Transatlantik: Cevapsız sorular ve riskler: Tüm yönleriyle ABD-İran anlaşması

15.06.2026 medyascope.tv

15 Haziran 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız Transatlantik’i yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Transatlantik'le karşınızdayız. Bu hafta yayını pazartesi günü yapıyoruz. Washington'da Gönül Tol ve Ömer Taşpınar’la tek bir gündem maddesini konuşacağız. ‘’Savaşı bitirme anlaşması’’ diyeceğim de tam da diyemiyorum. Çok ağzımız yandı bu olaydan, ama bu sefer sanki ciddi gibi. Ne dersin Ömer, bitti mi iş?
Ömer Taşpınar: Ateşkesin resmî hâle getirilmesi için bir anlaşma diyelim buna. ‘’Savaşın bitmesi’’ daha keskin bir ifade olur. Savaşın bitip bitmediğini önümüzdeki aylarda anlayacağız. Çünkü asıl anlaşma nükleer konuda olmalıydı. Fakat nükleer konuda bir anlaşma yok şu anda. Yaklaşık birkaç haftadan beri Trump sürekli olarak "Bir anlaşmaya vardık. Anlaşma çok kolay. Nükleere hiçbir zaman gidemeyecekler" diyordu. Büyük beklentiler yaratıyordu, her seferinde de boş çıkıyordu. Ortada bir ateşkes vardı ama bir anlaşma yoktu. Bu sefer, bu ateşkesin resmîleştirilmesi anlaşması olarak bakıyorum ben buna. Nükleer konudan hiç bahsetmeyen bir anlaşma. Cuma günü Cenevre'de imzalanacak. Cenevre'de imzalanacak olması da ilginç. Arabuluculuğu yapan ülkeler, Katar ve Pakistan'dı. Orada olması yerine Cenevre'de imzalanacak anlaşma. Bu anlaşmaya göre ablukalar sona eriyor.
Biliyorsun, yaklaşık iki aydan beri devam eden ikili bir abluka meselesi vardı. Bir kere İran'ın Hürmüz Körfezi'ne uyguladığı bir abluka vardı. İran bir şekilde oradan gemilerin geçişini kontrol ediyordu. İzin verdiği gemiler geçebiliyordu, izin vermedikleri geçemiyordu. Amerika da İran'ın bu Hürmüz ablukasına karşılık, İran'ın kendi limanlarını abluka altına almıştı. İran da kendi gemilerini petrolle, tankerle yükleyip ticaret yapamıyordu. İran açısından da bir ekonomik kayıp söz konusuydu. Anladığım kadarıyla şu anki anlaşma, henüz detayları belli olmamakla birlikte, bir tek bu konuyla, ablukaların kalkmasıyla ilgili. Ortada nükleerle ilgili bir çerçeve anlaşması bile yok henüz. Tekrar ediyorum, detayları bilmiyoruz çünkü yazılı olarak paylaşılmadı, Amerika bir şey paylaşmadı. İranlı kaynaklar bir anlaşma olduğunu onayladılar. 14 noktadan bahsediyorlar. Onlara göre, ablukanın kaldırılması cuma günü olacak. Ablukanın kaldırılmasının resmî hâle gelmesi için de, İran'ın, özellikle de Amerika'nın savaş başladığından bu yana dondurduğu, Arap bankalarında bulunan bir parası vardı. O parayı bloke etmekten çıkaracak. O para, tam rakamı hatırlamıyorum ama İran'a belirli bir ekonomik ve finansal yardım sağlayacak. Onun karşılığında bütün bunlar oluyormuş gibi.
‘’İran ne kazanıyor?’’ diye sorarsan, dondurulmuş bir hesabı o statüden çıkarılacak ve zannediyorum önümüzdeki on beş gün içinde, o para bir şekilde İran tarafından kullanılabilir hâle gelecek. Bu para Amerikan bankalarında olan bir para değil. Bildiğim kadarıyla Körfez bankalarında, Katar'da olabilir, Suudi Arabistan'da bloke edilmiş olabilir, Birleşik Arap Emirlikleri'nde olabilir. Burada bu paranın bir şekilde Körfez ülkeleri tarafından serbest bırakılması karşılığında, kısa dönemde bir maddi rahatlama içine girebilir İran. Bunun karşılığında ablukayı kaldırdığını açıklayacak. Trump dün bunu büyük bir başarı olarak sundu, "Tankerler artık açık. Motorlarınızı çalıştırın. Petrol fiyatları yakında düşer" dedi. Zaten Amerika'nın amacı da petrol fiyatlarını düşürmek, Hürmüz Körfezi'ni açmaktı.
Son olarak şunu söyleyeyim: Savaştan önce Hürmüz Körfezi zaten açıktı.  Amerika açısından, bu kadar büyük bir savaş sonrasında, bu kadar büyük paralar harcandı, bu kadar büyük zorluklar çıktı ortaya, ama başarı olarak baktığımızda mevcut statükoya bir geri dönüş oldu. Savaştan önceki statüko neydi? Körfez açıktı ve nükleer konuda bir anlaşmaya gidemiyorlardı. Bugün ne duruma geleceğiz? Gene nükleer konuda bir anlaşma yok ve Körfez açılmış olacak. Buradan kim kârlı çıktı? İran'da rejim sarsıldı ama yıkılmadı, rejim hâlâ ayakta. Bir sürü uzmana göre, bu rejim belki de daha radikalleşti ve daha güçlü bir şekilde ayakta. Amerika milyarlarca dolar harcadı. İsrail'i, Körfez'i korumak için elindeki füze savunma sistemlerinin çok önemli bir kısmını, belki yarıya yakınını eritti. Körfez ülkeleri yangın yerine döndü. Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan’ın ekonomileri darbe gördü. Petrol fiyatları küresel olarak arttı. Dünyada enflasyon çoğaldı. Bunların karşılığında ne gösterebiliyoruz? Hürmüz Körfezi açıldı. Zaten açıktı. Trump'ın stratejisi, İsrail'in aklıyla ‘’rejimi bitiririz’’ diye bu savaşa girmek bugün öyle bir yere getirdi ki, her şeyin en başındayız, hiçbir şey değişmedi.
Bir de şunu ekleyeyim: Amerika, İsrail'i bir şekilde bu anlaşmanın dışında bırakarak "Lübnan konusunda da bir ateşkese gidiyoruz" dedi, ki burada İsrail Savunma Bakanları hemen "Ben Lübnan'dan çekilmiyorum. Bu ateşkesin benim üzerimde getirdiği yükümlülükleri de kendim değerlendireceğim" dedi. Bir bakıma İsrail Lübnan'da kendi bildiğini okumaya devam edecek gibi geliyor.

Ruşen Çakır: İsrail bahsini tekrar sana özel olarak soracağım Ömer. Gönül senden de genel bir bakış rica ediyorum. Ömer'in söylediği çok önemli: ‘’ABD hiçbir şey kazanmış gibi değil, kaybetmiş gibi gözüküyor. Ama İran, yediği bütün darbelere rağmen en azından güçlü çıktı’’ diyor. Katılıyor musun?
Gönül Tol: Evet. Hatta Ömer “Trump yönetimi Hürmüz'ün açılacak olmasını bir diplomatik zafer olarak gösteriyor” dedi ama çoğu kez Erdoğan'ın da yaptığı gibi, aslında Trump kendi yarattığı sorunların çözümünü diplomatik bir başarı olarak gösterme eğiliminde. Hürmüz zaten açıktı. Eğer bu savaş başlamasaydı, Hürmüz diye bir problemi yoktu dünyanın. Trump savaşı başlatarak böyle bir problem yaratmış oldu ve bu sorunu çözdüğünü iddia ederek, diplomatik bir zafer kazandığını söylüyor. Kaldı ki o sorunun henüz çözüldüğünden de emin değiliz, bunu da eklemek lazım.
Dünden bu yana Trump yönetiminden konuşan insanların söylemlerinde Hürmüz'e hep vurgu yapılıyor, bunda en övünebilecekleri konu bu. Neden? Çünkü kasım ayında seçimler var. Amerikan halkı nezdinde bu savaş çok istenmeyen bir savaş. Ekonomik etkileri Cumhuriyetçi Parti'nin adaylarını çok zor bir durumda bırakıyor. Dolayısıyla, bütün bu resme bakıp bu ateşkesin Hürmüz noktasına odaklanıyorlar. Ama dediğim gibi o henüz çözülmüş değil. Çünkü bugün varılan şeye Ömer anlaşma dedi ama aslında anlaşma dahi değil, bu bir mutabakat muhtırası. Anlaşmaya oturacaklarının sözünü vermiş oluyorlar. Bir anlaşma yok ortada. Çünkü ortada detaylar yok. Hangi konuda uzlaşmaya varıldı? Uzlaşmaya varılan tek konu, bu ateşkes 60 gün uzatılacak ve o sırada Hürmüz'den gemiler geçebilecek, Amerika da ablukayı kaldıracak. Fakat asıl netameli konular, balistik füze meselesi, nükleer mesele ve İran'ın bölgesel faaliyetleri, bütün bunlar bu 60 gün içerisinde konuşulacak. Bir uzlaşıya varılır mı varılmaz mı, o da bir soru işareti.
Ondan önce Hürmüz'le başlayayım Hürmüz konusunda, dediğim gibi bugün İran ne söylerse söylesin, artık İran'ın elinde sonsuza kadar tutabileceği çok güçlü bir koz olarak duruyor. Bugün “Tamam, 60 gün boyunca ben açıyorum” dese dahi, herhangi bir krizde yeniden kapatabilir Hürmüz'ü. Bu bir. İkincisi, "Açıyorum" dese dahi, bu, petrol fiyatlarını, enflasyonu, Trump'ın dün iddia ettiği gibi birden aşağı çekmeyecek. Çünkü sigorta şirketleri buradan geçen gemileri sigortalamıyor. Hâlâ çok ciddi endişe var, hâlâ fiilî olarak İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü kabul ediyor bu sigorta şirketleri. Dolayısıyla temkinli yaklaşıyorlar. Bu da Trump'ın en başat sorunu olan enflasyonun ve enerji fiyatlarının düşmesi meselesinde bu sorunu hemen çözmeyecek.
Aslında Trump neden bir an evvel bu uzlaşıya, anlaşmaya varmak istiyordu? Çünkü ekonomik tepkiden çok rahatsızdı ve seçimlerde kendi partisinin önünü biraz daha açmak istiyordu. Ama zaten çok ciddi zarar gördü partisi. Ben dünden bu yana kendi partisi içinde verilen tepkilere bakıyorum, Trump'ın kendi partisi ikiye bölünmüştü zaten. Bir tarafta "Hiç biz bu savaşı başlatmamalıydık" diyen bir grup Cumhuriyetçi var. Öbür tarafta da "Madem başlattık bari İran rejimini devirelim" diyenler var. Bunların içerisinde Senatör Lindsey Graham gibi şahin olanlar, bu varılan ateşkesten hiç memnun değiller. "Rejimi devirmedik. Üstelik bir nükleer müzakereye varılacak mı onu da bilmiyoruz" diyorlar. Bir de Ömer'in bahsettiği bu 12 milyar dolarlık meblağ var, ki bunu İran medyası haber yaptı. "Trump yönetimi bize söz verdi. Bizim dondurulmuş 12 milyar dolarlık varlıklarımıza erişimimiz sağlanacak" diyor. Lindsey Graham ve onun ekolündeki Cumhuriyetçi Parti içerisindeki aktörler bütün bunlara bakıp "Çok yanlış yaptık" diyor.
Bir de tabii Ömer'in bahsettiği İsrail boyutu var, onu bir sonraki bölümde konuşacağız. Ama belki şunu eklemek gerekiyor: Bu nükleer mesele çok önemli Ruşen. Özellikle Türkiye ve Suudi Arabistan gibi bölgesel ülkeler için. Tabii Türkiye “Sıcak çatışmanın durdurulmuş olmasından memnuniyet duyuyoruz” dedi, bu çok doğal. Ama son kertede, bu ülkeler ve bölgenin geleceği için en önemli dosyalardan bir tanesi nükleer dosya. Nükleer dosyada ne olacağını bilmiyoruz. Trump hep "Ben çok daha şahane, Obama'nın imzaladığından çok daha iyi bir anlaşma imzalayacağım" diyordu. Peki bugün gelinen noktada Obama'nın imzaladığından daha iyi bir anlaşmanın adımları mı atılıyor? Zannetmiyorum. Neden? Birincisi, bugünkü İran rejimi Obama yıllarındaki İran rejimine kıyasla çok daha radikal. İkincisi, şubat ayında başlayan İran savaşının bu rejime öğrettiği bir durum var: "Ancak ve ancak nükleer silaha sahip olursam bu tür savaşların önünü alabilirim." O yüzden nükleer silah üretme konusunda çok daha güçlü bir irade söz konusu.
Üçüncüsü, Obama ve İran'ın imzaladığı anlaşmada Rusya ve Çin önemli bir denge mekanizmasıydı. Bugün bu ülkeler yok ve çok ciddi bir kontrol mekanizması vardı. Bugün İran, Birleşmiş Milletlerin, uluslararası gözlemcilerin gelip denetlemesine müsaade etmiyor. Aslında bugün imzalanır ya da imzalanmaz ama imzalanırsa bile Trump'ın imzalayacağı bu nükleer anlaşmanın, Obama'nınkinden çok daha iyi olacağına dair hiçbir emare yok. Bütün bunlar ne anlama geliyor? Bölge ülkeleri nükleer bir İran'ı bölge tahayyüllerine eklemek zorunda kalacaklar. Bu da bir nükleer silahlanmanın önünü açabilir. Mesela Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman açıkça "Eğer İran nükleer silaha giderse biz de bu yönde adımlar atacağız" dedi. Mesela Türkiye adına Hakan Fidan'a böyle bir soru yöneltildi, çok muğlak yanıtlar verdi. O yüzden en önemli konulardan bir tanesi nükleer başlık. Zaten 60 gün var. Obama'nın o anlaşmayı imzalaması 18 ay sürdü. 140-150 sayfalık dev bir metin. Bir sürü teknik konuya hâkim insanın müdahil olması gerekti. Burada kim var? Trump'ın en yakın arkadaşı, Trump'ın damadı, teknik konulara hâkim değiller. Amerikan Dışişleri Bakanı ortada yok, bu müzakerelerin bir parçası değil. O nedenle nükleer konuya dair çok endişe var.

Ruşen Çakır: Ömer, İsrail konusuna dönelim. İsrail'in memnun olmadığını görüyoruz. İlk tepkiler çok sert tepkiler İsrail’den. Bunun danışıklı dövüş olma ihtimali var mı yoksa Trump hakikaten İsrail'e, Netanyahu'ya rağmen İran'la anlaşıyor mu?
Ömer Taşpınar: Haftalardır ben İsrail'le Amerika arasında artık bir makas olduğundan bahsediyorum. Fakat hâlâ danışıklı dövüş diyenler de var. Çünkü insanlar tasavvur edemiyor. "Amerika nasıl İsrail'i satar, nasıl olur da İsrail masada olmaz? Mutlaka bu işin içinde bir iş vardır" bakış açısı hâkim. Oysa bence Trump'la Netanyahu arasında ciddi sorunlar var ve bu sorunlar bu savaş sırasında daha da büyüdü. Normal şartlar altında Trump Netanyahu'ya çok daha kızgın olabilirdi. Çünkü Netanyahu'nun ipiyle kuyuya indi. Netanyahu'nun söylediklerine inandı. Netanyahu "Bu savaş çok kısa sürer, rejim sallanıyor. Rejimin liderini öldürdük mü rejim biter" dedi. İsrail'in bütün söyledikleri neredeyse yanlış çıktı ve İran daha güçlenmiş olarak çıktı bu savaştan. İsrail ne yaptı? Savaşı Lübnan'a taşıyarak, son haftalarda Amerika'nın bir anlaşmaya girmesini engellemeye çalıştı. Çünkü İran o kadar güçlendi ki, Lübnan'ı meselenin bir parçası olarak görüp kendi rejimini, kendi bekasını bıraktı, Hizbullah'ın bekasını ön plana getirmeye başladı. İran'ın ne kadar güçlendiğinin göstergesi bu. Daha önce normalde bu vekil güçler İran'a yardımcı olurdu. Bugün, İran o vekil güçlerin bir şekilde bekasını sağlamaya çalışıyor. Özellikle de Hizbullah'ın bekasını sağlamaya çalışıyor ve Lübnan'ı da masaya çekiyor. Tabii ki İsrail hâlâ Lübnan'da at koşturarak bir şekilde şartları belirlemek istiyor. Daha hafta sonu, Beyrut'un Dâhiye bölgesini artı başka banliyölerini vurdu. İsrail'in, işgal etmediği kadar büyük bir alanda işgal güçleri var şu anda ve İsrail kesinlikle Lübnan'dan çıkmayacağını söylüyor. Yarın bir gün tekrar savaş başlayacak olursa, bu, Lübnan ve Hizbullah nedeniyle başlayabilir, onu unutmamak gerekiyor.
Burada İsrail İran konusunda istediğini elde edemediği gibi Lübnan'da da tam olarak istediğini elde edemiyor. Çünkü Amerika'yı Lübnan konusunda arkasında göremiyor. Amerika Lübnan uğruna bu savaşı devam ettirmek istemiyor. Amerika bir şekilde Lübnan'la İsrail arasında bir anlaşma olsun istiyor. Ama Amerika'nın da anlamadığı, Lübnan Ordusu diye bir ordu olmaması. Lübnan'da ordu yok, doğru dürüst devlet yok. Hizbullah devletten daha güçlü. Dolayısıyla o olmayan devletin, o zayıf yapının İsrail'le bir anlaşma imzalamasının hiçbir önemi yok. Çünkü Hizbullah o anlaşmayı kabul etmez. Yarın bir gün Hizbullah üzerinden İsrail'in kuzey bölgelerine bir saldırı olduğunda, Lübnan'daki çatışmalar aynı şiddetiyle devam eder.
Bütün bunlara iki açıdan bakmak lazım: Birincisi, İsrail açısından konular nasıl gelişecek? Diğeri, İran açısından. İsrail açısından baktığımızda, bu, Netanyahu açısından başarılı bir durum değil. Seçimlere doğru giden bir İsrail var ve Netanyahu "Ben bu savaşı kazandım, İran'ı çok zayıflattım" diyemeyecek. Hâlbuki bu savaştan önce, bundan 4 ay önce, İran gerçekten zayıf durumdaydı, rejim sallanıyordu. Rejim on binlerce kişiyi öldürmüştü. Bölgede herkes İran'ın zayıfladığını söylüyordu ve İsrail'in hegemonik bir yapı oluşturduğu, bölgede istediği gibi at koşturduğunu konuşuyorduk. Bugün baktığımızda, Amerika'yla ilişkilerinde sorun yaşayan bir İsrail, daha güçlenmiş bir İran, yıkılmamış bir Hizbullah'la seçimlere gitmek zorunda Netanyahu. Seçimleri kazanma ihtimali var mı? Hâlâ var. Çünkü baktığım kamuoyu yoklamalarına göre Likud hâlâ birinci parti konumunda gözüküyor. Fakat karşısında büyük bir koalisyon oluşursa, Netanyahu en fazla oy alan lider olmasına rağmen, karşısındaki koalisyon bir hükûmet kurabilir. Netanyahu'nun hâlâ kazanma ihtimali var, ama eli o kadar güçlü değil. Karşısındaki koalisyonun hükûmet kurma yeteneğine, hükûmet kurma aritmetiğine bağlı olarak, Netanyahu açısından zor bir dönem başlıyor diyebiliriz. İsrail-Amerika ilişkileri açısından bence yeni bir paradigmadan artık bahsetmemiz gerekiyor.
Ben haftalardır bunu söylüyorum. Hem Demokrat Parti içinde hem Cumhuriyetçi Parti içinde hem Amerikan medyasında hem Amerikan toplumunda, İsrail'e karşı ciddi bir tepki var. Bak, son bir kamuoyu yoklamasına göre Amerikan halkındaki Filistin'e sempati, İsrail'e olan sempatiden daha yüksek bugün. Bu çok önemli bir husus. İsrail'e olan sempati bugün azalmış durumda. Filistin'e olan sempati daha fazla artmış durumda. İki devletli çözüme daha fazla destek veren bir Amerikan kamuoyu var. Yani Amerikan kamuoyunda İsrail'in imajı kötüleşiyor. Burada biraz ezberlerin bozulması gerekecek. Yarından bugüne, dünden bugüne hemen değişmez meseleler. Tabii ki güçlü bir lobi var, tabii ki bu ilişkinin temelleri sağlam, ama Amerika-İsrail ilişkileri çok zor bir döneme giriyor.
İran açısından baktığımızda; İran şu anda Gönül'ün söylediği gibi, aslında nükleere gitme konusunda çok çabuk hareket etmek istiyor olabilir. Çünkü bir an evvel nükleer gücünü oluşturup öyle bir caydırıcılık kazanabilir. Buna ‘’Kuzey Kore modeli’’ diyoruz. Kuzey Kore rejimi nasıl nükleer silahını oluşturdu ve bir şekilde dokunulmazlık kazandıysa, çünkü kimse Kuzey Kore'ye saldıramıyor elinde nükleer güç olduğu için, İran'ın, özellikle bu radikal rejimin hayâli de bu bence. Ama burada işin içine İsrail giriyor. Bence, İran’ın nükleere doğru gitmesi, silahlanması, mutlaka İsrail istihbaratı tarafından bir şekilde öğrenilir. Bu, Kuzey Kore'nin silahlanması, nükleere gitmesi kadar kolay olmayacak. Yarın bir gün İran çıkıp "Ben nükleer bombayı patlattım, elimde artık nükleer güç var" diyemeyecek. O aşamaya gelmesi, elindeki uranyumun silah hâline getirilmesi için ve daha da önemlisi bir füze başlığına oturtulması için, haftalar, belki de aylar gerekecek. Haftalar veya aylar içinde İsrail'in bu gidişatı vurmamasına imkân yok. Amerika’sız da yapar bunu. Amerika’sız İsrail, o nükleer santralleri vuramayabilir. Dağların altında etki eden o büyük bomba İsrail'de yok. Ama İsrail'in F-35'leri, doğru dürüst hava savunma sistemi kalmamış olan bir İran'ı, nükleer silaha gittiğini öğrendiği anda o nükleer silah merkezini vurabilir. Dağın altında patlatmak, dağın altında nükleer deneyim yapmak gibi durumlarda Amerika da devreye girer.
Söylemek istediğim şu: İran'ın nükleere doğru gidişi, Kuzey Kore'nin nükleere doğru gidişi kadar kolay olmayacak. Çünkü Ortadoğu çok daha çetrefilli bir bölge ve İran'ın nükleer gücünü ölüm kalım meselesi olarak gören bir İsrail var. İsrail bunu Amerika’sız da yapmaya çalışır, ama Amerika'yla yaparsa çok daha kolay yapar. O zaman aynı yere geldik sayılır. Nükleer konuda anlaşamayacak bir Amerika ve İran, bundan altı ay sonra, bir yıl sonra aynı meseleler nedeniyle tekrar savaşa girebilirler. Çünkü İran açısından, caydırıcılık kazanacakları tek mesele nükleer konu. Nükleere gidemezlerse caydırıcılık kazanamazlar. Nükleere gitmeleri de öyle Kuzey Kore'nin nükleere gitmesi kadar kolay olmayacak. Bunun en önemli nedeni de İsrail.

Ruşen Çakır: Evet. Gönül, nasıl toparlayalım bu konuyu? Biliyorum toplantın da var, bu bahsi özetleyebilir miyiz? İsrail meselesi ve nükleer mesele çok önemli. Zaten açık olan Hürmüz'ün tekrar açılacak olmasının zafer olarak pazarlanmaya çalışılması, garip bir olay olarak ortada duruyor ve aslında anlaşma hâlâ kesin değil.
Gönül Tol: Evet Ruşen, İsrail burada gerçekten test edecek aslında. Trump pazar günü Wall Street Journal'a "İsrail Lübnan'a saldırmaya devam ediyor. Tam da bizim İran'la bir anlaşmaya en yaklaştığımız anda bunu yapıyor. Bundan hiç memnun değilim" demişti. Bu sabah İsrail medyasına baktım, Netanyahu korkunç bir baskı altında. Hem kendi partisinden çok ciddi eleştiriler var bu varılan uzlaşıya dair hem de muhaliflerinden çok ciddi eleştiri var. Yeş Atid Partisi’nin Başkanı Yair Lapid, Netanyahu’yu çok sert bir dille eleştirdi ve "Bu çok korkunç, tarihî bir hezimet İsrail için" dedi. Yine Sol Demokrat Parti'nin lideri de "Hizbullah için, Hamas için, İran için çok iyi bir haber. Netanyahu gerçekten bu aktörlerin güçlenmesinin önünü açtı" dedi. Netanyahu üzerinde çok ciddi bir baskı söz konusu. Bir tarafta da Trump var. Bu Lübnan'daki ateşkese uyulacak mı? Bugüne kadar Netanyahu'nun davranış trendine baktığımızda bu mümkün görünmüyor. Lübnan'da ilerlemeye devam edecek.
Gazze'yi hatırlayalım. Gazze'de 2025 yılında güya bir ateşkes anlaşmasına varılmıştı. 2025 Ekim ayında tam anlaşma imzalanırken Gazze'nin %50’sini kontrol ediyordu. Ateşkesten sonra İsrail bugün Gazze'nin %65’ini kontrol ediyor. Dolayısıyla Netanyahu varılan anlaşmayı, ateşkesi dinlemeyen bir lider. Hem kendi siyasi bekası açısından hem de İsrail halkı da bu ateşkesi yanlış bir karar olarak görüyor. Çünkü Netanyahu'nun verdiği sözlerden bir tanesi neydi? 7 Ekim saldırısı Netanyahu için çok ciddi bir siyasi hezimetti, "Size söz veriyorum. Bundan sonra bütünüyle Ortadoğu'yu değiştireceğiz. İran nükleer silah elde edemeyecek" demişti. Rejimin devrilmesine kadar giden, bu kadar net söylenmese de bu tür sözler, vaatler verilmişti. Bugün geldiğimiz noktada bu anlaşma bu vaatlerin hiçbirini yerine getirmiyor. O nedenle de bir baskı söz konusu. Bu da ne demek oluyor? Netanyahu ilerleyen haftalarda Lübnan'daki faaliyetlerini durdurmayacak.
Lübnan içerisinde de önemli gelişmeler oluyor. Mesela Şii hareketi içerisindeki farklı Şii grupları, İsrail'in saldırıları nedeniyle birleşmiş durumda. Mesela Hizbullah ve Emel Hareketi var. Bunlar iki farklı Şii grup. İsrail'in savaşı, zaman zaman çıkarları çatışan, zaman zaman aralarında güç mücadelesi olan bu iki grubu aynı sayfada buluşturmuş durumda. Mesela bu savaş nedeniyle yerinden yurdundan edilen bir sürü Şii var. Çok ciddi sivil kayıplar var. Altyapının, mahallelerin yerle bir edilmesi var. Burada Hizbullah ve bu Emel Hareketi, Lübnan devletinin olduğundan çok daha hızlı ve efektif bir yanıt veriyor ki, bu grupların da Şii toplumu arasında popülaritesini yeniden kazandığını görüyoruz. Özellikle Hizbullah'ın. Bütün bu denklem bana bu anlaşmanın Lübnan ayağının da çok sallantıda olduğunu söylüyor.

Ruşen Çakır: Evet arkadaşlar çok teşekkürler. Sıcağı sıcağına anlaşma denen olayı tartıştık. Gönül Tol'a, Ömer Taşpınar'a çok teşekkürler. İzleyicilerimize de teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
28.06.2026 “İlliberal barış”
28.06.2026 Türkiye'de solcu olmak ve solcu kalabilmek mümkün mü?
27.06.2026 Özgür Özel'in Diyarbakır çıkartmasının anlam ve önemi
23.06.2026 Hafta Başı (87): Gündemde hep CHP var | Savaş bitti mi?
21.06.2026 Özgür Özel'in sokakta, çarşıda, pazarda ne işi var?
20.06.2026 Kılıçdaroğlu tabii ki pişman değil
19.06.2026 Erdoğan'ın halefinin kim olacağını tartışmak ne kadar anlamlı?
18.06.2026 CHP’de ihraçlar duracağa benzemiyor
17.06.2026 Savaşı İran mı kazandı? | Reza Talebi ile söyleşi
16.06.2026 Yeni parti için geri sayım başladı
28.06.2026 “İlliberal barış”
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı