Altan Tan ile söyleşi: Çözüm sürecinin kaderini kimler belirleyecek?

17.08.2026 medyascope.tv

17 Ağustos 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Stüdyoda siyasetçi Altan Tan konuğumuz ve kendisiyle bir süre ara vermiştik ama süreç boyunca çok konuştuk. Şimdi çerçeve yasa sonrası süreci neler bekliyor? Bunları konuşacağız. Altan hoş geldin.
Altan Tan: Merhabalar. Hayırlı yayınlar.

Ruşen Çakır: Şimdi hatırlıyorum seninle süreç başladığından beri birçok yayın yaptık. Başka yerlerde de yaptın ve yazılar da yazdın ama bizim yayınlarımızda biliyorum senin o dönemlerde söylediklerine falan çok ‘‘hadi ya bu da bilmem ne, bu zaten şöyle, bu zaten böyle’’ falan gibi şeyler söylüyorlardı. Şimdi detayları hatırlamıyorum ama o yayınlardaki pozisyonunu hatırlıyorum. Şimdi gelinen noktada, yani bunu suratına söylüyorum şey yapma, söylediklerim doğruymuş.
Altan Tan: Evet. Şimdi işte ‘‘ben demiştim’’ işte ‘‘aslında ben şöyle yaptım’’ pek hoş bir ibare değil.

Ruşen Çakır: Ben senin yerine diyorum.
Altan Tan: Evet, tabii teşekkür ederim, yani bir hakkı teslim ettiğin için. Bir de bende biraz kızgınlık yani hınç demeyeyim de kırgınlık var. Niye? En yakın bildiğimiz bazı arkadaşlar bile çoğu dönem haksız yere lince uğrattılar beni. Yani bir şeyi söylüyorsun... Bir örnek vereyim ve devam edelim. Yani bu faslı fazla uzatmayalım. Mesela son belediye başkanlığı seçiminde Meral Danış Beştaş'ı İstanbul'dan aday yaptı işte HDP, DEM Parti neyse. Ben de dedim ki, ‘‘Bu bir danışıklı dövüş. Bunlar Ekrem İmamoğlu'nu destekleyecekler.’’ Söylemedikleri lafı bırakmadılar bana. Sonra ne oldu? Zaten Meral Danış Beştaş %2 aldı. HDP'nin diğer %8-9 oyu olduğu gibi Ekrem İmamoğlu'na gitti. Neyse bu da ayrı bir fasıl. Birkaç gün evvel Tuncer Bakırhan tek başına bir yayına çıktı ve orada, sanırım Şirin Payzın'ın programıydı, soruyorlar.

Ruşen Çakır: Murat Sabuncu’yla Şirin Payzın’ın programı.
Altan Tan: Evet. Murat Sabuncu’yla Şirin Payzın'ın programı. Orada işte şunu soruyorlar, diyorlar ki; ‘‘Bu CHP, YENİ Parti, Özgür Özel, İmamoğlu’yla aranıza bir mesafe girdi. Size sitem ediyorlar’’ falan şu bu. Bir de Orhan Bursalı'nın çok sert bir yazısı çıktı, yani beni de katarak işin içine, işte; ‘‘Altan Tan da zaten bunları söylüyor. Bunların bir demokrasi derdi merdi yok. Bu Kürtlerin kendi sorunlarıyla ilgili birazcık bir iyileştirme oldu mu hepimizi — tırnak içinde — satarlar.’’ Şimdi Tuncer Bakırhan buna cevap verirken şunu söyledi tabii haklı olarak, güzel şeyler anlattı. Dedi ki, ‘‘Ya beş seçim biz bu arkadaşları destekledik.’’ Bak tabir onun, beş seçim. Tamam destekledin, desteklemedin. Peki Altan Tan ‘‘destekliyorsunuz’’ dediği vakit niye dünyanın hakaretinde bulundunuz? Yani kırgınlığım ve kızgınlığım o. Zaman Allah'a çok şükür bizi doğruladı. O defteri de kapattık. Şimdi devam edebiliriz.

Ruşen Çakır: Şimdi şöyle bir şey söyleyeceğim. Burada aktörler, bu sürecin aktörleri Öcalan, Bahçeli, Erdoğan. Üç tane temel aktör var. Sen bunlardan en az ikisini çok iyi tanıyorsun.
Altan Tan: Evet. Yani Öcalan'la Erdoğan'ı iyi tanıyorum. Bahçeli'yi daha işte dışarıdan.

Ruşen Çakır: Evet. Burada şunu merak ediyorum. Zor bir şey aslında, Erdoğan'la Öcalan'ın mutabık kalabilmesi. Geçen süreçte olmadı. Bir şekilde bozuldu. Şimdi onun detaylarına, nedenlerine girmeyelim. Burada o mutabakata hangi saiklerle varmış olabilirler? Yani şimdi Öcalan'ın beklentileri başka, Erdoğan'ın beklentileri başka. Yani Bahçeli'nin arabuluculuğuyla mı oldu bu?
Altan Tan: Hayır. Şimdi çok net. Yine işte 2013-2026, 13 sene geçti. Bu 13 sene boyunca – ki 2013 sürecinin tam ortasındaydım başta, sonra beni diskalifiye ettiler — ben şahidim, tarih de şahit, görüşme notları da şahit; Öcalan'la Erdoğan arasında o tarihte bir ihtilaf yoktu. Ben bunu söylemekten bıkmadım. Yani sürekli anlattım. Öcalan'la Erdoğan diyelim veya o günkü devlet diyelim veya AK Parti diyelim bir mutabakat içindeydi zaten. Öcalan hiçbir zaman ‘‘Seni başkan yaptırmayacağız’’ demedi. Başkanlık sistemi de olabilir. İşte bütün görüşme notları yayınlandı. PKK yayınladı bunları Almanya'da. Şu an kitap halinde var. Devlette de bu kayıtlar var. Öcalan, ‘‘başkanlığın şartlarını tartışalım’’ dedi. Yani yetkileri ne, sorumlulukları ne? ‘‘Eğer bunda da anlaşabilirsek biz başkanlığı da destekleriz,’’ söylediği bu. Ve hatırlayın yine, o tarihte Burhan Kuzu işte Amerika Birleşik Devletleri gibi Amerika tipi bir başkanlık olsun denilince Burhan Kuzu çıktı dedi ki, ‘‘zavallı Obama.’’ Yani bu Burhan Kuzu'nun lafı, anayasa profesörü. Yani ne demek istedi? ‘‘Biz ona da razı değiliz. Obama'nın yetkileri ne ki? İşte Obama tek başına bir büyükelçi atayamıyor, bir genelkurmay başkanı atayamıyor’’ falan. Yani dolayısıyla o gün de Öcalan'la devlet arasında bir uzlaşma, bir ittifak vardı. Bunu kim bozdu? Bunu işte Kandil bozdu. Fethullah Gülen'in cemaati bu işin karşısında yer aldı. Amerika istemedi, İran istemedi falan falan. Yani yeni bir şey yok. Yani burada yeni olarak eklenen Sayın Bahçeli, yani bu bu işe giren, o tarihte karşı çıkan ama bu tarihte giren Sayın Bahçeli. Sayın Bahçeli'nin de geçmişine dönüp bakarsak 1999'da Abdullah Öcalan ilk yakalandığı zaman hatırlayın, Öcalan'ın idamını Sayın Bahçeli engelledi. Şimdi bunu da söylediğim vakit yine tepki geliyor. İşte, ‘‘Bahçeli oylamada hayır verdi’’ veya ‘‘oylamaya girmedi.’’ O zaman hükümet üyesi Meclis’e sevk yazısının, o idamın kaldırılması kanununun altında imzası var. Yani direkt böyle değil ama endirekt ve netice olarak Öcalan'ın idam edilmesini Bahçeli engelledi. Yani Bahçeli açısından da devletin kararlarıyla çelişme diye bir geçmiş yok, mazi yok. Ha bugün devlet bütün yapılarıyla bu işe karar verince Sayın Bahçeli de bu düğünün ortasında yer aldı. Hani mendil sallayan derler ya, halay başı; halay başı oldu. Bana göre bir sürpriz yok yani.

Ruşen Çakır: Peki şimdi gelinen noktada istersen kısaca şeye de bir değinelim: Çerçeve yasa ve çerçeve yasaya kimin nasıl tavır aldığı meselesi. Orada aslında şey net, İYİ Parti açıkça karşı çıktı. Yeniden Refah çekimser kaldı.
Altan Tan: Karşı çıktı yani. Çekingen karşı çıkmalar. Utangaç karşı çıkmalar yani.

Ruşen Çakır: Evet. YENİ Parti ikiye bölündü. Yarıdan fazlası ‘‘hayır’’ dedi. Onu gördük. AKP'den iki tane fire var. Oylamaya katılmadılar. Tuğrul Türkeş'le Kürşad Zorlu değil mi? İkisi katılmadı.
Altan Tan: Evet.

Ruşen Çakır: Ne diyorsun bu dağılıma?
Altan Tan: Bu dağılımda yani bu saydığın isimler açısından ve partiler açısından bir sürpriz yok. Peki sürpriz veya sorun diyeceğimiz şey nerede? YENİ Parti’de. Şimdi Özgür Özel’in başından beri, onunla Ekrem İmamoğlu'nun kafaları karışık veya kafaları karışık tabiri de belki tam yerine oturmuyor. Yani rotayı tam tutturamıyorlar. Yani bir yandan Kürtlerin oylarını almak istiyorlar. İşte Tuncer Bakırhan'ın kendi ifadesiyle, kendi ifşaatıyla ‘‘beş seçim,’’ diyor ‘‘bu arkadaşları destekledik.’’ Tamam destekledin de sen bu arkadaşlara — tırnak içinde — ne verdin? Yani siyasi olarak ne verdin? Bürokratik olarak ne verdin? Belediyelerdeki ihaleler yönünden bakarsak ne verdin? Kurum ve kuruluşlarına ne yardımda bulundun? Koskoca bir sıfır. Şimdi burada işte Özgür Özel yani YENİ Parti bir yandan bu PKK diyelim yani daha açık, fazla uzatmayalım, DEM Parti, HDP neyse bunun oylarını almak istiyor. Tıpkı eskisi gibi. Bir yandan da bir eli bir ayağı olan yani ulusalcıların cephesinden de kopmamak istiyor. Bu mümkün değil. Yani bir yanda siz Ümit Özdağ'la bir ittifak içinde olacaksınız veya Müsavat Dervişoğlu'yla bir ittifak içinde olacaksınız. Cumhurbaşkanlığı seçiminde onlarla yan yana geleceksiniz. Onların oyunu alacaksınız. Bir yandan da işte topyekûn Kürtleri de demeyelim, hatta Kürtleri de diyelim, PKK'nin de oyunu alacaksınız. Mümkün değil bu. Yani bence Özgür Özel'in son 2 senedir, 3 senedir yediği en büyük darbe veya aldığı en büyük çizik bu son tavrı oldu. Yani ne İsa'ya yaranabilirsin bu tavırda ne Musa'ya, böyle bir halk tabiri vardır. Bana göre yani yanlış olan veya sürpriz hani demeyelim de işte tasvip etmediğim tavır bu. Yoksa diğeri, mesela İYİ Parti’nin işte başından beri tavrı net. Zafer Partisi'nin net, hepsinin net.

Ruşen Çakır: Şimdi biliyoruz ki süreç şöyle devam edecek. MİT silah bırakılmayı yani örgütün kendini feshettiğini ve silah bıraktığını yerinde tespit edecek. Bir rapor yazacak. Bu rapor MGK'ya gidecek. MGK bu raporu onaylarsa daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan örgütün feshedilmiş olduğunu resmen deklare edecek ve yasa uygulanmaya başlanacak. Şimdi değişik tarihler var. Bugün mesela Yıldıray Oğur Ekim'deki MGK'ya yetişebileceğini söylüyor.
Altan Tan: Evet, okudum. Yıldıray’ın yazısını okudum.

Ruşen Çakır: Ekim’deki MGK'ya yetişebileceğini söylüyor. Bence de olabilir. Çünkü ben mesela Kandil'de konuştuğumda ki o zaman daha yasa yoktu ortada ama şöyleydi; Öcalan ne derse yapacaklardı. Hiçbir şüpheleri yoktu. Öcalan'a güveniyorlardı ve şimdi de örgüt adına yapılan açıklamalarda ‘‘Yasa eksik ama uyacağız’’ diyorlar yani. Ve ne dedi en son Murat Karayılan? ‘‘Biz devlete değil Öcalan'a güveniyoruz’’ dedi. Sence bu hızlı bir şekilde olabilir mi?
Altan Tan: Bana göre olabilir. Bir de yani olabilir dedikten sonra bu bir temennidir tabii. Bir de olması lazım. Yani bir başka bir zorunluluk var. Çünkü işte ‘‘hayırlı işlerde acele ediniz’’ derler. Benim rahmetli dedemin de öyle güzel lafları vardı. Çok sayıda torunu yani şu an 350'yi geçti torunları ve torunlarının torunları. Derdi ki: ‘‘Oğlum, bir kızı verdiğiniz vakitte, nişanladığınız vakitte, oğlunuzu nişanladığınız vakitte 40 gün içerisinde düğünü yapın. Yani uzatmayın böyle 3 ay, 5 ay, 10 ay nişanlı kalmasın.’’ Şimdi burada da yani bu kanun çıktı. Kimleri kapsıyor? Bir, işte dağdakileri kapsıyor. İki, şu veya bu şekilde yurt dışına gitmek zorunda kalanları kapsıyor. Üç, cezaevindekileri kapsıyor. Dört, benim gibi yani benim de içinde olduğum bir grup ceza yemiş, hüküm yemiş, istinaf tasdik etmiş, dosyası Yargıtay'da bekleyenleri kapsıyor. Bunun uzatılacak bir yanı yok. Tabii burada da en fazla üzerine görev düşen PKK. Madem bu anlaşma imzalandı, bir mutabakat oldu. İşte 1 ay, 2 ay zarfında neyse bütün kamplarını, yerlerini boşaltacak. Devlet de işte o gerekli tespitlerini yapacak ve bence Ekim'deki, yani Yıldıray'ın dediği gibi, Milli Güvenlik Kurulu’na yetişmesi lazım. Yetişmemesi için bir sebep yok. Eğer bir art niyet olmazsa...

Ruşen Çakır: Gecikirse ne olur?
Altan Tan: Gecikirse yanlış olur. Çünkü bütün bu tip hadiselerde, işte ‘‘enfeksiyon’’ diyorlar, bir tıbbi tabir. Yani zamanında nekahet devresi bitmezse, hasta ayağa kalkmazsa, o yatak süresi artarsa bir yerden mikrop kapar, bir şey olur, ters olur yani.

Ruşen Çakır: Burada tabii ki özellikle ‘‘dış güçler’’...
Altan Tan: Tabii tabii tabii. Yani şimdi mesela bugün, işte taze bir haber, İran Mesrur Barzani'nin ofisini bombalamış. Niye bombalamış, yani Mesrur Barzani ne yaptı şu an? Belki — tırnak içinde — tek suçu Türkiye'ye çok yakın olması. Onun için çok farklı aktörler ve faktörler devreye girer. Uzamaması lazım. İşte Ağustos'un ortasındayız. Eylül, Ekim'in sonuna kadar bu işlerin bitmesi lazım ki yavaş yavaş işte Avrupa'dakiler gelsin, cezaevindekiler çıksın. Bu zaten özelde adı da konulmuş. Yani bir genel af değil. PKK ile ilgili bir yasa. PKK'nin işte bu silahlı kanadının tasfiyesiyle ilgili bir yasa. PKK'lileri kapsıyor. Bir an evvel bu işin sonuca ulaşması lazım.

Ruşen Çakır: Peki, şunu sen de takip ediyorsundur. Bazılarını tanıdığını da düşünüyorum. Bu sürece çok ciddi bir şekilde, şimdi ‘‘karşı çıkan’’ deyince kızıyorlar.
Altan Tan: Evet. Kızıyorlar. Hepsi kızıyor.

Ruşen Çakır: Kürt milliyetçileri var. Özellikle yurt dışında yaşayan ama onun dışında ülke içerisinde de yaşayanlar var ve bana çok şey yaptıklarını da görüyorum. Ben şöyle diyordum, ki hâlâ diyorum yani; dün örgüt silah kullanıyor diye kızıyorlardı, şimdi silah bırakıyor diye...
Altan Tan: Evet, güzel bir tanımlama.

Ruşen Çakır: Diyorlar ki, ‘‘Biz silah bırakılmasına karşı değiliz.’’
Altan Tan: E tamam. Peki ne istiyorsunuz?

Ruşen Çakır: Statü.
Altan Tan: Biz, ben de dahil, ben işte HDP milletvekiliyken de biliyorsun her seferinde silahların döneminin bittiğini, şiddetin, terörün işte bombalamanın, hendeklerin yanlış olduğunu bağırarak söyledim. Ve bağırarak söylediğim için de itibar suikastına uğratıldım, linç edildim, diskalifiye edildim. Yılmadım. İşte dedin ya şimdi, ne oldu? Zaman geçti, ne söylediysek onlar çıktı. Şimdi biz bunu söylüyorduk. PKK de diyelim ki geç erken işte neyse bu noktaya geldi. Dedi ki, ‘‘Ben silahları bırakıyorum.’’ Peki burada yanlış olan ne? Efendim, ‘‘Sen bu kadar sene silah aldın da niye aldın?’’ Niye aldığını sonra sor. Yani demokratik yollarla sor. Bunu sorgula. Yani bu iş niye 40 sene sürdü? Niye devlet daha evvel bitirmedi? Mesela benim canlı yayınlarda onlarca konuşmam var. Çatışmanın en şiddetli olduğu dönemlerde ‘‘Derin Ankara PKK'nin silah bırakmasını istemiyor’’ diye onlarca konuşmam ve beyanatım var. YouTube'da var. Bunu sor. Ama bugün sen yıllarca silah bitsin demişsin ve silah bitmiş. İki,: ‘‘Efendim PKK ne aldı? Ne geçti eline?’’ Geçti geçmedi. Geçmeyeni sen bugün al demokratik yollarla, örgütle halka anlat. Bir de işte ‘‘Halkı kandırıyorlar.’’ Ya arkadaş PKK'nin lideri bu işten razı. Selahattin Demirtaş razı. Kandil razı. Yani esas bu işin muhatabı olan, elinde silah olan kitle ‘‘az aldım, çok aldım, beni kandırdılar’’ demiyor. E peki sana ne oluyor? Bir de başından beri konuşuluyor bu. Bu Kürt meselesinin çözümü değil. Bu bir dönemin tasfiye edilmesi. Kürt meselesiyle ilgili de ne tezin, ne antitezin varsa işte partilerini kur, anlat, başka partilerin içinde çalış, iste. Elde edebiliyorsan et, elde edemiyorsan etme. Yani onun için bence işte o tırnak içinde Kürt milliyetçileri dediğin kimselerin, bizde Diyarbakır'da bir tabir var, böyle bu mahalli şeylerde diyor ki: senin davan boş. Yani bir çatışma bir şey olduğu vakit diyor ki: ya senin davan, iddian boş. Bu boş bir davadır. Şu an alan memnun, veren memnun. Cezaevine giren memnun, çıkan memnun, dağa giden memnun, işte gelecek olan memnun, Öcalan memnun, Demirtaş memnun, DEM memnun. Peki sen ne istiyorsun? Yani onun için bence olumlu bir süreçtir. Bu defter kapansın, silahlar sussun. Ondan sonra da Kürt meselesi de Müslümanlık da Alevilik de ne talep varsa demokratik olarak insanlar bunu örgütlesin, devam etsin.

Ruşen Çakır: Peki şöyle bir husus var. Şimdi ben bunu DEM’lilere sorduğumda ya da Kürt hareketinden insanlara sorduğumda biraz tedirgin oldular. Ama açık konuşmak gerekirse bir Kürt siyasi hareketi diye bahsettiğimiz bir yapıda hiyerarşik zincir bence çok kabaca şöyle işliyor: Bir İmralı, iki Kandil, üç Avrupa, dört cezaevleri ve Ankara.
Altan Tan: Evet, parti yok ortada.

Ruşen Çakır: Ankara'yı parti olarak söylüyorum.
Altan Tan: En son.

Ruşen Çakır: Herkes şimdi birleşecek.
Altan Tan: Evet.

Ruşen Çakır: Nasıl olacak? Yani burada tamam Öcalan yine etkili olur ama yani şimdi Kandil'den gelen; artık elinde silah yok. Avrupa'dan gelen; sürgünlük yok, vesaire yok şu bu. Bu hareket için, başarıya ulaşması durumunda sürecin, bu yepyeni bir olay olmayacak mı?
Altan Tan: Yepyeni bir yol olacak tabii. Bir de demokratik mücadeleye alışkan olmayan kitleler. Yani eskiden emir komuta zinciriyle devam etmiş. Silahın gölgesinde ‘‘höt’’ demiş millet oturmuş. ‘‘Kalk’’ demiş, işte millet kalkmış. Çok basit yani basit demeyeyim de yani işte son yaşadığımız olayları anlatayım. Açık ve seçiklik anlamında basitlik diyorum. Bu son yerel seçimlerde yine PKK belli iç yapısıyla belli adayları, yani sözde ön seçim yaptı, zorla seçtirdi. Zorla dediğim ne? Mesela Diyarbakır'da seçimi dört sefer yenileyerek bir şahsı dördüncü olmasına rağmen her seferinde ‘‘bu da olmadı, şu da eksik’’ diyerek getirdi, eş başkan yaptı. Şimdi evvelki hafta bu arkadaş istifa etti. Doğru düzgün bir gerekçe de yok. İşte siyasetin genel kuralı, yeterli olmadığım için veya sağlık nedenleriyle... İşte AK Parti'de de bir sürü belediye başkanı görevden alındı ya. İşte Kızıltepe Belediye Başkanı istifa etti, partiden ihraç edildi, tekrar alınmak istedi. İdil'in Süryani Belediye Başkanı AK Parti'ye geçti. Birecik'teki yine işte HDP'den DEM’den seçilen belediye başkanı AK Parti'ye geçti. Bakın biraz gevşedi olaylar. Yani olaylar gevşedi derken şiddet, silah, baskı, otoriterlik biraz gevşedi; 20 yerden lastik patladı. Hani ‘‘Bu dönem zor olmayacak mı?’’ diyorsun da demokratik mücadele başlı başına zordur. Yani yarışmadır, halkı ikna etmedir. Bazen aynı fikirdeki 3-4 arkadaş birbirine keskin muhalif olur. Mesela yine bu belediye seçiminde Batman'da bir arkadaş, yani yine PKK'nin içinden gelmiş bir arkadaş, ön seçimde birinci oldu. Bunu şu veya bu şekilde diskalifiye ettiler. Basın açıklaması yaptı, ‘‘Daha da ileri şeyler söyleyeceğim’’ dedi. İşte aman yaman falan susturuldu. Yani bu dönem o demokratik siyaseti organize etme, bu gelenleri birbiriyle uzlaştırma dönemi. Çünkü gelecek olan, hapisten çıkacak olan... Herkesin de belli beklentileri var; yıllarını vermiş, emek vermiş, işte bedel ödemiş, canı gitmiş, malı gitmiş, gençliği gitmiş. Yani bu yeni süreçte çok sayıda insan aktif ve önde olmak isteyecek. Bu kendiliğinden bir yarışma getirecek. Tabii ki bu çok kolay değil ama burada kolaylaştırıcı bir faktör var. Yani PKK açısından söylüyorum. Son sözü ve ilk sözü Öcalan söylediği için yani ‘‘durun’’ dediği vakit o iş kesiliyor orada. İşte dediniz ya, hepsi tasvip ediyor, Kandildekiler de. Bir yanıyla zor, bu yanıyla da kolay bir süreç olur.

Ruşen Çakır: Peki, şimdi Öcalan'ın ısrarla vurguladığı bir ‘‘demokratik entegrasyon’’ diye bir şey var. Ki bunu sadece Türkiye için değil, tüm bölgedeki Kürtler için söylüyor ki Suriye'de de entegrasyon bayağı tamamlanıyor gibi. Bir diğer söylediği de ‘‘demokratik cumhuriyet’’ dediği. Şimdi sen dedin ki, ‘‘Tamam, bu bir devir kapatıyor ve bundan sonra bir şeyin önünü açacak.’’ Açabilirse açacak. Bu demokratik cumhuriyet fikri özellikle sürece karşı olan muhalif çevrelerde inandırıcı bulunmuyor.
Altan Tan: Şimdi muhaliflerin söyledikleri şu: ‘‘Bu AK Parti'den hiçbir şekilde iyi bir şey olmaz. Demokratikleşme olmaz. Hele bu bir gitsin de ne olursa olsun gitsin, ondan sonra bakarız.’’ Peki neye bakarsın? Yani senin tezin ne? Mesela işte demokratik entegrasyon. Ben bunu mesela yıllardır işte Avrupa Birliği benzeri yerlerde, Ortadoğu'da ‘‘bir yeni entegrasyon’’ diye yani kendi cümlelerimle anlatıyorum. Bu ne demek? Yani Osmanlıcılık veya Turancılık değil. Türkiye gitsin Suriye'yi, Irak'ı, Lübnan'ı işgal etsin, işte asker koysun değil. Sınırlar kalkarsa, ticaret serbest olursa, bu şiddet, terör yani güvenlik sorunu bölgede hallolursa kendiliğinden doğal bir entegrasyon başlayacak ki Türkiye bunu sadece Ortadoğu'yla, Kürtlerle, Araplarla değil, Gürcistan'la, Ermenistan'la, Azerilerle de yapıyor. Şu an Azerbaycan'a nüfus cüzdanıyla, Gürcistan'a nüfus cüzdanıyla gidebiliyorsunuz. Batum'dan nüfus cüzdanıyla geçebiliyorsunuz. Ermenistan kapısı açılacak, işte hazırlıklar yapılıyor, en son hazırlıklar. Zengezur koridoru yapılmaya başlanıyor. Yani bölgesel, havzasal bir toparlanış. Bu dediğim gibi birinin diğerine köle olması, birinin diğerini işgal etmesi değil. Sınırların silikleşmesi, gümrüklerin silikleşmesi, ticaretin önünün açılması doğal bir entegrasyon getirecek. Ben demokratik entegrasyondan da bunu anlıyorum. Türkiye'deki Kürtler açısından da böyle. Peki, ikinci şey; ‘‘Efendim, bu mevcut AK Parti ile olmaz.’’ Peki neyle olur? Yani var mı bir alternatifi? Mesela Özgür Özel diyor ki: ‘‘Benim en yakınım öldü, en yakınlarım öldü. Ben o gece uyku uyuyabildim. Seçim kaybettik. Ben uyku uyuyabildim. Ama Kemal Kılıçdaroğlu, ‘Türkiye eski Osmanlı coğrafyasında var olmalıdır’ dediği gece sabaha kadar uyuyamadım’’ diyor. Kendi cümleleri bunlar yani birebir. Peki sen sabaha kadar uyuyamadıysan, yani ‘‘eski Osmanlı coğrafyası’’ dediğin Türkiye'nin şu an içinde bulunduğu havza; kültürel, ekonomik, siyasi, dini, mezhebi, etnik bir interaktif iç içe geçiş var. Bunun entegrasyonundan rahatsız olduysan peki senin karşı tezin ne? Yani projen ne? Yani ne yapsın Türkiye? Türkiye bütün kapıları kapatsın; Araplarla, Kürtlerle, Azerilerle, Ermenilerle, Gürcülerle, Yunanistan'la, Bulgaristan'la, Bosna Hersek'le, Arnavutluk'la kapıları kapatsın. İçeride ne yapsın, nasıl yapsın? Onun için yani bu AK Parti ile olur veya olmaz; bunu olduracak bir proje ortaya koymak lazım. Ben kötümser değilim. Yani Öcalan'ın dediği de demokratik entegrasyon da, şu an Tayyip Erdoğan'ın dediği Türk, Kürt, Arap ittifakı da bence önümüzde kaçınılmaz olarak olacak şeyler. İstesek de istemesek de olacak yani.

Ruşen Çakır: Şimdi benim öğrendiğim kadarıyla İmralı Heyeti’nin, hep bunu bekliyoruz zaten, medyayla konuşması söz konusu. Bir de birtakım aydınlarla, siyasetçilerle vesaire görüşmesi söz konusu. Bahçeli de bunun işaretlerini verdi. Feti Yıldız da Bahçeli de verdi. Benim bildiğim seni de görmek istiyormuş. Öcalan'la görüşürsen tam olarak ne söyleyeceksin?
Altan Tan: Ben bunları söyleyeceğim. Aynı işte Ortadoğu entegrasyonu, Türk, Kürt, Arap ittifakı... Ama eğer öyle bir görüşme olursa ki işte bu kadar arkadaşım var sağ olsun İmralı'ya giden gelenler de, bırakınız bu bilgileri iletmeyi, selam bile vermiyorlar.

Ruşen Çakır: Benden öğrenmiş oldun.
Altan Tan: Ben senden duymuş oldum. Ben görüşürüm öyle bir şey olursa. Ve tabii o görüşmenin gidişatına göre detaylarına inilirse, yani daha detay şeyler sorulursa veya istenirse o konuda da kendi görüşlerimi söylerim. Ama benim görüşlerim işte kabataslak sizlere anlattığım görüşler. Yeni bir Türkiye, yeni bir dönem, demokratik muhalefet, çoğulcu bir Kürt siyaseti; Kürt siyasetinin şu an üzerine haciz koymuş ulusalcı, Türk solu ve diğer marjinal hacizlerin, ipoteklerin kaldırılması, bu kadroların tasfiye edilmesi... Açık seçik söylüyorum bunları. Gizli saklı bir şey yok. Onlar da bana boyuna sövüp sayıyorlar. Ben de sövüp saymayı da çok iyi bilirim. Diyarbakır'ın Melikahmet sokaklarında büyümüşüm ama ben Bedii Tan'la Muazzez Tan'ın oğluyum. Yani ağzıma kırmızı biber koyardı annem biraz bir şey yapsam, aykırı bir şey söylesem. Terbiyemi muhafaza ediyorum. Fikren çarpışırım. Ha bunları da eğer öyle bir görüşme olursa, ilk olarak senden duyuyorum bu şeyi, bildiklerimi, düşüncelerimi, burada konuştuklarımızı daha ayrıntılı bir şekilde anlatırım ki ben Öcalan'la görüştüm 2013'te 3 saat. Sırrı Süreyya Önder’le, Pervin Buldan'la gittik, 3 saat görüştük. Kandil'dekilerle de, üç sefer Kandil'e gittim. Onları da kamuoyu biliyor yani ne zaman gittim, ne konuştum.

Ruşen Çakır: Fotoğraflarınız arada yine çıkıyor.
Altan Tan: Hepsi var. Yine söylerim ama daha detaya inilirse, daha farklı şeyler olursa o konuda da fikirlerimi söylerim.

Ruşen Çakır: Peki sonuçta tekrar dönüp baktığımız zaman şu haliyle bu olay yürüyor. Ve başarı şansı da yüksek.
Altan Tan: Bence yüksek. Bence Allah izin verirse inşallah başarıyla sonuçlanacak. Yani bu ilk raund. Kürt sorununun çözümü, demokratikleşme, Türkiye'nin genel demokratikleşmesi, bunlar sonraki hikaye.

Ruşen Çakır: Peki sen kendini şahsi olarak bu süreçte hani bir başarı olmasından sonra nerede konumlandırıyorsun? Ne yapmak istersin?
Altan Tan: Ben bu dediğim fikirlerin merkezinde konumlandırıyorum. Lafı yuvarlamayayım. Şu an kim var? İşte AK Parti var. Yeni oluşacak DEM Parti, HDP neyse, adına ne denilecekse...

Ruşen Çakır: Demokratik Cumhuriyet Partisi.
Altan Tan: Demokratik Cumhuriyet Partisi diyenler var. Neyse o var. Şimdi ben bu fikirleri her ikisi de savunduğu müddetçe ikisini de destekleyeceğim. Ama içinde olurum veya olmam. O biraz da onların tercihi. Yani hem AK Parti tarafının tercihi hem diğer işte PKK kesiminin tercihi. Ama şöyle bir tavrım var. Yani, ‘‘Ben içinde değilim, ikisi de beni içine almadılar, bana bir rol ve görev de vermediler. Ben de burada bozuk atayım, muhalif olayım.’’ Böyle bir şey alçaklık olur. Böyle bir şey ha. İçinde olsam da olmasam da doğru olan her şeyi destekleyeceğim.

Ruşen Çakır: Peki burada Öcalan, yine Bahçeli'nin en son verdiği röportajda da görüyoruz; Öcalan'ın çok daha aktif bir şekilde dahil olacağı bir süreçten bahsediyoruz. Hatta belki ileri aşamalarda serbest kalması bile mümkün. Türkiye bütün bu yaşananlardan sonra bunu kaldırabilir mi sence?
Altan Tan: Bence kaldırır. Çünkü niye? Bir sefer siyasetin en büyük ilacı veya başka bir metafor da kullanabiliriz, kanı, başarıdır. Eğer bir operasyon başarıyla bitmişse... Yani başarı ne demektir? İşte bütün bunlar oldu. Türkiye bölünmedi. Türk Kürt birbirine düşman olmadı. Araplarla ilişkiler kuruldu. İşte Suriye, Irak, Lübnan, Ürdün; işler daha da iyiye gitti. Şimdi buna niye bir tepki olsun halktan? Ama Allah korusun ters olursa, yanlış olursa tekrar iç çatışmaya, bölünmeye, ayrışmaya doğru giderse – ki ben hiç öyle bir ihtimal vermiyorum Allah'ın izniyle – o zaman bir tepki olabilir. Ama her şeyin iyi gittiği bir düzlemde yani ticaretin, siyasetin, entegrasyonun, sporun, müziğin, turizmin, her şeyin olumlu gittiği bir yerde... Tabii ben sadece Kürtler üzerinden gitmiyorum ki. Yani ufku da daraltmayalım. Mesela biz Azerbaycan'la hiç tarihte olmadığımız kadar iç içe olduk. 600 sene, 700 sene Osmanlı döneminden bugüne kadar Azerbaycan Türkleriyle Osmanlı Türkleri veya Anadolu birlikte hareket etmemiş. Savaşmış, çatışmış, büyük kayıplar verilmiş. Ama bugün işler çok iyiye gidiyor veya yarın Ermenistan kapısı açıldı, işler düzeldi. Şu an yine yani resmî rakam değil de gayriresmi diyorlar ki İstanbul'da 70.000 Ermenistanlı çalışan var. Yani gayriresmi olarak. Bu 200.000'e çıkarsa, Ermeniler de memnun olursa, kapılar açılırsa, zenginleşirse, biz de memnun olursak halk niye buna tepki göstersin?

Ruşen Çakır: Peki son olarak şunu sormak istiyorum. Altan Tan olarak bu sürecin başarılı olma ihtimalini çok yüksek görüyorsun.
Altan Tan: Ben öyle görüyorum. Evet.

Ruşen Çakır: En büyük tehdit, risk nerede?
Altan Tan: Risk şuradadır. Ben hep onun da altını çizerek söylüyorum. Hangi projeyi yaparsanız yapın, dedim ya değişik metaforlar kullanabiliriz. Ben inşaat mühendisiyim. İşte inşaat diyorum; çok güzel bir proje, çok kötü bir mimar, çok beceriksiz bir inşaat mühendisi o inşaatı berbat eder. Veya başka bir örnek vereyim; müzik. Çok güzel bir parça. Yani bu ister Urfa'da Mukim Tahir'in 1940'ta söylediği ‘‘Ayağında Kundura’’ olsun, ister Yahya Kemal'in şiirini besteleyen işte Münir Nurettin Selçuk'un ‘‘Dönülmez Akşamın Ufkundayız’’ olsun. Eğer onu iyi icra eden bir icracı yoksa kulaklarınızı kapatırsınız. Saçınızı başınızı yolarsınız. Siyasi projeler de böyledir. Benim en büyük endişem odur. Yani AK Parti kanadından da DEM Parti kanadından da beceriksiz, günübirlik, bu işin işte eski tabirle künhüne yani inceliklerine, derinliklerine vakıf olmayan kadrolar bu önümüzdeki dönemde ön planda olurlarsa bu Türk, Kürt, Arap ittifakı, Türkiye'nin havzasal genişlemesi, entegrasyon sınıfta kalır. En büyük sorun kadrolardır. Yani yetenekli, bilinçli... Mesela bu noktada işte Milli İstihbarat Başkanı İbrahim Kalın yetenekli kişilerden biridir ki ben çok daha eskiden Amerika'da doktora yaptığı dönemlerden tanıyorum. Bir hafta onların öğrenci evinde misafir olmuştum yıllar önce. Bilen insanların kontrolünde giderse... Mesela bu ikinci süreç iyi gitti işte, ilk dönem gibi lastik patlamadı. Yani daha özenli, daha dikkatli, daha dar böyle belli şeylerle. Önümüzdeki dönemde de bana göre proje doğrudur, hedefler doğrudur. Ama yanlış icracılar, yanlış şarkıcılar, yanlış mühendisler — hangi metaforu verirseniz verin — devrede olursa büyük zarar verir.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Altan.
Altan Tan: Ben teşekkür ederim. Allah rast getirsin.

Ruşen Çakır: Evet, Altan Tan'la çerçeve yasa sonrası sürecin nasıl ilerleyebileceğini ve başarıya ulaşırsa neler olabileceğini konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
30.08.2026 Sürece dört koldan sert ve etkili eleştiriler
29.08.2026 Hani Ekrem İmamoğlu unutulmuştu!
28.08.2026 Ahmed eş-Şara Arap dünyası için ne anlam ifade ediyor?
27.08.2026 Türkiye Öcalan ile tanışmaya hazır mı?
26.08.2026 Nefret dilinin sembolleri: Yeşil, beyaz Toros ve sarı torba
25.08.2026 Çerçeve yasa çıktı, sabotaj girişimleri hızlandı
24.08.2026 Barış Akademisyenleri'ne borcumuzu ne zaman ödeyeceğiz?
23.08.2026 Furkan Vakfı olayı: Dindarın dindara yaptığı
23.08.2026 Yener Orkunoğlu ile söyleşi: Çözüm sürecinin kaderi niçin Öcalan’a bağlı?
22.08.2026 Artık kimse dağa çıkmasın!
30.08.2026 Sürece dört koldan sert ve etkili eleştiriler
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı