Aranan Öcalan, bulunan Öcalan

05.03.2013 Vatan

Muhakkak birbirinden farklı kişi, çevre ve kurum hakkında söyledikleri ayrı ayrı rahatsızlığa sebep olmuştur ama İmralı tutanaklarının yayınlanmasının “deprem etkisi” yaratmasının esas nedeni Abdullah Öcalan’ın ruh hali ve üslubu olsa gerek. “Ruh hali”nden, Öcalan’ın hiç de yenik düşmüş, teslim olmuş, devletten aman dileyen bir halde olmamasını kastediyorum. Hatta tam tersine, seyrek de olsa tehdit etmeyi sürdürüyor. Üsluptan kastımın ne olduğuysa ortada: Öcalan bir peygamber edasıyla kendini merkeze yerleştiriyor; her şeye, kişiye ve olaya yukardan bakıyor, her şeyi en iyi ve en doğru bilme iddiasında; birçoklarının nerdeyse kutsal saydığı bazı kişi ve kurumlara yönelik altı doldurulmamış suçlamaları peşpeşe sıralıyor...

“O hep buydu”

Aslında onun yazıp söylediklerini yıllardır takip edenler için İmralı tutanaklarında ortaya çıkan Öcalan imajı hiç de şaşırtıcı değil. Hatta internet üzerinden dolaşıma sokulan avukat görüşmeleri notlarındakinden daha mülayim; sadece konuşmayan, arada sırada karşısındakini de dinleyen; talimat dikte etmekten çok, bazı önemli kararları tartışmak isteyen bir Öcalan ile karşılaşmış olduğumuz bile söylenebilir.
“Peki rahatsız olanlar niye rahatsız oldu? Öcalan’ı onlar da bilmiyor muydu?” diye sorulacaktır. Tabii ki biliyorlardı. Örneğin dün çok sert bir yazı kaleme alan Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı da “Apo'nun nutkuna şaşırmadım aslında. O hep buydu” diyor. 
Öcalan metinlerini en iyi bilen isimlerden Başbakan Erdoğan’ın başdanışmanı Yalçın Akdoğan bu durumu şöyle anlatıyor: “Öcalan’ın geçmişten bu yana sözlerini ve söylemlerini takip edenler bilirler ki, Öcalan vermek istediği mesajın önüne arkasına bir sürü şey ekler. Bunların birçoğu denge olsun diye söylenen veya karşı tarafı bir noktada tutmak için edilen laflardır. Öcalan, BDP’lilerle saatlerce bir sürü konuyu konuşmuş, bir sürü laf etmiş olabilir. Bunların ne kadarının doğru yansıtıldığı ayrı bir konu, ama önemli olan bunlar değil, Öcalan’ın hazırlayarak verdiği ‘taslak metin’dir.”

Sorumlu Öcalan mı?

Evet şikayet edenler de Öcalan’ı tanıyorlardı tanımasına ama yine de bir ölçüde değişmiş olmasını, değişmese bile gerçek haliyle en geniş kamuoyunun karşısına çıkmamasını umuyorlardı. Galiba sorunun bamteli bu:  Şöyle ki, Öcalan BDP’li üç milletvekiliyle, medyada yayınlanacağını düşünmediği için rahat bir şekilde, hep sevdiği gibi daldan dala atlayarak konuşmuş olmalı. Zaten sohbetin devletle sürdürdüğü görüşmelerle ilgili bölümlerin çoğunda fazlasıyla dikkatli, ılımlı bir dil tutturduğu görülüyor. 
Sanıyorum BDP’lilerle bir sonraki görüşmesinde (tabii eğer olacaksa ki hükümetin, tutanakların sızmasından BDP’yi sorumlu tutsa da, belki yine isimlerde oynayabileceğini, ama görüşmelerin devamına onay vereceğini düşünüyorum) Öcalan da bu “özel sohbet”in medyaya sızmış olmasından rahatsız olduğunu dile getirecektir. Diğer bir deyişle onun da kamuoyunun karşısına, çalışıp hazırlık yapmadan, en doğal haliyle çıkmak istemediğini ileri sürebiliriz. 1993’de Lübnan’da ateşkes ilan ettiği basın toplantısına takım elbise ve kravatla çıkmış olması bu açıdan bir örnektir. 
Toparlarsak: İmralı tutanakları, gösterilmek istenen değil de sahici Öcalan’ı, üstelik arzu edilmeyecek ölçüde erken bir zamanda ve denetimsiz bir şekilde gösterdiği için bir tür infiale neden olmuşa benziyor. 
Ancak Öcalan’ı bu çözüm sürecinin “başrol” oyuncularından biri değil de, olmasa da olur bir “karakter oyuncusu” (eski tabirle “figüran”) gibi gösterme stratejisinin fazla yürümeyeceği de açıktı. 




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
07.07.2020 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile özel yayın
07.07.2020 Kararsızlar neden kararsız?
06.07.2020 Dindar ve sermayedar
03.07.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (21): Erdoğan ve Z kuşağı, iktidarın sosyal medya rahatsızlığı, İstanbul Sözleşmesi & Şehir Üniversitesi olayı
02.07.2020 Erdoğan’ın sosyal medyayla savaşı: Kazansa da kaybedecek
01.07.2020 Çoklu Diyanet
01.07.2020 İstanbul Şehir Üniversitesi: Ne oldu? Neden oldu? Levent Gültekin, Ferhat Kentel, Burak Bilgehan Özpek & Ruşen Çakır tartışıyor
30.06.2020 İstanbul Şehir Üniversitesi: İlan edilmiş bir ölümün güncesi
29.06.2020 Abdullah Gül’ün kaygısı
28.06.2020 Erdoğan sosyal medyayı kontrol altına alabilir mi?
07.07.2020 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile özel yayın
27.05.2020 Turkey: Will Erdoğan hold on to his voter base at all costs? Can he retain it?
12.05.2020 Les guerres post-modernes de la mafia en Turquie
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı