AKP hükumeti, Erbil ve PKK ile ortak noktada buluşmalı-BasHaber ile söyleşi

23.09.2014 basnews.com

Rawîn Stêrk

Not: Bu söyleşi IŞİD'in Kobani saldırısından önce yapılmıştır

BasHaber - Ortadoğu’da kartların yeniden açıldığını ve özellikle IŞİD konusunda Türkiye’nin Kürdleri yalnız bırakmasının yanlış olduğunu ifade eden gazeteci Ruşen Çakır, çözüm süreci de hesaba katılarak PYD, Türkiye ve Erbil’in bir mutabakat dahilinde hareket etmelerinin doğru olacağını söyledi. BasHaber’e konuşan Çakır, Kandil’e yaptığı ziyarete ilişkin izlenimlerini, müzakere süreci, IŞİD ve Türkiye Kürdistan ilişkilerini değerlendirdi. 
 
Kandil’de müzakere ve barış sürecine ilişkin nasıl bir izlenim edindiniz?
Bu köklü bir savaş ve tüm kesimler zarar gördü. Bunun çözülmesi kolay olmaz. Her şeyden önce karşılıklı güvensizlik var. Yine de bir ilerleme kaydediliyor. Bu hareketi Abdullah Öcalan yürütüyor ve o da özgür değil. Ama Öcalan özgür olsaydı veya Kandil de olsaydı belki de şimdiki gibi olamayabilirdi. Bunu bilemeyiz. Ama her şeye rağmen bu süreci sert bir şekilde eleştirenleri anlayamıyorum, bu çocuk oyuncağı değil, zor bir iş. İçeride ve dışarıda bu çözümü istemeyen çok kesim var. Bunların da her iki tarafa ayrı ayrı ulaşma imkanı var; her kesimden manipüle edebilecekleri kişiler var. Bir diğer husus ise Türkiye’de parlamenter demokrasiye bağlı olarak iktidarlar değişebiliyor. Sürecin en kritik aşamaları seçimlere denk geliyor ve bir bakıyorsunuz her şey seçimlerden sonraya erteleniyor. Genel seçimler, belediye seçimleri ve cumhurbaşkanlığı seçimleri birçok şeyi erteletti. Bir başka husus da şu: CHP’nin alternatif hiçbir şey önermemesi ve sürece mesafeli davranması, Kürd hareketini tamamen siyasi iktidara mahkum kılıyor. Eğer CHP hükümete alternatif bir öneri sunsaydı süreç daha hızlı ve verimli gidebilirdi. Ama şimdi bakıyoruz AKP hükümeti nasıl olsa bu çözümü benden başka isteyen yok diye rahat davranıyor, Kürd hareketinin ve diğer kesimlerin kendisine mecbur olduğunu düşünüyor. 
 
Kandil'de durum nedir? Sürece yaklaşımları nasıl?
 
Kendilerine süreç konusunda çok güveniyorlar. Özellikle IŞİD’le mücadele ve bu mücadele ile birlikte Batı tarafından görülüp algılanmak PKK’de büyük bir özgüven yarattı. Siyasi olarak güçleniyorlar, Batı basınına baktığınızda bugün hükümet aleyhine sürekli yazı çıkarken PKK hakkında özellikle kadın gerillalar için hep pozitif şeyler çıkıyor. Bu ve Öcalan’a olan güven bu özgüvende çok önemli etken. Ve bu sürecin diyalogdan müzakereye geçeceğinin farkındalar, bu yüzden Öcalan’ı baş müzakereci seçtiler. Bir kararsızlık görünmüyor. Ara sıra bazı söylem değişikleri oluyor ama aslında rahatlar ve eski tehditkâr dile ihtiyaç duymuyorlar.
 
Öcalan’ın talepleri ve hükümetle olan müzakeresinden bir rahatsızlık var mı? Bu anlamda bir direnç çıkabilir mi ?
 
Bunu bizzat sordum ve onlar da birbirlerini tamamladıklarını, sadece her birinin ayrı bir fonksiyonu olduğunu söyledi. Ama unutmamak gerekir ki PKK olmadan Öcalan, Öcalan olmadan da PKK’nin bir anlamı olmaz. Yıllarca onlar açısından en önemli sorun muhatap alınmaktı, yasal olmayabilir ama bu da gerçekleştikten sonra Kürd hareketi tamamen meşrulaştı. Bunun bir sonraki aşaması Öcalan’ın ve bu hareketin Kürdlerin temsilcisi olduğunun kabulüdür. Bunları elde etmiş olmak kazanmaktır, bundan sonrası teferruattır. Bence en önemli eşik geçildi. Artık siyasi bir zemin de oluştu, herhangi bir devlet memuru çözüm süreci için bir şey yaptığında kendini daha rahat hissedecek. Bunlar kalkmış olduğu için olayın önü açıldı. Konjonktürün de buna izin vermesi lazım. Şu anda Ankara önceliği çözüm sürecine veriyor ama PKK'nın önceliği Güney'deki IŞİD’le mücadele.  Ortada eşitsiz bir durum var ortak bir nokta bulunması gerekiyor. Geri çekilme yarım kaldı, PKK için Suriye ve Kürdistan’daki mücadele öncelikli olunca silahlı güçlerini oraya çekmek istiyor ama geri çekilmeyi bu nitelikle yapmak istemiyor. Hükümet eğer Erbil ve PKK ile ortak bir noktada buluşursa bu işler kolaylaşır. 
 
Daha önce PKK’nin Güney Kürdistan’dan Şengal dağını istediği biliniyor. IŞİD Şengal’e saldırdığında ise PKK önemli bir gerilla gücünü oraya kaydırdı. Bu kaydırma sadece Şengal için mi yoksa aynı zamanda Barış ve Müzakere süreci kapsamındaki çekilme ile de alakalı mı?
 
Bu çekilme çözüm süreciyle bağlantılıdır. PKK’nin önceliği Rojava. Çevre ülkelerde farklı güç ve ilişkileri var. Rojava, PKK’nin kafasındaki modeli gerçekleştirdiği ve PKK’nin istediği toplumsal yapının sergilendiği bir yer. Oraya her şeyi çok zor aktarıyorlar ama orayı korumayı da önceliklerine almışlar. Zaten Öcalan’ın demokratik özerklik fikrine çok yakın bir yer Rojava bölgesi. 
 
Peki Rojava konusunda Türkiye ile PYD arasındaki problem nereden kaynaklanıyor?
 
Buradaki temel sorun Ankara’dan kaynaklanıyor. Türkiye sınırında Rojava’da bayraklar açıldığında paniklediler ve çok fazla tepki verdiler. Ankara’ya yönelik yapılan İslamcı gurupları destekleme suçlaması YPG gelişimini frenledi. Ortada bir çelişki var; Türkiye’de masaya oturuyorsunuz ama Suriye’de karşı cephedesiniz. Bunu aşmanın yolu PYD ile Türk devletinin mutabakata varıp IŞİD’le mücadelede müttefik olmalarıdır. Suriye’deki muhalif güçler, rejimin yıkılmasından sonra Kürdlere tanınacak haklardan korkuyorlar. IŞİD’e karşı ayakta durabilen tek güç YPG oldu, böyle bir durumda Türkiye’nin başka bir seçeneği yok. IŞİD karşısında diğer güçler çok zorlanıyor. 
 
Kandil, IŞİD’in gelişiyle birlikte Güney Kürdistan’a da gerilla göndererek destek sundu ancak sonrasında çeşitli pürüzlerin yaşandığı konuşuluyor. Bu konuyu konuştunuz mu? Nedir temel yaklaşım acaba? Bağımsızlık vs.
 
Öcalan’ın ulus devleti reddetmesi, Güney Kürdistan’da bir devlet kurulmayacak anlamına gelmez. Ama Türkiye Kürdler açısından en güçlü parça konumunda. Dolayısıyla merkez Türkiye ve Diyarbakır. Ama Öcalan Türkiye'de ayrı bir devlet talep etmiyor. Buna bağlı olarak Güneyde kurulacak bağımsız bir Kürdistan devleti orayı cazibe merkezi haline getirir. Bunun getirdiği bir sıkıntı var arallarında, diyalog kurulması ile bu sıkıntı aşılabilir. Ben bağımsız birleşik bir Kürdistan’ın olacağını düşünmüyorum ama Irak’ta bağımsız bir Kürd devletinin ortaya çıkmasına da hiç şaşırmam. Çünkü bağımsız bir Kürdistan artık sadece Musul’un düşmesinden ibaret değil ve IŞİD’in tasfiyesi de Irak’ın birliğinin garantisi değil.
 
Kürdistan’ın bağımsızlığı bağlamında IŞİD’in bu kadar palazlanması dünya kamuoyunda neye denk geliyor?
 
Batı kamuoyu bölgede en güvenilir unsur olarak Kürdleri görüyor. İlk başta nasıl olsa birbirlerini öldürüyorlar mantığıyla sessiz kaldılar ama özellikle gazetecilerin öldürülmesi ve kendi ülkelerinden de katılım olduğunu görünce bunun kendileri için de bir tehdit olduğunu anladılar. İlginç olan Musul düştükten sonra herkes IŞİD’in Bağda’ta gideceğini düşünürken birden bire Kürdistan’a yöneldi. Bundan da anlıyoruz ki Kürdlere karşı bir meselesi var IŞİD’in. Bu mantıksız geliyor ama IŞİD’in en önemli özelliği bizim mantığımıza uymayan  bir mantıkla hareket etmeleri. ABD'nin müdahalesi olmasaydı belki de şimdi çoktan Erbil’de olabilirlerdi. Kimsenin konuşmadığı bir diğer durum ise IŞİD’in içerisinde çok sayıda Kürd de var. Türkiye, Irak ve Suriye’den. Elbette bunların kendi ırkından olanlarla da ideolojik meseleleri var. 
 
IŞİD bağımsızlığı meşrulaştırdı mı?
İlk başta böyle düşünüldü. Musul’un düşmesiyle bağımsızlığa kimse itiraz edemedi ve bu insanlarda IŞİD’in Kürdlere de yaradığı algısı yarattı. Ama IŞİD herkesi yanılttı, Kürdlere de saldırarak bütün analizleri boşa çıkardı.
 
Amerikan’ın IŞİD’le mücadele planı bağlamında Kürdistan’da İncirlik alternatifi bir hava üssü kurması gündemde. Bu üs kurulursa Kürdistan’a stratejik açıdan nasıl bir getirisi olur?
 
Bu üs Kürdlerin işlerine gelir. Amerika’nın Irak’tan çekilmesini Kürdler istememişti, hatta kısmi olarak kalmasını bile istediğini biliyoruz. Amerika’nın oradaki güçlü askeri varlığı Kürdlerin güvenliği için teminat olacak. Bu üs bölgenin dengeleri açısından Kürdlerin Amerika ile sağlam ilişkileri olduğunun göstergesi olur. Zira bölgede Amerika’nın en önemli müttefiki Kürdler. 

Çözüm sürecinde G. Kürdistan’ın çok önemli bir rol üstlendiği malumunuz. Bir sekretaryanın Erbil’de kurulması konuşuluyor. Kürdistan Oslo işlevi görecek ve aynı zamanda garantör ülke konumunda olacak şeklinde bir görüş var. Ancak Amerika öncülüğünde oluşan IŞİD karşıtı koalisyona Türkiye katılmıyor. Yani bir anlamda Kürdleri yalnız bıraktı. Kürdler ve Türkiye arasındaki siyasi, ekonomik ilişkileri nereye götürür bu? Çözüm sürecini nasıl etkiler?
 
Birtakım kartlar yeniden açılıyor. Erbil, IŞİD’e karşı mücadelede Ankara’dan yardım istedi ama beklediği desteği bulamadı. İki ay öncesine kadar Ankara ve Erbil yakındı. PKK de her ikisi ile mesafeliydi. Ama şimdi Kürdistan’a yönelik çok hayati bir tehdit var, Kandil ve Erbil teyakkuz halinde. Erbil, Şengal, Rojava ve Kobanê’ye yardım ediyor. Musul düşmeden önce PKK bu yardımlaşmayı önerdi ama Erbil o zaman Ankara’yı da düşünerek pek yanaşmamıştı. Ama sonra Barzani Maxmur’a gidip PKK’li komutanlarla fotoğraf çektirip kendi medyasında bastırdı. Bu ‘zor günde kim yanında ‘kim uzağında’nın göstergesidir. Kim yanındaysa onunla daha yakın ilişkiler kurarsın. Ankara bu anlamda çok hata yapıyor. Hem Erbil’e yardım etmiyorsun hem de kalkıp PKK’ye de yardım etme diyorsun. Bunu söyleme hakkı yok. Bunlar çok hassas zamanlar ve bu üç odak aralarında bir anlaşmaya varırsa aktif ve verimli bir mücadele yürütülebilir. Ve bu da çözüm sürecine olumlu yansır.

Türkiye’de bir hükümet değişikliği yaşandı ve şimdinin başbakanı, “Türkiye’nin hemen hemen bütün dünya ile olan dış politikasını batıran dünün dışişleri bakanı” şeklinde bir eleştirinin de muhatabı aynı zamanda.  Yeni dönemde Türkiye’yi ne bekliyor?
 
Çok zor ve kritik bir süreç Türkiye için. Eski çizgide devam ederlerse herkese, buna Kürdler de dahil,  yazık olur. Türkiye daha önceki süreçte bölgedeki tüm devletlerle iyi ilişkilere sahipti ve bir nevi teminattı ama daha sonraki Suriye krizinden sonra bir bloklaşma yaşandı ve bunlardan biri içinde yer aldı. Bu düzelirse daha iyi olur. Mesela Irak'ta bütün ana guruplar birbiriyle iyi ilişkiler yaşamak zorundaydı ama bakın şimdi paramparça oldu. Türkiye ile İran hep iyi ilişkiler yürütmüştü fakat Suriye krizi bu ilişkiyi biraz zedeledi. Bunun toparlanması ve başa sarmasının anahtarı Suriye ama orda da Ankara Esad rejimini devirmeye odaklanmış. Ama Esad rejimi hâlâ ayakta, bunu kabul etmedikçe bu sorunlar değişmez. 
(BasHaber Gazetesi)




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
20.03.2020 Haftaya Bakış (6): Türkiye’nin koronavirüs sınavı
19.03.2020 Erdoğan’ın konuşmasının düşündürdükleri
16.03.2020 Devlet Medyayı Suni Teneffüsle Yaşatıyor
16.03.2020 Korona günlerinde gazetecilik
13.03.2020 Haftaya Bakış (5): DEVA Partisi & koronavirüs
12.03.2020 DEVA Partisi tutar mı?
11.03.2020 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile söyleşi
10.03.2020 Osman Kavala’dan ne istiyorlar?
09.03.2020 Babacan’ın partisi DEVA hakkında ilk izlenimler
07.03.2020 Sırada Şam ile görüşme mi var?
20.03.2020 Haftaya Bakış (6): Türkiye’nin koronavirüs sınavı
10.03.2020 Que veut le Gouvernement turc à Osman Kavala ?
25.02.2020 As the era of Tayyip Erdoğan comes to an end
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı