Yeni dinsel hareketler Türkiye’de niçin etkili olamıyor?

21.02.2026 medyascope.tv

21 Şubat 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Dün Türkiye'de din konusunu ele aldım, almaya çalıştım. İslamiyet'i, İslamiyet'e özellikle genç kuşakların daha mesafeli olduğu yolundaki iddiaları, ki benim de gözlemim böyle, ve bu uzun zamandan beri özellikle AKP iktidarıyla birlikte söz konusu olan bir husus. Bugün başka bir şey ele almak istiyorum. Çok konuşulmayan bir husus. Dünyada buna ‘‘yeni din, dini hareketler’’ deniyor. ‘‘Yeni din’’ diyenler de var ama ‘‘dini hareket’’ denmesi tercih ediliyor. Bu aslında kökleri daha eskiye dayanan bir şey. Fakat özellikle 1960'lı yıllardan itibaren Batı'da çoklukla dile getirilen bir husus. Uzak Doğu dinlerinin etkisiyle Batı'da çok yeni dinsel topluluklar oluştu ama sadece bundan ibaret değil. Hristiyanlıktan hareketle de birtakım yeni yorumlar oluştu ve bunların adım adım geliştiğini görüyoruz. Sadece Batı'ya özgü bir şey değil tabii; Batı'dakiler daha fazla dikkat çektiği için böyle oldu. Birtakım ünlü isimler yer aldığı için böyle oldu. Kimi durumda da kriminal olaylar oldu. Mesela ABD merkezli ‘‘Halkın Tapınağı’’ grubu toplu intihar etti; kendilerine yönelik devlet baskılarından kurtulmak için ölmeyi tercih ettiler. Mesela o, dünyanın çok ciddi bir şekilde gündeminde yer etmişti.
İslam dünyasında da var. İslam dünyasında olanların da önemli bir kısmı İslamiyet'in içerisinden türetilmiş birtakım oluşumlar. Bizim tarikat olarak bildiğimiz yapıların aslında bir kısmı İslam'ın geleneksel anlayışının dışındaki yapılar. Bunlar yeni dinsel hareketler olarak görülebilir. Ama biz hepsini bunların İslamiyet içerisinden okuduk. Ama mesela yakın dönemde Aczmendilik denen olay, Elâzığ'da çıkan Müslüm Gündüz'ün lideri olduğu olay ve hatta Fethullahçılık, Fethullah Gülen'in hareketini de aslında tam olarak bir İslam hareketi olarak tanımlamak mümkün olmayabilir. Tabii bunlar çok farklı bir tartışma ama onun dışında Türkiye'de de öteden beri hep birtakım yeni dinsel hareketler çıktı. Mesela bir olay yaşamıştık yıllar önce. 2004'te İstanbul'da İhsan Güven adında bir, yanılmıyorsam emekli öğretmendi, öldürüldü. Öldürenlerin İBDA-C'li olduğu söylendi. O, ‘‘Dost Tarikatı’’ diye bir tarikat yapıyordu. Birtakım ünlü isimler de ona bağlıydı. Bu İslam göndermesi de olan, başka göndermeleri de olan ama esas olarak bir lider etrafındaki bir grup insanı oluşturuyordu; bir grup insandan oluşuyordu. Onun öldürülmesinin ardından bu yapı sürdü mü çok emin değilim. Çünkü bu tür yeni dinsel hareketlerin hemen hemen hepsi bir karizmatik lider etrafında şekilleniyor ve onun ölümünün ardından bir şekilde varlığını sürdürmekte çok zorlanıyorlar. Hepsi böyle olmasa da zorlanıyorlar ve bölünüyorlar, parçalanıyorlar; zamanla etkilerini yitiriyorlar.
Yakın dönemde Türkiye'de, bir zamanlar Türkiye'de diyelim, 80'li yıllarda mesela Uzak Doğu esintili bir ‘‘Transandantal Meditasyon’’ diye bir hareket vardı. Bu da aslında yeni bir dinsel hareket olarak görülebilirdi. Burası da genellikle eğitimli insanlar, iyi eğitimli insanlar yani orta sınıf, üst orta sınıf kişilerin rağbet ettiği yapıydı. Eskisi kadar gündemde olduğunu şahsen görmüyorum. Bir ara bayağı konuşulan bir yapıydı. Son yıllarda çoklukla adı edilen bir ‘‘Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı’’ diye bir yapı var. Bunu duymadıysanız merak edip bir bakın derim. Bunun kurucusu bir kadın: Vedia Bülent Çorak. İlk kendisini bir vakıf olarak kurması 1993. Bu yapının içerisinde de çok, özellikle büyük şehirlerde orta sınıf, üst orta sınıf var. Bunlar mesela uzaya bakıyorlar. Yani uzaydan hareketle yapıyorlar. İnanışları uzay temelli ama işin içerisinde Mevlana da var ama işin içerisinde Atatürk de var. Yani böyle karma bir şey. Başka gruplar da olduğunu duyuyorum. Dünyadakileri bayağı yakından takip ettim bir ara, uzun bir süre. Özellikle uzay üzerinden kurulan dinsel hareketler ya da Uzak Doğu üzerine inşa edilmiş, kimi zaman birtakım gurular etrafında inşa edilmiş birtakım yapılar. Bazen şöyle şeyler de oluyor: Mesela Amerikalı birisi Uzak Doğu'ya gidiyor, orada kendince bir eğitim alıyor ve döndükten sonra kendisi yeni bir dinsel hareket kuruyor. Türkiye'de bu hareketler var ama hiçbir zaman güçlü olamıyorlar, dikkat çekici olamıyorlar. Bu soru öteden beri hep kafamdadır; ‘‘Neden?’’ diye. Tabii ki ilk akla gelen Türkiye muhafazakâr bir ülke, İslam ülkesi vesaire; bunun bir etkisi muhakkak vardır. Ama şu daha önemli bence: Bu hareketler kendilerini göstermek istemiyorlar.
Normalde ben bunu "Neden etkili olamadılar?" diye söylüyorum ama aslında neden popüler olmuyorlar? Olmak istemiyorlar çünkü ürküyorlar, korkuyorlar. Bu İhsan Güven'in başına gelen olay bunun başlı başına bir örneği. Benim bir okul arkadaşım da onun çok yakınında birisiydi, ondan az buçuk biliyorum olayın ne olduğunu. O olay da gösteriyor ki pekâlâ başınıza bir şey gelebilir. Bir diğer husus, bu tür hareketler Türkiye gibi ülkelerde, Batı'da da böyle genellikle, alt sınıflara inmekte zorlanıyorlar. Alt sınıflarda, daha yoksul kesimlerde genellikle kurulu dinin birtakım yeni yorumları öne çıkabiliyor. Bu anlamda Aczmendilik hakikaten ilginç, istisnai bir örnek olarak karşımıza çıkabilir. Ama Türkiye'de İslam'ın tamamen dışında uzaylılara ya da Uzak Doğu'daki birtakım inanışlara gönderme yaparak ya da bambaşka şeyler üreterek, yani işte bu kişisel gelişim şu bu olaylarının altında da bir şekilde var olan o arayışlara seslenerek örgütlenmek mümkün ama bunu geniş kitlelere yaymak çok mümkün değil. Onu özellikle vurgulamak lazım. Bunun toplumsal zemini aslında çok fazla yok. Genellikle bizde bunalan, çağa cevap vermekte zorlanan ve mevcut dinsel yapılara, geleneksel dinsel yapılara dahil olmayı kendilerine yediremeyen insanların elitist, diyelim, birtakım arayışları söz konusu.
Ama şunu özellikle vurgulamak lazım: Son dönemde yaygınlaşan yoga ve benzeri Uzak Doğu göndermeli birtakım faaliyetler diyelim, spor ya da hareketler — bu konuda biliyorsunuz ülkenin dört bir tarafında çok sayıda yerler açılıyor; eğitmenler var, salonlar var — buralar aslında insanların o tür yeni arayış, dinsel arayış ihtiyacını bir şekilde — bir şekilde ama — karşılayabiliyor. Fakat Türkiye hâlâ bu konuda kısır. Mesela Fransa'da bir eski gazetecinin yarattığı, şimdi adını hatırlamadım, uzaylılara inanan çok güçlü bir hareketi vardı. Amerika Birleşik Devletleri'nde, Almanya'da birçok yerde o ülkeler kendi yeni hareketlerini çıkarabildiler ama Türkiye böyle bir şeyi henüz yapmadı, yapamadı, yapacağa da benzemiyor. Bu insanlar korkuyor, özellikle korkuyor. Bir, sosyal çevreden korkuyor ama daha önemlisi devletten korkuyor. Şöyle bir olayı aklınızda hep tutun: Türkiye'de öteden beri misyonerlik devletin bekası sorunu olarak görülmüştür. Misyonerlikle kurulu bir dini yapının, özellikle Amerika merkezli, Batı merkezli ama ABD merkezli esas olarak Protestanlığın değişik kollarının yayılması devletin en çok endişelendiği hususlardan birisidir. Hükümetler değişir ama bu korku değişmez. Bunun bir de böyle kökü de tam belli olmayan, ne dediği de tam belli olmayan yapılar eliyle hayata geçirilmesi herhalde çok ciddi bir şekilde devlet açısından sorun olarak görülüyordur.
Mesela bu sözünü ettiğim yeni dinsel hareketlerin bazıları misyonerlik de yapmaya kalkıyor. Genellikle yeni dinsel hareketler kendi bulundukları yerde kalmayı tercih ederler ama çok uluslu olan, kıtalararası olmaya çalışanlar da var. Onların Türkiye'de çok fazla şansı olduğunu düşünmüyorum. Şimdi "Nereden çıktı bu konu?" diyeceksiniz. Aslında bu benim öteden beri taktığım bir mesele. Fakat dün Trump'ın UFO'larla ilgili bilgilerin açıklanması talimatını vermesi haberiyle bu fikir, yani bu yayın aklıma geldi. Çünkü yeni dinsel hareketlerin içerisinde uzaya, UFO'lara vesairelere inanmak hayli yaygın. Türkiye'de de demin bahsettiğim Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı, yani Bülent Hanım'ın hareketi, ki yıllardır bir şekilde hakkında onca suçlamaya vesaireye rağmen ayakta kalmış bir yapı olarak Atatürk'ü, Mevlana'yı ve hepimizi uzayda buluşturan bir yapı olarak hatırı sayılır sayıda insanı etrafına toplayabiliyor. Bir ara onların metinleri kısmen elime geçmişti bir yerden tesadüfen. Okumaya başladım. Ben ki bu konulara çok meraklı birisiyim, işin içinden çıkamadım ve kısa bir süre içerisinde pes ettim. Ama pes etmeyen, bunları bir vahiy gibi gören insanlar var. Ve bu insanlar da aslında yanımızda yöremizde olan akrabalarımız, arkadaşlarımız vesaire.
Neyse, gelelim bugünün ithafına; bir büyük yazara, Füruzan'a. Füruzan’ın ilk öykü kitabı 1971 ‘‘Parasız Yatılı’’. Tam da bizim, parasız değildik ama, yatılı okuduğumuz dönemde çıkmış bir kitap. O yıl okumadık tabii, o yıl okumadım en azından ama ilk okuduğum kitaplarından birisidir. ‘‘Kuşatma’’ bir başka kitabı, ‘‘Benim Sinemalarım’’; bunlar öykü ve farklı öyküler. Küçük insanlar var, kadınlar var, çocuklar var. Füruzan alışılmadıktı. Çünkü o tarihlerde, geçen yayında bahsettim mesela, Bekir Yıldız, Fakir Baykurt okuyorduk; onlar çok düz, sert, toplumsal gerçekçi şeylerdi. Ama Füruzan daha başka bir şey yapan, daha kentli insanları ele alan birisiydi. Öykülerinden sonra ‘‘47'liler’’, ilk romanı çıktı. Füruzan'ın Turhan Selçuk'la evli olduğunu duyduğumda çok şaşırmıştım. Turhan Selçuk, bilmeyenlere söyleyelim, Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük karikatüristlerinden birisi, aynı zamanda Cumhuriyet Gazetesi'nin kalbi olan İlhan Selçuk'un da kardeşi. Bir de kızları var Aslı Hanım, o bildiğim kadarıyla sinemayla ilgileniyor. Füruzan senaryo da yazdı, mesela ‘‘Ah Güzel İstanbul’’, Ömer Kavur'un çektiği. Bir de kendisinin Gülsün Karamustafa ile ‘‘Benim Sinemalarım’’ kitabını sinemaya uyarladığını biliyoruz. 2024 yılında, yani 2 yıl önce aramızdan ayrıldı Füruzan. Kendisini Türk edebiyatına değerli katkıları için, özellikle kadınları okumaya ve yazmaya teşvik eden Türkiye'deki kadın yazar kuşağından birisi olması nedeniyle saygıyla ve sevgiyle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.02.2026 Kürt siyasi hareketinin başarısız “süreç” sınavı
21.02.2026 Yeni dinsel hareketler Türkiye’de niçin etkili olamıyor?
20.02.2026 Yine yeniden: Din elden gidiyor
19.02.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: CHP oyuna mı geldi?
19.02.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: TBMM komisyonu görevini yerine getirdi mi?
19.02.2026 Edgar Şar ile söyleşi: İktidarın hedefi iç cepheyi tahkim değil iç politik dengeyi değiştirme
19.02.2026 Rapor bitti, süreç sürüyor
18.02.2026 Ümit Akçay ile söyleşi: Mehmet Şimşek giderse neler olur?
18.02.2026 “Liderler zirvesi” toplanır mı? Toplanırsa ne olur?
17.02.2026 Türkiye'de burjuvazi var mı? | Prof. Üstün Ergüder anlatıyor
22.02.2026 Kürt siyasi hareketinin başarısız “süreç” sınavı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı