Yine yeniden: Mazlum Abdi realitesi

15.02.2026 medyascope.tv

15 Şubat 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Geçenlerde bir tanıdığım aracılığıyla İlham Ahmed'e ulaşmaya çalıştım. İlham Ahmed kim? Suriye'de SDG'nin dış ilişkilerinden sorumlu kişi. Kendisiyle bir yayın yapmak istiyordum ve hâlâ istiyorum ama arada bana yardımcı olan kişi dedi ki, "Şu günler çok yoğun. Seyahatleri varmış, mümkün değilmiş." diye cevap geldi. Ondan iki gün sonra ya da bir gün sonra Medyascope'ta dış haberler editörü arkadaşımız Senem bana dedi ki: "Ya İlham Ahmed'le Mazlum Abdi Münih Güvenlik Zirvesi'ne katılıyor diye bir söylenti var. Doğrulayabilir miyiz?" Hemen birkaç koldan araştırdık ve çıktı ortaya. Evet, ikisi de katılıyor. Hatta aynı anda Suriye Dışişleri Bakanı Hasan Şeybani de olacak. İlginç bir fotoğraf. Ama sonra öğrendik ki ikisi, yani Mazlum Abdi ve İlham Ahmed birlikte gitmişler. Şeybani ayrı gitmiş. Fakat sonra birlikte toplantılar yapıyorlar. Size bir görüntü, bir video göstermek istiyorum. Öncelikle buna bakalım. Evet. Görüntüdeki kim? Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Marco Rubio. Fotoğrafını da burada koyarsak masada kimler var? En uçta İlham Ahmed var. Yanında Mazlum Abdi var. Yanında Şeybani var. Ve diğerleri de belli ki Şam yönetiminden isimler. Ve nerede toplandılar? Münih'te. Güvenlik zirvesinde bir araya geldiler. Arkada bayrakları görüyorsunuz. Suriye ve ABD bayrakları; böyle bir görüşme yapıldı.
Şimdi bu görüşme birçok açıdan önemli, sembolik. Bir kere şöyle bir husus var: Dendi ki ocak başında Halep'te başlayan süreçte Amerika Birleşik Devletleri SDG'den desteğini çekti. Şam'dan yana tavır aldı ve bu birçok şeyi, dengeleri değiştirdi ve SDG'yi, Kürtleri birtakım şeyleri istememelerine rağmen kabul etmek zorunda bıraktı. Ama bu video ve fotoğraf bize gösteriyor ki olay böyle kapanmamış. Hâlâ Suriye'de Kürtlerin Amerika Birleşik Devletleri nezdinde bir önemi var. O masada Dışişleri Bakanı ile birlikte oturuyorlar. Kürtler oturuyorlar ve sadece o değil, aynı zamanda bakarsanız şurada iki ayrı video. İlham Ahmed ve Mazlum Abdi ile birlikte. Buradakinde böyle bir sarılma, kucaklaşma hali de var. Fransızların zaten bir süredir özellikle Suriye sürecinde Kürtlere daha açık ve net, yüksek sesle destek verdiğini biliyoruz. Şimdi bunları niye söylüyorum? Birincisi bu önemli bir olay, bize birçok şey gösteriyor. Öncelikle Suriye'de Şam'la Kürtler arasındaki 30 Ocak mutabakatının bayağı yolunda olduğunu gösteriyor, ki bu iyi bir şey. Suriye'nin bütünlüğünde tarafların anlaşmış olması iyi bir şey.
Fakat şunu hatırlatmak istiyorum: Duhok'ta bir toplantı olmuştu Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nde ve o toplantıya Mazlum Abdi, İlham Ahmed'le birlikte gitmişti yine ve orada katılanların söylediğine göre bir Hollywood starı gibi karşılanmıştı. Ve o zaman, 22 Kasım günü "Ankara, Mazlum Abdi realitesini ne zaman tanıyacak?" diye bir yayın yapmıştım. Bir de onu sosyal medyada paylaşmıştım ama ocak ayında Halep'te başlayan ve Kürtlerin püskürtülmesi olayı ile birlikte, ellerindeki kazanımların teker teker alınmasıyla birlikte Türkiye'de coşan muzaffer edayla insanlar beni aldılar ve dediler ki: "Hadi bakalım, nerede realite?" diye benimle epey dalga geçtiler. Ve burada tabii şöyle bir ilginçlik var: Bunu yapanlar hem iktidar hem muhalefet. Çünkü Suriye'de Kürtlere yönelik o operasyonlara Türkiye'deki Kürt olmayan siyasi kesimlerin büyük bir kısmı alkışla katıldı. Yani bıraksanız oraya gidecek, orada doğrudan Kürtleri püskürtenler arasında yer alacak gibiydiler. Bayağı güçlü bir şekilde benim gibi düşünenleri, Kürtlerin de haklarının gözetilmesi gerektiğini düşünenleri, Kürtlerin orada bir realite olduğunu ve Mazlum Abdi'nin de bu realitenin simgesi olduğunu söyleyenleri anında, çok sevdikleri, hep yapıyorlar bunu biliyorsunuz, linç moduna soktular ve bu linçte de tabii ki yine ayrılar, birbirinden farklı kişiler yine aynı yerde birleştiler.Fakat 30 Ocak'ta anlaşma, yeni bir mutabakat sağlanıp Kürtlerin bazı taleplerinin de kabul edildiği ortaya çıkınca işlerin rengi değişti. O ilk baştaki galiplerdeki heyecan bayağı bir azaldı diyelim. Kendini mağlup olarak gören Kürtlerde de bir ölçüde bir moral anlamına geldi.
Ben o zaman 31 Ocak'ta yeniden "Mazlum Abdi Realitesi" diye bir yayın yaptım. İzleyenler hatırlayacaktır. Bu bir cevaptı ve onu da bugün ne olarak yapıyorum? Yine yeniden, yine yeniden ve gördüğünüz gibi o fotoğraf, bu fotoğraf çok önemli fotoğraf. Şunu da söyleyebiliriz: Aynı anda Marco Rubio, Mazlum Abdi ve İlham Ahmed ya da Macron'la Mazlum Abdi, bütün bu fotoğraflar bize bir realiteyi gösteriyor. Ama buradaki sorun şu: Şu masa Münih'te ve Marco Rubio ile mı kurulmalıydı? Benim gibi düşünen birçok kişi var, haklarını yemeyeyim. Kendilerinden istifade ettiğim çok kişi var. Benim de söylediğim, onlardan da etkilenerek söylediğim, defalarca söylediğim; bu masanın Türkiye'de, Ankara'da kurulması lazımdı. Bizim Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan şu ana kadar Kürtlerle görüşmüş olabilir. Olmadığına emin değilim ama böyle bir fotoğraf vermedi. Asla vermedi. Şam yönetimiyle sürekli verdi, Kürtlerle böyle bir fotoğraf vermedi. Tam tersine Kürtlerle üst perdeden tehdit diliyle konuştu. Ne geçti elimize? Sonuçta Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı pekâlâ o fotoğrafı veriyor. Biz niye vermiyoruz? ABD'nin Suriye'deki çıkarları Türkiye'nin çıkarlarından daha mı büyük? Daha mı hayati? ABD'nin Suriye'deki Kürtlerle akraba olan bir nüfusu mu var? İllaki vardır Kürt ama bir Türkiye'deki Kürt nüfusla kıyaslanabilir mi?
Siz bunlara böyle dogmatik bir şekilde, inatçı bir şekilde girmiyorsunuz. Ondan sonra adam geliyor Washington'dan Münih'e ve orada bu fotoğrafı veriyor. Özel olarak vermek istiyor ve veriyor. Siz de ondan sonra bunun üzerine yorum yapıyorsunuz. Şimdi bu fotoğrafı görüp morali bozulanların çok sesi çıkmadı ama bu fotoğrafı önemli bulanların büyük bir kısmı benim bu söylediğimi söyledi farklı cümlelerle. Niye Türkiye bu fotoğrafı vermiyor? Niye Hakan Fidan dünyanın bütün liderleriyle, diplomatlarıyla, bakanlarıyla fotoğraf verirken niye bunlarla vermiyor? Şimdi herhalde yakında verirler diye düşünüyorum ve umuyorum, ilk fırsatta bu olur diye düşünüyorum. Ve umarım ilk fırsatta ben de İlham Ahmed'le ve hatta Mazlum Abdi ile röportaj yapabilirim. Şu haliyle bakıldığı, görüldüğü kadar bu röportajları eğer ayarlayabilirsem online yapmak zorundayım. Çünkü yurt dışı çıkış yasağım var. Olsun. Gazetecilik her koşul altında yapılabilen bir meslek. Elimizden geleni yapacağız diyelim ve bugünün ithafına gelelim.
Dün Sidney Poitier idi. Bugün bir siyah Amerikalı olsun dedim ve Whoopi Goldberg'te karar kıldım. Gerçekten her şeyiyle siyah Amerikalıların dünyadaki en sembol isimlerinden birisi. Daha çok komedilerde bilinen bir isim. ‘‘Yırtık Rahibe’’ bu film başlı başına bir olaydır. Kendisi sadece sinema oyuncusu değil, aynı zamanda sunuculuk da yapıyor. Tiyatroda da oynuyor ve birçok ödül; Oscar, Tony, Emmy, Grammy, bunların adlarını hep duyuyoruz biliyorsunuz, bütün bu ödüllerin hepsini birden almış birisi ve bunu bir siyah olarak yapmış birisi. Bu anlamda Sidney Poitier'ın biraz daha genci diyelim; şu anda bildiğim kadarıyla 70 yaşında, biraz daha genci. Hem kendini — bu azınlıklarda hep böyle bir durum vardır, dışlananlarda hep böyle bir durum vardır — onların içinden çıkan kişiler hem kendilerini hem de bağlı oldukları o grubu temsil ederler, sorumlulukları o yüzden çok yüksektir. Whoopi Goldberg bu anlamda bunu başarıyla yapmış bir isim olarak gerçekten alkışı hak ediyor. Kendisine ‘‘Yırtık Rahibe’’yle, şu bakışa bakar mısınız, veda edelim. Evet, burada noktayı koyalım. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.02.2026 Kürt siyasi hareketinin başarısız “süreç” sınavı
21.02.2026 Yeni dinsel hareketler Türkiye’de niçin etkili olamıyor?
20.02.2026 Yine yeniden: Din elden gidiyor
19.02.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: CHP oyuna mı geldi?
19.02.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: TBMM komisyonu görevini yerine getirdi mi?
19.02.2026 Edgar Şar ile söyleşi: İktidarın hedefi iç cepheyi tahkim değil iç politik dengeyi değiştirme
19.02.2026 Rapor bitti, süreç sürüyor
18.02.2026 Ümit Akçay ile söyleşi: Mehmet Şimşek giderse neler olur?
18.02.2026 “Liderler zirvesi” toplanır mı? Toplanırsa ne olur?
17.02.2026 Türkiye'de burjuvazi var mı? | Prof. Üstün Ergüder anlatıyor
22.02.2026 Kürt siyasi hareketinin başarısız “süreç” sınavı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı