Sinan Ülgen ile söyleşi: “İran savaşının gidişatı Amerikan iç siyaseti ve Trump’a bağlı”

06.03.2026 medyascope.tv

6 Mart 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. İran Savaşı'nın 7. günündeyiz. Biraz yavaşlamış gibi duruyor ama sürüyor. Nasıl gelişeceğini herkes büyük bir merakla bekliyor. Bugüne kadar ne oldu? Bundan sonra ne olabilir? Bunları EDAM Direktörü Sinan Ülgen ile konuşacağız. Sinan, merhaba.
Sinan Ülgen: Merhaba. Çok teşekkür ederim davet için.

Ruşen Çakır: Estağfurullah. Biz teşekkür ederiz. Şimdi 7. gündeyiz. Önce özet bir bilanço bana çıkarabilir misin? Yani şu 7 gün sonunda İran kötü durumda ya da bilmem ne. Ne görüyorsun? Sonra detaylara gireceğiz. Türkiye, Azerbaycan, Körfez vesaire ama önce genel olarak 7. gün sana ne söylüyor?
Sinan Ülgen: Şimdi bunu tabiatıyla değerlendirme kriterimiz ne olacak diye başlamak lazım. Eğer değerlendirme kriterimiz savaşı başlatan Amerika ve İsrail'in beklentileri olacaksa, İran'ın şu ana kadarki performansı bunun oldukça üstünde. Ne bakımdan üstünde? Bir, İran, gerek İsrail'e gerek bölgede Amerika'ya daha yakın duran Arap ülkelerine yönelik taarruzlarını ilk günlerde daha yoğun, müteakip günlerde biraz daha yavaşlamak suretiyle devam ettiriyor. Bazılarına yönelik de oldukça ileri teknoloji sayılabilecek balistik füzelerini kullanıyor. Bazılarına yönelik kamikaze droneları kullanıyor ama sonuç olarak her ne kadar hava üstünlüğünü kendi ülkesinde kaybetmiş olsa da İsrail'e ve Amerika'ya karşı hâlâ bu nitelikteki taarruzi operasyonları yapma imkânı var. O nedenle bir kere bunun altını çizmek lazım. İkincisi, içeride, Amerika'nın özellikle hatırlayacak olursak savaş başlamadan önce, tam 8 gün önce Trump bir yayına çıkmıştı ve burada bu çatışmanın hedefinin İran'da rejim değişikliği olacağını ilan etmişti. Ama bunu da şu şekilde ifade etmişti: Amerika bu saldırıyı başlatacak, sonrasında İran halkından beklediğini ifade etmişti; İran halkını rejimi devirmeye çağırmıştı. Şimdi aradan bir hafta geçtikten sonra bu beklentinin de açıkçası oldukça zeminsiz olduğunu görüyoruz. Görüldüğü kadarıyla toplumda rejimi devirmeye yönelik bir dinamik oluşmuş değil. Bu tabii genel olarak İran toplumunun rejimden memnun olduğu anlamına da gelmiyor ama bu şartlarda bir rejim değişikliğine gidecek bir iç muhalefet örgütlenmesi ve kapasitesi de olmadığına işaret ediyor. Dolayısıyla bu noktada da İran'ın şimdilik daha kendi hedefleri doğrultusunda ilerleyebildiğini görüyoruz. Üçüncüsü, rejimden kopmalar beklentisi olabilirdi ki burada zaten İran'a yönelik yapılan analizlerde muhtemelen en gerçekçi bulduğum taraf da o. Yani İran'ın böyle bir 1979 tarzı bu sefer ters yönde bir karşı devrimle bir rejim değişikliğinden ziyade daha olası olan kanaatimce Venezuela tipi rejim içinde bir değişikliğin olması daha akla yatkındı bir noktaya kadar. Ama onun da pek emarelerini görmüyoruz açıkçası İran'da şu ana kadar. Yeni ruhani liderin ismi de tam belli olmadı ama böyle büyük çapta rejimden kopmalar gibi işaretler de yok. Buna karşılık genel konjonktüre baktığımızda İran'ın birçok bölge ülkesine de saldırmış olması, ki bunların arasında maalesef Türkiye de var. Her ne kadar atılan balistik füze tam bizim hava sahamıza girmeden etkisiz hâle getirilmiş olsa da tabii ki zarar verdiği birçok başka ülke var. Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan hatta ve hatta yakın zamana kadar...

Ruşen Çakır: Ayrı ayrı onları konuşmak istiyorum. Onların her birinin çok önemli boyutu var. Mesela İran yalanladı Türkiye'yi ama NATO ‘‘İncirlik hedeflendi’’ dedi. AFP'ye konuşan bir Türk yetkili aslında hedefin Güney Kıbrıs olduğunu ama yön değiştirdiğini söyledi. Ama bir diğer teori de şu mozaik sistemi. İran'da Devrim Muhafızları ülkenin dört bir tarafına dağıldı ve bu tür şeylerin merkezi olmadan da olabileceği söyleniyor. Sen hangi görüşe daha yakınsın?
Sinan Ülgen: Şimdi ben tabii ki İran'dan yapılan açıklamalardan ziyade bizim üyesi olduğumuz ve onay verdiğimiz açıklamayı yapan NATO'nun açıklamasına çok daha yakınım. Bu konuda balistik füze gibi bir saldırıda bunun nereden geldiği çok bellidir. Yani bunu saklama imkânı yoktur. Bunun radar izini Kürecik zaten yakından takip ediyor; hem bizde vardır hem NATO'da vardır. O bakımdan bunun nereden geldiğini herkes biliyor ve İran'dan yapılan açıklamanın da o anlamda çok doğruyu yansıttığını düşünmüyorum. Ama senin biraz önce söylediğin senaryo olabilir. Bu da nispeten daha düşük ihtimal olmakla beraber onu tamamen de dışlamamak lazım. Çünkü İran'ın geçtiğimiz yıl İsrail ile yaptığı 12 Gün Savaşı'ndan sonra çıkardığı bir ders vardı ve bunu şu anda hayata geçirmiş gibi gözüküyor. O da bu nitelikteki hedeflemelerin her birinin en üst seviyede merkezden yapılmak yerine sahadaki o birimin başında bulunan askeri komuta kontrol heyeti tarafından yapılması; yani çok daha ademi merkeziyetçi, Fransızca tabirle décentralisé bir yapı içerisinde bu savaşın yürütülmesine karar vermiş gibi duruyorlar. Dolayısıyla işte sen adına mozaik dedin, belki de gerçekten en üst yönetimin kararı olmadan, onayı olmadan böyle bir saldırı planlanmış olabilir. Yani bunu tamamen dışlamamak lazım. Ama muhakkak ki bu İran'dan geliyordu ve muhakkak ki Türkiye'yi hedef alıyordu. Bu konuda benim kuşkum yok. Çünkü dediğim gibi, biz her ne kadar bu açıklamayı bu kadar netlikte yapmamış olsak da üyesi bulunduğumuz bir örgütün bu açıklamayı yapmış olması bizim bu açıklamaya zaten onay verdiğimiz anlamına geliyor. Dolayısıyla buradaki değerlendirmenin ben oldukça net olduğunu düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Şimdi şunu biliyoruz; Türkiye'ye yönelik füzenin indirilmesinden sonra Ankara olabildiğince dikkatli davrandı, büyükelçi çağırıldı vesaire. Ama bir diğer örnek Nahçıvan'a giden dronelar olayının ardından, ki İran onu da reddetti, Aliyev çok sert bir çıkış yaptı ve sanki İran karşıtı bir pozisyon alacakmış gibi ‘‘misilleme hakkı’’ falan dedi, çok daha sert davrandı. Şimdi Azerbaycan'a olayı taşıyor olmasının ne gibi bir hayrı olabilir İran'a? Ki bir de İran'da çok ciddi, çok yoğun bir Azerbaycan Türkü — Azeri deyince kızıyorlar — nüfusu var. Yani çok kritik bir şey değil mi Azerbaycan'ı hedef alma iddiası? Ki olay yaşandı Nahçıvan'da. Ne diyorsun?
Sinan Ülgen: Orada biraz farklı düşünüyorum. Türkiye ile Azerbaycan'a yapılan saldırının çok farklı dinamiklerle yapıldığını düşünüyorum. Bir kere Azerbaycan'ın, Aliyev'in daha sert tepki vermesinin nedeni Türkiye'ye yapılan saldırının aksine Azerbaycan'a yapılan saldırı hedefini buldu ve Nahçıvan Havaalanı'na yönelik bir kamikaze drone saldırısı bu. Dolayısıyla burada daha sert bir tepki verilmesini doğal karşılamak lazım. Ama ikincisi, ben asıl bunun bir "yanlış bayrak" tabirini Türkçeye tercüme edecek olursak bir aldatmaca olduğunu düşünüyorum. Bunun bir ihtimal gerçekten de İran tarafından değil, belki o bölgede İsrail veya İsrail'e yakın unsurlar tarafından bir provokasyon amacıyla yapılmış olması bana açıkçası daha akla yatkın geliyor. Şimdi bu provokasyonu 10-12 kilometre ötenizdeki bir bölgeyi hedefleyip çok ucuz bir malzeme olan kamikaze dronelarla yapabilirsiniz ve burada kimse de sizi belki o noktada engelleyemez. Ama bunu balistik füzeyle yapmak mümkün değil. Dolayısıyla Türkiye'ye yapılan saldırı balistik füzeyle yapılan bir saldırıydı. Nahçıvan'a yapılan saldırı ise kamikaze dronelarla yapılan; onun bir aldatmaca taktiği olduğunu ve bir anlamda Azerbaycan yönetimini de bir şekilde sürece çekmek, meseleye taraf olmalarını zorlamak adına bir operasyon olmuş olabilir. Bu konuda çok net konuşmak mümkün değil. Bu ihtimal çok daha kuvvetli açıkçası, bunun İran tarafından yapılmamış olması ihtimali kanaatimce.

Ruşen Çakır: Peki Körfez ülkelerine geçecek olursak, ilk günden itibaren çok ciddi saldırıya maruz kaldılar Amerikan hedeflerine yönelik ama sonuçta bu ülkelerin...
Sinan Ülgen: Çok ciddi yani. Dubai'nin kendisi bombalanıyor. Yani sadece Amerika hedefleri de değil.

Ruşen Çakır: Bir yerde şöyle bir şey okudum. Şimdi kimin olduğunu unuttum. Pardon, Hakan Fidan galiba söyledi; Amerika üzerine baskı yapsınlar diye yaptı ama ters tepti, öyle gözüküyor. Şu ana kadar Körfez ülkelerinin burada "Bu savaş bir an önce bitsin, neler çekiyoruz biz." deyip Amerika'ya ve doğrudan ya da dolaylı olarak İsrail'e baskı yaptığına dair emareler var mı? Arada sırada sosyal medyada bir iki tane şey çıkıyor; işte bir Dubaili zengin birisi kalkmış video yapmış, Amerika'ya fırça atmış falan gibi. Ama baktığımız zaman en önemlisi tabii ki Suudi Arabistan. Bu arada Katar falan hepsi ve arabulucu olan Umman da doğrudan hedef oldu değil mi? Buradaki mantık hakikaten savaşı durdurmaları için onlar üzerine bir baskı yapmak mı? Çünkü çok riskli bir şey ve sen daha iyi biliyorsun, İran Körfez ülkeleriyle ilişkilerini düzeltme konusunda yıllardır açık ya da örtülü birtakım çalışmalar yapıyor. Böyle ziyaretler falan da oldu. Bir yakınlaşma varmış gibi oldu ama şimdi tam bir kopuş yaşanıyor.
Sinan Ülgen: Kesinlikle tam bir kopuş yaşanıyor. Ama bu İranlı yetkililerin kanaatimce muhasebesini yaptıkları bir süreç. Yani İran rejimi bir yaşamsal mücadele veriyor kendi bakış açısıyla. Dolayısıyla şu anda yapılan her şey mübah. Geçmişteki bu diplomatik girişimlerin artık bir kıymeti harbiyesi kalmadı. Şimdi ben gerçekten de taktiğin, Körfez ülkelerinin üzerinde oluşacak bu zararın ekonomilerine, petrokimya tesislerine, yaşam standartlarına yansıması sonrasında bu ülkelerin Amerika üzerinde baskı kurarak savaşın sonlandırılması yönünde bir kulvar açmaları olduğunu düşünüyorum. Yani İran'ın stratejisinin bu şekilde yönlendirildiğini düşünüyorum. Bunun tabii bir ikinci amacı daha var. Bu da sadece bu ülkelerin Trump yönetimi üzerinde siyasi baskı kurması değil; aynı zamanda vurulan hedeflere baktığınızda evet bir kısmı Amerikan üsleri ama bir kısmı da bu ülkelerin petrokimya tesisleri ve petrokimya sektörüne dair bir altyapı. Burada da hedef dünyadaki petrol ve doğal gaz fiyatlarını baskı altında tutarak bir enflasyonist dalga yaratmak. Zaten petrol fiyatları şu anda 80 dolara çıktı. Doğalgaz çok daha fazla yükseldi, LNG en azından. Bunların bir enflasyonist etkisiyle aslında bir ölçüde Amerikan seçmenini doğrudan etkilemek. Çünkü unutmayalım, Trump'ın Kasım ayında gireceği kritik bir seçim var, Amerika'da ara seçimler var Senato'da ve Temsilciler Meclisi’nde. Şu anda Cumhuriyetçiler iki kanadı da elinde bulunduruyor. Çok muhtemelen Temsilciler Meclisi’ni kaybedecek gibi gözüküyor. Bu İran öncesinde de öyleydi ama şu andaki gidişat Senato'yu da kaybetme ihtimallerini artırdı. Dolayısıyla İran'ın da yapmak istediği kanaatimce Trump'ı bu yönde sıkıştırarak Amerikan seçmeninin daha fazla tepki vermesini; enflasyon üzerinden, artan hane halkı maliyetleri üzerinden Trump'ı bir karar değişikliğine zorlamak. Dolayısıyla evet, hem bunu Arap ülkelerinin doğrudan siyasi baskısıyla yapılmasını arzu ediyorlar hem de bu tip saldırıların petrol ve doğalgaz fiyatları üzerinde yaratacağı etki üzerinden bir ekonomik baskı aracı olarak Trump'a karşı kullanmak istiyorlar. Şu ana kadar başta Suudi Arabistan olmak üzere, tek tük örnekler dışında bu stratejinin en azından ilk aşamasının çok net olarak sahaya yansıdığını görmüyoruz, doğru. Ama bu biraz orta vadeli bir beklenti kanaatimce. Çünkü o ülkelerde şu anda "Acaba bu kısa sürede İran'a yapılan büyük çaplı saldırılarla İran masaya gelir mi?" düşüncesindeler. Eğer bu birkaç hafta daha uzayacak olursa o zaman oradaki karar süreçleri de muhakeme dengesi de değişebilir diye düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Peki, burada tabii ki altın soru ne kadar sürer meselesi. 4-5 günden 4-5 haftaya çıktık ve değişik spekülasyonlar, yorumlar var. Zaten savaş başladığı andan itibaren bilgi ve analiz konusunda bir bombardıman ve acayip de bir dezenformasyon var. Sen de görüyorsundur. Hakikaten neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt etmek mümkün değil. Şimdi mesela kimisi diyor ki, ‘‘İran uzatmak istiyor’’, kimisi diyor ki, ‘‘İran çok fazla sürdüremez.’’ Ya da aynı şekilde, ‘‘Uzun bir savaş Amerika ve İsrail'in tercihi mi değil mi?’’ Ve tabii ki en önemli husus, ilk günden dile getirilen: Rejim değişikliğini kim yapacak? Halkta herhangi bir hareket görünmüyor. Yani böyle bir Trump'ın dediği gibi "Biz önce bombalayacağız, siz evinizde oturun. Sonra sokağa çıkıp devleti alın." olayında bir şey yok. Bir tek Kürtler üzerine yapılan birtakım spekülasyonlar var ki onlar da büyük ölçüde Kürt örgütleri tarafından yalanlandı gibi. Yani "İlişkimiz yok." demiyorlar ama "Kara saldırısına başlamadık." diyorlar. Olsaydı zaten görürdük. Ne belirleyecek burada gidişatı sence?
Sinan Ülgen: Gidişatı zaman belirleyecek. Şimdi burada bence İsrail ile Amerika arasında da zaman içerisinde bir görüş farklılığı oluşacak. Çünkü İsrail'in gündemi tamamen İran'ın destabilize edilmesine yönelik. Ve bunun ucunu açık olarak değerlendiriyor İsrail bence, yani ne zaman olursa olsun. Diğer yanda Amerika'da biraz önce de konuştuğumuz üzere bir siyasi takvim var ve Amerika, özellikle Trump, bu siyasi takvime bağlı kalmak durumunda. Dün bir kamuoyu yoklaması gördüm. Kamuoyu yoklamasında Cumhuriyetçi... Bırakın Demokratları, Demokratların zaten büyük çoğunluğu bu müdahaleye karşıydı. Cumhuriyetçilerde bile eşit bir dağılım var, %44-%44 vermişti. Pew Research'tü galiba kamuoyu yoklaması. Eğer Trump kısa vadede bu yüksekten açtığı hedeflerini bir şekilde hayata geçiremeyecek olursa, ki ihtimal yüksek, o zaman Amerika'da hava siyasette onun aleyhine dönmeye başlayacak. O bakımdan bu işin gidişatı, ne kadar süreceği konusunda asıl referans noktası bu olacak bence. Yoksa İran'ın kısa ve orta vadede "Ben artık bütün istediklerinizi kabul edeceğim." şeklinde masaya dönmesini pek beklemiyorum. Masa tekrar gündeme gelebilir ama sonuçta bunu Rusya-Ukrayna Savaşı'nda da görüyoruz; zaman zaman müzakerelere yönelik bir pencere oluşuyor ama nihayetinde daimi kalıcı bir anlaşma olmuyor. Burada da İran dediğim gibi Amerika'daki bu siyasi takvime oynuyor. Onun da nihai olarak Kasım ayında seçimler var ama onun öncesinde artık işin rengi belli olmuş olacaktır. Dolayısıyla burada İran'ın stratejisi işi olabildiği kadar uzatmak, İsrail'inki İran'a olabildiği kadar zarar vermek ve destabilize etmek, Amerika'nınki de bir an önce sonuç almak. Ama 2-3 ay sonra baktık ki hiçbir şey değişmemiş sahada, o zaman Amerika'da işi durdurma yönünde bir siyasi baskı oluşacaktır diye düşünüyorum. O nedenle bu birkaç haftada bitmeyecek. Biraz şekil değiştirecek tabiatıyla ki onu görmeye başladık; şiddetin frekansı ve yoğunluğu düşecek. Aynı ölçüde büyük saldırılar olmayacak çünkü iki tarafın da ellerindeki malzeme, bir noktaya kadar stoklar tükenmeye başlayacak ama daha düşük yoğunluklu bile olsa bu çatışma devam edecek ve bir noktada Amerika'daki ara seçimler öncesinde taraflar diplomatik olarak bir araya gelmeye çalışacaklardır diye tahmin ediyorum.

Ruşen Çakır: O zaman yani şöyle özetleyebilirim: Kaderini büyük ölçüde Trump belirleyecek gibi gözüküyor.
Sinan Ülgen: Evet, takvim öyle. Kaderini demesek de zamanlamasını... Sonuçta biz dışarıdan analiz yapıyoruz, her zaman yanılabiliriz ama tabii kaderi şöyle olabilir: Belki İran'da bizim beklemediğimiz bir toplumsal hareketlilik olacak. Bu düşük ihtimal ama tamamen de dışlamamak lazım. Belki rejim kendi içinde bir değişikliğe gidecek; o zaman onun zamanlaması belirleyecektir bu çatışmanın sonlanmasını. Ama onların olmadığı senaryoda evet, Trump'ın siyasi takvimi belirleyecek.

Ruşen Çakır: Peki Türkiye'nin tavrını nasıl yorumluyorsun? Baştan itibaren çok temkinli bir şekilde hiçbir yere angaje olmamaya çalışan, hem Hamaney'in öldürülmesinden duyduğu üzüntüyü hem Körfez'e saldırılardan duyduğu kaygıyı dile getiren ve tabii ki enerji gibi konular Türkiye'nin en büyük endişeleri. Bir de yanı başında; mesela Kürtlerden bahsediyoruz, göç olma ihtimali var çok ciddi bir şekilde. Ne diyorsun, Ankara yapabileceğini yapıyor mu?
Sinan Ülgen: Bence yapıyor. Yani Ankara şu ana kadar bizim bölgede yaşadıklarımız ve edindiğimiz tecrübe doğrultusunda doğru çizgiyi koruyor. Bu doğru çizgi; bir kere olabildiği kadar bu çatışmaya mesafeli durmak. Ama tabii ki Türkiye bir NATO ülkesi ama aynı zamanda İran'ın da komşusu. Dolayısıyla bu dengeyi de tutturmak durumunda Türkiye. Tabii ki bizim 1990'ların başında Irak, 2010'larda Suriye'de yaşadığımız süreç kurumsal hafızaya çok işlenmiş durumda. Bu ülkelerin destabilize olmalarının yaratacağı güvenlik açığı, ortaya çıkaracağı insanlık trajedisi ve Türkiye'nin bir sınır ülkesi olması dolayısıyla bu nitelikte olumsuzluklarla ne çapta karşılaşacağını açıkçası çok iyi görüyoruz. İran tabii ki bir açıdan da Irak ve Suriye ile karşılaştırılamayacak büyüklükte bir ülke. Yani İran'da karışıklık çıkması çok daha büyük bölgesel sarsıntılara yol açabilir. Suriye bile ne kadar büyük bir sorun oldu bütün bölge için ve Türkiye için. Şimdi İran'ın bu nitelikte böyle yıllarca sürecek bir girdaba sürüklenmesi Türkiye bakımından hiç arzu edilmeyecek bir sonuç olacaktır. O bakımdan ben Türkiye'nin şu ana kadarki politikasını doğru buluyorum. Yaptıklarını da verdikleri mesajları da. Tabii şunu da eklemek lazım; en nihayetinde Türkiye bakımından da savaş bitse bile çok net bir risk var. O da şu; eğer bu savaş – ki o şu ana kadar pek konuşulmadı ama ifade etmek gerektiğini düşünüyorum – bir şekilde İran'ın "Biz direndik ve İsrail-Amerika saldırısını püskürttük, bundan sonra bize bir şey olmaz." anlayışını yerleştirirse rejimde, o şöyle bir savrulmaya yol açabilir: Zaten gizliden gizliye az çok yürüttükleri bir nükleer program var; "Amerikalılar, İsrailliler saldırdı, bir şey olmadı. Biz artık bunu açığa çıkartalım, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'ndan artık formel olarak çıkalım ve İran’ın nükleer silaha sahip olacağı yönündeki çalışmalarımıza hız verelim." şeklinde bir politikaya savrulabilir, eğer bu savaştan kendi dirençli çıktığını değerlendirirse. Öyle bir risk var ayrıca Türkiye bakımından. Tabii ki Türkiye'nin tercih edeceği kanaatimce; İran'ın hem bölgesel amaçlarının, ambisyonlarının hem de yeteneklerinin oldukça köreltilmiş olduğu ama rejimin nispeten istikrarda kaldığı bir İran'ın bu süreç sonunda masaya oturmasıdır. Bizim en tercih edeceğimiz formül bu olur. Onu da başta biraz konuştuk, Venezuela tipi bir senaryo daha uygun oluyor. Yani rejim içerisinden bir kadronun "Evet biz uluslararası toplumla anlaşmak istiyoruz." diyerekten sorumluluğu üstlenmesi açıkçası Türkiye için en iyi formül olur.

Ruşen Çakır: Burada tabii dün Cengiz Çandar'la da bu konuyu konuştuk. Sen büyük ölçüde değindin ama yine böyle formüle etmekte yarar var. Türkiye ve İran bölgede tarih boyunca en yakın rakip; çok güçlü devlet geleneği olan, imparatorluk geleneği olan çok güçlü iki ülke, iki büyük ülke. İkisi de etnik olarak mozaik ve ayrı ayrı özellikleri var. Uzun zamandır savaşmıyorlar, çatışmıyorlar; ama birbirleriyle hep böyle tatlı sert bir ilişki var. Şimdi İran'ın buradan her hâlükârda rejim ayakta kalsa da kalmasa da çok ciddi bir şekilde yıprandığı bir gerçek. Şimdi bu Türkiye'nin işine gelir gibi düşünenler var ama orada şöyle bir soru çıkıyor ortaya: Güçlü bir İran aynı zamanda Türkiye'nin ayrı bir kaygısı olan İsrail'in önünde de bir tür tampon görevi görüyordu. Şimdi İran'ın bölge denkleminden iyice geride kalması hâlinde Türkiye ile İsrail bölgede baş başa ve karşı karşıya kalmayacak mı?
Sinan Ülgen: Yani teorik olarak doğru da İran gerek coğrafyası gerek asırlara varan devlet geleneği olması hasebiyle İran’ın ben hiçbir zaman o derecede zayıflayacağını düşünmüyorum açıkçası. Yani İran'da bir rejim değişikliği olsa bile bu rejimin bugünküden çok farklı bir niteliği olacağını düşünüyorum. Biraz daha uluslararası toplumla uyumlu hareket etmeye çalışacaktır. Ama öyle bölgede çok zayıflamış bir İran senaryosu bana çok gerçekçi gelmiyor; hem tarih okumamdan hem coğrafi özelliklerinden dolayı. Yani o bakımdan İran birçok açıdan o derece zayıflatılması çok zor bir ülke. Ona çalışıldığı ölçüde de ortaya çıkacak olan mesele İran'ın zayıflamasından ziyade İran'ın parçalanması olur. O tabii çok başka bir senaryo, bölge dengeleri bakımından çok başka dinamikleri tetikler. Ama ben onu düşük olasılık olarak görüyorum her hâlükârda. Dolayısıyla evet, Türkiye'nin jeostratejik nüfuzunu artıracak bir senaryo var burada: O da İran'ın çok zayıflamadan, dediğim gibi biraz daha uluslararası toplumla eş güdüm içerisinde hareket etmeyi benimseyecek bir kadroyla, yetenekleri törpülenmiş ama İsrail'e karşı da bölgede dirençli durabilmeye devam edecek ama Türkiye'ye karşı ikili temelde de nüfuzu bize oranla daha azalmış bir ülke olarak bölgede Türkiye bakımından dediğim gibi jeostratejik olarak bir kazanım olabilir. Ama tabii ki bunu da şuna bağlamamak lazım; bu savaş bu nedenle çıkmış değil. Bu olursa Türkiye bakımından bir artı teşkil eder ama bunun da hiçbir garantisi yok.

Ruşen Çakır: Peki şu klasik soruyu sana da sorayım: Eski başbakan Naftali Bennett "Sıra Türkiye'de." dedi. Sen bunu ciddiye alıyor musun, bu önermeyi?
Sinan Ülgen: Almıyorum, hayır. Bizde de zaman zaman bu tip yayınlar yapılıyor biliyorsun. Bu iki tarafın da zaman zaman kullandığı bir polemik. Geçmişte Türkiye ile Yunanistan arasında da bu tip polemikler vardı, hâlâ da olabilir. Ben bunların iç tüketime yönelik olduğunu düşünüyorum. Türkiye ile İsrail bir kere sınırdaş ülkeler değil. Dolayısıyla böyle doğrudan bir kara muharebesi söz konusu değil. Hava muharebesi açısından baktığımızda da bunun hiçbir amacı olmayacaktır Türkiye ile İsrail arasında. Kaldı ki Türkiye bir NATO ülkesidir. O bakımdan İsrail'in Türkiye'ye doğrudan saldırması da son derece düşük bir ihtimal, ben bunları ihtimal dışı dahi buluyorum. Ama şunu ifade etmek lazım: Türkiye ile İsrail arasında bölgede daha sert bir yarış olacak. Dolayısıyla bu, NATO 5. maddenin altında yer alan birleşikte, yani dezenformasyon, siber savaş gibi hibrit savaş tanımına giren alanlarda Türkiye ile İsrail arasında karşılıklı bir mücadele olacak. Artı bölgede vekiller üzerinden yürüyen bir nüfuz mücadelesi olacak. Bunlara hazırlıklı olmak lazım. Yoksa doğrudan Türkiye ile İsrail'in çatışması bence hiç gerçekçi değil.

Ruşen Çakır: Son olarak onu sorayım: Peki yakınlaşma ihtimali olabilir mi? Trump'ın bunu istediği hep söyleniyor ama şu anki pozisyonlar itibarıyla bu imkânsız. Fakat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın zamanında Mısır'la, Suudi Arabistan'la, Birleşik Arap Emirlikleri’yle olan sorunlarını bir şekilde yok sayıp ilişkilerini kurduğunu da biliyoruz. Ben açıkçası çok mümkün görmüyorum ama Trump'ın bunu istediği konusunda, hatta Netanyahu ile yaptığı görüşmelerde Erdoğan'ın adından olumlu olarak bahsettiği şeyler olmuştu hatırlıyorsun. Böyle bir ihtimal olabilir mi?
Sinan Ülgen: Yani Türkiye-İsrail arasında da inişli çıkışlı ilişkiler oldu. Ama bu Netanyahu ile olmaz. Yani artık Netanyahu gibi birisiyle Türkiye Cumhuriyeti'nin, iktidarda kim olursa olsun, ilişkileri normalleştirmesi mümkün değil. Netanyahu sonrası İsrail'e bakmak lazım. Oradaki siyaset nasıl şekillenecek? Daha aşırı sağa mı kayacak İsrail Netanyahu'dan sonra, yoksa tam tersine daha merkez siyaset mi orada iktidarı devralacak? Ona bağlı olarak bir yakınlaşma süreci başlayabilir. Ben bunu dışlamıyorum.

Ruşen Çakır: Evet Sinan, toparlayalım. Nasıl bitirelim? Ne diyorsun? Tabii ki çok belirsizlik var ama bir kere cin şişeden çıktı, oraya tekrar geri koymak mümkün değil. Birisi kazanacak ya da birisi daha az kaybedecek, birisi çok daha fazla kaybedecek.
Sinan Ülgen: Evet. Yani burada bir kazanandan bahsetmek çok mümkün olmayacak. Çünkü İran ağır bir saldırı altında bir yandan. Bununla beraber İran'ın başta yakın coğrafyasını da hedeflemiş durumda olduğu görülüyor. O bakımdan bölgesel bir kazanımın çıkması oldukça zor ama en nihayetinde bu savaş bittiğinde çok muhtemelen şöyle bir durumla karşılaşacağız: Eğer İran'da bir rejim değişikliği olmadıysa – ki konuştuk, bunu çok düşük ihtimal olarak görüyorum – iki senaryo var daha yüksek ihtimalle. Birincisi, İran'ın bugünkü hâliyle Amerika'nın sabrını test edip Trump'ın siyaseten artık bu savaşa son verme iradesinin oluşması durumunda bugünkü rejimin güçlenmesi. O başlı başına bir tehlike uzun vadede. Çünkü biraz önce de ifade ettiğim gibi bu; "Bölgede zaten kötüsü başımıza geldi, daha fazla ne olabilir? Biz kendi doğrultumuzda gidelim." diyerek daha da sert bir İran ile karşılaşmamıza yol açabilir. Bu birinci senaryo. İkinci senaryo rejim içinde değişikliğin olması, onu da konuştuk. O da gerek Türkiye bakımından gerek uluslararası toplum ve bölgesel dengeler bakımından açıkçası en tercih edilecek senaryo olur. Onun ihtimali ne? Onu biraz yaşayıp göreceğiz ama bu iki senaryo üzerinden bundan sonraki analizleri yapmak gerekir diye düşünüyorum. Üçüncü senaryo olan doğrudan rejim değişikliğini dediğim gibi çok düşük ihtimal olarak görüyorum.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Sinan yayınımıza katıldığın için. Çok sağ ol.
Sinan Ülgen: Ben teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Evet, savaşın 7. gününü EDAM Direktörü Sinan Ülgen ile konuştuk, bütün boyutlarıyla ele aldık. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
15.03.2026 Ali Şeriati’ye saldırılar ve İslamcı düşüncenin çöküşü
15.03.2026 Diyelim ki Kürt devleti kuruldu…
14.03.2026 Ankara savaşa dahil olmamak için elinden geleni yapıyor
13.03.2026 Duran Kalkan ile Devlet Bahçeli’yi buluşturan savaş
11.03.2026 Erdoğan’ın yurtta barışa ne zaman ihtiyacı olacak?
10.03.2026 İBB davasının ilk gününden izlenimler: Usul esası belirler
10.03.2026 İran rejimi çöker mi? İsrail bölgenin egemen gücü olur mu? | Prof. Hamit Bozarslan ile söyleşi
09.03.2026 Ve büyük dava nihayet başlıyor!
08.03.2026 Bağımsız Kürdistan kapıda mı?
08.03.2026 Savaş uzadıkça Türkiye için riskler artıyor
15.03.2026 Ali Şeriati’ye saldırılar ve İslamcı düşüncenin çöküşü
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı