Cengiz Çandar ile söyleşi: Çözüm sürecinin bundan sonraki yol haritası

19.08.2026 medyascope.tv

19 Ağustos 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Çerçeve yasa Resmî Gazetede de yayınlandı, artık süreç ilerliyor. Hızlı mı olacak, yavaş mı olacak bilmiyoruz, ama Ekim ayındaki Milli Güvenlik Kurulu toplantısına işaret ediliyor. Bugüne kadar olanı ve bundan sonra olabilecekleri, Cengiz Çandar'la konuşmak istiyoruz. Cengiz Çandar hem DEM Parti Diyarbakır Milletvekili hem de Türkiye'nin en deneyimli gazetecilerinden, Kürt sorunu ve bölgesel sorunlar konusunda uzman. Hoş geldin Ağabey.
Cengiz Çandar: Merhaba, iyi yayınlar.

Ruşen Çakır: Bir diğer uzmanlığın da ‘’çatışma çözümü’’ konusunda yaptığın çalışma. PKK üzerine bayağı geniş kapsamlı bir çalışmaya da imza attın.
Cengiz Çandar: ‘’Dağdan iniş-PKK Nasıl Silah Bırakır, Kürt Sorunu’nun Şiddetten Arındırılması’’ başlığıyla TESEV adına hazırladığım bir rapordu o.

Ruşen Çakır: Hangi yıldı?
Cengiz Çandar: 2011.

Ruşen Çakır: Üzerinden 15 yıl geçmiş. Konuyu çok ciddi olarak çözme ve silahsızlandırma iddiası var. Gelinen aşamaları seninle Medyascope’ta birçok yayında aşama aşama ele aldık. Şimdi önemli bir eşik aşıldı, yasa çıktı. Her ne kadar yasada eksikler olması ve bazı konulara itirazlar olsa da, özellikle Kürt hareketi tarafından, Öcalan ve Kandil tarafından ve DEM Parti tarafından, birçok şeye kapıyı açabilecek bir yasa olarak görülüyor. Sence gelinen nokta iyi bir nokta mı?
Cengiz Çandar: İyi nokta, yasa öncesi ve yasa sonrası yazılıp çizilenlere, tepkilere, gerek Kürt camiasından gerek Türk entelektüel camiası, muhalif çevrelerden gelen yorumlara bakıldığında beni çok şaşırtan bir tarafı var. İşin özü adeta gizleniyor ve anlaşılmıyor gibi bir duyguya kapılıyorum. Çünkü en başından beri bu yasa özel bir yasa ve geçici bir yasa. Bu yasa sadece PKK'yi kapsıyor ve dolayısıyla PKK'nin tasfiyesi ve silahsızlanmasının hukuki düzenlemesini ifade ediyor. Kürt sorunun çözümünü içermiyor. Eşit vatandaşlık, anadilde eğitim, yerel yönetimlerin durumunun ne olacağıyla ilgili bir yasa değil bu. 27 Şubat 2025’te Abdullah Öcalan’ın meşhur çağrısı, ki o çağrı 22 Ekim 2024'te Devlet Bahçeli'nin çağrısına bir cevap niteliğindeydi. 2025 Mayıs ayında, PKK'nin kongre toplayarak lideri Öcalan'ın çağrısına uyması, arkasından, çok güçlü bir simge olarak Irak Kürdistanı'nda Süleymaniye yakınlarında silah yakma töreni gerçekleşti. Sonrasında, Türkiye tarihinde ilk kez, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Kürt meselesiyle bağlantılı bir konuda olacak şekilde, -bir parti hariç- neredeyse bütün partilerin katılımıyla 3 Ağustos 2025’te bir komisyon kurulması, o komisyonun çalışmalarını şubat ayında tamamlaması ve bu yasanın çıkması. Hadise bu.
Peki, bu yasa neyi ifade ediyor? Bir, dağdakileri, iki, PKK ile iltisaklı örgüt üyeliği iddiaları nedeniyle cezaevinde bulunanları, üç, yurt dışında aynı gerekçelerle sürgünde bulunanları. Yani PKK şemsiyesi altında ifade edilecek binlerce insanın entegrasyonunu, cezalarının ertelenmesini ifade ediyor. PKK'nin bir tane lideri var, İmralı Adası'nda, bir de Kandil'de yönetici kadroları var. Bunlar ‘’peki’’ diyorsa konu bitmiştir. Neye itiraz ediyorsunuz? Ne oluyor yani? Türk milliyetçi canibinden gelen ‘’ülke bölünüyor’’ söylemlerinin ne yasanın içeriğiyle ne durumla ilgisi olmayan bir itiraz var. Kimi Kürt çevrelerinden gelen, kimi de Türk entelektüel çevrelerinden ‘’Bu ne biçim yasa? Kürtler bundan ne elde etti? Bu böyle olur mu?’’ itirazları geldi. Bu, bir örgütün ortadan kalkmasının hukuki düzenlemesi. Örgütün lideri ‘’peki’’ diyor, yöneticileri ‘’peki’’ diyor. Size ne oluyor peki? Yani beğenmiyorsanız dağlar sizi bekliyor, buyurun çıkın. Ne yapacaksanız yapın. Yani anlaşılmaz tepkiler var. DEM Parti İmralı Adası’na gidip geldikten sonra Abdullah Öcalan'dan bir mesaj getirdi. O mesajın birinci cümlesi, ‘’1000 kilometrelik bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu birinci adımdır’’ diyor. Hadise bu. Dolayısıyla gayet olumludur. Ve işin ilginç tarafı, bunun olumlu olduğunun en çarpıcı göstergesi, bu yasanın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 467 oyla çıkması. Meclis Başkanı oy kullanmadı. DEM Parti milletvekillerinden biri hasta olduğu için oy kullanmadı. Yani bu yasa, 600 üyenin %80'ini ifade eden bir uzlaşmayla ve katılımla çıktı. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinde pek görülmedik bir ittifakla çıkmış çok güçlü bir yasa. O yüzden gelecek için de bu yönüyle çok umut verici bir yasa.
Az önce beni tanıtırken, İYİ Parti'nin Mecliste verdiği önerge konusunda konuşurken kendime hatırlattım. 1993 yılında, PKK'nin ilk ateşkesi ve Abdullah Öcalan'ın, İmralı'da yaptığı görüşmelerde sık sık altını çizdiği barış sürecinin ilk aşaması gibi algıladığı, 1991 yılında ve daha sonra da 93 yılında doğrudan rol almıştım. Özal-Talabani bağlantısı üzerinden, Talabani-Öcalan ve Öcalan nezdinde barış sürecinin ilk adımıydı. Az önce senin gönderme yaptığın benim TESEV yayınlarından çıkan 2011 tarihli raporum, Oslo’daki gizli görüşmelerden sonra çıktı. 2011'de o rapor çıktıktan çok kısa süre sonra, Oslo’daki gizli görüşmeler berhava oldu. Tekrar kılıçlar çekildi, kan gövdeyi götürdü. Sonra 2013-2015 barış sürecine geldik. Burada ayrıntısına girmeyelim gerek yok, malûm şekilde sonuçlandı. Şimdi ondan beri bu, ilk kez bir çözüm sürecinin ilk adımlarını teşkil ediyor. Abdullah Öcalan'ın tanımıyla, 1000 kilometrelik yolun birinci adımı. O yüzden diğerlerinden farklı olarak bunun başarı şansı çok yüksek. Çünkü Türkiye'nin siyasi çerçevesi içine girmiş durumda. Az önce söylediğim gibi 467 milletvekili oyuyla kabul edilmiş bir yasa var. Ve bu yasa ilk kez Kürt meselesi ile ilgili olarak bir yasal zemin teşkil ediyor. Bundan önce hiçbir yasaya tâbi değildi bu konu. O bakımdan da başlangıç olarak fevkalade önemli ve değerli bir adımdayız.

Ruşen Çakır: Sen o bahsettiğimiz çalışma kapsamında, örgütün üst düzey yöneticileriyle de görüşmeler yapmıştın. Öcalan'ı da tanıyorsun değil mi?
Cengiz Çandar: Evet, baş başa bir görüşmemiz olmuştu.

Ruşen Çakır: Bir de sen yakından zaten süreci izliyorsun. Hem şahsen tanıyorsun hem de izliyorsun. Şimdi burada en kilit noktalardan birisi, Öcalan'ın bir taahhüt sözü var. Tabii Öcalan'ın sözüne devlet güvensin güvenmesin, ama baştan beri de hep söylenen ‘’Öcalan böyle yapsa da Kandil uyar mı?’’ sorusu vardı. Eskisi kadar sorulmuyor ama şimdi iş iyice ciddiye bindi. Öcalan, yaklaşık 50 yıldır taşıdıkları silahları bırakmaları istiyor bu kişilerden. Burada herhangi bir arıza bekliyor musunuz?
Cengiz Çandar: Hayır beklemiyorum. Bunu kendisini feshetmiş olan PKK'nin yöneticileri de güçlü bir şekilde "O söylerse yaparız" diye vurguladılar. Hiç kimse itiraz etmiyor. Sen yakın geçmişte Duran Kalkan'la Kandil'de bir röportaj https://medyascope.tv/2026/07/17/medyascope-kandilde-duran-kalkan-rusen-cakira-konustu-bu-surec-batmayacak/ yaptın. Duran Kalkan PKK'nin şahin kanadının en önde gelen temsilcisi diye bilinir. Seninle yaptığı o röportajda ağzından bal damlıyordu. Bu sürecin devamına ilişkin gayet iyimser ve çok net mesajlar verdi ve bunlar tamamıyla Öcalan'ın çağrısıyla uyum halindeydi. O da bunun altını çizdi. İkincisi, en önemli noktalarından biri, yine sen çok yakınlarda Avrupa'daki önemli figürlerden, en tepedeki iki kişiden biri olan Remzi Kartal'la iki kez röportaj yaptın. İkinci röportajda https://medyascope.tv/2026/07/26/surgundeki-kurt-siyasetciler-donus-hazirliginda/ bu yasa henüz çıkmamıştı. Kendisine Türkiye'ye gelecek misiniz? Nasıl geleceksiniz, ne düşünüyorsunuz? Bavulları topluyor musunuz?’’ diye soru sordun. Remzi Kartal dedi ki: ‘’Öcalan ne derse onu yaparız. Gelin derse geliriz.’’ Öcalan'ın bu kadar kuvvetli bir otoritesi var örgütü üzerinde ve yasanın uygulanması durumunda bu uygulamayı sağlayacak insanlar ‘’o söylesin yaparız’’ diyorlar. Dolayısıyla daha önceki ‘’o söyler ama Kandil'dekiler ayak sürer, işi rayından çıkarır’’ iddialarının en azından şu dönem için geçerli olduğuna dair hiçbir işaret yok; tam tersine işaretler var.
Bir de tabii olan biteni bölgenin genel siyasi dengelerinin dışında düşünemeyiz. Ortadoğu öyle bir dönemde ki, Amerika-İsrail- İran Savaşı, arkasından Irak'taki gelişmeler, İran'ın denklemde bir hayli sıkıntılı konuma girmesi, İsrail'in e Kürt kartını Türkiye'ye karşı oynama potansiyeli ki bu süreci başlatan nedenlerden biri o. Daha dün İdlib yakınlarında, 70 km mesafede bir hava üstünü Türkiye kullanabilir düşüncesiyle...

Ruşen Çakır: Tam onu soracaktım sana. Evet. Çok önemli bir gelişme değil mi?
Cengiz Çandar: Şimdi böyle bir bölge tablosunda PKK'nin lideri ve yönetim kadrosu arasındaki ilişkileri bundan bir sene, 5 sene, 10 sene önceki gibi mütalaa edemeyiz. Yeni bir denklem, yeni bir durum var. Herkes ona ayak uydurma durumunda. O yüzden ben hiçbir şekilde PKK yönetiminin Abdullah Öcalan'ın taleplerine ayak sürüyeceğini düşünmüyorum.
Son bir şey daha söyleyeyim: Bu kanunun 7. maddesi, takip, koordinasyon ve uygulamadan söz ediyor. Bir kuruldan söz ediliyor biliyorsun ve kurul, 24 Ağustos Pazartesi günü ilk toplantısını yapacak. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında, Savunma bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri, Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri ve MİT Başkanı’ndan oluşan bir kurul ve bundan sonra bu işi bu kurul yürütecek. Bu kurulun kurulacağına dair kanunun 7. maddesi tanım yapıyor. 7. maddenin ilk bendinin son cümlesinde diyor ki: ‘’İhtiyaç halinde kurul tarafından alt komisyonlar oluşturulabilir. Bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileriyle, gerekli görülen kişiler, kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilir.’’ Hemen altında ikinci fıkrasında, ‘’kurul tarafından sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabilir.’’ Şimdi bu 7. maddenin birinci bendinin son cümlesi ve ikinci fıkrasından bizim anlayacağımız, Abdullah Öcalan'ın tam da bu noktada devrede olacağı ve Abdullah Öcalan'ın İmralı'daki görüşme notlarında ki bazı kişiler o görüşme notlarını biliyor, orada ilginç bir cümle var. 20 Temmuz'dakinde mi, 2 Ağustos'takinde mi tam hatırlamıyorum ama diyor ki: ‘’Türkiye’ye gelişlerin, üçte biri dağdakiler, üçte biri cezaevindekiler, üçte biri Avrupa'dakiler olabilir, bunları konuşacağız.’’
Şimdi bütün bunlardan biz neyi anlıyoruz? Bu işin uygulanması için devletle Abdullah Öcalan arasında bir koordinasyon zaten var. ‘’Hangi aşamalarla kimler nasıl gelecek, ne zaman başvuracak, nasıl olacak bu işler?’’ konusunda Öcalan'la örgüt mensupları ve yönetimi arasında da bir irtibat var. Demin Remzi Kartal'a gönderme yaparak da söylediğim gibi, Öcalan olmadan örgütün hareket etmesi mümkün değil. Dolayısıyla bu yasanın uygulanma aşamasına geçmesi, zaten Öcalan'ın alacağı aktif rolle mümkün olacak. Yasa Öcalan'dan bahsetmiyor ama 7. madde tam da Öcalan'ın rolünü düzenleyen bir madde. Dolayısıyla bu kanunun uygulanma aşamasına girdikten itibaren, senin az önce söylediğin gibi aşağı yukarı Ekim ayıyla birlikte, Öcalan'ı ve Türkiye'ye gelişleri, kanundan yararlanmak için başvuruşları göreceğiz ve Türkiye'de yepyeni bir siyasi iklim kendiliğinden oluşacak.

Ruşen Çakır: Burada zamanlamayla ilgili bir husus var; yayının başında da söyledim diye hatırlıyorum. Ekim ayında Milli Güvenlik Kurulu toplantısı işaret ediliyor. Milli İstihbarat Teşkilatının tespiti, teyit ve tespitinin raporu MGK'ya sunulacak. MGK onaylarsa, Erdoğan daha sonra bunu duyuracak ve Resmî Gazetede yayınlanan yasa yürürlüğe girecek. Öyle bir takvim var.
Cengiz Çandar: Evet takvim tamamıyla böyle.

Ruşen Çakır: Ekim ayında MGK'ya yetişir mi? Çok da fazla zaman kalmadı ve sürecin şu âna kadarki ağır aksak gidişine bakarsak, Ekim ayında geri dönüşler fiilen başlayabilir mi?
Cengiz Çandar: Geçen hafta Meclis henüz kapanmadan yasa çıkmak üzereyken, benim Meclis kulislerinde çeşitli temaslardan aldığım izlenim, Milli Güvenlik Kurulu'nun Eylül ayında toplanıp, senin az önce gönderme yaptığın kararları alıp, en geç Ekim ayında Resmî Gazetede yayınlanarak kanunun uygulanma kısmının başlayabileceği. Hapishaneden ilk çıkacakların 3900 kişi olduğu, dağdan, Irak'ın kuzeyinden, Irak Kürdistan bölgesindeki mevcut PKK'lilerin ve Avrupa'dakilerin gelişinin Ekim ve Kasım ayında olması bekleniyor. Onun nasıl düzenleneceğini de az önce söylediğim Öcalan’ın görüşme notlarında ‘’üçte biri dağdakiler, üçte biri cezaevindekiler, üçte biri Avrupa'dakiler olabilir, bunları konuşacağız’’ olarak belirtilmiş. Yani Milli Güvenlik Kurulu Eylül'de toplanacak. Hadi bilemedin. Ekimin başında toplanacak. Ekim, Kasım, biraz daha kaydırırsak Aralık itibariyle hapishaneden çıkışlar, dağdan gelişler, Avrupa'dan dönüşler mümkün olabilecek. Bu olabilir mi? Olabilir.
Az önce dediğin gibi, işler çok ağır aksak gitti aslında. 22 Ekim 2024 Bahçeli'nin meşhur çıkışı, 27 Şubat 2025 Abdullah Öcalan’ın meşhur manifestosu, Mayıs 2023 PKK Kongresi; yani silahlı mücadeleye son verdiğini ve kendisini lağvettiğinin ilan edildiği kongre, 11 Temmuz 2025 silahların yakılması, 3 Temmuz 2025 Meclis Komisyonu’nun kurulması. Şubat Meclis Komisyonu’nun raporu. Süre bu kadar yayıldı, yayıldı,  en sonunda ‘’Bu iş acaba ekim ayına kalır mı? Kanun yetişmez’’ denirken, Meclisin çalışması uzatıldı ve 10 Ağustos'ta bu kanun çıktı. 17 Ağustos'ta da Resmî Gazetede Cumhurbaşkanı imzasıyla yürürlüğe girdi. O gün bugündür, gerek Cumhurbaşkanı gerek Cumhur İttifakı'nın e ortağı ve bu sürecin lokomotifi, adeta emniyet supabı rolünü oynamış olan Devlet Bahçeli'nin son açıklamaları ve şu anda konuştuğumuz tarihlere bakarsak, son bir aydır da bir hayli hızlı yürüdü. Son bir yıl içinde ağır aksak gözüken süreç, son bir ay içinde bir hayli ritim kazandı ve hızlandı. Dolayısıyla pekâlâ Ekim, Kasım, Aralık ayında bu geri dönüşleri yaşamaya, hapishaneden çıkışları görmeye başlayabiliriz. Çünkü bu süreç yürüyecek, çaresi yok. Bölgedeki gelişmeler de Türkiye'deki karar verici devlet açısından, bu sürecin hızlı ilerlemesini, hele İsrail'in son girişiminden sonra zorunlu hale getiriyor. Malum, İsrail'de 27 Ekim'de seçimleri var. O yüzden bu sürecin, kendisini güvence altına alarak, yol alması ve dolayısıyla bugüne kadarki ağır aksak gidişinden daha hızlı bir şekilde yol alması çok kuvvetle, muhtemel gözüküyor. Bunun bir sürü ipucu da var zaten.

Ruşen Çakır: Sürecin önünde birçok risk ve tehlike var tabii. İçeride ve dışarıda sabote etmek isteyecek güçler olabilir. Seni en çok ne kaygılandırır?
Cengiz Çandar: Bu sürecin ana faktörleri olan kişilerin herhangi birisinin sağlık durumu olabilir. Yani bu sürecin üç temel aktörü, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve bir de ‘’münfesih PKK lideri’’ diyelim; Abdullah Öcalan. Bu kişilerin bu süreç selamete gidene kadar sağlıklı ve direksiyonun başında durmaları, bu sürecin güvencesi gibi geliyor bana. Bir sürü provokasyon elbette yapılacak ama bunlar aşılabilir. Bunların aşılabileceğin en kuvvetli ipucunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden 467 oyla geçmiş olmasını görüyorum. Bunun altını tekrar çizeyim.  Çok çok güçlü. Parlamentoda %80’i ne zaman hangi konuda buluyorsunuz?
Bu panorama bir yandan da YENİ Parti’yi çok zorlayacak. YENİ Parti’de Özgür Özel'in, -özellikle Özgür Özel'in diyorum- bu sürece kuvvetle ağırlığını koyup dâhil olmasında ve bu 54'e 35 çıkan dengeyi aksine bir şekilde ikna ederek, YENİ Parti’yi de sürece dahil etmesinde büyük yarar var. Aksi halde süreç kaybetmez, YENİ Parti kaybeder. Yani birtakım provokasyonların dışında bu tür siyasi denge kaymalarının da sürecin yönünü ve hızını şu ya da bu şekilde etkileyebileceği görüşündeyim. Ama dediğim gibi en önemlisi, bu üç kişinin, sürecin selametle sonuçlanmasında sağlıklı kalmaları.

Ruşen Çakır: DEM Parti'nin Eylül ayı başında kongresi var ama anladığım kadarıyla bu yasal zorunlulukla yapılmak zorunda olan bir kongre; belli bir tarihe kadar yapılması gerekiyor. Esas olarak bu geri dönüşler başladıktan sonra, yeni bir program, belki yeni bir isim, yeni kadrolarla yepyeni bir parti deniyor. Yani bu herhalde 2027 yılının ortası gibi. Öcalan’ın, görüşme notlarında bu konuya çok önem verdiğini görüyorum. Sanki tepeden tırnağa bir yenilenme söz konusu olacak. Yani bir hem kadro, hem isim, hem program, hem tüzük… Yepyeni bir hazırlık yapılıyor diye anlıyorum.
Cengiz Çandar: Benim de görüşme notlarından çıkarttığım bu. Bir de, isimde ısrar etmiyor ama ‘’Demokratik toplum ve Cumhuriyet Hareketi’’ gibi bir ismi olabilir diyor. DEM Parti’nin şimdiki mevcut halinden daha öteye geçecek, daha kapsayıcı, daha geniş bir zemine oturacak bir yapıya kavuşması gerektiğini söylüyor. DEM Parti'nin kongresi yasal gerekliliklerden dolayı 20 Eylül olarak belirlenmişti, iki hafta da öne çekildi; 6 Eylül'de yapılacak. Fakat senin de işaret ettiğin gibi, Abdullah Öcalan'ın, ki liderliğini bu işin liderliğini de kendisini yapacağını açıkça söylüyor görüşme notlarında; onu da gizlemiyor. Tabii Avrupa'dan gelişler, cezaevlerinin boşalması, Kandil'den dönüşlerle birlikte, yeni kadroların siyasete girişi gibi bir durum da ortaya çıkacak. En önemli isimler değil ama siyaset dışında bulunmuş birtakım isimler, Öcalan'ın kendi tâbiriyle artık şiddeti tamamıyla dışlamış, bundan sonra hukuk ve siyaset zemini üzerinden hareket edecek olan bir mücadelenin unsurları olarak siyasi hayatta rol alacaklar. Nerede nasıl rol alacaklar? ‘’Bu, DEM Parti'yi de aşan bir şey’’ diyor. Bütün bunlara da zaman tanımak için, senin de söylediğin gibi 2027 yılının ortalarında bir kongre daha gözüküyor herhalde. Ama bu kongre DEM Parti'nin de ötesine geçebilecek yeni bir oluşum. Tıpkı Barış ve Demokrasi Partisi’nde (BDP) olduğu gibi. Sonradan, yine Öcalan'ın ‘’Türkiyelileşme’’ teziyle birlikte Halkların Demokratik Partisi (HDP) adı altında yeni bir oluşum oldu ve son derece de başarılı bir sonuç aldı 2013 seçimlerinde. Yüzde 13 civarında oy alarak barajı darmadağın etti ve Kürtleri, adeta sistemin içine, siyasi yapının içine soktu.
Şimdi geldiğimiz nokta da çok ilginç bir nokta, kaçırmamak lazım. Yine görüşme notlarına atıfla söyleyeyim gene. Bir gün yakın bir gelecekte herhalde yayınlanır onlar, okuyanlar bilir. Öcalan, Kürtlerin, yeni oluşumda, yeni cumhuriyette -bunu ‘’demokratik cumhuriyet’’ diye ifade ediyor- Türkiye'deki iki temel sütundan biri olacağını söylüyor. Şimdi bütün bunları Tayyip Erdoğan'ın çeşitli vesilelerle Kût’ül-Amâre Zaferi’nin yıldönümünden bile söz ederken ‘’Türkler, Kürtler ve Araplar’’ diye ifade ettiği o tablo içinde düşünürsek, bir de ‘’Türkiye Yüzyılı’’ kavramı için de, ki bu kavram Cumhuriyetin 100. yıldönümünde 2023'te ortaya atıldı, Cumhuriyetin 2. Yüzyılında, daha önce dışlanmış olan 1. Cumhuriyetin içinde rol almaları mümkün kılınmamış ya da kısıtlanmış olan Kürtler, solcular, komünistler, sosyalistler, diğer bütün o unsurları ve İslamcıları içine alacak bir yeni tarihi döneme doğru Türkiye'nin yol alması söz konusu. Bu tarihi dönemde Kürtler çok önemli bir parçası olarak ve Ziya Gökalp'in ‘’ Türksüz Kürt olmaz, Kürtsüz Türk olmaz’’ sözüne yapılan göndermeyle, ki bu göndermeyi hem Devlet Bahçeli yapıyor hem Abdullah Öcalan yapıyor. Ziya Gökalp bu sözcükleri kullandığı zaman daha cumhuriyet ilan edilmemiş Türkiye'de. Cumhuriyet ilanının öncesi bu göndermeler, yeni dönemin ipucu olarak, Türk- Kürt kardeşliği üzerinden yeni yapılanmaya işaret ediyor. O yüzden de şimdi çıkmış olan yasa, Abdullah Öcalan'ın söylediği ‘’1000 kilometrelik yolculuğun birinci adımı’’ olarak bir anlam taşıyor. Ama bizim gidiş güzergâhını görmemiz lazım ve Türkiye yepyeni bir siyasi güzergâhta, yeni bir geleceğe doğru 2028'den itibaren yol alacaktır diye peşinen bunu algılamamız ve anlamamız gerekir kanısındayım.

Ruşen Çakır: Bu süreç başladığından beri, özellikle Kandil'e gittikten sonra tekrar düşünmeye başladım. Kürt hareketinin değişik kolları var. Bir yerde Kandil var, bir yerde İmralı var, Avrupa var, Türkiye var, yasal belediyeler, parti vesaire var. Şimdi tekleşecek alanlar değil mi? Yani merkez Türkiye olacak ve yasal siyaset olacak. Dünyadaki örnekleri sen biliyorsun. Silahlı hareketten yasal siyasete geçen böyle çok hareket oldu. Bunların kimileri çok başarılı oldu, kimileri başarısız oldu. Bu uyum nasıl sağlanacak? Mesela bugün süreçle ilgili bir toplantı vardı gazetecilerin katıldığı. Orada da bir meslektaşıma da söyledim bunu. Kandil'dekilerin bu sürece bakışı daha gerçekçi, daha pratik, daha uygulanabilir geliyor bana. Ama Türkiye'de siyaset yapanlar tabii ki hepsi ayrı yerden konuşuyor ama ayrı deneyimler var. Şimdi bu deneyimler birleşecek. Nasıl olacak? Mesela Kandil'de yıllarca örgütün en üst düzeyinde olan kişi mekânın sahibi olarak mı gelecek, yoksa başkaları onlara ‘’tamam, siz orada iyi güzeldiniz ama Türkiye'nin gerçekleri başkadır’’ mı diyecek? Açıkçası bu konuda kafam çok karışık.
Cengiz Çandar: Bu çok kolay bir şey değil tabii. Senin işaret ettiğin zorluklar, zorluklardan öte, belirsizlikleri içeren bir yapısı var bunun. Yasa için de ‘’ilk adımı’’ dedik. Daha yasa da uygulanmaya başlanmadı. Sadece çıktı yasa. Ama bu çok önemli. Çünkü az önce de konuştuğumuz gibi, Kürt sorunu bağlantılı hiçbir hukuki düzenleme yani ileri doğru yola alacak anlamda bir hukuki düzenleme Türkiye'nin tarihinde hiç yok. Yoksa Takrir-i Sükûn Kanunu, İstiklal Mahkemeleri filan ayrı; o anlamda söylemiyorum. Bu bir ilk ve çok eksikli, çok gedikli bir ilk üstelik. Dolayısıyla bir sürü tartışmayı beraberinde getirmesi de anlaşılabilir bir şey.
Yönetici kadrolar ve Öcalan'ın kendisi, ömür boyu hapiste kalacak ve ağırlaştırılmış müebbet olarak hayatını orada tamamlayacak. Kandil'de senin de gördüğün unsurlar Türkiye'ye asla ayak basamayacaklar. Onlar için gelecek bitmiştir. E o zaman böyle de olmaz bu iş. Peki aksine olabilirliğinin ipucu var mı? Evet, yasada var. Yasanın az önce gönderme yaptığım 7. maddesinin 3. fıkrası diyor ki: ‘’1. maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazetede yayınlanmasını müteakiben, bu kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda, örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca -bunu kurul yapacak- dönemsel olarak kurul tarafından değerlendirme yapılabilir. Kurulun gerekli görmesi halinde adlî, idarî ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunulur.’’ Bunun Türkçe tercümesi, bu da Türkçe ama daha anlaşılır Türkçeye tercüme edelim: Bu iş yürümeye başladığı takdirde suhuletle yürürse, bunun için de her türlü önlem alınacak. Hapishanelerden insanlar çıkmaya başlayacak, dağdan inişler gerçekleşecek, Avrupa'dan dönüşler olacak. Gözlem raporları uyarınca bu iş iyi yürüyorsa, kurul değerlendirme yapacak ve diyecek ki: ‘’adli, idari ve yasal düzenlemeler’’ yani Türkiye'ye gelememiş olan, yasanın kapsamı dışında bırakılmış olan…’’ bu arada Remzi Kartal, Zübeyir Haydar gibi isimler de dahil olmak üzere, çünkü hatırlarsak yasada da ‘’1 Haziran 2005’’ öncesi diye bir tanımlama var, onu dışında bırakıyor. Bunun sebebi de yeni Ceza Kanun tarihi o. O tarihten önce adli takibata ağırlaştırılmış müebbet hapis gibi cezaları içeren kovuşturmaya konu olmuş olanları dışarıda bırakıyor. Abdullah Öcalan'ı bizzat dışarıda bırakıyor zaten. Dolayısıyla, bu gözlem raporlarına göre iş yürüdüğü takdirde, adlî, idari ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunur. Nereye talepte bulunacak? Türkiye Büyük Millet Meclisine. Yani yeni yasal düzenlemelere açık ve Kandil'deki unsurların ve bizzat Abdullah Öcalan’ın durumunun bir daha değerlendirilmesine açık bir şekilde hüküm getiriyor bu yasa. ‘’Bu, şu anda olacaktır’’ diyebileceğimiz bir durum yok, göreceğiz uygulamanın nasıl geleceğini.
Ama yasanın buna açık olması yanıyla da çok önemli. Çünkü geliyoruz yine görüşme notlarında Öcalan'la yapılan teyit ve tespit durumu. Ona Abdullah Öcalan da taahhüt diyor. Yani sen tespitte bulun, teyit et. Ben de örgüt üzerindeki etkimle uygulanacağını taahhüt edeyim’’ diyor. Ve hatırlarsan orada iki tane ilginç kavram var: Güven ve güvence. ‘’Yasal güvenceyi getir, ben de sana söz vereyim. Karşılıklı güveni arttırmak için güvencelerle yol alalım. Bu yolu aldıkça, bu mesafeyi geçtikçe, bundan bir sene sonra, iki sene sonra hiç akla gelmedik, manzaralar, fotoğraflar ortaya çıkabilir. Tekrar Abdullah Öcalan’a bir gönderme yaparsam diyor ki: "Bundan iki sene önce, Suriye'de rejimin çöküp Ahmet eş-Şara diye bir adamın oraya gelip başkan olacağı kimin aklına gelirdi. Kimin aklına SDG'nin şu anda entegre olabileceği ve onun görüşmelerinin Şam rejimiyle yapıldığı gelirdi? Kimin aklına İran'ın böyle bir manzaraya maruz kalacağı iki sene önceden gelebilirdi?’’ Tarih bir yanıyla da çok hızlı gelişiyor. Biz içinde yaşarken, bu konuşmaları yaparken fark etmiyoruz ama frene basıp hızla bir tarih fotoğrafı çekmeye kalksak, hakikaten iki sene önce bu tarihte Ahmet eş-Şara iş başında değildi Suriye'de. İki sene içinde Kürtler iktidar ortağı olmaya başladılar. Afrin tamamıyla Kürtlerden boşaltılmıştı; oraya geri dönmeye başladılar. Suriye'de bir sürü sorun var ama bunların üstesinden geliniyor ve Türkiye'deki gelişmeler, o gelişmeleri birebir etkiliyor ve oradan da etkileniyor. Bundan birkaç gün önce Tayyip Erdoğan'ın, bölgedeki bütün Kürtleri de içeren sözler söylediğini hatırda tutarsak, bu süreç yol aldığı takdirde, bu yasayla birlikte uygulandığı takdirde, bir sene, 2 sene, 3 sene içinde çok önemli gelişmelere tanık olacağız ve yepyeni bir ülke ve bölge panoramasının ortaya çıkacağını anlayabileceğiz. O noktada Suriye'de, Irak'ta ne kadar önemliyse ve İran'da da önemlerini ne kadar ortaya koyacaksa Kürtler, bunların hepsinin merkezinde Türkiye'deki Kürtler, -zaten dünyadaki Kürtlerin yarısından çoğu burada yaşıyor- ‘’Türksüz Kürt, Kürtsüz Türk olmaz’’ ilkesi ve bu yeni Türkiye'nin, iki kimlikler anlamında, ana sütunlarından birinin Kürtler olacağı düşünülürse, bu ancak bir barışın sağlanmasıyla mümkün olabilecek bir gelişme olacak. O yüzden ben, bu yasayla birlikte, bu iyimserliği besleyebilecek yepyeni bir aşamaya gelindiğini ve o yüzden de bu yasanın olağanüstü değer taşıdığı kanısını bir kez daha ifade etmiş olayım.

Ruşen Çakır: Son olarak, bölgeden ve bölgedeki Kürtlerden bahsettin, bir detayı teyit ettirmek istiyorum sana, yanlışsa da tekzip etmeni. Anladığım kadarıyla bu süreçte, özellikle sürecin ilk aşamasında Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bayağı iş düşecek. Özellikle silahların bırakılması, bir de, ilk aşamada geri dönmesi mümkün olmayan örgüt üyelerinin ‘’misafir edilmesi’’ gibi bir kavram kullanıyorlar.  Bunun da İbrahim Kalın'ın, yakınlarda Erbil ve Süleymaniye’ye yaptığı ayrı ayrı iki görüşmeyle bağlantılı olduğunu varsayıyorum. Bilmeyenler için söyleyelim. Irak'ta Kürtler, Erbil'de Barzani, Süleymaniye'de Talabani olarak var. Bu, kaçınılmaz bir şey herhalde değil mi?
Cengiz Çandar: Evet, aşağı yukarı bilinen bir gerçek diyelim. Geriye doğru bir anekdotu hatırlatıp oradan devam edeyim. 2010 yılında ben Murat Karayılan'la Kandil'de, az önce senin gönderme yaptığın raporun hazırlığı için görüşürken, ‘’Avrupa'ya belli bir sayıda kadronun Avrupa'ya gitmesi tasarlanıyor bir çözüm sonucunda, ama siz buna karşıymışsınız. Onu da biliyorum’’ dedim. Biraz da şaşırdı. ‘’Nereden biliyorsunuz? Çok doğru bildiğiniz’’ dedi. Biliyorsun biz gazeteciler bazı şeyleri biliriz. Her bildiğimizi yazmayız, söylemeyiz, ama biliriz. Norveç, İsveç’te kalacaklarına dair laflar dolaşıyordu. Şimdi bile var. Norveç'ti, Danimarka'ydı…

Ruşen Çakır: Güney Afrika da söylendi bir ara.
Cengiz Çandar: Evet, ama öyle bir şey yok. Yine bir geriye göndermeyle hatırlatma yapıp devam edeyim. Turgut Özal kafasındaki çözüm modelini, ölümünden yaklaşık 36 saat önce benimle paylaşırken, bugünküne benzer bir tasavvur vardı kafasında. Diyordu ki: ‘’Gelecek olanların siyasi hayata, sosyal hayata hemen gelebilmesini sağlayacak. Ama önder kadroyu dahil etmezseniz yürümez. Önder kadro da Türkiye'deki mevcut dengeler nedeniyle şimdi gelemez, kademeli bir af gibi düşünelim bunu. Hemen gelip entegre olacaklar gelsinler. Önder kadro için de 5 yıllık bir geçiş süreci koyalım. Beş yıl süre içinde Türk Ceza Kanunu‘nu ihlal eden herhangi bir fiil işlemedikleri takdirde, hemen siyasetlerine kavuşmuş olanlarla aynı şekilde, 5 yıl sonra onlara kavuşacakları durumda, Türkiye'ye gelebilsinler. Böyle bir düzenleme yapalım’’ diyordu. E peki o 5 yılı nerede geçirecekler o kişiler? Irak Kürdistan bölgesine geçirecekler. İsveç, Norveç filan öyle bir şey yok. Ve Murat Karayılan da bana yıllar sonra bunu teyit etti. ‘’Öyle bir şey yoktu. Biz asla Norveç'i filan düşünmedik" dedi.
Şimdi Erbil'de olan, yani Kürdistan Demokrat Partisi ile PKK'nin sürtüşmeleri ve arka planı nedeniyle, geçici olarak bulunabilecekleri yer, senin az önce ifade ettiğin tabirle ‘’misafir edilecekleri’’ yer Süleymaniye olacak ya da Süleymaniye yakınlarındaki yani Talabani bölgesi, Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin hükmettiği alan olacak. Şimdi bu da şu anda bilinen bir gerçek. Yani bu süreç yürümeye başladıktan sonra, yasanın 7. maddesinin 3. fıkrasının uygulanma noktasına gelebileceği süreye kadar, sayılarının 800 civarında olduğu ifade edilen insan topluluğu, -bunların bir kısmı Avrupa'da ama- birkaç yüz kişi diyelim, herhalde Süleymaniye'de misafir edilecekler ve az önce senin de söylediğin gibi İbrahim Kalın'ın yakın geçmişte yaptığı temaslar da zaten bunun üzerindeydi.
Şunu da söyleyeyim tamamlamak için: Kimlerin nasıl geleceği, durumlarının ne olduğu ile ilgili devletin elinde yeterince envanter var. Yani bizim temaslarımızdan, kulis bilgilerinden gelen, Milli İstihbarat Teşkilatı’nda, diğer devlet kurumlarında, güvenlik kuruluşlarında, hemen hemen herkesle ilgili, kim bu kanunun hangi maddesinin kaçıncı fıkrasının durumuna uyuyor, uymuyor, bunlar var. O yüzden bilinmezlik güzergahında yürümeyeceğiz. Yani yasanın uygulamaya geçmesi için Milli Güvenlik Kurulu, bu tespit ve teyit işinden sonra bunu ifade edecek ve Cumhurbaşkanının kararıyla yayınlanacak Resmî Gazete uygulamasıyla birlikte, bu geri dönüşler ve hapishanelerin boşalması başlayınca, herkes, isim isim aşağı yukarı ‘’neresine nasıl sığıyor bu kanunun?’’ meselesi bilindiği için, taraflarda bu siyasi irade oldukça ve Öcalan'ın alacağı rolle koordinasyonu sağlandıkça, bu yasanın uygulanma şansı bir hayli yüksek gözüküyor.

Ruşen Çakır: Peki, yayını nasıl toparlayalım, nasıl bitirelim? Gördüğüm kadarıyla seninle daha önce yaptığımız yayınlardaki ‘’temkinliliği’’ büyük ölçüde azalmış gördüm. Yine de bir şey var tabii ki. Ama yasa, hakikaten o söylenen bir kapı açıyor değil mi?
Cengiz Çandar: Şüphesiz. Kapı açıldı zaten, aralandı. Şimdi o aralık kapıdan biz gireceğiz. Ne zaman gireceğiz? Muhtemelen ekim ayında gireceğiz. Kasım, aralık ayında adımları atmaya başlayacağız. İnşallah kimse o sırada tökezlemez. Şimdiden bizim kestiremeyeceğimiz iç ve dış unsurlar bu güzergahtaki gidişatı etkilemez. Ve umarım bir yıl sonra bu zamanlarda bambaşka ve daha umutvar konuları konuşur hâle geliriz.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Cengiz Çandar yayınımıza katıldığın için. Gazeteci DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar'la, çerçeve yasası sonrası sürecin nasıl ilerleyebileceğini konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
30.08.2026 Sürece dört koldan sert ve etkili eleştiriler
29.08.2026 Hani Ekrem İmamoğlu unutulmuştu!
28.08.2026 Ahmed eş-Şara Arap dünyası için ne anlam ifade ediyor?
27.08.2026 Türkiye Öcalan ile tanışmaya hazır mı?
26.08.2026 Nefret dilinin sembolleri: Yeşil, beyaz Toros ve sarı torba
25.08.2026 Çerçeve yasa çıktı, sabotaj girişimleri hızlandı
24.08.2026 Barış Akademisyenleri'ne borcumuzu ne zaman ödeyeceğiz?
23.08.2026 Furkan Vakfı olayı: Dindarın dindara yaptığı
23.08.2026 Yener Orkunoğlu ile söyleşi: Çözüm sürecinin kaderi niçin Öcalan’a bağlı?
22.08.2026 Artık kimse dağa çıkmasın!
30.08.2026 Sürece dört koldan sert ve etkili eleştiriler
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı