Adem Soytekin niçin tahliye edildi?

01.05.2026 medyascope.tv

1 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Dün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı davasında yine ara kararla 15 kişi tahliye oldu. Savcı 9 kişi istemişti, mahkeme yine geçen sefer de daha önceki sefer de öyle olmuştu, daha fazla kişiyi, 15 kişiyi tahliye etti. Bunlardan birisini konuşmak istiyorum: Adem Soytekin. Adem Soytekin, etkin pişmanlıktan yararlanan ama tutuklu yargılanan birisiydi. Bu çok olan bir durum değil. Ben de tutuksuz yargılanan bir sanık olarak gittiğim davalarda, duruşmalarda onu hep diğer tutuklu sanıklardan ayrı bir yerde, jandarmaların korumasında diyelim, hep gördüm ve değişik birisiydi. Sürekli ziyaretçilerin olduğu tarafa el sallayan, bir şeyler anlatmaya çalışan birisi ve ilginç bir şekilde etkin pişman olmasına rağmen Ekrem İmamoğlu salona girdiğinde ayağa kalkan, hatta onu alkışlayan birisi. Galiba o da Trabzonluymuş. İş insanıymış, inşaat gibi işlerle uğraşıyormuş. Ve kendisi Mart'ta ilk operasyonlar zamanında gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Etkin pişmanlık için başvurunca 2025 Temmuz'unda tahliye oluyor ama sonra 29 Ekim 2025'te tekrar tutuklanıyor ve dün de tahliye oldu.
Şimdi şöyle bir şey: O biliyorsunuz sırası çok aşağılardaydı. Dilekçeyle başvurdu. İfade vermek istedi, daha doğrusu savunmasını yapmak istediğini söyledi. Diğer sanıkların avukatlarının itirazına rağmen mahkeme heyeti onu kabul etti ve bu hafta o ifadesiyle, savunmasıyla dikkat çekti. Ve savunmasında bayağı bir bocaladı, kâğıttan okudu. Şu oldu, bu oldu. Birtakım sorulara cevap verirken zorlandı. Savcının beklediği cevapları vermediği gözüktü ama sonuçta tamamladı ve çarşamba günü burada konuşmasak olmaz, Ali Deniz Çakır'ın programına duruşmaları başından itibaren izleyen bir genç gazeteci Muratcan Altıntoprak konuk olmuştu ve orada yayında da bunu konuştular. Kimler tahliye olur, ne olur diye. Sonra biz muhabbet ederken şunu söyledi Muratcan, ki haklı; o kadar zorlandı ki savunmasında, tahliye çıkmayabilir ama zaten başvurması ve mahkeme heyetinin onu öne alması zaten tahliye ihtimalini çok güçlendiriyordu. Ben de orada şöyle; her ne kadar savunma sırasında duruşma salonunda olmasam da takip ediyordum. Gerçekten zayıf bir savunma yaptığı, bocaladığı belliydi ve dedim ki ama bence tahliye olur. Çünkü bu dava, sık sık dile getiriyorum tekrar söyleyeyim, delil yok. Delillerden ziyade, somut elle tutulur delillerden ziyade birtakım gizli tanıkların ve birtakım etkin pişmanların ifadeleriyle ayakta durmaya çalışıyor ve duramıyor, sarsılıyor. İlk günden itibaren bu dava, çürük bir temelde olduğu belli olan bir dava hâline geldi ve zaman içerisinde duruşmalar ilerledikçe birtakım etkin pişmanların ifadelerini geri çektikleri ya da ilk söylediklerinin devamını getirmediklerine tanık olduk ve bu gidişle de daha da tanık olacağa benziyoruz.
Böyle bir ortamda onların sayısının azalması ve suçlamalarının hepsinden olmasa bile önemli bir kısmından vazgeçmeleri gerçekten davanın zaten olmayan bana göre ama devlete göre var, o meşruiyetini iyice zora sokacak bir şey. Ve böyle bir olayda siz etkin pişman birisini, en öne çıkan isimlerden birisini tahliye etmezseniz bu sefer diğerleri iyice kendilerini yalnız hissedecekler. Diğer etkin pişmanlar... Bunların ezici bir çoğunluğu tutuksuz yargılanıyor ama sahipsiz olma hissi. Yani Adem Soytekin’in normalde kendisine yönelik suçlamalar suç örgütü yöneticisi, suç örgütü kasası suçlamaları var; bunları reddediyor. Tabii suç örgütünden haberi olmadığını söylüyor, bunun parçası olmadığını söylüyor. Ama bu arada da birtakım sanıkları suçluyor. Kendisi suçluyor ve onların bir kısmı "Gördün mü? Elinde somut delil var mı?" sorularına "Hayır duydum, duyumum." diye anlatıyor ama isimleri somut olarak, birtakım isimleri suçluyor ve mahkemeyle, öyle diyelim yargılayanlarla işbirliği yapıyor. Siz şimdi bunu tahliye etmezseniz gerçekten çarşı iyice karışır.
Şunu özellikle vurgulamak istiyorum. Daha önce bir yayında bahsetmiştim, 12 Eylül dönemindeki kendi yargılanmam ve tutukluluğumdan biliyorum. Bizim zamanımızda da tam birebir aynı değildi ama bağımsızlar vardı. Yani bunlar mahkemede ne dediklerinden ziyade cezaevinde idareyle işbirliği yapanlar, yani onların çizdiği sınıra uyanlardı. Onun dışındakiler de sürekli direnenlerdi ve bu kişilere ne deniyordu? Bağımsız deniyordu. Pişman da deniyor oluyordu ama daha çok bağımsız deniyordu. Ve bu kişilerin o kendilerini hapse atan, hapiste tutan gardiyanlar başta olmak üzere ki gardiyanlarımız normal zorunlu hizmetini yapan, vatan hizmetini yapan askerlerdi, erler, çavuşlar vesaire, onların gözünde ve cezaevi yöneticilerinin gözünde, subayların gözünde çok değersiz insanlardı. Çünkü çok garip bir şey oluyor; siz böyle bir şekilde şu ya da bu nedenle bir şeyden vazgeçip işbirliği yaptığınız zaman size işbirliği teklif edenler sizin o işbirliğinizden istifade ediyorlar ama size değer vermiyorlar. Bunu özellikle vurgulamak lazım. Bu kişilere sadece bu cezaevi yöneticileri, mahkeme, savcılar eminim öyledir, tabii ki buna itiraz edeceklerdir. Ama bir savcı, yani bir insan normalde böyle bir olayda kendisine yardımcı olana memnun olur ama bu kişilerin yaptıklarından dolayı da bu kişilere güvenmezler aslında. Böyle bir olay var.
Aynı şekilde yakın çevreleri de herhalde öyle bakıyorlardır. Çünkü burada başka bir şey var, yani bir şeyden vazgeçiyorsunuz. Şimdi zaten psikolojik olarak bunun yükü altında ezilen bu kişileri bir de tahliye etmezseniz bu sefer tam bir yıkım onları bekleyecek ve diğerlerine kötü örnek olacak. Diğerlerine kötü örnek olunca davanın kendisi iyice çıkmaza girecek. Dolayısıyla bu sembol bir isim, Adem Soytekin. Bu örnek bize davanın davayı açanlar tarafından, yürütmeye çalışanlar tarafından son bir gayret kurtarma çabasının bir ürünü olarak bence görülmeli. Ben öyle görüyorum ama onun da yeteceğini sanmıyorum. Çünkü şu ana kadarki gidişat bu davanın ayakları üzerinde duramadığını bize gösteriyor. Daha başka etkin pişmanlardan ifadesini çeken ya da hafifleten, suçlamalarını hafifleten başka örneklere de tanık olacağa benziyoruz. Adem Soytekin özgürlüğüne kavuştu ama dışarıda kendisini eskisi gibi bir hayatın beklemediğini herhalde biliyordur. Birçok insan aynı durumda.
Ben mesela geçmişte hatırladığım o dönemde bizlerle beraber hapse girip ama sonra işbirliği yapanların sosyal alanda hiçbir yerde varlık göstermediklerine tanığım. Yoklar, yok oldular, kayboldular. Kendilerini unutturma yoluna gittiler. İşte burada da benzer bir olay var, diğerlerine de ona da tabii ki geçmiş olsun. Ama dün yine Aile Dayanışmasında Dilek İmamoğlu'nun söylediği gibi o davada, süren davada kimsenin tutuklu yargılanmasını gerektiren bir durum olduğunu sanmıyorum. Özellikle bunu tekrar vurgulamak istiyorum; tutukluluk orada Mart itibarıyla bakarsak 13 ay, 14 ay olan tutukluluklar var. Bu tam bir zulüm. Herkesin bir şekilde en hızlı zamanda tahliye olması gerekiyor. Yargılama sürebilir ama tutuksuz yargılanmaları gerekiyor ki birçoklarının hakkında istenen cezalar zaten yatarı kalmamış çok kişi var. Hani ceza alsalar bile evet böyle arada bir, ayda bir böyle 15'er 15'er tutuklu sayısını mahkeme azaltıyor. Umarım çok geçmeden kimse tutuklu kalmaz.
Bugün 1 Mayıs İşçi Bayramı, Emek Bayramı ve yine tabii yasaklar var, yine tabii ki Taksim yasağı var. Bütün bunlar Türkiye'nin maalesef acı gerçekleri, kabullenilemez gerçekleri. Ama böyle. Ben ilk 1 Mayıs'a 1976 yılında Taksim Meydanı'na gitmiştim. Silik bir 1 Mayıs’tı. 1977'de Taksim Meydanı'ndaydım. Katliamın hemen öncesinde okulumuza, Galatasaray Lisesi'ne gidip oradan başka arkadaşları meydana çekmek için gittiğimizde silah seslerini duyduk. O anda meydanda değildim ama hemen okulun oradaydım. 1978'de yine gittim. Öyle gidebildiğimiz kadar gittik. Ve 1 Mayıs'a bazıları: "Ne anlamı var?" diyor. Hatta "İşçi sınıfı mı kaldı?" falan diyor. İşçi sınıfı da var, adı işçi sınıfı olmasa da sömürülenler hep var. Zaten dünyanın sistemi bunun üzerinde kurulmuş, sömürü üzerinde bina edilmiş bir dünyadayız.
Neyse, bugünün ithafı 1 Mayıs nedeniyle o kanlı 1 Mayıs sırasında konuşmayı yapan DİSK Başkanı Kemal Türkler. Kemal Türkler'in konuşmasının hemen ardından katliam yaşanmış. Ben o sırada orada değildim ama biliyoruz. Kemal Türkler, Denizlili, yoksul bir ailenin çocuğu olarak üniversiteyi mecburen yarım bırakıp iş hayatına atılan, iş hayatı derken tabii ki kendi işi değil, işçi olarak çalışıyor ve Maden-İş'te sendikacılığa başlıyor. İşçilikten iş yeri temsilciliğine, sonra sendika yöneticiliğine, Maden-İş'in yöneticisi oluyor ve ardından 4 sendika; 13 Şubat 1967'de Maden-İş, Basın-İş, Lastik-İş, Gıda-İş DİSK'i kuruyorlar. Bu gördüğünüz cenazesi. Birazdan ondan da bahsedeceğim. DİSK'i kuruyorlar ve DİSK'in kurucu genel başkanı. Ama DİSK'in kurulmasından önce 1961'de Türkiye İşçi Partisi'nin de kurucularından Kemal Türkler ve 1977 sonuna kadar DİSK'in genel başkanı, yani Kanlı 1 Mayıs'tan sonra yapılan ilk kurultayda yerine Abdullah Baştürk seçildi. Kemal Türkler ama Maden-İş genel başkanı olarak kaldı ve kendisini 22 Temmuz 1980'de evinin önünde katlettiler. 12 Eylül'den bir buçuk ay önce, 12 Eylül askerî darbesinden bir buçuk ay önce o günü hatırlıyorum. Çok şok olmuştuk ama her gün ölüm haberi geliyordu, saldırılar geliyordu. Kemal Türkler'in öldürülmesi başlı başına çok büyük bir olaydı ama kimse mahkûm olmadı bildiğim kadarıyla. İsimler var, azmettirenler var, şu var, bu var. Ama Kemal Türkler'i öldürenler bulunmadı ya da bulunsa bile cezalandırılmadı. Kendisi Türkiye işçi sınıfına kendisini adamış bir isimdi. Saygıyla ve rahmetle anıyorum. 1 Mayıs kutlu olsun. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
09.05.2026 Burcu Köksal'ın AKP'ye katılacak olmasının düşündürdükleri
08.05.2026 Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, Erdoğan’a rağmen sürece sahip çıkıyor
07.05.2026 İdris Baluken ile söyleşi: Somut adımlar atılacak mı? Süreç menzile varacak mı?
07.05.2026 Hayvan düşmanlığının siyasi boyutları
06.05.2026 Vahap Coşkun: “Öcalan’ın statüsü konusunda Erdoğan ile Bahçeli arasında asgari mutabakat olmalı”
06.05.2026 Burak Bilgehan Özpek: “Bahçeli kurucu devlet aklının sözcüsü olma iddiasında”
06.05.2026 “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörü” olarak Abdullah Öcalan
06.05.2026 Gürkan Çakıroğlu: “Türkiye’de öne çıkan ve Türkiye’yi öne çıkaran iki isim var: Bahçeli ile Öcalan”
05.05.2026 Hatem Ete ile söyleşi: AKP ve CHP oylarını nasıl artırabilirler?
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı