Artık Avrupalı sayılmıyor muyuz?

22.04.2026 medyascope.tv

22 Nisan 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Alman siyasetçi, geçenlerde Alman gazetesi Die Zeit’ın 82. yıl etkinliğinde bir konuşma yaptı. Kendisi de Alman zaten. Ve orada şöyle bir şey söyledi, çeviri biraz kötü ama "Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz." Yani diyor ki: bütün eksikleri tamamlayalım, diğer üye olmayan ülkeleri de katalım ve Avrupa'yı birlik ve beraberlik içerisinde Türk, Rus ve Çin etkisinden koruyalım. Stratejik düşünce bu. Yani biz Avrupa'nın parçası değiliz. Halbuki Türkiye'nin bir üyelik süreci var. Askıda bir süreç ama olsun, bir üyelik süreci var ve Türkiye kendini Avrupa'nın bir parçası olarak görüyor. Hep böyle gördü ve Avrupa da Türkiye'yi hep çok önemsiyor. Özellikle göçmen meselesi, sığınmacılar meselesini de çok önemsiyor ve şimdi de Avrupa güvenliği meselesinde de Türkiye'nin önemi giderek artıyor. Çünkü Amerikan Başkanı Trump'ın NATO'yu tehlikeye atma ihtimali var ve orada böyle bir durumda, NATO'nun sorun yaşaması durumunda Türkiye çok önemli bir ülke. Ama burada Avrupa'nın, Avrupa Birliği'nin bir numarası diyebileceğimiz kişi, Türkiye'yi Rusya ve Çin'le birlikte tanımlıyor ve Avrupa'yı Türk etkisinden korumaktan bahsediyor.
Şimdi bu aslında birçok açıdan çok abes bir şey. Çünkü Avrupa'nın her yerinde Türk var. Türkler var. Türkiye'den giden insanlar, işçiler var ama onun ötesinde akademisyenler var, sanatçılar var ve bu Almanya olarak başladı. Belçika, Fransa, Hollanda dendi ama şimdi Avrupa'nın tüm köşelerinde varlar. Eksiksiz tüm ülkelerinde varlar. Mesela kuzey ülkelerinde çok sayıda Türkiye'den giden yazılımcı olduğunu biliyorum. Bir ara göç üzerine yaptığım haberlerde çok sayıda kişinin Estonya'da şurada burada olduğunu duydum, öğrendim. Kendileriyle de görüştüm. Şimdi Türk etkisinden bahsediyorsunuz ama kendi ülkesi Almanya'da çok ciddi bir Türk etkisi var. Türkler siyasette de çok etkili. Değişik yerlerde çok önemli yerlere geliyorlar. Hollanda'da başbakan yardımcısı oldu bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, yakın zamanda ülkeyi terk etmiş. Yakın dediğim yaklaşık 30 yıl önce falan.
Şimdi bir diğer yönden de Türkiye "Avrupalıyız." diyor. Ben kendimi bildim bileli Türkiye'yi bir Batı ülkesi olarak gördüm. Tabii ki Türkiye'yi bir Doğu ülkesi olarak gören Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve Türkiye'nin Avrupa'dan, Batı'dan kopup Doğu'ya yaklaşmasını savunanlar da hep oldu. Bunların en çok bilinenleri Avrasyacılar biliyorsunuz ama bunların etkisi hep sınırlı oldu. Türkiye'den insanlar turizm ya da başka amaçla gittikleri zaman genellikle Batı'ya gidiyorlar. Ezici bir çoğunluğu anket yapılsa gitmek istedikleri yer olarak Batı'yı tarif ediyorlar. Bu, Türkiye'de Batı karşıtlığı olmadığı anlamına gelmiyor. Var ama Türkiye'nin yönü Batı. Bu Atatürk'ün söylediği muasır medeniyetler seviyesini yakalama perspektifinin devamı ve geldiğimiz nokta çok acı. Daha geçenlerde MHP'nin üst düzey bir isminin Çin ve Rusya'da temaslarda bulunduğunu gördük ve Devlet Bahçeli’nin de ısrarla MHP'yi buralara yani Türkiye'yi Çin ve Rusya'yla birlikte hareket etmeye, birlikte inisiyatifler almaya çağırdığını gördük. Bu da çok şaşırtıcı.
Çünkü Türkiye'de milliyetçi harekete baktığımız zaman, ülkücü harekete baktığımız zaman tabii ki Doğu'ya bakıyor. Doğudaki Türklere, diyelim ki Orta Asya'daki vesaire Türklere bakıyor ama yönü hep esas olarak Batı'ydı. Alparslan Türkeş çizgisi böyleydi. Şimdi Türkiye geldi Avrupa'nın dışında tanımlanıyor. Ursula von der Leyen diyor ki "Avrupa'yı Türk etkisinden korumalıyız." Soruyorlar sözcüsüne. "Nedir?" diyorlar, "Niye böyle dedi?" O da diyor ki "Batı Balkanları kastetti, Batı Balkanlardaki Türk etkisini kastetti." diyor. Bu da çok da tatmin edici bir cevap değil. Tabii ki Avrupa'da buna itiraz edenler olacaktır. Değişik partiler belki de von der Leyen'in yanı başındaki isimlerden itiraz edenler olacaktır. Ama onun böyle bir şeyi rahatlıkla telaffuz etmesi... Bu tür insanlar konuşmalarını akıllarına geldiği gibi yapmıyorlar. Önceden hazırlanan çok sayıda uzmanın danışmanın katılımıyla hazırlanıyor bu şeyler. Belli ki bilinçli seçilmiş.
Peki biz niye bu duruma geldik? AKP iktidarı ilk başta çok sıkı bir Avrupa Birliği savunucusuydu ve tam üyelik müzakerelerini başlatmak için bayağı bir çaba gösterdi. Reformlar şunlar bunlar; bunu elde etti ve elde ettikten sonra Avrupa'yla aşamalı bir şekilde uzaklaştı. Avrupa ile arasına mesafe koydu. Avrupa Birliği içerisinde de zaten Türkiye'yi istemeyen çok kişi olduğu için onlar da bundan memnun oldular ve şu anda Erdoğan iktidarıyla Avrupa'da Türkiye'yi istemeyenlerin örtülü bir ittifakı sonucu biz Avrupa'dan dışlanmış durumdayız ve bu Türkiye için hiç de iyi bir şey değil. Tabii ki dünyada çok şey değişiyor. Her şey altüst oluyor. Batı da sorgulanıyor. Evet, doğru. Ama şu anda baktığımız zaman Türkiye'nin Avrupa'dan daha iyi bir seçeneği olduğunu asla düşünmüyorum. Bu Avrupa'nın bizi almak istediği anlamına gelmiyor. Almayabilirler ama yönümüzü oraya doğru çevirmemizin en doğru ve gerçekçi olan olduğu kanısındayım. Bu haliyle bakıldığı zaman aslında kaç yıl, 2002 sonu olduğuna göre yaklaşık 24 yıllık diyelim AKP iktidarının Türkiye'yi getirdiği noktalardan birisi de demokrasiden uzaklaştık, hukuk devletinden uzaklaştık, her şeyden uzaklaştık ve Avrupa'dan da koptuk. Öyle gözüküyor. Ursula von der Leyen bize bu gerçeği gösterdi. Sonra birtakım teviller olabilir, birtakım ek açıklamalar olabilir ama bu söylendi. Bu kayıt altına alındı. Maalesef noktayı aslında koydu. Umarım yanılıyorumdur.
Bugünün ithafı çok eski zamanlara, 1359 doğumlu bir isim. Onun adını ben Nâzım Hikmet'ten öğrendim: Şeyh Bedreddin. Şeyh Bedreddin'i Nâzım Hikmet’in ‘‘Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı’’, onu ortaokulda okumuştuk. Oradan Börklüce Mustafa, Torlak Kemal isimlerini duyduk ve birden Osmanlı'nın ortasında fetret döneminde özellikle Anadolu'da hem tasavvuf ehli olup hem de tabii o döneme denemez ama bugünden bakıldığında sosyalist olarak görülebilecek birisi tasvir ediliyordu. Çok çarpıcıydı. Sadece Nâzım bunu yapmadı. Çok kişi bunu yaptı. Attilâ İlhan da yazdı. Orhan Asena da bunu yazdı. Başka çok kişi yazdı. Onun eseri ‘‘Vâridât’’ çevrildi. Yani günümüz Türkçesine uyarlandı. Üzerine yazılar yazıldı. Ama ben en çok Hilmi Yavuz'un ‘‘Bedreddin Üzerine Şiirler’’inden etkilendim. Bu şiirleri cezaevinde okudum. Orada hele bir şey vardır: "Acının vergisini verdik. Gülün haracını ödedik. Hüznü demirbaş defterinden düşmeye geldi sıra." O kadar etkilemişti ki beni hâlâ ezberimdedir. Ve Hilmi Yavuz'la yıllar sonra yani cezaevinden çıktıktan 3 yıl sonra mı ne tanıştım ve o zaman kendisine bunu ezberden okudum. Çok mutlu olmuştu. Bedreddin hakkında "O öyle değil aslında şöyle böyle." diyenler de var ama benim için hep ve benim gibi birçok insan için o Nâzım'ın, Hilmi Yavuz'un bize anlattığı birisi. Ne oluyor? Bir ayaklanma, üç ayrı yerde oluyor ama üçünde de başarısızlıkla sonuçlanıyor ve sonunda Şeyh Bedreddin 1420'de Serez'de idam ediliyor ama tarih onu hep yazıyor. Onu kimin idam ettiğini açıkçası bilmiyorum. Öğrensem de hemen ardından unutacağım ama Şeyh Bedreddin'i hiçbir zaman unutmayacağım. Şeyh Bedreddin aslında Türkiye'de çok az yapılan "İslam'la sol bağdaşır mı?" sorusunun tartışması için de hep ilginç bir örnek olmuştur ama nedense çok fazla eşelenmemiştir. Kendisini hâlâ hatırlıyoruz. Hatırlanacak. Yıllar geçse de hatırlanacak. Buradan Şeyh Bedreddin'i ve arkadaşlarını – ki çoğu onun müridi, taraftarı ve müridi; bir şeyh çünkü – onları saygıyla anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
26.04.2026 Demirtaş Öcalan’ın rakibi mi?
24.04.2026 Çözüm sürecini Erdoğan mı tıkıyor?
22.04.2026 Artık Avrupalı sayılmıyor muyuz?
21.04.2026 CHP “darbe mekaniği”ne karşı ne yapabilir?
20.04.2026 İsrail ve destekçileri Türkiye’yi hedef göstermeye devam ediyor
19.04.2026 Mansur Yavaş’ın “topluca bir karar almamız gerekiyor” çağrısının anlam ve önemi
18.04.2026 Gülistan, Rojin, Rabia, Nadira, Burak ve diğerleri
17.04.2026 Okul saldırıları: Tabii ki siyasi
16.04.2026 Kindar nesil
16.04.2026 Orhan Miroğlu “Posta Kutusu 213 Diyarbakır” belgeselini anlatıyor
26.04.2026 Demirtaş Öcalan’ın rakibi mi?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı