesi gün tekrar NATO subayı olarak karşısına gelecek vesaire. Yani sorunuzun cevabı; evet bir şeydir kolordunun başında bir Türk generalinin olması ama her şey demek değildir. Bu generalin nereye bağlı olacağı önemlidir. Onun bağlı olduğu yerin nereye bağlı olacağı önemlidir. Yani mesela iki kademe üstü kim olacak bu kolordunun? Şey söyleniyor; İzmir'deki NATO'nun Kara Komutanlığı karargâhı olacağı söyleniyor. Ama her açıdan oraya mı bağlı olacak? Onun bir üstü kim olacak? Emirleri kimden alacak? Türk makamlarıyla ilişkisi nasıl olacak? Bunların çok şeffaf bir şekilde bugünden kamuoyuyla paylaşılması, tartışılması lazım gelir diye düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Evet Hakan, şimdi hatırlıyorum, bundan 23 yıl önceydi galiba. 1 Mart tezkeresi AK Partili birtakım milletvekillerinin de itirazıyla reddedilmişti. Çünkü her ne kadar sadece Amerikan ordusu olsa da yabancı ordunun Türk toprağına konuşlanmasına daha iktidara yeni gelmiş olan AKP milletvekilleri bütün riskleri göze alarak bir kısmı reddetmişti. Şimdi bunu bir yere not edelim ve bir diğer yandan uzun zamandır çalışmaları yapılan, kararı alınmış ve bir şekilde kamuoyuna açıklanmak zorunda kalınan bir olaydan bahsediyoruz ve bu olay olacağa benziyor ve sen de bunun Türkiye için iyi olmayacağını söylüyorsun. "Umarım vazgeçilir." diyorsun. Vazgeçileceğe benzemiyor.
Hakan Şahin: Ben vazgeçileceğini düşünüyorum bir şekilde.

Ruşen Çakır: Vazgeçileceğe benzemiyor. Neden kaygılanıyorsun? Buradaki temel kaygı nedir? Yani bunun ne zararı olacak Türkiye'ye?
Hakan Şahin: Şöyle, burada ben evet çok büyük bir kaygı duyuyorum. Duyduğum kaygının en temel sebebi bu adamların gelip bizim boğazımıza yapışacak olmasıyla falan ilgili değil, elbette öyle bir şey olmayacak. Fakat burada ilkesel bir şeyden bahsediyorum, ilkesel bir yerden hareket ediyorum. Yani sadece Türkiye değil, dünyanın herhangi bir onurlu, bağımsızlığına düşkün herhangi bir insan topluluğunun evet demeyeceği bir şey bu. Yani bir İtalyan da buna evet demez, bir ne bileyim Fransız da buna evet demez. Bunun milliyetçilikle, ulusalcılıkla vesaireyle hiçbir şeyle ilgisi yok. Herhangi bir onurlu yurttaş, onurlu vatandaş, bağımsızlığına önem veren herhangi bir insan topluluğu buna evet diyemez. Buna evet dersek bugüne kadar bu topraklarda geçerli olan hâkim, egemen hâletiruhiyeye, toplumsal psikolojiye zarar vermiş oluruz. Buna hiçbir şekilde kapı aralamamamız lazım. Yani bu topraklarda, evet, İzmir'deki işte Alsancak'taki NATO karargâhında 20 tane NATO subayını görebiliriz. Biz bunu tolere ediyoruz. Yani bunu hani çok sınırlı bir şekilde kabul ediyoruz. İstanbul'daki NATO karargâhında 50 tane işte üniformalı, tabancası dahi olmayan NATO subayına okey diyoruz. Ama yani hiçbir akıl sağlığını kaybetmemiş yurttaşın Antep'te, Hatay'da, şurada burada Fransız bölüğünün, Alman takımının, Amerikan alayının varlığını, oraya konuşlanmasını kabul etmesi mümkün değil. Ki dediğiniz gibi 2002'de bunun mümkün olmadığını ve partilerüstü bir şekilde, yani sağdan sola, İslamcısından radikal soluna kadar bu konuda Türkiye toplumunda bir mutabakat var, buna karşı bir mutabakat var. Dolayısıyla bu çok yaygın ideolojiler üstü, ideolojiler arası mutabakata kimsenin zarar getirici müdahalelerde bulunmaması gerekir. Ben bunun bir şekilde olmayacağını düşünüyorum. Yani evet karargâh kurulmuş vesaire, 2028'de bitmesi planlanıyor ama bir şekilde toplumun üreteceği, işte şu an bizim yaptığımız gibi çeşitli biçimlerde üretilecek karşı koymalarla ben bunun bir şekilde önüne geçileceğini, siyasetçilerin bundan geri adım atacağını tahmin ediyorum, bekliyorum, umut ediyorum ve bence de böyle olacak. Bir şekilde hayata geçmeyecek diye düşünüyorum. Umarım yersiz bir iyimserlik içerisinde değilimdir.

Ruşen Çakır: Yani neyse, görüşümü söylemeyeyim. Uzmanlık alanıma girmiyor ama siyaseten söyleyebilirim ki bu iş bitmiş. Bir olay daha var ama o olay bununla alakalı gibi değil ama yine de sonuçta farklı bir şey. Boğaz'da yapılan bir başka çalışma var, ortak çalışma. Onu istersen daha sonra daha detaylı konuşuruz ama onu bir kısaca özetler misin? Orada ne oluyor?
Hakan Şahin: Tabii tabii. O konu benim uzmanlık alanım değil, yani denizcilik konularını çok detaylı bilmiyorum ama işte tesadüfen mi artık ne diyeyim, tam bu olaylar üst üste geldi. Yani perşembe günü bu kolorduyla ilgili açıklama yapıldı, hemen ertesi gün Milli Savunma Bakanlığı'nın Twitter hesabından böyle bir paylaşım yapıldı. Yani paylaşım da çok teknik dille yazılmış bir paylaşımdı ve birçok kişi konuyu, ben de dahil olmak üzere, yanlış anladık. Şunu anladık biz: Neydi işte, dört tane fotoğraf var, İstanbul Boğaz Komutanlığı'nda çekilmiş dört tane fotoğraf. Fotoğrafta iki tane Türk amirali var, denizci personeli var. Yanlarında da iki tane; birisi Fransız, birisi İngiliz. Bir fıkra gibi; bir Fransız, bir İngiliz, bir Türk gibi. Hakikaten öyle. Bir Fransız general, onun yardımcısı bir İngiliz general. Gelmişler. Bu, NATO kapsamında yapılan bir faaliyet... Yani onların NATO subayı olarak geldiği ve işte boğazda bir NATO üssü kurulacağı falan şeklinde tam anlayamadığımız bir açıklama yapıldı. Sonra fark edildi ki, en azından ben kendi adıma sonradan fark ettim ki bu gelenler NATO subayı sıfatıyla değil; Ukrayna'da, Ukrayna'nın savunmasına destek verme amacıyla İngiltere ve Fransa'nın önderliğinde, öncülüğünde kurulmuş olan bir çok uluslu güç var, bunlar onların komutanları. Birisi komutanı, birisi yardımcısı. Onlar boğazdaki benim ayrıntısına vakıf olmadığım birtakım konuları görüşmek üzere gelmişler Türk makamlarıyla görüşmek üzere. Fakat ilginç bir başka şey daha var, ama MSB'nin açıklamasında bu ayrıntılar yer almıyor. Sizin biraz okumalar yaparak anlamanız lazım. Türk makamlarıyla Türk makamı sıfatıyla değil, İstanbul Boğaz Komutanlığı'nın önümüzdeki birkaç hafta içerisinde — tam zamanını bilemiyorum — alacağı bir NATO görevi var, NATO'nun Deniz Unsur Komutanlığı görevi diye. Kapsamını tam bilemiyorum ne olduğunu. Alacağı bir görev var. Yani bu İstanbul Boğaz Komutanlığı bu görevi alacakmış. Bu İngiliz ve Fransız generalleri de NATO Deniz Unsur Komutanlığı olarak görev yapacak İstanbul Boğaz Komutanlığı’yla görüşme yapmak üzere gelmişler. Anlatırken bile aktörler çok karışıyor dikkat ettiğiniz gibi. Bu her iki olay, hem Adana'daki çok uluslu kolordu hem İstanbul Boğazı'ndaki bu çok uluslu NATO gücünün yetkilileriyle yapılan NATO kapsamındaki görüşmeden şu anlaşılıyor, özetlemek gerekirse: Türkiye tercihini çok ağır ve hızlı biçimde Amerikan ve NATO blokuna doğru çevirmiş durumda. Umarım bunu Türkiye'nin, Türkiye toplumunun zararına olmayacak şekilde çok ustaca yönetecek Dışişleri ve Milli Savunma bürokratları vardır ve onlar bunu bu her tarafın yangın yeri olduğu, krizlerin böyle kapıda beklediği... İşte biz bu yayına başlamadan hemen önce siz söylediniz; yine bir füze, İran'dan atıldığı iddia edilen bir füze Türk hava sahasına girince NATO unsurları tarafından düşürülmüş. Dolayısıyla umarım çok becerikli, yetenekli kişilerce bu süreçler yönetilir ve zarar görmeden atlatırız diye ben yine iyimserliğimi korumak istiyorum.

Ruşen Çakır: Evet, çok teşekkürler Hakan. Bakalım ne olacak.
Hakan Şahin: Rica ederim. Çok sağ olun.

Ruşen Çakır: NATO çok uluslu kolordusu Adana'ya kuruldu. Yani tam fiilen başlamadı ama karar alındı, çalışmalar yapıldı, nihayet açıklanmak zorunda kalındı. Bunun Türkiye'ye ne getirip Türkiye'den ne götüreceğini, götürebileceğini konuştuk. Çok teşekkürler.
Hakan Şahin: Ben teşekkür ederim. Kolay gelsin. Sağ olun.

Ruşen Çakır: Evet, Doktor Hakan Şahin'e çok teşekkür ediyoruz. NATO'nun çok uluslu kolordusunun detaylarını ve olabilecekleri bize anlattı. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
05.04.2026 Çözüm sürecinin önündeki en ciddi sorun: Öcalan’ın statüsü
04.04.2026 CHP ile DEM Parti arasındaki makas açılıyor mu?
03.04.2026 Diğer partiler niçin CHP’nin yanında değil?
02.04.2026 Kim darbeci, kim değil?
01.04.2026 Özgür Özel teslim olmuyor
31.03.2026 Düşürülen füzelerin sırrı
31.03.2026 Dr. Hakan Şahin ile söyleşi: Tüm yönleriyle Adana’da kurulan NATO çok uluslu kolordusu
30.03.2026 Türk solundan geriye ne kaldı?
29.03.2026 Siyasetçilerin özel hayatı var mıdır?
29.03.2026 İran savaşı ilk bir ayında bize neler öğretti?
05.04.2026 Çözüm sürecinin önündeki en ciddi sorun: Öcalan’ın statüsü
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı