Seren Selvin Korkmaz: “Bugün iki CHP var, sırtını devlete ve sırtını millete dayayan CHP”

09.06.2026 medyascope.tv

9 Haziran 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Seren, ne dersin? Alişer dedi ki: ‘‘zaman Kılıçdaroğlu'nun lehine işliyor.’’ Sen de böyle mi düşünüyorsun?
Seren Selvin Korkmaz: Kılıçdaroğlu böyle olduğunu düşünüyor bence. Zamanın onun lehine işleyip işlemediğini biraz bize süreç ve Özel ekibinin direnişi gösterecek. Ama açıkçası şu an için Kılıçdaroğlu cephesinin beklediği şey, zamanın kendi lehine işleyeceği. Çünkü biz hep Kılıçdaroğlu analizlerinde aynı cümleyi tekrar ediyoruz; oldukça sabırlı ve bu sabrını kullanarak siyaset yapmaya çalışan bir isim Kılıçdaroğlu. Dolayısıyla ben en büyük beklentisinin zaman olduğunu düşünüyorum. Tabii burada tekrar altını çizmek isterim; ‘‘Neden zaman işe yarayacak?’’ diye düşünüldüğünde buna birtakım sebepler sıralayabiliriz. Yani önümüzdeki günlerde kurultayı toplaması, o kurultayın olağanüstü bir kurultay değil de ta ilçelerden, illerden başlayan kadroları değiştirecek, yani değiştirilmesi arzulanan bir kurultay süreci olması, Türkiye'de yaşanabilecek gelişmeler... Bunlar bir tarafa, ben bir noktada Kılıçdaroğlu ekibinin inandığı şeyin Türkiye'de toplumun bu yaşananları hızlı bir şekilde unutacağı olduğunu düşünüyorum. Nitekim geçtiğimiz günlerde hem yapılan eylemler hem verilen demeçler bu fikrimi değiştirmedi. Seninle ilk yaptığımız yayında da bunu konuşmuştuk. Kılıçdaroğlu ekibi, zamanla bu yaşananların unutulacağını düşünüyor. Özgür Özel ekibinin direncinin kırılacağını düşünüyor. Bu nedenle de zamanın muhtemelen lehlerine işlediğini düşünüyor. Çünkü burada bence ihmal edilen şey şu Ruşen abi; Türkiye'de siyaset yapılırken, siyasi elitler siyaseti kurgularken toplumun itici güç olduğunu düşünmüyorlar. Türkiye'de o kadar çok şey yaşıyoruz ki, o kadar krizlerle sürüklenen bir sistemin içindeyiz ki, doğal olarak insanlar bazen bastırmak için, bazen kaçınmak için, bazen de gerçekten tepkisizlikten pek çok şeyi unutuyor gibi gözüküyor da aslında bunun biriktirdiği çok ciddi bir öfke var. Bunun biriktirdiği çok ciddi bir yılgınlık var ve bu duygular, üstüne toprak serpilmiş olabilir ama, şu anlama gelmiyor; toplumun tüm yaşananları kabul ettiği, rıza gösterdiği anlamına gelmiyor. Bence bu hesapla siyaset yapıldığında elbette zaman lehte düşünülebilir ama ben de aslında bu toplumda biriken öfkenin biraz, açıkçası birazdan daha çok tüm bu süreçleri yaşatanların aleyhine işlediğini düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Yani evet, bu söylediğin çok önemli. Bugün yaşananlar bir anlamda bayramda yaşananları andırıyordu, biliyorsun. Ayrı mekanlarda ayrı konuşmalar, ayrı kalabalıklar, ayrı mesajlar; ikisini de bir şekilde izlediğini ya da en azından okuduğunu, konuşmaları ve görüntüleri de gördüğünü düşünüyorum. Bugün, Cumhuriyet Halk Partisi'nin ve Türkiye'nin siyasi tarihinde nasıl yer alır sence?
Seren Selvin Korkmaz: Bugün çok ciddi bir kırılma anı olarak yer alır. Tam mutlak butlan sürecinden itibaren yaşadığımız o kırılma anlarından biri olarak yer alır. Hep şunu düşünüyorum; Mehmet Ali Birand yaşasaydı buradan çok iyi bir belgesel çıkardı herhalde. Türkiye'nin demokrasi tarihi ile ilgili iyi bir belgesel çıkardı, onun geriye gidişiyle ilgili. Şimdi bugün ben iki süreci de dikkatle inceledim, izledim. Liderlerin söylemlerini biraz dikkate değer buldum. O söylemlerden bir şeyler çıkarmaya çalıştım. Bir kere çok net bir şekilde şunu görüyoruz: Bugün iki tane CHP var. Bir tanesi sırtını devlete dayamış, bir şekilde yargı eliyle tekrardan iktidara gelmiş ve bunun gücünü alarak siyaset yapan bir CHP; Sayın Kılıçdaroğlu ve ekibi. Öte yandan Sayın Özel ve ekibi; milletten aldığı, delegeden aldığı, üyeden aldığı güçle siyaset yapmaya çalışan ve tam da bu nedenle CHP'de seçimle geldikleri yeri korumaya çalışan, orayı aslında teslim etmemeye çalışan, bir direniş hattını örgütlemeye çalışan iki ayrı siyaseti bugün çok net bir şekilde gördük. Açıkçası bu iki CHP'nin bugünkü galibi Özgür Özel tarafı oldu. Çünkü o direnişin bir sonuç verdiğini, bir geri adım atıldığını gördük. Ama buna başka bir okumayla da bir ekleme yapmak isterim. Bu bir strateji de olabilir. Yani bu geri çekilme bir stratejinin de bir parçası. Çünkü ben Kılıçdaroğlu ekibinin Özel’i her seferinde kavgaya çağırıp gerilimi çok yükseltecek adımlar attığını ama bunu da kendi söylemlerinde bir sağduyu, tekrar geri adım atmalarını veya sonrasında yaptıkları hamleleri bir sağduyu hikâyesiyle çerçevelediklerini düşünüyorum. Burada da verilmeye çalışılan tablo şu, bu işler işlemez, bundan bahsetmiyorum; o ekibin yapmaya çalıştığı siyaset, ‘‘Özel kavgacı, partiyi yıpratıyorlar. Diğer tarafta Kılıçdaroğlu ekibi sağduyulu ve partiyi korumaya çalışıyor’’ gibi bir anlatı oluşturulmaya çalışıyor. Dolayısıyla bir anlamda geri çekilme olarak okuyorum ama bir anlamda da bu anlatımın içerisinde şekillenen bir çerçeve olduğunu söylemek lazım. Söylemlere baktığımızda ise söylem hikâyesi bana çok ilginç geliyor Ruşen abi. Çünkü ben Kılıçdaroğlu'nun uzun yıllardır kurduğu söylemleri de özellikle akademik çalışmalarımda incelemeye çalışmıştım ve aslında o söylemler hep kimi zaman eleştirilir, kimi zaman desteklenir ama daha pozitif, kapsayıcı, siyaseti farklı kesimlere hitap eden bir şekilde kurmaya çalışan bir söylemdi. Ama bugün kurduğu söylem bana tam şunu hatırlattı; bayram söylemi de çok ilginçti, yani çok şaşırtıcıydı; yani o dönüşümü göstermek için şaşırtıcıydı. Kılıçdaroğlu iktidarın söylem kutusunu, böyle "toolbox" dediğimiz o söylem kutusunu almış, o otoriter rejimlerin bütün dünyada kullandığı söylem kutusunu almış, kendi partisine karşı iktidar eliyle geldiği alanı korumak için kullanmaya başlamış gibi gözüküyor. Bunun içerisinde FETÖ var, dış mihraklar var. Halkı sokağa çağırıp — basitleştirerek söylüyorum, tam cümle aklımda değil — halkı sokağa çağırmak, dış güçlerin eline malzeme vermek... Değil mi yani? Bu söylem kutusunu, çok net bir şekilde artık oradaki araç gereçleri Özel ekibine karşı kullanan bir profil. Dolayısıyla bugün CHP tarihinde bence pek çok açıdan önemli ama Kılıçdaroğlu'nun kendi liderliği açısından da mutlak butlan davası, zaten bu yayınlarda da konuştuk, yani açıkçası böyle bir şeyin altına girilmesi ne kadar hazin bir hikâye ama bir taraftan da çok net bir söylem dönüşümü var. Özel’e baktığımızda ise Özel "yarının Türkiye'si" dedi. Yani bir tarafta eski, yorulmuş, yıpranmış siyaseti çizdi; diğer tarafta ise yeni nesil siyaset, yarının Türkiye'sini kuracak bir siyasetten bahsetti. O yüzden bugün gerçekten benim izlediğim her iki konuşmada da iki CHP var. Biri söylemsel olarak da, eylemsel olarak da iktidara eklemlenmiş bir CHP. İlle de iktidarla el sıkışması gerekmiyor ama tüm yapılanlar, tüm söylemler bize böyle bir hikâye kurduruyor. Öte yandan ise artık millete dönmüş ve meşruiyetini milletten, üyeden, delegeden, oydan alan ve bunun üzerine siyaset kurmaya çalışan bir CHP var. Önümüzdeki günlerde bu hikâye bitmeyecek gibi. Çünkü Genel Merkez’i görüyoruz ama ta illerden ilçelere, mahallelere o kazan kaynıyor bence.

Ruşen Çakır: Peki son olarak şunu sormak istiyorum. Kılıçdaroğlu'nun konuşmasında ağırlıklı bir kısım ‘‘arınma, temizlenme, kapı önüne koyma’’ gibi, yani birilerini partiden atmaya çalışıyor. Arkadaşlar, konuya hâkim olanlar — sen de biliyorsundur tüzüğü ve diğer şeyleri — bunun öyle o istedi diye olamayacağını söylüyorlar ama her hâlükârda bir şeyler yapmak isteyecek. Şunu sormak istiyorum; baştan itibaren gündemde olan yeni parti meselesi. Bugün itibarıyla seçilmiş CHP kadrolarının yeni bir partiye yönelme ihtimali sence artmış mıdır yoksa azalmış mıdır?
Seren Selvin Korkmaz: Ben çok arttığını düşünüyorum. Çünkü açıkçası CHP kadrolarının da CHP içerisinden devam edebileceklerine çok inandığını düşünmüyorum. Yani bunun için sonuna kadar mücadele edeceklerdir. Ama mevcut reel koşullarda ben bunun önümüzdeki günlerde çok mümkün olmadığını düşünüyorum. Burası Türkiye. Bir günde her şey değişebilir ama elimizdeki verilerle mümkün olmadığını düşünüyorum. Ki Kılıçdaroğlu ekibinin de bu mutlak butlan görevini pek önünü görmeden kabul ettiğini düşünmüyorum. Bence uzun süredir hesaplanmış, uzun süredir gelindiğinde uzun süre kalınacak şekilde hesabı yapılmış bir hikâye olarak görüyorum. Ama bir şeyi söylemek lazım; bugün Türkiye'de bugünkü koşullara hep tavizler verilerek, hep yapılan hukuksuzluklara, adaletsizliklere sessiz kalarak ya da bunları normalleştirerek, kabullenerek geldik. O yüzden ben Özel ekibinin CHP'ye yapılanları kabul etmemesi ve bu konuda bir direnç göstermesini, sonuna kadar direnç göstermesini önemli buluyorum. Ama bu şu demek değil; yani yeni bir parti bir seçenek değil ya da oradan devam edilmesin değil. Yeni partinin elbette maliyetleri var. Bunu hep konuşuyoruz. Finansal olarak, önümüzdeki süreçte gideceği yollar olarak hiç kolay bir hikâye değil ama elbette fırsatları da var. Fakat muhtemelen Özel ekibi sonuna kadar CHP içerisinden mücadelesini devam ettirecek. Ve benim dikkatimi çeken bir başka şeyi de söylemek istiyorum, sen bu ‘‘arınma’’ çerçevesinden bahsettiğin için; Kılıçdaroğlu bugün aslında İmamoğlu'nu da isim vermeden açıkça hedef aldı. Yani partinin Genel Merkezi’nin talimatla yönetilemeyeceğini, genel başkanın üzerinde aslında başka bir irade olmayacağını bu minvalde sözlerle ifade etmiş oldu. Yani bu göndermenin İmamoğlu'na olduğunu aşağı yukarı hepimiz tahmin ediyoruz. O yüzden arınmayı ifade ederken bence CHP'yi İmamoğlu'ndan da arındırmayı ifade etmiş oluyor ve bir yandan da ön yargılı olmayacağını söylüyor aslında bazı isimlere. Yani bence burada butlan tarafına geçecek isimlere de kapıyı açık bıraktığını gösteriyor. O yüzden senin ilk soruna dönecek olursam; bu kapıyı açarak belli kesimleri entegre edip belli kesimleri dışlayarak zamanın elbette lehine akacağını düşünüyordur Kılıçdaroğlu.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
21.06.2026 Özgür Özel'in sokakta, çarşıda, pazarda ne işi var?
20.06.2026 Kılıçdaroğlu tabii ki pişman değil
19.06.2026 Erdoğan'ın halefinin kim olacağını tartışmak ne kadar anlamlı?
18.06.2026 CHP’de ihraçlar duracağa benzemiyor
16.06.2026 Yeni parti için geri sayım başladı
15.06.2026 Hafta Başı (86): Savaş sonunda bitti mi? | CHP hep gündemde
15.06.2026 Kürt hareketiyle sosyalist sol arasında makas açılıyor
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
13.06.2026 “Baba ocağı” diye diye…
12.06.2026 Yeni "yerli ve milli" muhalefet partisi olma yolundaki CHP
21.06.2026 Özgür Özel'in sokakta, çarşıda, pazarda ne işi var?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı