19 Mart sürecinin birinci yılında Türkiye'nin ruh hali: Dr. Erman Bakırcı ile söyleşi

08.04.2026 medyascope.tv

8 Nisan 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. 19 Mart sürecinin birinci yılını geride bıraktık ve bu arada tabii ki toplumsal algıda çok önemli gelişmeler oldu. Bu konuyu, Veri Enstitüsü Direktörü Dr. Erman Bakırcı ile konuşacağız. Hoş geldiniz.
Erman Bakırcı: Merhabalar Ruşen Bey.

Ruşen Çakır: Siz Veri Enstitüsü olarak her ay "Veri Pusulası" adıyla bir kamuoyu araştırması yürütüyorsunuz. Mart 2026’da, İmamoğlu tutuklamasının birinci yılında toplumun adalet, demokrasi ve siyasi gelişmelere bakışını ölçtünüz. Bu araştırmanın sonuçlarını da 4 Nisan’da T24’te yazdınız. https://t24.com.tr/gundem/veri-enstitusu-bir-yilda-imamoglu-davasi-tamamen-siyasi-diyenlerin-sayisi-da-ofke-de-azaldi,1312089#goog_rewarded Bu rapor, konuyla ilgili insanların bayağı ilgisini çekti ve muhalif kesimdeki insanların da önemli bir kısmı, çok memnun olmadılar.
Bakırcı: Evet, gördüm. Ben de reaksiyonları bir parça takip ettim. bu mutsuzluğu hani hane içerinden de dahil olmak üzere fark ettim

Ruşen Çakır: Tam olarak ne buldunuz?
Bakırcı: Bir kere şunu söyleyerek başlamak isterim: Bu reaksiyonlardan sonra ekipten bir arkadaşımız şunu hatırlattı bana: ‘’Gibi’’ dizisinin bir sahnesinde vardı bu. Başlarını belaya sokuyorlar, herkes çok öfkeli. Kaçıyorlar. Yılmaz'ı annesi arıyor, telefonda diyor ki: "Anneciğim vallahi bir şey söylemedik. Kendi aramızda konuştuğumuz alelade gündelik şeyler." Olayın aleladeliğinden asla bahsetmiyorum, ama bu toplumla yıllardır çalışan bir araştırmacı, bir siyaset sosyoloğu olarak, bu değişimler bana çok gündelik geldi. Hatta Bekir Ağırdır ilk veriler çıktığında, ‘’ciddi bir oynama olmuş’’ dediğinde, ben çok o noktada değildim. Örneğin, Mart 2025'te insanların %65'i bu bulguya, bu olaya tamamen siyasi demiş. Hukuki diyenler %23. Şimdi herhangi bir noktada siz bu kadar kutuplaşmış bir ülkede, muhalefet ve iktidarın temsillerinin 23'e-65 gibi olduğunu gördünüz mü?

Ruşen Çakır: Hayır.
Bakırcı: Dolayısıyla bu bir şok haliydi. Ama şok halini muhalefet bazen ‘’Böyle düşünüyorlarsa bunlar kesin bizdendir’’ diye okuyabiliyor. Hayır, bu o anlama gelmeyebilir. Hani yazıda da ‘’rıza üretimi bunun bir parçası ama terminolojinin seçmenlere geçmesi de bunun bir parçası’’ diye bahsettim. Yani şunu söylemeye çalışıyorum: Mart 2025'te iktidar partilerine oy veren seçmenler buna ‘’siyasi’’ derken, yanlış bir şey olarak tariflememiş olabilir bir kısmı. Fakat aradan bir yıl geçti ve o bir yıllık süreçte ne oldu? Zaten davalar daha yeni başladı. Bu olayın iki tane noktası var. Biri, olayların zirvesindeki durum. Yani sokaklarda, üniversitelerde eylemler var. Üç gün önce İstanbul Valisi 1100 kişinin gözaltına alındığını söylemiş. 29 Mart'ta sanırım Türkiye'nin en büyük mitinglerinden bir tanesi yapıldı. Ardından ikinci bulgumuz ne zaman? İkinci bulgumuz ise daha davalar yeni başlarken, yani bir savunma dinlenmemişken. Bütün alan aslında iktidarın söylemlerinin güçlü şekilde ortaya koyabildiği bir dönem. Bu arada da tabii ki paralize olmuş bir CHP. Doğal olarak öyle, bunu bir eleştiri olarak söylemiyorum. Çünkü sadece İBB davaları değil. Bugün Üsküdar Belediyesi'ne yapılan operasyonu gördük. Bunlar sürekli devam ediyor. Dış konjonktürdeki gelişmeleri de biliyorsunuz. CHP bunlar arasında bir denge kurmaya çalışıyor ve kendi politik söylemini bulmaya çalışıyor.
Peki aralık ayında ne olmuş? Yüzde 65 olan oran, bu ay baktığımızda %49'a düşmüş. Evet, düşmüş ama %49 hâlâ bunu söylüyor. Ruşen Bey. Daha çok "hukuki" diyenler de %33'e gelmiş. Ben bu yazıyı yazarken "Acaba biraz fazla CHP yanlısı mı?" eleştirisi geleceğini bekliyordum. Çünkü aslında bu rakam bize dolaylı olarak, üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen, AK Parti ve MHP toplamı kadar insanın, bu davanın daha çok hukuki olduğuna hâlâ inanmamış olduğunu söylüyor.

Ruşen Çakır: Ama mesela burada "endişe" %51'den %29'a düşüyor. Buradan ne çıkartmalıyız? İnsanlar artık eskisi kadar kaygılı değiller mi? İlk başlarda "Ne oluyoruz, ülke nereye gidiyor?" hâli vardı. Şimdi kanıksama mı var?
Bakırcı: Kanıksama var ama kanıksamayla onaylamayı birbirine karıştırmamak lazım. Gelen reaksiyonlardan, bunların biraz karıştırıldığı kanaatindeyim. Biz bu anketin ilkini yaptığımızda insanlar sokaklardaydı, bugün sokaklarda değiliz. O gün sokağa çıkıp, bugün sokağa çıkmayan herkesin bunu kanıksadığı anlamına gelmez. Hayatın olağan akışında tepkileri, duyguları, pozisyonları bir parça değişti çünkü hayat devam ediyor. Aradan bir yıl geçti. Bu, yapılanları onayladıkları anlamına gelmez ama o günkü hislerini değiştirebilirler. Bugün sorduğunuzda, hislerin o günküyle aynı olmasını beklemek biraz fazlaca iyimserlik olurdu.

Ruşen Çakır: Yine aynı gidersek; umutsuzluk %40'tan %27'ye, öfke %29'dan %17'ye düşüyor. Yani burada bir normalleşme ve "hayat devam ediyor" hâli var. Şunu çok merak ediyorum: Son günlerde, "100 miting oldu, ne oldu?" tartışması var ve buna dair CHP içinden de bazı sesler çıktı. Buradan ‘’Bu süreç siyaseten daha etkili yürütülseydi, bu sonuçlar farklı olurdu’’ gibi bir şey mi çıkıyor?
Bakırcı: Bir araştırmacı olarak yazıdaki teknik tarafımı korumak isterim. "Olmamış bir şey olsaydı, etkisi ne olurdu?" sorusu üzerine ancak spekülasyon yapabiliriz. Kendi araştırmalarım ve toplumsal okumam üzerinden söyleyeyim: Bu zor bir şey. Evet, yüz miting, enerjisini kaybediyor olabilir, ama bir yandan iç konjonktürle mücadele edip, bir yandan belediyelere gelen davalar ve dış politika ile uğraşırken, bu, daha iyi yönetilebilir miydi? Mutlaka, kitabi olarak ‘’şunun yerine bunu yapsalardı daha iyi olurdu’’ denebilir, ama ben burada bütüncül bir kötü yönetim görmüyorum.

Ruşen Çakır: Ben de kişisel olarak öyle düşünüyorum ama rakamlara bakan birisi "CHP süreci kötü yönetmiş" diyebilir.
Bakırcı: Daha iyi yönetmek üzerine elbette herkesin fikri vardır. Ruşen Bey, hayatın olağan akışı içerisinde yürütülüyor. CHP'nin parti kapasitesi belli, toplumsal yapı belli; bunun içerisinde çalışıyorlar. Ben burada olağandışı bir durum görmüyorum. "Acayip de iyi yönetmişler" diyemem, bu datadan o da çıkmıyor; ama kötü yönettikleri kanaatinde de değilim. Biraz daha ortada bir durum.

Ruşen Çakır: Burada en önemli hususlardan birisi şu: Bu araştırmada konuştuğunuz insanlar birbirinden farklı; AK Parti'ye, MHP'ye, DEM'e veya CHP'ye oy verenler var. Yazıda partiler bazında pek veri yok ama datalarınızda vardır. Partiler olarak baktığınızda nasıl bir şey görüyorsunuz? CHP seçmeni hâlâ baştaki duruşunda mı ya da AK Partili bazı seçmenler başta "Bu kadarı fazla" deyip sonra iktidarın çizgisine mi gelmiş?
Bakırcı: Şunu net olarak söyleyebilirim, belki bu da CHP'nin süreci yönetimiyle ilgili soruya da cevap olabilir. CHP seçmenleri içerisinde o günkü pozisyonlarla, bugünkü pozisyonlar arasında kayda değer bir fark yok.

Ruşen Çakır: Onlar aynı yerde.
Bakırcı: Onlar aynı. DEM Partililerde de büyük oranda aynı, ama bir parça daha "hukuki" demeye gelmişler. Esas hareket şurada oluyor: İktidar kendi tabanlarını dönüştürdüğü için tablo bu kadar değişiyor. İlk o şok anında, AK Partililer ve özellikle MHP seçmenleri "Yahu ne oluyor, bu acaba fazla mı oluyor?" noktasındaydı. Ama Recep Tayyip Erdoğan'ın da Devlet Bahçeli'nin de en büyük siyasal maharetlerinden birinin, kendi tabanlarını dönüştürmeleri ve ikna etmeleri olduğunu biliyoruz. Bu bir yıllık süreçte MHP ve AK Parti seçmenleri büyük oranda partilerinin pozisyonuna doğru dönmüşlerdir. Ama enteresan bir şey söyleyeyim: Kararsızlar o zaman ne düşünüyorlarsa bugün hâlâ aynı şeyi düşünüyorlar. Bu, kritiktir.
Özetle; iktidar partilerine oy veren seçmenlerin pozisyonunda bir değişiklik oldu. Hâlâ bütününü ikna etmiş değiller, ama özellikle 1 yıllık süreci kıyasladığımızda kayda değer bir kısmını ikna etmiş durumdalar. Ancak siyasi kutuplaşmanın içine oturmayan kararsız seçmenlerde, bir yıl önceki durum neyse, bugün de aynı durumda.

Ruşen Çakır: Siz Veri Enstitüsü’nde düzenli kamuoyu yoklamaları yapıyorsunuz ama onları sadece abonelere iletiyorsunuz. Rakam vermeden söyleyecek olursak; buradaki bulgularını, genel seçmen eğilimi bulgularınızla örtüşüyor mu?
Bakırcı: Bir yıl önce CHP'nin birinci parti olduğu ve 6-8 puan önde olduğu görülüyordu. Bizim verilerimiz de genel kamuoyundan çok farklılaşmıyor. Bugün CHP hâlâ birinci parti, ama aradaki farkın 1 ila 3 puan aralığına geldiğini görüyoruz. Bu alışma hâline dikkat etmek lazım; Alışma, AK Parti seçmenleri içerisinde de çalışan bir şey hâline gelebiliyor, bunu akıldan çıkartmayalım.

Ruşen Çakır: İmamoğlu meselesine gelelim. Ara başlıkta "İmamoğlu Paradoksu" demişsiniz. Niye paradoks?
Bakırcı: İmamoğlu’nun çok güçlü bir anlam odağı hâline geldiğini iddia ediyorum. Datadan çıkardığım şey büyük oranda bu. Türkiye, mağduriyetlerin siyasal anlam üretme kapasitesinin oldukça yüksek olduğu bir yer. Ekrem İmamoğlu o zamana kadar becerisiyle bir siyasal figür haline gelmişti. Bugün onun yanına bir de bu mağduriyet eklendi. Dolayısıyla simgesel olarak çok büyüdü. Ama "siyasal bir aksiyona dönüşmedi" dememin sebebi bu. Bugün dönüşmesine belki de gerek yoktu. Çünkü önünde davalar ve diploma konusu gibi başka problemler var. Vatandaş onu seviyordu; İmamoğlu, yıllardır yapılan araştırmalarda muhalefet seçmeni nezdinde ya birinci ya ikinci çıkardı. Bu, bugün de devam ediyor ama üzerine kararsızlardan ve CHP'ye oy vermeyecek kişilerden de gelen bir anlam yükü bindi. Kritik konu, o anlamın siyasal bir plana dönüşüp dönüşmeyeceğidir. Şurası açıktır ki, CHP, bugün İmamoğlu'nun Silivri’de temsil ettiği o anlamı önümüzdeki süreçte taşıyamazsa, büyük sorunlar yaşar. Çünkü o artık reddedebileceğiniz bir anlam değil.

Ruşen Çakır: Peki, Erdoğan için hep "oyunun partisinden fazla olduğu" söylenir ki öyle olduğunu yaşadık, gördük. İmamoğlu için de benzer bir şey söyleyebilir miyiz?
Bakırcı: Bu, sorunun tekniğine göre değişir. Erdoğan için bunu söylerken, o zaman başkanlık sistemi yoktu ve bu çok net bir sorudu. Ama artık başkanlık sistemindeyiz ve 50+1'i alma ihtimalini konuşuyoruz. Dolayısıyla, bugün CHP'den başka isimler de partiden daha yüksek oy alabilirler. Eğer bir muhalif seçmenin desteklediği parti %5'teyse, kazanma ihtimali güçlü olan ve kendisine ters gelmeyen diğer adaya oy verme ihtimali daha yüksektir. Dolayısıyla bu durum Ekrem İmamoğlu için geçerlidir, ama başkanlık sistemi nedeniyle başka isimler için de geçerli olabilir. Muhalefetin temsiliyeti ile eşit değildir. Evet, CHP'nin temsiliyeti, muhalefetin temsiliyetinin çok büyük bir kısmıdır, belki amiral gemisidir. Ama bunlar, bugün yaşadığımız siyasal yapı içerisinde birbiriyle karıştırılmaması gerekir.

Ruşen Çakır: Burada dile getirdiğiniz bir hususla ilgili siyasi bir soru sormak istiyorum: Diyorsunuz ki: ‘’Mağduriyet tek başına liderlik üretmez; onu bir programa, anlatıya ve örgütsel kapasiteye bağlamak gerekir.’’ CHP "Cumhurbaşkanı Aday Ofisi" diye bir uygulamaya geçti, orada çalışan bir ekip var ve Özgür Özel de bu çalışmaların başında. Birtakım programlar söylendi. Bunlar sizin dile getirdiğiniz hususu karşılıyor mu?
Bakırcı: Tam olarak karşılamadığını görüyoruz. Bu iş şöyle çalışır: Toplum şu an davaya odaklanmışsa, sizin orada söylediğiniz programa bakmayabilir. Özgür Bey ‘’seçime gidelim’’ diyor ama seçimin bir tarihi var. Dolayısıyla doğru mesajı doğru yerde söylemek gerekir. Evet, bir zemin var, bu zeminin doğru kullanılması gerekiyor; bu zemin kaybedilmiş değil. Böyle bir anlam bütünlüğü var ve bu anlam bütünlüğü parti programına çevrilmeli, daha iyi anlatılmalı. Bu yaşanan 11 ayı, ekonomik ve siyasi krizleri düşündüğümüzde, datalarda bu programın vatandaşa yeterince geçmediğini görüyoruz. Ancak şu an en kritik zamanda mıyız? Bugün en kritik zamanda değiliz. Araştırmacı tarafımdan söyleyeyim ben bunu: Bence bu dönem, uygulanacak siyasal strateji için hammadde toplama dönemidir. Bugün vatandaşa bir vaat vermek çok etkili olmayabilir, çünkü zihinleri ona açık değil. Bana sorarsanız, şu an kurum veya kişi olarak neleri temsil ettiğinizin üzerinde durmanız, ana unsurdur.

Ruşen Çakır: İmamoğlu üzerinden devam edersek: Bir yılı aşkın süredir cezaevinde. Özellikle o ilk kravat bağlama görüntüsüyle beraber, yeni bir döneme girdi İmamoğlu. İlk başlarda daha fazla yazıyordu ama sosyal medya hesaplarına çok engel çıkarıldı. Şimdi bir süredir mahkemedeki performansıyla gündem oluyor. Öte yandan Özgür Özel sürekli sahada. Bu durum İmamoğlu'nun profili aleyhine bir eşitsizlik doğurmuyor mu?
Bakırcı: İmamoğlu'nun profiline aykırı bir durum, ama İmamoğlu'nun profiline aykırı durumlar arasında en tepedeki sebep bu değil. Önünde devam eden davalar var, diploma davası ve başka davalar var. Evet, bu doğru, ama diğer problemlerin yanında daha arka planda kalıyor. Özgür Bey’in de yapmaya çalıştığı şey de bu açığı kapatmaya çalışmak. Durumun somut tahlilini yaparsak, yapabilecekleri çok da geniş değil. Daha fazlası her zaman yapılabilir ama Özgür Bey mitinglere gidiyor. Muhtemelen onların da zihinlerinde bir şey var, sahayı görüyorlar, saha notlarına bakıyorlar. Geçenlerde “Orta sınıflar korkmaya mı başlıyor?’’ ‘’Mitinglerin enerjisi mi düştü?’’ diye konuşulmuştu. Aslında bizim de bulduğumuz bulgu bunlarla çok ilişkili. Çünkü hayat pozisyonu değiştirmese bile tepkileri değiştirir. Sadece Özgür Bey de değil elbette, parti olarak da bunu diri tutmaya çalışıyorlar. Ama bu enerjinin içeriden nasıl dışarıya çıkacağı konusu zordur. Kamusal görünürlüğü bütünüyle yasaklanmış, sınırlanmış bir isimden bahsediyoruz. Tabii ki bu ismin adına mesajlar yayınlanıyor ama hangileri tam kontrolde, hangisi onun metni? Onun metni olur, vatandaş "Hakikaten o mu yazdı?" diye sorgulayabilir. Yani inandırıcılığı da kaybolan bir süreç. Bunların her biri, sorgulanacak bir alt başlık haline gelebilir.

Ruşen Çakır: Diyorsunuz ki: "Kor sönmedi, kül örtüldü. ‘’İlk sert tepki zamanla zayıflamış olabilir, ama bütünüyle ortadan kalkmamış. Bir rahatlamadan çok, sessizleşmiş ana dağılmamış bir gerilim var.’’ Bunu biraz açalım.
Bakırcı: İnsanların bir itiraz noktası var. İlk başlarda neler konuşuluyordu? "Asrın yolsuzluğu," ‘’Birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar’’ deniyordu. Ama öyle bir şey yok. İtirafçılar çıkıyor, ‘’ben öyle söylemedim’’ diye geri adım atıyorlar. Böyle bakınca, iktidarın argümanlarını çok da doğrulayan bir süreç görmüyoruz. Fakat hayatın olağan akışı, Ekrem Bey'in kamusal görünürlüğünün aşırı sınırlandırılması bu koru küllendirdi. Ekrem İmamoğlu, tutuklandığında insanların gönlüne girmiş birisiydi. Selahattin Demirtaş da öyle. O da yıllardır içeride. Selahattin Demirtaş’ın tutuklanmadan önce toplumdaki karşılığı neyse, bugün de en az orada. Toplum bir kere o bağı kurdu mu, kolay kolay bırakmıyor. Her insanı kolay sevmiyor, sevmesi üstünden spekülasyonlar yapabiliriz, ama sevdiği insanlarla yol yürümeyi seviyorlar. Bunun en net örneklerinden biri de Erdoğan. Gönüle girmek ve başarı hikâyesi elde etmek önemli. Bu korun küllenmesi ama sönmemesinin ana noktası, İmamoğlu'nun tutuklanmadan önceki profilidir.
İkinci nokta; toplum bu tutuklamaları bütünüyle satın almamış görünüyor. Yani sadece Ekrem İmamoğlu özelinde de değil, diğerlerinde de. Ve oradan çok dramatik hikâyeler, anlatılar da duyuyoruz. Bazılarının koşulları öyle. Burada bir ikna bütünüyle de çalışmamış. Üçüncü olarak da, CHP ya da Özgür Özel de mitinglerle bunu diri tutuyor. Bu diri tutmaktan asla vazgeçmemişler. Evet, geri adımı olmuş, oranlar azalmış. Ama hatırlatmak isterim: bizim ilk araştırmayı yaptığımızda aynı gün Maltepe'de miting vardı. Yüz binler gidiyor o mitinge. Tabii ki o ruh halinde olmayacağız, tabii ki AK Parti ve MHP kendi seçmen tabanlarını bir ölçüde ikna edeceklerdi. Biz başka ülkede yaşamıyoruz. Bunun böyle olmasını çok olağan görüyorum. O yüzden baştaki alıntıda da bahsettim, bana çok olağan geldi bu. Ama burada tam anlamıyla yapısal bir hamle da oluşmamış görünüyor.
Şunu söylemeye çalışıyorum: İmamoğlu içeride, parti var dışarıda, Aday Ofisi var. ‘’Bu üçü arasında bir koordinasyon tam anlamıyla var mı? Varsa da o koordinasyon toplumu ikna etme fonksiyonunu yeterince yerine getiriyor mu?’’ diye sorarsanız, o alanın biraz daha gelişmesi gerekiyor. Ama bir yandan da şöyle düşünün: Yeni yeni adımlar atıyorlar. Altı aydır bunu konuşuyorlardı. Bazı arkadaşlar tutuklulardı, bu konuda çok önemli olabilecek arkadaşlar. Onlar tekrardan ekiplere dahil oldular. Biraz orada da zaman tanımak lazım. Ama burası genele göre daha zayıf gördüğüm durumudur CHP'nin. Bu üçlü fonksiyonu yeterince kurdukları kanaatinde değilim.

Ruşen Çakır: Şunu sormak istiyorum, bu tabii vatandaşa anketle sorulacak bir şey değil tabii ama siz bir gözlemci olarak ne dersiniz? Şimdi bir yıllık bir süreç yaşadık. Bu sürecin aktörleri var: İmamoğlu, Özgür Özel, Erdoğan ve savcılar. Ben açıkçası, Erdoğan, savcılar ve CHP'nin bir iki figürü dışında, bir de toplumsal muhalefet dahil olduğu için, toplumsal aktörler var, onların dışında pek aktör görmedim. Mesela muhalefet demiyorum artık, ‘’iktidarda olmayan partiler’’ diyeceğim. TİP dışında, iktidarda olmayan partilerin hemen hemen hiçbirisi bu topa girmedi.
Bakırcı: Doğru.

Ruşen Çakır: Bahçeli, arada sırada yaptığı birtakım konuşmaları saymazsak, o da çok fazla girmedi. Böyle garip bir süreç yaşadık. Türkiye'deki tüm aktörlerin dahil olduğu değil de, bir kısmının dahil olduğu, bir de siyasi olmayan yargının dahil olduğu bir süreç. Bu sürecin şekillenmesinde hangisi daha etkili oldu?
Bakırcı: Bunu da yine araştırmalardan spekülatif bir yorum olarak söyleyebilirim. İktidarda olmayan diğer partilerin liderlerinin dahil olmaması ya da zayıf dahil oluşları diyelim, bu süreç ve muhalefet adına bir eksikliktir. Hiç dahil olmayışları demeyeyim, zayıf katılımları diyelim. Ama buradaki ana dönüştürücü, ana etkili fonksiyon, savcılardan da ziyade, her zaman için Erdoğan'ın kendi pozisyonudur. Çünkü zaten büyük oranda bağımlı konulardan bahsediyoruz. Dolayısıyla buradaki esas unsur, Erdoğan'ın dönüştürme becerisidir, kapasitesidir. Savcılar konusunda, daha doğrusu, adalete dair, adalete güvene dair bir şeyler söyleyebilirim. İnsanlar güvenmiyorlar. Hele politize olmayan bir yerden sorarsanız durum çok daha kötü. Örneğin biz bu araştırmada “Sizce Türkiye'de adalet sistemi geçmişe kıyasla bugün nasıl bir durumda?” diye sormuştuk. Soru çok nötr, bir partizanlık ifade edecek bir kelime yok. Yüzde 46 “Çok daha zayıf” demiş, %20 de “Daha zayıf” demiş. Yani üç insanın ikisi, bugün Türkiye'de adalet sistemini geçmişe kıyasla zayıf görüyor. Dolayısıyla bu bir vaka olarak zaten ortada duruyor.
Ama burada belki de konuyu kutuplaşmış bir yerden değil, ama daha az kutuplaşmış bir yerden, vatandaşa temas eden tarafından da anlatmak gerekiyordur muhalefet partileri adına. Alelade bir dava da çok uzuyor. Adaleti sadece bu dava üzerinden anlatırsanız, insanlar, kendi kutuplaşma kimlikleri üzerinden sizi duymamaya ya da ciddiye almamaya başlıyorlar. Oysa siz bu insanlara “Bir boşanma davası 4 yıl sürer mi” dediğinizde ya da bir hırsızlık oluyor, uğraşıyorsunuz, “bu 3 yıl sürer mi” dediğinizde, bunun toplumdaki karşılığı çok daha yüksek. Biraz daha çatlakları arayıp o çatlaklardan nasıl geçileceğine bakmak gerekiyor. Çatlak yerine yarıktan gittiğinizde, bazı yarıklar toplum tarafından kanıksanmış. Dolayısıyla o yarıktan gelen ışığı sahici ışık olarak görmüyor.

Ruşen Çakır: Evet, çok anlamlı. Peki, siz bu çalışmayı sürdürecek misiniz, yenileyecek misiniz?
Bakırcı: Şu an öyle bir planımız yok açıkçası. Tematik araştırmalar yapıyoruz. Her ayın ayrı temaları oluyor. Ayda bazen iki araştırma da yapıyoruz. Dolayısıyla kendimizin vereceği bir karar. Çünkü biz abonelerimize her ay, bir ya da iki araştırma yapmakla yükümlüyüz. Ama araştırmaların içeriğini biz belirliyoruz. Onlardan bazen geri bildirimler alıyoruz. Ama abonelerimiz büyük oranda şirketler olduğu için, biraz daha o tarafındayız. Bu da aslında benim en sevdiğim kısmıdır; siyaseti sadece en merkezi siyasetten konuşmak gibi bir alışkanlığımız var. Ama belki de siyaset Türkiye toplumunun neyden korktuğundadır. Yani biraz daha bu taraflardan bakma çabaları. Çünkü seçimin ateşi yandığında zaten bunları konuşma şansı olmayacak. O yüzden başta onu söylemeye çalışıyorum. Bir siyasi partinin stratejisi için, bu, hammaddeleri toplama dönemi olmalı. Zaten oraya girdiğinizde konu bir süre sonra başka bir yere kayacak. Ama bugün almanız gereken şey toplumun yapısı, özellikle de sosyo-psikolojik durumudur, biraz bu taraflarına bakmak gerekir. Ben de içinde insan olan her şeyin araştırılabileceğini düşünüyorum. O yüzden çok farklı konularda yapıyoruz araştırmaları.

Ruşen Çakır: Bu bir yılda bu sosyo-psikolojik durumda çok büyük çıkışlar, zıplamalar oldu ve şimdi belli bir normalleşme gibi bir durum var.
Bakırcı: Biraz öyle. Nitekim, geçenlerde İstanbul Politikalar Merkezi’nin hazırladığı Nebi Sümer ve Zafer Yenal imzalı ‘’Türkiye Toplumsal Psikolojik Esenlik Raporu 2025 https://ipc.sabanciuniv.edu/Content/Images/CKeditorImages/20260309-10031196.pdf  yayımlandı. Onlar da siyasi bir yerden söylemiyor elbette, ama toplumsal psikoloji bağlamında baktıklarında da geldikleri nokta biraz bu. Toplum bir şok yaşadı. İçindesiniz, başka bir seçeneği yok ve sabah kalkıp “böyle bir şey oldu, gitmeyeyim işe” deme şansımız yok. Hayatımıza devam ediyoruz. Tıpkı, belediyelerin yurttaşa “çöpünü almayacağım” diyememesi gibi, yurttaş da gündelik hayatına devam ediyor. Bu da birtakım kanıksamalara yol açabiliyor, ama bu, onaylamak anlamına gelmiyor. Onaylama konusu çok daha girifttir, çok daha detaylı çalışmak gerekir.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler. Çok sağ olun.
Bakırcı: Rica ederim.

Ruşen Çakır: Veri Enstitüsü Direktörü Doktor Erman Bakırcı ile 19 Mart sürecinin birinci yılında, toplumun bu süreci nasıl algıladığını konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler. İyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
19.04.2026 Mansur Yavaş’ın “topluca bir karar almamız gerekiyor” çağrısının anlam ve önemi
18.04.2026 Gülistan, Rojin, Rabia, Nadira, Burak ve diğerleri
17.04.2026 Okul saldırıları: Tabii ki siyasi
16.04.2026 Kindar nesil
12.04.2026 CHP muhalefette niçin yalnız kaldı?
11.04.2026 Sürecin ve Türkiye’nin Demirtaş’a ihtiyacı var
10.04.2026 İktidar CHP’ye yönelik saldırılarını şiddetlendiriyor
09.04.2026 Gizli tanıklar neye tanık, etkin pişmanlar neden pişman?
08.04.2026 Salı günleri Devlet Bahçeli dinlemek
08.04.2026 19 Mart sürecinin birinci yılında Türkiye'nin ruh hali: Dr. Erman Bakırcı ile söyleşi
19.04.2026 Mansur Yavaş’ın “topluca bir karar almamız gerekiyor” çağrısının anlam ve önemi
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı