Benzeri görülmemiş bir kriz: Berat Albayrak’ın istifa muammâsı

08.11.2020 medyascope.tv

8 Kasım 2020’de medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Fazıl Alp Akiş hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Daha doğrusu iyi geceler, öyle söyleyelim. Evet, çok ilginç bir dönemden geçiyoruz, ne zamandır böyle hızlıca ânî bir yayın yapmamıştım; daha önce, terör saldırılarında vs. oluyordu, ama ne zamandır ilk defa gece vakti bir yayın yapma ihtiyacı hissettim. Berat Albayrak muammâsı hakkında öncelikle şunu söyleyeyim: İlk başta olaya resmî bir açıklama gelmesini bekledik; gelmedi, açıklama gelmediği gibi yalanlama da gelmedi. Belirli bir süre içerisinde yalanlama gelmemesi üzerine, bu istifanın doğru olduğuna ama henüz yürürlüğe girmediğine hükmettim. Medyascope’taki diğer editör arkadaşlarla da, haber kaynaklarımızla ve sosyal medyayı tarayarak elimizden geldiğince olayı doğrulatmaya çalıştık. Yapılan bölük pörçük açıklamalara baktığımızda bir istifa olduğu anlaşılıyor, ama istifanın henüz kabul edilip edilmediği belli değil. Geçen sefer Süleyman Soylu da açık ve net bir şekilde istifa etmişti; Cumhurbaşkanı daha sonra istifasını kabul etmedi ve açıklamalar yapılarak Süleyman Soylu yerinde kaldı.

Burada şu âna kadar, ben bu yayını yapana kadar, ne Berat Albayrak’ın kendisinden, ne Fahrettin Altun’dan, ne İbrahim Kalın’dan, ne de herhangi bir başka yetkiliden doğru ya da yanlış şeklinde bir açıklama gelmedi. Dolayısıyla bu, hacklenme ihtimalini ortada kaldırıyor.

Yıllar önce, biliyorsunuzdur, hatırlayacaksınızdır, Berat Albayrak’ın e-postaları hacklenmişti; dolayısıyla kendisinin hacklenme ihtimalini ciddiye almak gerekiyordu, ama hacklenmiş olsaydı yapılacak şey çok basitti. Sosyal medyada zaten birtakım sahte şeyler de yaptılar, ürettiler, görmüşsünüzdür. Bu bir hain saldırıdır, FETÖ’dür vs. diyerek olay kapatılırdı; hatta Berat Albayrak kendisi çıkardı. Bütün televizyonlar ellerinde; hatta bir tanesi, Sabah Grubu, doğrudan kardeşi tarafından yönetiliyor, gazetesi televizyonları vs.. Istediklerini istedikleri anda yapabilecek bir iktidardan ve şu âna kadar herhangi bir açıklama yapamayan bir iktidardan bahsediyoruz.

Benim “yönetememe krizi genişliyor” lâflarımla çok dalga geçenler oldu; işte bu gece bunu tam olarak görüyoruz. Berat Albayrak istifa ettiyse de bu kriz yönetilemedi, Berat Albayrak etmedi de birisi hacklediyse de bu kriz yönetilemedi. Ortada şu âna kadar devlet yok.

Devletin yerine –devlet derken iktidarı kastediyorum–, iktidarın birtakım yandaş sözcüleri, mesela eski belediye başkanı Melih Gökçek, mesela grup başkanvekilleri birtakım açıklamalar yapıyorlar; orada da onların ne kadar çaresiz olduğunu görüyoruz.

Bir şey söyleme ihtiyacı hissediyorlar; belli ki inanıyorlar, öğrenmişler, ama hiçbir şekilde bu olaya müdahil olamıyorlar. İlk anda yapılan yorumlardan, spekülasyonlardan birisi bu istifayı Cumhurbaşkanı’nın kendisine dayattığıydı. Eğer öyle bir şey olmuş olsaydı, olay çok kolay bir şekilde netleşirdi, istifa açıklanırdı. İstifa öyle Instagram’dan açıklanmazdı tabii; daha başka şekillerde açıklanırdı ve bir video çekilirdi veya başka bir şey yapılırdı, ondan sonra da peşinden yerine atanacak kişi açıklanırdı. Böyle bir şey olmadığı anlaşılıyor ve bir pazar akşamı, birkaç saat sonra Asya borsaları faaliyete geçmeye başlayacak, zaten Türkiye ekonomik olarak çok kırılgan bir dönemde, böyle bir anda böyle bir olayın yaşanması sahiden Türkiye’nin ne kadar kötü bir durumda olduğunu, ne kadar kötü yönetildiğini, daha doğrusu yönetilmediğini gösteriyor. 

İnsanlar Instagram dediler, hepimiz dedik, metnin dilindeki Türkçe hatalarını falan söylediler — ki zaten onlar çok normal şeyler, Türkiye’de Türkçe’yi doğru konuşabilen doğru dürüst kimse kalmadı. Genç bir bakanın böyle bir istifa metnini kaleme almış olması hiç de şaşırtacak, şaşılacak bir şey değil. Ben en çok sonundaki “Allah sonumuzu hayreylesin” cümlesine takıldım. Bir serzeniş var o metinde ve belli ki, sağlık diyor, aile diyor vs. diyor, her ne diyorsa diyor, ama belli ki artık bu işi yapmayacağını, yapamayacağını kabul ediyor ve beklenen şey, aslında uzun zamandır beklenen ve kamuoyunda çok ciddi bir şekilde dile getirilen bir şey hayata geçiyor.

Şunu çok iyi hatırlıyorum, 31 Mart yerel seçimleriyle ilgili arkadaşlarımız Medyascope’ta sahaya gittiklerinde, özellikle AKP’nin güçlü olduğu yerlere gittiklerinde, bilhassa yenilenen İstanbul seçimi için, yani 23 Haziran için gittiklerinde, AKP tabanından şöyle serzenişler, şikâyetler geliyordu: “Bari damadı görevden alsa Cumhurbaşkanı”. Bunları söyleyenler kendilerini “Reisçi” olarak tarif eden kişilerdi ve bir şeylerin gitmediği herkes tarafından görülüyor ve bunun karşısında bir şeyler yapılması bekleniyordu ve ilk akla gelen doğal olarak ekonomi ve ekonominin teslim edilmiş olduğu Berat Albayrak’tı.

Tabanın bir kısmında da böyle bir beklentinin olduğunu biliyoruz. Ama tabanın önemli bir kısmı da hiç kimseyi vermemek, kurban vermemek konusunda şartlanmış; zaten bu istifa haberi çıktığında, sosyal medya çok sayıda, “Olamaz böyle bir şey; doğru olmasın, hacklenmiş olsun, doğruysa da Cumhurbaşkanı kabul etmesin” gibi açıklamalarla geçti.

İstifa niye şimdi oluyor? Anladığım kadarıyla Naci Ağbal’ın Merkez Bankası’nın başına getirilmiş olması, bunun Murat Uysal’ın görevden alınmış olmasının hemen ardına denk gelmesi, bu tartışmaların muammanın diyelim — ki artık istifanın, en azından istifa girişiminin, ki istifa girişimi diye bir lâf olmaması lazım; geçen sefer Süleyman Soylu’da böyle oldu biliyorsunuz. Bir istifa girişiminin Naci Ağbal olayından sonra olması çok anlamlı; çünkü uzun bir süredir Berat Albayrak giderse yerine kim gelir dendiğinde ilk adı telaffuz edilenlerden birisinin adı Naci Ağbal’dı. Şu âna kadar Berat Albayrak Merkez Bankası’nda sözünü geçirebileceği, kendisini dinleyebilecek genç isimlerle çalıştı; ama Naci Ağbal’la aynı ilişkiyi sürdürebilmesinin çok fazla mümkün olduğunu sanmıyorum ve orada bir yetki meselesinin çıkma ihtimali olacaktı. Ve bunun da etkili olduğu kanısındayım. 

ABD’de çok önemli bir seçim oldu, o seçimin de bizim Albayrak’ın istifa olayında olduğu gibi teyit edilebilmesi bayağı zaman aldı; yani seçim sonuçlarının netleşmesi, ama bir yerden sonra Biden’ın kazandığı anlaşıldı. Şimdi de burada da bir yerden sonra bir istifanın durduk yere çıkmadığı, ortada bir metnin olduğu noktasında bir mutabakat sanki oluşmuş durumda, şahsen buna inanıyorum. Bundan sonrasının ne olacağını kestirmek mümkün değil. Cumhurbaşkanı kabul edecek mi? Berat Albayrak ikna edilecek mi? İkna edilmeye çalışılıyor mu ve ikna edilecek mi? Ve tabii diğer sorular: Onun bakanlığı biterse yerine kim gelecek? Ne olacak? Tam da ABD’de AKP iktidarının, daha doğrusu Erdoğan’ın kader birliği ettiği Trump’ın gitmesinin ardından oluyor bunlar.

Zaten Türkiye çok zor bir süreçten geçiyor, üstüne ABD seçimleri eklendi ve bu olayın çıkması, bütün bunlar bizlere bu saatten sonra ne olursa olsun –şöyle bir açıklamayla karşılaşabiliriz: “Bu hain bir saldırıdır, şunlar yaptı bunlar yaptı, bu bir hacklemedir, bakanımız görevinin başındadır” diye bir açıklama da gelebilir–, kimsenin ikna olacağını sanmıyorum ama… ya da denebilir ki: “Bakanımız istifa etti, ama Cumhurbaşkanımız bunu asla kabul etmedi, çağırdı, konuştu ve tekrar görevinin başında”. Bakan da çıkar televizyonlara, belki de şu anda televizyonlara çıkıyordur veya televizyonlarda birtakım açıklamalar yapılıyordur, bu olabilir. Bir diğeri de, “Evet, artık Berat Albayrak bakan değil, yerine şu kişi atandı ya da yerine yeni kişi atanana kadar yardımcısı vekâlet edecek” gibi… hangi açıklama yapılırsa yapılsın, çok büyük bir fiyaskoyla, çok büyük bir krizle karşı karşıyayız.

Bundan önceki Süleyman Soylu krizi de çok ciddi bir krizdi aslında; çünkü en kritik bir anda, en kritik bakanlardan, kamuoyunun adını bildiği birkaç bakandan birisi pat diye “Ben istifa ediyorum” demişti. İkna edildi, şu oldu bu oldu o ayrı bir mesele, ama bu bile işin cıvatalarının ne kadar yerinden oynadığını bize gösteriyordu. Şimdi burada Cumhurbaşkanı’nın damadı, zaten damat olduğu için basamakları çok hızlı çıkmış birisinin Cumhurbaşkanı’na rağmen bir şeyler yapabiliyor olma ihtimali, işlerin ne kadar çözüldüğünü, Türkiye yönetiminin, Türkiye’yi yönetenlerin nasıl derin bir kriz içerisinde olduğunu gösteriyor.

Şimdi bir parantez açıp medyanın bu konuda tutumuna bakalım. Çok zor bir sınavdı bu. Bu sınav hâlâ sürüyor aslında. Bu ilk Instagram açıklamasını “Bakan istifa etti” diye verenler oldu. Bu çok doğru bir hareket değildi bence. “İstifa ettiği yolunda iddialar var” falan şeklinde verilebilirdi, neyse. Ama iktidarın denetimindeki medyanın sorunu ise, hiçbir şey diyemediler. Ağızlarını açıp tek bir şey diyemediler; çünkü ne demeleri gerektiği kendilerine söylenmedi, zira söylenemedi; çünkü onlara ne demeleri gerektiğini söyleyecek kişiler ne diyeceklerini bilmiyorlar. Böyle bir acayip durumla karşı karşıyayız.

Yani sistem şöyle işliyor: Diyelim ki bir olay patlak veriyor, haber merkezlerine, haber merkezi değil de daha doğrusu yöneticilere, “Bu olayı FETÖ diye verin, bu olayı şöyle verin, bu olayı vermeyin” şeklinde talimatlar gidiyor ve ona göre hareket ediliyor. Ama bazı olaylar oluyor ki –Roboski Katliamı böyleydi–, yönetenler de ne diyeceklerini bilemiyorlar, onlar hiçbir şey diyemedikleri için medya hiçbir şey diyemiyor. Hatta hiç unutmuyorum, vali mecburen bir açıklama yapmıştı, valinin açıklamasını bile vermekten korkmuşlardı.

Şimdi burada da bazı –hükümet destekli diyelim, hükümeti destekleyen, artık adına ne derseniz–, o medyada çalışan bazı tanıdıklarımız bizleri arayıp “Haber doğru, yazın” diyorlar. “Peki siz niye yazmıyorsunuz?” diye sorduğumuzda, “Ya, bizi biliyorsunuz” diyorlar. Muhtemelen gece bitmeden bir açıklama yapılacak o medya kuruluşlarına; yapıldıktan sonra da hepsi birden o açıklamayı –Hürriyet, Sabah, Milliyet, artık hepsinin internet siteleri–, hiçbir şey olmamış gibi olabildiğince yumuşak şekilde bunu vermeye çalışacaklar; ama bu kolay kolay telâfi edilebilecek bir kriz değil. 

Berat Albayrak’ın var olan krizi böylesine derinleştirebilecek bir noktaya gelmiş olması başlı başına ilginç bir durum. Yani siz bir şey yapıyorsunuz, öyle bir şey yapıyorsunuz ki zaten varolan kriz alabildiğine katmerleniyor. Niçin yapıyorsunuz? Belki artık bırakmak istiyorsunuz vs., ama bunun yönteminin böyle olmadığını bilebilmesi gerkiyordu. Hadi bilemiyor diyelim, ama Türkiye ekonomisinin daha istifa etmenin yolunu yordamını bilemeyen insanlara beş yıl boyunca emanet edilmiş olması –daha önce de Enerji Bakanlığı’nın–, bu da bizim acı kaderimiz olsa gerek.

Sonuçta seçenekleri tekrar söyleyelim: 

1. Hacklendi, böyle bir şey yok, “Bunlar hakkında soruşturma açılacak” vs. gibi bir açıklama gelebilir — ki en düşükihtimal bu. Vakit geçtikçe bu iyice işin havası kaçıyor; çünkü Berat Albayrak yaşıyor, ortada ve diyelim ki “Sen mi attın bu şeyi, metni?” diye telefonla sorulacak bir kişi, “Bu metni Instagram’a sen mi yükledin? —Hayır, ben yüklemedim, benim hesabıma girmişler” diyecek ve ardından açıklaması yapılacak. Böyle bir şey şu âna kadar olmadı; ama böyle bir şey yapmaya çalışabilirler, düşük ihtimal de olsa.

2. İkincisi: “İstifa etti, ama kabul edilmedi, Cumhurbaşkanı tekrar çağırdı konuştu”, Süleyman Soylu olayının bir tekrarı olabilir, ikinci seçenek bu.

3. Üçüncü seçenek de: “Evet, bir istifa var, keşke olmasaydı, kendisine çok teşekkür ediyoruz, yerine şu kişi geldi” ya da “yerine gelecek olan kişi en kısa sürede açıklanacak” deyip bu defter kapanmak istenecek; ama her halükârda defter sonuna kadar açılmış durumda ve kapkara bir halde, çünkü şu anda, bu gece, Türkiye gerçekten çok ciddi bir kriz yaşıyor. Bu kriz siyasî bir kriz ve bu krizin söz konusu olan kişi “ekonominin çarı” –öyle derler Batılılar, ekonominin teslim edildiği kişiyse–, bu zaten iyice kırılgan olan Türkiye ekonomisini iyice sarsacak olan bir olay olacak ve yerine gelecek olan bakan da muhtemelen “Ben dolara bakmıyorum” demeyecek birisi olacak; dolara da bakacak başka şeylere de bakacak ve muhtemelen yerine gelen o kişi daha bir uluslararası standartlarda finans çevreleriyle konuşabilecek bir isim olacak. Yoksa Berat Albayrak’ın bir başka versiyonuyla yola devam edilmesi çok akıl kârı değil; ama artık ortada pek bir mâkuliyet kalmadığı için Türkiye’de maalesef herşeyin olabileceği bir haldeyiz. 

Her an herşey olabiliyor, bu akşam yaşadıklarımız da bunun çok açık, sert ve faturasını hepimizin ödediği ve ödeyeceği bir örnek oldu.

Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
01.12.2020 Kutuplaşma Türkiye’nin kaderi mi? Ruşen Çakır & Prof. Emre Erdoğan tartışıyor
30.11.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (42): Cumhur İttifakı'nda kim ne kazanıyor, ne kaybediyor? AKP'de tasfiyeler, Katar'ın Türkiye ilgisi & salgın gerçekleri
30.11.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (42): Cumhur İttifakı'nda kim ne kazanıyor, ne kaybediyor? AKP'de tasfiyeler, Katar'ın Türkiye ilgisi & salgın gerçekleri
26.11.2020 “Türkiye İttifakı” mümkün mü?
25.11.2020 Yol ayrımındaki Erdoğan: Ruşen Çakır ile Murat Yetkin tartışıyor
25.11.2020 AKP'de yeni çözülme dalgası
24.11.2020 Vurun Arınç’a!
23.11.2020 Erdoğan ve Batı: Diklenmeden dik durmak mı, dik durmadan diklenmek mi?
23.11.2020 Cumhur İttifakı kalıcı mı? Ruşen Çakır, Burak Bilgehan Özpek ve Hatem Ete tartışıyor
20.11.2020 Bülent Arınç’ın gör dediği
01.12.2020 Kutuplaşma Türkiye’nin kaderi mi? Ruşen Çakır & Prof. Emre Erdoğan tartışıyor
09.11.2020 Démission de Berat Albayrak: et soudain, le maillon le plus fort de la chaine a laché.
24.07.2020 Erdoğan’s greatest strategic mistake
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı