Taha Akyol yeni kitabı “Dünyayı Bölen Devrim”i anlatıyor

08.02.2026 medyascope.tv

8 Şubat 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Taha Akyol stüdyo konuğumuz ve yeni bir çalışmasını konuşacağız. "Dünyayı Bölen Devrim" kitabı yeni çıktı. Sovyet ihtilalini, Bolşevik devrimini öncesi ve sonrasıyla ele alan çok derinlikli bir çalışma. Taha Bey, hoş geldiniz.
Taha Akyol: Hoş bulduk.

Ruşen Çakır: Yani bir komünist olarak benim devrimim ve siz bir sağcı olarak...
Taha Akyol: ‘‘Bir faşistin ne hakkı var?’’ diyorsun değil mi?

Ruşen Çakır: Estağfurullah. Hakikaten neden bu? Türk sağıyla özdeşleşmiş bir isimsiniz ve kapağında Lenin'in, Stalin'in, orak çekiçin olduğu bir kitap yapıyorsunuz.
Taha Akyol: O orak çekiç de artık paslanmış, düşmüş; Lenin ve Stalin döneminde yükselirken. Bir defa gençliğimden itibaren böyle antikomünist olduğum için komünizm benim hep ilgimi çekti. Osmanlı-Rus savaşları, milliyetçilik sebebiyle Rusya hep ilgimi çekti. Ben yedek subaylığımı hukukçu olduğum için Milli Savunma Bakanlığı'nın hukuk şubesinde yapmıştım. Genelkurmay kütüphanesi bize açıktı yedek subay olduğumuz için. O sırada geceli gündüzlü çalışarak ‘‘Sovyet Rus Stratejisi ve Türkiye’’ adlı iki ciltlik bir kitabım yayınlandı. Benim hayattaki ilk eserimdir. Sonra 1979'da bilhassa ülkücüleri sokaktan çekmek için, şiddetten çekmek için ‘‘Politikada Şiddet’’ adlı bir kitabım yayınlandı. Bunun 150 sayfası Bolşevik Devrimi'ydi. Kalan 150 sayfası da Fransız İhtilali ve Nazizm, faşizm hakkındaydı. Böyle bir fikri donanımım vardı gerçekten. Lenin’in kitaplarını falan ben ta o zaman okurdum. Ne diyor bu adamlar falan diye. Sonra gazeteci olarak Gorbaçov döneminde Sovyetler Birliği'nin çöküşünü çok yakından izledim. Yine gazeteci olarak Moskova'ya gittiğimde o zamanki yayınları, hem reformist yayınları hem de ortodoks yayınları takip ettim. Böyle bir birikimim vardı. İş adamı Besim Tibuk, Liberal Demokrat Parti'nin kurucusu, liberal; onunla zaman zaman sohbetlerimizde işte bu piyasa ekonomisi, sosyalizm, devletçilik falan konuşurken ısrar etmeye başladı, ‘‘Ya bunları sen bir kitap haline getir’’ falan diye. Ben de düşündüm, yaparım. Yaptım ve iyi ki de yapmışımdır diyorum yani.

Ruşen Çakır: Peki, ne kadar bir zaman? Şimdi geçmişi bırakırsak bu son kitabı yazmaya oturduğunda...
Taha Akyol: İki yılımı aldı. Yani geceli gündüzlü çalışarak iki yılımı aldı.

Ruşen Çakır: Bu arada ama sizin ayrıca faaliyetleriniz de var, gazetecilik yapıyorsunuz.
Taha Akyol: O var, var. Evet.

Ruşen Çakır: Çok geniş bir külliyat var. Şunu sorayım: Dünyada tabii çok yazılmış kitap var, peki Türkiye'de var mı?
Taha Akyol: Türkiye'de pek yok. Türkiye'de çok değerli bir eser var; Korkut Boratav'ın, Marksist iktisatçıdır biliyorsunuz, doçentlik tezi "Sosyalist Planlamada Gelişmeler". 1970'lerin sonunda Sovyetler ayaktayken Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden yayınlanmış. Esas perspektifi ben oradan aldım. Oradan aldığım perspektif şu: Piyasa olmadan merkezi planlamayla verimli kaynak tahsisi yapılamıyor. Kendisi de Marksist ve sosyalist çok saygın bir isimdir. Çok ciddi bir namuslu entelektüeldir. Öyle olduğu halde diyor ki "Tıkandı. Bundan sonra ne olur? Kapitalizm olur mu olmaz mı? Zaman gösterecek." diyor. O bile sistemin tıkandığını görmüş. Sol kaynaklardan çok önemsediğim ve büyük saygı duyduğum isimlerden birisi Mehmet Ali Aybar'dır. Mehmet Ali Aybar "Türkiye İşçi Partisi Tarihi" adlı o tuğla gibi kalın eserinde çeşitli konuşmalarını almış. Orada diyor ki "Arkadaşlar hukuku, burjuva üst yapı diye küçümsemeyin. Kuvvetler ayrılığı, insan hakları, özgürlükler; bunlar son derece önemlidir. Bunlar sınıf meselesi değildir. İnsanlık meselesidir." falan diyor. Bu ikisi bana nasıl bakmam gerektiğini gösterdi. Bir, ekonominin tıkanmış olmasını, bunu bir Marksist iktisatçıdan aldım. İkincisi, sosyalist sistemde yapısal olarak sistemin doğasından gelen bir özgürlük karşıtlığı var. Çünkü tek bilimsel sosyalizm var, onun tek doğru yorumunu da parti yapar. Başkası yaptığı zaman Buharin'i kurşuna diziyorsun. Troçki’yi kafasını ezdirerek öldürüyorsun. İşte bu perspektiften yola çıkarak eski biriktirdiğim bilgileri yeniden gündeme getirerek birtakım yeni kitaplar da sipariş ettim, aldım. Cem Kozlu bana kütüphanesini açtı; onun kitaplığında başka yerde bulamayacağım Rusya hakkında, sosyalizm hakkında kitaplar buldum. Böylece 2 yıl, tam 2 yıl eksiksiz çalıştım.

Ruşen Çakır: Peki şunu sormak istiyorum, hep tartışılan bir şeydir; sosyalizm idealinin ilk gerçekleştiği yerin Rusya olması meselesi. Siz olayı Çarlıktan beri tabii alıyorsunuz. Yani bu olayın konjonktürel bir şeyi var devrimin, bir de ulusal ya da artık Çarlık tek bir ulus değil ama öyle diyelim. Hatta şey diye de hep tartışılır: Gelişmiş kapitalist bir ülkede olmayıp da Rusya'da olması iyi mi oldu, kötü mü oldu?
Taha Akyol: Bu çok tartışılır, evet.

Ruşen Çakır: Ne diyorsunuz bu devrimin, dünyayı bölen devrimin Rusya gibi tam da aslında Batı olmayan bir yerde olmasına?
Taha Akyol: Bu söylediğiniz problemin %100 bir şuurla farkında olan isim Lenin. Hatta Lenin "Rusya'da kapitalizm daha fazla gelişirse devrim fırsatı kaçmış olur" diye düşünüyor. Şimdi Almanya'daki Marksistler; Almanya bir sanayi toplumu, Rusya bir köylü toplumu, feodal bir köylü toplumu. Almanya'da hızlı sanayileşme, sınıf çatışmaları, güçlü Marksist hareketler, Rosa Luxemburg, Spartaküs hareketi falan... Lenin bekliyor; ‘‘Bunlar ne zaman devrim yapacak ki onlar devrim yapsın, arkadan gelen az gelişmiş ülke olan biz de yapalım’’ diye. O sırada modern sosyal demokrasinin kurucusu Bernstein ve Kautsky. Lenin bunlara; "Alçak, dönek, burjuvaziye satıldılar, hain" diye, bu kelimeleri kullanarak hücum ediyor.

Ruşen Çakır: Kitabın adı zaten öyle.
Taha Akyol: ‘‘Dönek Kautsky’’. Bak sizin kitapları okumuşum yani, gördünüz mü?

Ruşen Çakır: Evet.
Taha Akyol: Bunlar diyorlar ki "Ya Marx dedi ki, kapitalizm geliştikçe işçi yoksullaşacak, patlayacak, devrim yapacak. Kapitalizm geliştikçe işçinin refahı artmaya başladı. Burada bir şey var, buna bir bakalım" diyorlar. Lenin bunlara saldırıyor: "Siz devrimi engelliyorsunuz. Revizyonistsiniz." Revizyon gibi iyi bir kelime Marksizmde kötü bir kelime oluverdi, ihanet kelimesi oluverdi. İşte Lenin Rusya'da kapitalizmin daha fazla gelişmesi halinde refahın yaygınlaşacağını ve devrimci tansiyonun düşeceğini görerek dayatıyor: ‘‘Hemen devrim, hemen devrim, hemen devrim!’’ Bir de I. Dünya Savaşı, Rus ordusunu dağıtmış. Böyle 40-50.000 Bolşevik'in hükümeti ele geçirmesini engelleyecek bir askeri güç yok. Leningrad'dı o zamanki başşehir, Petrograd'dı falan; bir hükümet darbesiyle bir gecede çatışmalarda sadece 6 kişi ölüyor. Aslında kansız bir darbe ama arkasından kan gövdeyi götürdü.

Ruşen Çakır: Burada tabii bir diğer husus, sizin çok ele aldığınız kitapta, Çarlık otokrasisi olayı; yani otokrasi olmasının da herhalde bir yönü var.
Taha Akyol: Var, muhakkak. Yani biraz Raymond Aron'dan etkilenerek: Rusya'da Bolşevizm, Ortodoks Kilisesine dayalı Çarlık otokrasisinden Marksist dogmatizme yahut Ortodoks Marksizme dayalı bir Bolşevik otokrasisine geçiş. Arada sadece 8 aylık bir demokrasi dönemi var. İkincisi, Batı'da Marksizmi ciddi olarak eleştiren, Marksizme rakip olabilecek hareketler var. Mesela liberalizm hareketi var. Muhafazakâr Edmund Burke'ten itibaren muhafazakâr hareketler var. Milliyetçilik hareketleri var. Yavaş yavaş sosyal demokrasi gelişiyor. Rusya'da bunların hiçbirisi yok. Ya Çar'ı İsa'nın yeryüzündeki temsilcisi, kiliseyi de İsa'nın sözlerinin nakilcisi olarak görüp itaat edeceksin veyahut da Marksizm. O yüzden bir toplumda fikri çeşitliliğin olması büyük bir değer. Fikri çeşitlilik de demokrasinin gerçekliğinden ibaret. Fikri çeşitlilik yoksa bir uçtan öbür uca, bir otoriteden öbür otoriteye geçilebiliyor.

Ruşen Çakır: Ama bu herhalde bir süreç içerisinde; yani partinin egemenliği Sovyetler Birliği'nde, yani Sovyet Rusya'sında partinin egemenliği birdenbire olmuyor herhalde değil mi?
Taha Akyol: Başlangıçta hatta koalisyon; Menşeviklerle birlikte bir koalisyon halindeler. Parti içerisinde değişik fraksiyonlar var. Lenin baştan itibaren mesela Clausewitz okuyor. İsviçre'deki 6-7 yıl geçen toplam sürgün hayatı boyunca Zürih Kütüphanesi’nde askeri yayınlar okuyor. "Darbe nasıl yapılır, sokak savaşları nasıl yapılır, barikatlar nasıl kurulur, nasıl dağıtılır?" Bu işin uzmanı, bileni aslında bir darbe teknisyeni. İşin felsefi yönünü inkar etmiyorum, öyle bir tarafı da var; darbe teknisyeni. Baştan itibaren demir yumruk. Bu demir disiplinli, sıkı disiplinli, Marksizm ve Leninizmden taviz vermeyen yani Ortodoks imanıyla Marksizm-Leninizm'e itikat etmiş bir parti; ordu da dağılınca darbeyi yapıyor. Darbenin ilk döneminde hemen bütün partiler falan yasak olmuyor. Bir geçici kurucu meclis var. Kurucu mecliste Menşevikler var. Kurucu mecliste liberaller var. Kurucu mecliste bir tür milliyetçi muhafazakâr diyeceğimiz, merkez sağ diyebileceğimiz Kadet Partisi var ama Lenin güçlendikçe bunların hepsini tasfiye ediyor ve Lenin zamanında parti içerisinde fraksiyon yasaklandı. Bu, Stalinizmin de temelidir. Mesela Troçki diyor ki "Sanayiye büyük öncelik verelim." Stalin "Sol komünistler" diyerek bunları eziyor. Öbür tarafta Buharin diyor ki "Ya köylü açlıktan ölüyor. Biz esas köylüye destek verelim. Tarımdaki birikimle sanayiyi finanse edelim." "Sağ komünist" diyerek de onu tasfiye ediyor. Böylece bir ortodoksi, bir tür teokrasi, Marksizmi kutsal kitap gibi kabul eden bir tür ideokrasi teşekkül ediyor.

Ruşen Çakır: Burada tam Stalin'i soracaktım. Stalin daha kötü olarak bilinir, algılanır. İşte toplama kampları, şunlar bunlar vesaire. Ama sizin anlattıklarınızdan bunun bir devamlılık...
Taha Akyol: Kesin. Yani Lenin olmasaydı Stalin olamazdı. Stalin'in Lenin'le çelişen hemen hemen hiçbir fikri yok. Belki "tek ülkede sosyalizm" fikri vardır. Çünkü Lenin ortodoks bir Marksist olduğu için gelişmiş kapitalist ülkelerde her sabah uyandığında soruyor: "Devrim oldu mu, devrim oldu mu?" diye. Ama Stalin daha sonraki yıllarda yaşamış olduğu için devrimin olmadığını, aksine militarizmin gelişmekte olduğunu görüyor; "Tek ülkede sosyalizm" diyor. Bunun dışında Lenin'in bütün fikirleri Stalin'in de dayanağıdır ve icraatıdır. Çeka'yı Lenin kurdu, KGB olarak Stalin uyguladı. Lenin'in "Bulunduğunuz bölgelerde burjuva sınıfından semboller seçerek rehin olarak yakalayın ve kurşuna dizin" diye emirleri var. Bunlar Rusça yayınlarda yer alıyor. Dolayısıyla Lenin'in Stalin'e göre daha bir entelektüel tarafı var; "Ampiryokritisizm" diye felsefi bir kitap yazabiliyor. Stalin ise, affedersin, nasıl söyleyeyim, sokak haydudu; onun böyle ‘‘Ekonomi, Diyalektik Materyalizm’’ falan diye kitaplarını başkalarına yazdırmış, kendisi kendi adıyla yayınlamış falan. Ama kan dökme konusunda, devrim uğruna kan dökmenin, milyonları katletmenin mübah olduğu konusunda ikisinin arasında fark yok. Hatta şöyle bir örnek vereyim izin verirsen: Menşevikler böyle Ekim Devrimi’nden önce Eylül, Ağustos gibi dönemlerde "Bir devrim Rusya'da kan nehirlerine yol açar" diyerek devrim değil reform fikrini savunuyorlar. Ben onlardan yanayım tabii. Lenin bunlara verdiği cevapta; "Evet öyle ama kapitalizm daha çok kan döküyor" diyor. Yani kan dökmenin kötü olduğu, gayri ahlaki olduğu konusunda bir anlayış yok. "Evet" diyor, "Devrim kan nehirleri meydana getirir ama kapitalizm daha çok kan döküyor. Biz ondan daha az kan dökeceğiz" diyor, ki daha fazlasını döktü.

Ruşen Çakır: II. Dünya Savaşı herhalde çok kritik bir öneme haiz. Yani Sovyet rejimi direkten döndü herhalde değil mi orada?
Taha Akyol: Şunu yine kaynaklar yazıyorlar: ‘‘Hitler'de zerre kadar akıl olsaydı istila ettiği Rusya'da kendisini kurtarıcı gibi karşılayan köylülere iyi davranırdı.’’ diyorlar. Lenin'in, bilhassa Stalin'in zulmünden halk o kadar bıkmış ki birçok yerde Alman ordusunu sevinçle karşıladılar. "Ay ne güzel Almanlar iyi insanlardır, geldiler" diye değil; "Beni kolhoz zulmünden kurtaracak, beni kurşuna dizilmekten kurtaracak, ürünlerime devletin el koymasından kurtaracak" diye. Fakat bakıyorlar ki Almanlarda bir de ırkçılık var; feci bir ırkçılık. Daha kötü. Öyle olunca Stalin işte kiliseleri açtırıyor, çanlar çalmaya başlıyor; eski büyük Çarları, topraklar fethetmiş olan büyük Çarları yücelten bir "Büyük Vatan Savaşı" başlatıyor. Orada artık Marksizm-Leninizm-sosyalizm savaşı yok. Bu Churchill'in de hoşuna gidiyor, Roosevelt'in de hoşuna gidiyor tabii. ‘‘Komünizm demiyorlar, Çarlık diyorlar; varsın desinler’’ diye falan. I. Dünya Savaşı'ndan Çarlık yenik olarak çıktı, hezimete uğramış olarak çıktı. II. Dünya Savaşı'ndan Bolşevik rejimi güçlenmiş olarak çıktı.

Ruşen Çakır: Tabii bir de orada şu var; Avrupa'da özellikle Orta Avrupa'da çok sayıda yeni sosyalist devlet kuruldu. Bu hepsi II. Dünya Savaşı’nda...
Taha Akyol: İstila yoluyla; ‘‘peyk’’ denilen eskiden, ‘‘uydu’’ denilen Doğu Avrupa komünist ülkeleri. Şu enteresandır; reform fikirleri de önce orada ortaya çıktı. Çünkü Doğu Avrupa ülkelerini Rusya ile mukayese ettiğimizde daha şehirleşmiş; Rusya ile mukayese ettiğimizde eğitim seviyesi daha yüksek; Rusya ile mukayese ettiğimizde Avrupa'nın demokrasi geleneklerine daha aşina bir toplum. Sosyalist ekonomi tıkanmaya başlayınca "Ne yapacağız?" deyince Dubček ortaya çıkıyor. Ota Šik var; "piyasa komünizmi" kavramını kullanıyor ki piyasa o vakit şeytan yani, şeytan piyasa. Öyle bir toplumda piyasa komünizmi fikri çıkıyor çünkü merkezi planlamayla işi yürütemiyorsunuz falan. Ben bunu çok enteresan buluyorum. Yani bir ülkede demokrasi geleneğinin, fikir çeşitliliğinin olup olmaması o kadar önemli ki komünist rejim altında aynı totaliter rejim altında oldukları halde ilk revizyonist fikirler, Avrupa komünizmi, Ota Šik gibi piyasa komünizmini savunanlar falan onlar Doğu Avrupa ülkelerinden çıktı.

Ruşen Çakır: Zaten sonra da Sovyet sisteminin çözülüşünün startı da esas olarak daha önceki Prag, Macaristan örneklerinden yıllar sonra Polonya'ydı.
Taha Akyol: Polonya tabii.

Ruşen Çakır: Yani bayağı bir olayı tetikleyen olay o oldu.
Taha Akyol: Dar gelen elbisede ilk yırtık Polonya oldu diyebilirsiniz. Orada tabii Katolik Kilisesi, kuvvetli bir kilisenin bulunuyor olması gibi faktörler de var. Ama ben kitapta şunu işlemeye çalıştım: Batı'da ne kadar fanatik olursa olsun, ılımlıları da ne kadar olursa olsun Batı'da nihayet siyasi bir hareket ve felsefi tartışma konusu olan bir hareket olan Marksizm, Doğu'da bir itikat haline geldi. "Ortodoks" kavramını kitapta sık sık vurgulamamın sebebi de o. Ortodoks Kilisesi, Çar Baba, Ortodoks Kilisesi'nin kutsal metinleri yerine Marksizm-Leninizm'in metinlerini koyuyorsunuz; Çar Baba'nın yerine de Yoldaş Stalin'i koyuyorsunuz.

Ruşen Çakır: Peki şunu merak ediyorum; Taha Akyol’un Sovyet devrimine duyduğu ilgi kadar mesela Çin devrimine de ilgisi var mı?
Taha Akyol: Çin devrimini o kadar inceleyemedim. Yani nihayetinde insan, gün 24 saat.

Ruşen Çakır: Tabii ama yine de ilgilenme anlamında diyorum.
Taha Akyol: Ama, "Çin komünist olduğu halde neden bu iktisadi mucizeyi gösteriyor?"u okudum, yani epey okudum diyebilirim. Kitapta da öyle bir bölüm var zaten. Rusya'daki komünizm neden tıkandı, çöktü, yürüyemez hale geldi; Çin'de komünist rejim olduğu halde neden böyle bir piyasa dinamizmi var?

Ruşen Çakır: Oradaki piyasa... Yıllar önce Erdoğan'ın ilk seçimden sonra bir Çin gezisi var biliyorsunuz; orada ben de gazeteci olarak vardım. Henüz yasaklıydı ama fiilen başbakandı. Orada şöyle bir şeye tanık olmuştum: İnsanlar sanıyorlardı ki — MÜSİAD'çılar falan vardı — Çin'de şöyle bir şey var: Her şey serbest, piyasa ekonomisi falan. Ama oraya gittiğimizde, Şanghay'a falan gittiğimizde şunu öğrendik: Partinin kontrolünde bütün kapitalizm işliyor. Yani oradaki kapitalizm... Ama parti hızlı hareket ediyor.
Taha Akyol: Hızlı hareket ediyor, bir de parti piyasa kurallarını kabul ediyor.

Ruşen Çakır: Ama parti olmadan olmuyor.
Taha Akyol: Olmuyor. Tabii tabii. Yani şu var: Rusya'da Stalin öyle bir betonlaşmış sistem kurdu ki bunu kimse reforme edemedi. Gorbaçov'dan önce reform teşebbüsleri oldu, sonuç alamadı. Gorbaçov'un kendisi de sonuç alamadı. Sonunda "Bu betonu dağıtalım da reform mümkün hale gelsin" diye siyasi özgürlüklerle başladılar; siyasi özgürlükler deyince sistem bütünüyle çöktü. Çin'de ise Stalin'in kurduğu betonlaşma henüz teşekkül etmemişti. Hatta kısmi betonları da Mao'nun kendisi Kültür Devrimi'yle tahrip etmişti. Mao öldükten sonra yerine Deng gelince kolayca — tırnak içinde — piyasa komünizmine geçebildiler. Gorbaçov'un Sovyet sisteminden gördüğü tepkiyi, engellemeyi Deng Çin’de görmedi.

Ruşen Çakır: Peki şeyi sorabilir miyim? Siz milliyetçi gelenekten gelen birisi olarak, Sovyetler Birliği'nin en önemli özelliği çok sayıda Sovyet olması, cumhuriyet olması; bu Çarlıktan farklı bir şekilde ve bunların önemli bir kısmı da Türk cumhuriyetleri. Bu sistem göstermelik bir sistem miydi, yoksa sahiden cumhuriyetler kendi ayakları üzerinde durabilen yerler miydi? Bu kadar siz totaliter bir rejim tarif ediyorsunuz ve burada cumhuriyetler var. Mesela Özbekistan var, Kazakistan var, Ukrayna var.
Taha Akyol: Türkmenistan var, Azerbaycan var. Bu konu Sovyetler iktidara geldikten sonra kendi aralarında çok tartışılmış. Lenin'in ve Stalin'in bu konuda açıklamaları var. Kafalarında şu daima mevcut: "Biz federasyon dersek federasyon burjuva bir kavram, itikadımız bozulur, sızmalar olur. Ne diyelim? Bütün Cumhuriyetler Birliği diyelim." Peki dağılmaya kalkarlarsa? Lenin diyor ki "Parti disiplini onları engeller." Yani sen Özbek misin, al Özbek Cumhuriyeti; sen Azeri Türkü müsün, al özerk Azerbaycan Sovyeti; ama sıkı parti disiplini, demir disiplini! Dolayısıyla tam göstermelikti diyemem ama göstermeliğe yakın bir durumdu. Çünkü kendi dillerini öğreniyorlardı, kendi okullarını açıyorlardı falan fakat hep Moskova gerçekleri tayin eden tek merci oldu. Moskova ne derse onun öyle olması gerektiği söylendi. Moskova da Rus komünizmi.

Ruşen Çakır: Ondan sonra, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bu cumhuriyetlerin bağımsızlaşması sonrasında neredeyse hepsi demeyeceğim ama siz daha detayını biliyorsunuzdur, önemli bir kısmında eski Bolşevik yöneticiler ülkenin cumhurbaşkanı haline geldiler.
Taha Akyol: Ve bu en çok Orta Asya Cumhuriyetlerinde oldu. Yine Doğu-Batı farkına geliyoruz. Doğu Avrupa ülkeleri tamamen Batı sistemine geçerken, komünizmde şöhret kazanmış politikacılar bile halk tarafından kenara itilirken Orta Asya Cumhuriyetlerinde işte bu şehirleşme, kültürel gelenekler, sanayileşme seviyesi, köylülükten çıkma seviyesi falan gibi faktörlerle Orta Asya Cumhuriyetlerindeki Sovyet sonrası liderlerin hepsi Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin birinci sekreterleriydi.

Ruşen Çakır: Azerbaycan dahil.
Taha Akyol: Azerbaycan dahil. Aliyevler mesela.

Ruşen Çakır: Yani hâlâ öyle devam ediyor. Peki Taha Bey, bir ara değindiniz, kitapta da son bölümde özellikle ele alıyorsunuz; Gorbaçov'un yapmak istediği bir şey vardı, yani sosyalizmi ya da komünizmi kurtarmak ama başarılı olamadı.
Taha Akyol: Evet.

Ruşen Çakır: Bunun en temel nedeni piyasa meselesi mi?
Taha Akyol: İktisadi bakımdan en temel nedeni piyasa meselesidir. Çünkü orada Brzezinski'den birtakım rakamlar da aktardım; mesela bir kupa üreteceğiz, telefon üreteceğiz, masa sandalye üreteceğiz, tank üreteceğiz, top üreteceğiz... Bir birim üretim yapmak için Batı Avrupa ekonomileri bir birim enerji sarf ediyorsa sosyalist ekonomi 3 birim enerji sarf ediyordu. Bir işçiyle yapılan işi Sovyetler Birliği'nde beş işçi yapıyordu. İşte buradan daha çok ham madde, daha çok emekle kalkınma... Bu Stalin dönemi; kolhozları dolduruyor, köylüleri köylerinden alıp kolhozlara dolduruyor. "Çalışın ulan" diyor tarımsal üretim artsın diye. Fabrikaları getiriyor, "Çalışın ulan" diyor. Daron Acemoğlu'nun çok güzel bir sözü var, aldım ben onu da kitaba: "Vallahi insanları emrederek çalıştırmak mümkün de emrederek düşündürmek mümkün değil." diyor. Düşünme ön plana geçince yani daha sofistike, inovasyonun daha önemli hale geldiği, buluşların, patentlerin daha önemli hale geldiği bir çağda bu sistem tıkanıyor. Gorbaçov'un orada verdiği rakamlar var; o da diyor ki: "Biz Batı ekonomisinden üçte bir oranda daha müsrif çalışıyoruz." Yani nihayet sistem yürüyemez hale geldi. Bir şey daha söyleyeyim. Gorbaçov, çok enteresan; ben zamanında kaçırmışım, BBC'de mülakat veriyor Sovyetler Birliği'nin başkanıyken. BBC muhabiri soruyor Gorbaçov'a, diyor ki: "Böyle geriye baktığınızda ah öyle değil de şöyle olsaydı dediğiniz ne var?" Diyor ki: "Şubat devrimi devam etseydi." Şubat devrimi dediği burjuva devrimi, demokrasi, Batı modeli falan.

Ruşen Çakır: Siz Gorbaçov sonrası Rusya'yı da biliyorsunuz, takip ediyorsunuz. Putin de aslında sistemin bir unsuruyken...
Taha Akyol: KGB’den geliyor zaten.

Ruşen Çakır: Neleri muhafaza edip neleri değiştirdi Putin sizce?
Taha Akyol: Şimdi Sovyetler Birliği, Rusya Federasyonu; bugünkü Rusya ekonomisi de oligarklar sınıfı. Yani Batı'da gördüğümüz girişimci müteşebbis sınıfın, Türkiye'de gördüğümüz girişimci müteşebbis sınıfın Rusya'daki karşılığı oligarklar. Yani bunlar komünizm çöktüğünde kamu mallarına el koymuş kabadayılar yahut Komünist Partisi'nin mahalli şefleri. Girişimcilik kültürü yok. Onun için Rusya'nın hiçbir markası yok. Çin'in kıyamet kadar markası var. Avrupa titriyor değil mi Çin karşısında? Amerika telaşlandı değil mi? İşte bu Trump'ın kabadayılıkları da Çin'e karşı sergileniyor. Ama Rusya'da bir tane marka yok. Oligark kavramıyla o kavramı çıkaran işte Stalinist kültür; kamu malına el koyarak zengin olup "Ben girişimciyim" deyip şirketler kurmak; oligarkla girişimci arasındaki fark. Bugün Rusya'daki Rus ekonomisi oligark, siyasi sistemde dünkü Çar yerine, dünkü Sovyetler Birliği Komünist Partisi Birinci Sekreteri yerine şimdi de Putin.

Ruşen Çakır: Evet, şu anda da mesela Rusya'da muhalefet yok ya da göstermelik olarak var, Komünist Partisi dahil. Ama onun dışında etkili olabilecek herkesi anında içeri atıyorlar, şüpheli bir şekilde öldürüyorlar.
Taha Akyol: Tabii, öldürtüyorlar.

Ruşen Çakır: Peki, Taha Bey şunu söyleyeyim. Siz tabii Marksizmi de biliyorsunuz, Marx'ı da biliyorsunuz. Bütün bu deneyimlerden sonra size göre Marx'tan geriye ne kaldı bugünün dünyasında?
Taha Akyol: Şimdi Marx'ın büyük bir kafa olduğunu ben her zaman ifade ettim; bu kitaptan da büyük bir kafa olduğu görülüyor. Bir defa Marx... Bunu Türkçü profesör rahmetli Zeki Velidi Togan söylüyor: "Ben Marx'ı okuyarak tarihteki ekonomi faktörünün önemini anladım" diyor. Onun "Tarihte Usul" diye bir kitabı var metodoloji konusunda, orada söylüyor. Bir defa Marx insan davranışlarında, rejimlerde, siyasette, kültürde, savaşlarda, barışlarda iktisadi faktörün ne kadar önemli olduğunu öğretti. Bu önem devam ediyor; Marx'ın devam eden tarafı bu. Fakat Marx'ın artık tarihi bir fikir haline gelmiş, tarihte kalmış olan tarafı: ‘‘Kapitalizm geliştikçe sınıf çatışması çıkar, proleter devrim olur. Yeni yaratıcı sınıf proletaryadır.’’ Gorbaçov'un kendisi de dolaylı ifadelerle çekingen olarak söylüyor: ‘‘Proletarya yaratıcı bir sınıf değil.’’ Çünkü bilgisayar kullanacaksın, üretimi arttırmak için inovasyon yapacaksın, maliyet hesabı yapacaksın. Hatta Lenin'in kendisi bile; ‘‘Proletaryanın yükselebileceği en büyük seviye daha çok ücret almak için sendikacılık. Devrim fikrini — yani Marksizm gibi çok sofistike bir ideolojiyi — proletaryaya götürecek olanlar Marksist aydınlardır.’’ diyor. Öncü teorisi, Aybar'ın çok itiraz ettiği öncü teorisini ortaya atıyor. Marx'ın bu fikirleri tamamen müzeliktir artık.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Taha Bey. Nasıl bitirelim?
Taha Akyol: Ben teşekkür ederim. Valla ben şöyle söyleyeyim, bu kitapta da biraz temas ediyorum; Sovyetler tecrübesi tarihin 70 yılını kapsayan ama çok yoğun bir tecrübe. Öğrenecek pek çok şey var; sağcının da solcunun da öğreneceği pek çok şey var. Çağımızda demokrasi tıpkı I. Dünya Savaşı'ndan sonra olduğu gibi bir kriz halinde. I. Dünya Savaşı'nın çıkardığı problemleri demokrasiler çözememişti; işte Rusya'da Bolşevik devrimi, İtalya'da faşizm, Almanya'da Nazizm ve bunların peyk rejimleri ortaya çıktı. Günümüzde de başta göçmenlik sorunu ve teknolojik işsizlik sorunu olmak üzere bu sorunları demokrasi çözemiyor. Onun için yine benzer şekilde fakat aynı şiddette değil; "Güçlü bir adam gelsin ne biliyorsa yapsın bizi kurtarsın." Macaristan'daki de bu, Rusya'daki de bu, Amerika'daki de bu. Bizde de Tayyip Erdoğan gibi karizmatik bir liderin bütün iktisadi krize rağmen hâlâ toplum katında güçlü bir desteğinin olması bu sosyolojiden kaynaklanıyor. Ben şöyle düşünüyorum ve temenni ediyorum: Bu çözülememiş olan problemleri çözmenin de yolu serbest tartışma, özgür irade, bilimsel düşünce ve demokrasi olduğu görülecek diyorum. Kitabın değeri burada sanıyorum.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Taha Bey. Evet, "Dünyayı Bölen Devrim"; meslek büyüğümüz Taha Akyol’un son çalışması "Sovyet Sosyalizminin Yükselişi ve Çöküşü". Kendisi bize kitabı anlattı, kendisine çok teşekkür ediyoruz. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.02.2026 Kürt siyasi hareketinin başarısız “süreç” sınavı
21.02.2026 Yeni dinsel hareketler Türkiye’de niçin etkili olamıyor?
20.02.2026 Yine yeniden: Din elden gidiyor
19.02.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: CHP oyuna mı geldi?
19.02.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: TBMM komisyonu görevini yerine getirdi mi?
19.02.2026 Edgar Şar ile söyleşi: İktidarın hedefi iç cepheyi tahkim değil iç politik dengeyi değiştirme
19.02.2026 Rapor bitti, süreç sürüyor
18.02.2026 Ümit Akçay ile söyleşi: Mehmet Şimşek giderse neler olur?
18.02.2026 “Liderler zirvesi” toplanır mı? Toplanırsa ne olur?
17.02.2026 Türkiye'de burjuvazi var mı? | Prof. Üstün Ergüder anlatıyor
22.02.2026 Kürt siyasi hareketinin başarısız “süreç” sınavı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı