Reza Talebi ile söyleşi: İran-ABD görüşmelerinden sonuç alınır mı? Alınmazsa ne olabilir?

06.02.2026 medyascope.tv

6 Şubat 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki görüşmeler bugün Umman'da başladı. Neler olabilir? Ne gibi sonuçlara yol açabilir? İşte bütün bunları İranlı gazeteci Reza Talebi ile konuşacağız. Reza Bey, merhaba.
Reza Talebi: Merhabalar Ruşen Bey.

Ruşen Çakır: Sizinle en son olaylar yaşanırken, kitle gösterileri yaşanırken konuşmuştuk ve o gösteriler bitti. Şimdi şu ABD-İran görüşmelerine geçmeden önce sizden bir bilanço rica etsem. Ne oldu sonuçta? Ne kadar sürdü gösteriler? Çok sayıda rakamlar, değişik rakamlar telaffuz ediliyor hayatını kaybedenler konusunda. Bir de tabii neden sonlandı?
Reza Talebi: Evet. Sizin de işaret ettiğiniz gibi çok değişik rakamlar söyleniyor ve aslında çok üzücü bir olay. Yani rakamlar üzerinde hem muhalefet tarafından hem de hükümet tarafından gidilmesi insanları derinden üzüyor. Çünkü insanlar rakama indirgenip sayılar hâlinde kâğıtlar üzerinde bir rekabet mekanizması içerisine giriyor ve bu çok üzücü bir şey. Aslında verilen resmî rakamlar 3.000'in üzerinde İran hükümeti tarafından ve hatta devlet onları kimlik numaralarıyla açıkladı. Ancak o listenin içerisinde bayağı olmayan şahıslar var ve bazı insan hakları kurumları rakamları 6.000, 10.000 ve 15.000'e kadar yükselttiler; farklı rakamlar ortada. Ancak şeffaf bir mekanizma olmadığı hâlde siz bu rakamları teyit edemezsiniz. Ancak görünen odur ki bayağı büyük bir katliam şeklinde herkesi taramışlar ve öldürmüşler; hatta yine de devam ediyor. Hapishaneler içerisinde çoğu aileler gidip kaybolan çocuklarını, kardeşlerini, babalarını, analarını o şekilde hükümetten alıyorlar cenazelerini. Bunlar sokakta ve meydanlarda protestolarda öldürüldü şeklinde lanse ediliyor ve bugün de hâlâ devlet tarafından kurulan mahkemeler var. Mahkemelerde insanları İsrail ve Amerika casusu olarak nitelendirip onları da uzun süre bir hapis mekanizması içerisine sokuyorlar. Hâlâ kimliği de belirsiz olan insanlar da var. Yani cenazeleri hâlâ morglarda bekleyen ve ailelerini bekleyen... Bunların bazılarının isimleri İran'ın bu esirgeme kurumları vasıtasıyla açıklandı. Çünkü bunların aileleri de yoktu bunları almak için ve nitekim hâlâ morglarda bekliyorlar; onları da kimsesizler mezarlığına gömmeleri planlanıyor. Ayrıca bu iki haftadan aşkın süren protestoların içerisinde büyük bir toplumsal travma da yaşanıyor ve yanı sıra da ekonominin çökmesiyle beraber enflasyon, dolar ve euro kurunun yükselmesi de insanları daha çok iktisadi olarak da etkilemiştir. Mağazaların çoğu kapalıdır. Alışveriş tabii ki oluyor; ancak alışverişi de gıda sektörüne indirgememiz gerekiyor. Çünkü insanlar lüks bir hayat için değil, sadece kendi karınlarını doyurmak için bir prosesin içerisine girmişler. Protestolar bitti ancak protestolardan sonra, sizin programınızda da söylediğimiz gibi, idamların artması bekleniyor. Çünkü yargı sistemine de baktığımız zaman gelen demeçler bu doğrultuda; onlar da sürekli ‘‘hem bu hasar vuran, yani devlet mallarına hasar vuran insanları ve onları teşvik eden, yardım ve yataklık eden — onların kavramlarıyla söylüyorum — insanların da mallarına el koyacağız ve bu şekilde de bu hasarları telafi edeceğiz’’ diyorlar. Çünkü farklı insanlar da var; yani burjuva demeyelim, iş sahipleri var. Bunlar da sosyal medyada insanları teşvik etmişler ve hükümete karşı söylemler içerisinde bulunmuşlar. Onların da bazılarının mal varlığına el konuluyor. Ancak nitekim yine de gördüğümüz hâlde sistemin içerisinde bu meseleyle doğru şekilde ilişkili olan veyahut bu meselelere sebep olan biliyorsunuz büyük bir yolsuzluk var, büyük bir ülke içerisinden para kaçırma var ve bunlar da tabii ki oligarklar tarafından oluyor. Bunlara herhangi bir yargı sistemi ve herhangi bir yargılama söz konusu olmadığı için yine de öfke artmıştır ve öfke bitmemiştir. Her hâlükârda bu olayların hepsi bugünkü olan müzakerelere odaklanmıştır. Bu müzakerelerden de herhangi olumlu bir şey çıkmazsa – ki o da çok beklenmiyor, yani olumlu olması, belki uzayabilir – yani farklı yerlerde de müzakereler daha öncesi gibi devam eder. Buna düğümlemişler. Bundan bir şey çıkmazsa yine aynı duruma, aynı tas ve aynı hamama İran'da şahit olacağız.

Ruşen Çakır: Tam bunu soracaktım. Rejimde hiçbir geri adım atma, toplumun eleştirilerini, beklentilerini gidermeye yönelik, göstermelik de olsa hiç mi bir adım yok? Yani şimdi tutuklamalar, öldürmeler, muhtemel mallara el konmalar ya da belki idamlar gibi bunların hepsi cezalandırma yöntemi. Yani rejimin cezalandırma yöntemi. Hiç mi bir şey yok? Yani böyle bir reform demeyeceğim, reform biraz abartılı olur ama halkın, toplumun taleplerini dinliyormuş gibi yapma da mı yok?
Reza Talebi: Tabii ki ufacık şeyler olabilir ancak yeterli değil. Aslında bakarsınız, bunu yaptıkları zaman da kendi ideolojik çerçeveleri içerisinde yapıyorlar. Örnek olarak söylüyorum: Ölenlerin çoğunu şehit olarak adlandırıp ailelerinden zorla imza alıp onları Besic'e bağlı veyahut farklı devlet kurumlarına bağlı olarak göstermekle beraber; bir nevi ailelerin kötü iktisadi durumundan istifade edip, kullanıp onlara bir yardım sözü veriyorlar. Aslında da ölülerin kimliğini değiştirerek hem bir yardım mekanizması içerisinde aileleri memnun tutmaya — ne kadar memnun kalırlar o başka bir konu, bir can kaybı var ortada — çalışarak kendi sayılarını artırmaya ve bu ölenlerin çoğunluğunun da haksızcasına olup, tabii ki öldürülmeleri haksızcasına olup bunlar İsrail, Amerika veyahut başka devletler vasıtasıyla öldürülüp "Bunlar da bizim çocuğumuzdur" diyorlar. Yani kucaklaşmanın bir nevi farklı bir konsept içerisinde, İran'ın o ideolojik sistemi içerisinde görüyoruz. Diğer mesele zaten emirler geliyor, kararnameler hükümet tarafından geliyor. Ancak ne kadar bu zeminde gerçekleşebilir onları da bilmiyoruz. Çünkü hükümetin ve devletin elinde herhangi bir para da kalmamıştır. Ve bu kadar hasar tabii ki hem manevi bir hasar var hem de maddi bir hasar var. Bunu nasıl kontrol edecekler? Onları da görüyoruz. Ancak gerçekleşmemiş. Örnek olarak söylüyorum: Bu ortamın içerisinde çok üzücüdür ki mesela devlet bunu deklare ediyor veya açıklıyor. Diyor ki: "Biz kadınlara bu dönemde motor kullanma ruhsatı vereceğiz, ehliyet vereceğiz." Yani bu ortamın içerisinde devletin geri çekildiği yer sadece kadınlara motosiklet kullanma yetkisi vermek ve onlara ehliyet vermek oluyor. Bunlar da tabii ki halkın içerisinde bir karşılık bulmuyor. Çünkü maaşları ödemede bir sıkıntıları vardır. Çalışıyorlar ki bu yeni bütçedeki — hâlâ tartışmalı bir bütçedir — hem işçilerin hem de devlet çalışanlarının maaşlarını artırsınlar. Ancak bu maaş artırma da enflasyonla eşit değerde değil ve karşılamıyor bu meseleyi. Gördüğümüz hâlde bütün içerideki olan olayları meskût ve sükûnet içerisinde kendi dedikleri gibi halletmek yerine, çoğunlukla dışarıda Amerikalılarla bir anlaşmaya gidip ve yanı sıra — belki muhtemelen olur mu olmaz mı uzun bir süre — yaptırımları çözmekle beraber veyahut Amerikalılarla bir konsensüs içerisine girip en azından karşı müdahaleyi, dış müdahaleyi durdurarak içeride birtakım değişikliklere gidebilirler. Ancak sistemin içerisinde de çatışmazlık var. Hem reformistler diye adlandırdığımız kesimde hem de Hamaney'e bağlı olan ideolojik ve fundamental dediğimiz kesimin içerisinde olaylara farklı bakıyorlar. Sistem içerisinde bir düzensizlik var. Aslında sistemin temeli de düzensiz bir sistemdir. Düzensizlikle idare ediyor. Yani paramiliter bir yapıyla karşı karşıyayız. Ve bunlar da birbirinin içerisinde bir çelişki içerisinde. Sürekli kavgaları görüyoruz. Aslında parlamento işlevsiz hâle gelmiştir ve hatta hükümet de işlevsiz hâle gelmiştir. Bütün emirler genelde Güvenlik Konseyi vasıtasıyla kararlaştırılıyor ve bu Güvenlik Konseyi de tabii ki ilk önceliği bir savaş ortamında olmalarını değerlendirip savaşa karşı hazırlıklar yapmalarıdır. Veyahut bir müzakere içerisinde nasıl bu savaşı kenara bıraktıktan sonra içeride bu ayaklanmaya karşı politikalar izlenecektir, hâlâ belli değil. Nitekim bunu söylemem gerekiyor; bütün gözler şu anda Tahran vasıtasıyla Washington'a ve Trump'ın söylediklerine doğrudur ve oradaki gelen aktlara göre kendi tepkilerini gösterecekler.

Ruşen Çakır: Şimdi görüşmelere geçecek olursak; bugün ABD ile İran arasında Umman'da görüşmeler başladı. Ama öncelikle bu görüşmelerin İstanbul'da olması bekleniyordu. Böyle bir açıklama yapılmıştı biliyorsunuz ve hatta İstanbul'daki görüşmelere sadece İran ve ABD değil, bölgeden birçok ülkenin de temsilci olarak katılması öngörülüyordu. Şimdi iki tane soru var. Bir, İstanbul'dan neden vazgeçildi? Ki iddiaya göre "İran istemedi" deniyor. İkincisi, niye başka ülkeleri bir şekilde katmıyorlar? Bunun da yine İran'ın talebi olduğu söyleniyor.
Reza Talebi: Tabii gelen haberler çok farklı, yani ilk haberler. Biz Arakçi'nin demecini hatırlıyoruz: "İstanbul'da olabilir ancak Ummanlı arkadaşlarımızı da üzmek istemiyoruz." Bildiğiniz gibi İran ve Umman arasında derin bir ilişki vardı. Bunu Türkiye'yi kenara bırakarak söylüyorum. Hatta Şah döneminden önce çok büyük bir ilişki var. Hatırlarsınız Zufar Savaşı'nda İran Şahı'nın ordusu Sultan Kâbus'u kurtarmıştı ve Ummanlılar buna çok saygı gösteriyorlar. Ve o dönemden beri İran ve Umman arasında, Hürmüz Boğazı'nın iki tarafı olarak da hem güvenlik bakımından hem de diplomasi bakımından çok iyi bir ilişkileri olmuştur. Hiçbir zaman Umman ile diplomatik olarak bir sıkıntıya da girmediler. Ummanlılar da bu nükleer anlaşması meselesinde hep bir merkez hâline geldiler ve konuşmalar Umman vasıtasıyla oluyor. Yani genelde Umman'ın da politikası bu şekilde, tarafsızlık politikasıyla beraber İran'a daha çok yakınlaşmıştı ve sürekli gördüğümüz zaman pozitif bir olay olduğu hâlde nitekim Muskat bir merkez hâlinde. Ancak negatif olduğu zaman da İranlılar hep Katar ve Suudi Arabistan'ı bu çerçeveye, veyahut daha doğrusu Abu Dabi'yi katıyorlar ki bunun içerisinde şimdilik görüyoruz ki İstanbul da bir merkez hâline gelmiştir. İstanbul tabii ki Türkiye, Ukrayna ve Rusya savaşlarında arabuluculuk etmesiyle beraber bir nevi bir müzakere merkezli olarak bir ülke düşünülüyordu. Ancak Türkiye bir NATO üyesidir, İran bakımından bunu söylüyorum. Diğer mesele, Türkiye ile İran'ın sıkıntıları Suriye'de; bakarsak eğer Suriye'de Türkiye'nin bir konsensüse girmesi ve orada İsrail'le ve Amerika'yla ilişkileri meselesinden bakarsak İran'ı devre dışı bırakmıştı. Ayrıca Kafkasya'daki olan çatışmalara da bakarsak İran müzakereler konusunda 3+3'e girdiği zaman da aynı şekilde orada da herhangi bir kazanç elde etmemiştir ve Türkiye'nin nüfuzu çoğalmıştır. Nitekim bu delillere göre — yani İranlıların söylediği, içeriden aldığımız bilgilere göre, bunlar daha böyle gerçekçi deliller de olmayabilir — Türkiye'den vazgeçtiler. Bir mesele de bunda vardı; bu vazgeçme bir politika da olabilir. Çünkü baktığımız şekilde İran'ın içerisinde, demin bahsettik, çatışmalar var. Devrim Muhafızları bu müzakerelere çok pozitif de bakmıyor. Örnek olarak Hürmüz Boğazı'ndaki bazı Amerikan gemilerine yakınlaşmaları veyahut Abraham Lincoln donanmasına İHA göndermeleri bunu gösteriyordu ki bir politika olarak baskılardan dolayı muhtemelen ilk başta müzakerelerin olmamasını istemişler. Bu sadece Türkiye'den dolayı değil. Yani "Bu şekilde bir tavır gösteririz, Amerikalıları onların düşündüğü gibi sıkıştırırız ve bu sebep olur ki Amerikalılar bizim müzakere etmediğimizi ve daha savaşa hazır olduğumuzu görürler. Ve ondan sonra da yine de bir savaş prosesi içerisine gireriz." dediler, ki nitekim bu olmadı. Amerikalılar da söyledikleri gibi Arap ülkelerinin ısrarıyla beraber Umman'a karar verdiler ve bu defa İran kabul etmeye mecbur kaldı. Diğer Arap ülkelerinin katılmasına karşı gelmesi de bu zaten 2015'lerden bu yana başlanan bir prosestir. Arap ülkeleri sürekli İran ile müzakerelere müdahil olmak istemişler. Bu füze programı olabilir, nükleer programı olabilir. Özellikle Suudi Arabistan buna çok ısrar etmiştir. Körfez İş Birliği Konseyi dediğimiz, bütün verdiği beyanatlarda her hâlükârda Arap ülkeleri de bu konuşmaların bir ortağı ve bir paydaşı ve buna Amerikalılar da baskı yapıyordu. Ancak şu dönemde İran'ın en güçsüz hâlde olduğu ve İran'ın da zaten daha önce Amerika'nın söylediği gibi bir teslimiyet mekanizması içerisine girdiği ve İran'ın zayıf olduğu hâlde de İranlılar ve özellikle Devrim Muhafızları bunu manevi ve ahlaki olarak kendilerine göre bir prestij meselesine dönüştürdüler. Ve "Bu şekilde eğer biz Arap ülkelerini de getirirsek İran çok zayıf bir hâlde ve bir paramiliter bir yapıyla anlaşma yapılıyor; mesela örnek olarak Gazze meselesi, diğer konular meselesi ve bu bizi küçük düşürür" dediler. Nitekim bunu başka aşamalara bıraktılar. Yani ‘‘İlk önce Amerikalılarla biz bir normalleşmeye doğru gideriz, nükleer meselesini konuşuruz’’ dediler ve ondan sonra yavaş yavaş kendi söyledikleri gibi, Hürmüz mutabakatı gibi, daha önce Cevad Zarif eski İran dışişleri bakanı söylemiştir konsorsiyum olarak nükleer meselesini halletmeyi. ‘‘Biz ilk önce kendi komşularımızla bunu çözeriz. Çünkü kendi komşularımızla da farklı olaylarımız var; Suudi Arabistan'da Husiler meselesi veya Irak'taki olan bu Haşdi Şabi başbakanlık meselesi veya diğer ülkelerle, Bahreyn'le, Birleşik Arap Emirlikleri'yle. Bunları çözdükten sonra onlarla bir masaya oturup sonra Amerika ile beraber bir konsensüs içerisine girebiliriz.’’ dediler. Bu söylenen şeyler doğru da olmayabilir veyahut belki de bazı gelen demeçler İran'ın içerisinde; Türkiye devleti buna da karşı çıkmış demiş ki, "Biz güvenliği sağlayamayız." Çünkü bunlar da söyleniyor İran medyasında. Ne kadar doğru, ne kadar yanlış bilmiyorum ama benim kanaatim budur ki bu daha ilk önce söylediğim meseleye göre, bunlar ilk başta iptal etmeye çalışmışlar. Hiç olmayacaktı müzakereler; Türkiye'yi bahane etmişler. Ancak ondan sonra Amerikalılar kabul ettikten sonra Umman'a rıza göstermişler.

Ruşen Çakır: Burada görüşmeler doğrudan yapılmıyor. Yani her iki taraf da anladığım kadarıyla Umman Dışişleri Bakanı’yla görüşüyor. Aynı yerdeler ama birbirleriyle görüşmüyorlar. Sanki Amerikalılar böyle bir şey istemiyordu diye biliyorum. Bir şekilde yüz yüze görüşmelere geçilebilir mi? Ne diyorsunuz?
Reza Talebi: Evet. Bir yanlış algı da var İran'da ve İran onun üzerine de çok bastırıyor. Amerikalılarla İranlılar şu ana kadar yüz yüze de görüştüler. Yani biz JCPOA'yı hatırlarsak John Kerry ile Cevad Zarif görüştü veya daha önce İran-Kontra meselesinde McFarlane olayı... Amerikalılar hatta Tahran'a geldiler. Bazı rivayetlere göre, tam doğru da olmayabilir, Hilton Oteli'nde Hasan Ruhani ile de görüştüler. Bu görüşmeler farklı ülkelerde de oldu. Hatta bazen de yüz yüze olmayan görüşmeler İranlılar için sadece İsraillilerle oldu. Yani daha önce Amman'da, Ürdün'de, Ahmedinejad döneminde Ürdünlüler vasıtasıyla yüz yüze olmayan görüşmeler yaptılar. Nitekim şu anda Amerika'yla da görüşmelerimiz yüz yüze değil. Bu da Ali Hamaney'in verdiği karardır. Çünkü Ali Hamaney bunun lanse edilmesini istemiyor. Ve hatta daha önceki bir demeci de vardı: "Biz Amerikalılarla yüz yüze görüşmüyoruz. Hatta özellikle Trump döneminde yüz yüze görüşmeyeceğiz." demişti. Şimdiki bu görüşmelerde yüz yüze görüşmenin zaten İran içerisinde de herhangi bir anlamı kalmamış. Yani çok gülünç geliyor. Yani siz ya görüşürsünüz veya görüşmezsiniz. Bu yüz yüze görüşme hem prosedür bakımından hem o elektriği karşı taraftan almadığınız hâlde, yüz yüze görüşmediğiniz hâlde birbirinin hissiyatını alması çok zor bir şeydir. Yani sürekli Ummanlılar arada olup sizin söylediklerinizi onlara götürüyorlar. Ancak ben buna da inanmak istemiyorum. Yani bu sadece medyaya verilen ve İran'ın bu kendi söyleminin üzerinde direnmesini gösteriyor. Çünkü benim düşündüğüm kadarıyla daha önce Umman müzakerelerinde, özellikle İbrahim Reisi döneminde Jake Sullivan'la olduğu müzakerelerde de yüz yüze görüşme olmuş ve hatta İran-İsrail Savaşı'ndan önceki müzakerelerin ortasında bir savaşa neden oldu, bir video da lanse edildi; yüz yüze görüşmüşler onlar. Yani bir 30 saniyelik ve haberler de geldi; Steve Witkoff'la yüz yüze görüşmeler de olmuştur. Ancak görülen, medyaya verilen ve İran bir prestij, bir onur meselesi ettiği için bazen de anlaşılmıyor bu mesele. Çünkü 47 senedir bu şekilde bir onur meselesi etmiştir Amerikalılarla görüşmeyi. Öyle lanse ediyor. Yani benim düşündüğüm kadarıyla yüz yüze görüşme de oluyor İranlılar ve Amerikalılar vasıtasıyla ve hatta direkt birbiriyle konuşma hatları da vardı. Yani "redline" dediğimiz hat şekliyle de İranlılar ve Amerikalılar görüşüyorlar.

Ruşen Çakır: Peki ana konu şimdi nükleer diye biliyoruz. Hep yıllardır böyle. Ama ABD'nin, Trump'ın İran'dan beklentisi sadece nükleer anlaşma değil, değil mi? Bu füzeler meselesi de var. İsrail bir şekilde ABD'nin herhâlde İran'a karşı gündeme getireceği bir husus olacaktır. Ne diyorsunuz? Tartışma maddeleri ne olur?
Reza Talebi: Tabii bizim konuşmamızdan önce Trump da medyada bir Bruce Lee klibini paylaşmış ve oradan biz zaten Trump'ın istediğinin ne olduğunu anlıyoruz. Yani tek kişi Bruce Lee gibi ortadaki olan şahıslarla savaşıyor. Yani ana konu zaten budur: "Biz istemediğimizi almazsak bir savaşa gireceğiz." Ancak bu savaşa girme ne kadar doğru olur ve sonuçları ne kadar Amerika için yararlı olur; bence çok korkunç bir senaryodur. Ona girmek istemiyorum ve dönüyorum nükleer meselesine. Tabii ki ana konu nükleer meselesi gösteriliyor. Biz 2010'lardan ve daha ondan önce İran'ın bu konuşma proseslerine girdiğini görürsek sürekli Amerikalılarla bir çatışma içerisinde olmuştur. Yani yaklaşık bir 25 senedir, 15 senedir bunun üzerinde İranlılar direniyorlar. Amerikalılar İran'ın %60-%90 zenginleşmiş uranyumunu istemiyorlar. Ajansın burada kontrolü de kısıtlanmıştır ve bu zenginleşmiş uranyumu da daha önce 2010'larda Tahran Mutabakatı — Türkiye de vardı orada, Brezilya da vardı — yani 1.200 kilogramlık %2, %5, %60 olan uranyumu ülke dışına çıkarıp ondan sonra Tahran reaktörü — bu tıbbi olarak bir reaktördü — onun için %20 uranyumu İran'a göndereceklerdi. Ve bu aslında şu anda 7.000 ve 9.000 kilograma gelmiş ve hatta 25 kilogram %90 zenginleşmiş uranyum vardır ki bununla 10 tane atom bombası siz yapabilirsiniz. Bu sürekli Amerikalıları tedirgin eden bir durum olmuş ve ondan ziyade İsraillileri... İsrailliler sürekli söylemişler ki, "İranlılar bir hafta içerisinde, bir ay içerisinde nükleer bomba yapabilirler." Ve bu meseleden dolayı Trump'ın birinci döneminde hatırlarsak Tillerson döneminde Dışişleri Bakanlığı'nda dört madde ortaya konulmuştu, ki Pompeo zamanında 12 maddeye yükseldi ve hatta Pompeo döneminde de JCPOA'den çıkıldı ve Trump yeni bir anlaşma yapma peşinde. Bu anlaşma neyin üzerinde? Birincisi söylediğimiz gibi nükleer meselesi üzerinde ve bunun üzerinde konuşacaklar. Çünkü verilen bilgiler budur ki Arap ülkelerinin temaslarıyla beraber İran 3 seneye kadar nükleer programında herhangi bir ilerleme yapmayacak ve zenginleştirmeyi durduracak; 3 seneden sonra %1,5 kadar uranyum zenginleştirmesini yapacak. Bunu İranlılar kabul eder mi, etmez mi? Gelen sinyaller bunu gösteriyor ki İran bu konuda birazcık ılımlı davranıyor ve kabul ediyor. Düşünün, şu ana kadar 2 trilyon dolar bu nükleer meselesine masraf etmiş ve hatta daha geniş bir şekilde Rusya'ya Sarov şehrine gitmişler. ICF var. Simülasyon nükleer programını sıcak bir test yapmadan oradan atom bombası düzenlemeye doğru nasıl ilerleriz, onu da ilerletmişler. Ülkenin içerisinde çok farklı kurumlar var ki "Atom bombamız olmazsa caydırıcılık yapamayız" diyorlar. Ancak görünen budur ki bunda Ali Hamaney bir geri adım atmış. İkinci konu aslında roket ve füze meselesidir. Roket ve füze meselesi İran için bir haysiyet meselesi. Çünkü İranlılar bunu düşünüyorlar: "Eğer biz bu silahların menzilini 500 kilometreden daha düşüğe indirirsek ve bunun başlıklarını da 300 kilogramdan daha düşüğe indirirsek ve bunu da Amerikalılarla START Anlaşması gibi bir anlaşmaya götürürsek, biz tamamıyla elimizdeki olan silahı Amerikalılara veriyoruz ve hiçbir güvence ve bir garanti de yoktur ki İsrailliler bize saldırmasınlar." Amerikalılar da bu güvenceyi de vermiyorlar ve tabii ki bu mesele İran'ı tamamıyla bir teslimiyete doğru götürüyor. Söz konusu Amerikalılar buna direniyorlar ancak İranlılar da bundan vazgeçmiyor. Üçüncü mesele proxy’ler hakkında. Proxy’ler hakkında daha önce zannediyorum ki bu bir nevi ilerleme oldu ve çözüldü Arakçi'nin Lübnan'a gitmesiyle beraber. Ve hatta Dışişleri Bakanlığı Arakçi ile görüşmek istemiyordu. Hizbullah meselesini Lübnanlılara bırakması veya daha ondan önce Gazze meselesinde Trump'ın da hatta teşekkür ettiği İran var. İran'ı Şarm El-Şeyh'e de davet etti ve İranlılar pozitif bir sinyal vermişler. Yanı sıra da Husiler meselesini de Suudi Arabistan'la çözmüşler ki oradaki Suudilerle Arap Emirliklerinin çatışmasını görüyoruz ve Husilerin de daha az Suudilere saldırması gösteriyor ki Suudilerle bir konsensüs içerisine girmişler. Bu konular, yani hem proxy’ler hem de nükleer meselesi konuşulabilir İranlılar vasıtasıyla. Bazı haberlere göre ‘‘Biz füze programını söz konusu etmeyeceğiz.’’ diyorlar. Ancak diğer esastaki olan mesele İran'da giden katliam ve Amerika'nın söylediği "Yardım yoldadır, gelecek." Onu nasıl çözecekler? Çünkü İran'ın içerisinde bir meşruiyet sıkıntısı vardır. Bunlar da bu konuyu Amerikalılarla görüşmek istemiyorlar. İlk konularda anlaştıktan sonra düşünüyorlar ki bu üçüncü, dördüncü konuları geleceğe bırakıp bu süreç içerisinde bunu çözecekler. Amerikalılar buradan bir yanıt almazlarsa nasıl davranırlar? O çok korkunç bir olay.

Ruşen Çakır: Tam da onu soracaktım. Şimdi baştan beri Trump'ın daha gösteriler varken dile getirdiği bir müdahale meselesi var ki daha önce bu yaşandı biliyoruz, hep birlikte gördük. Siz ne bekliyorsunuz buradan? Bir de Trump'ın sağı solu belli olmadığını da akılda tutmak lazım. Yani orada temsilcisi otururken dile getireceği taleplerle kalktıktan sonra ekleyecekleri olabilir. Trump'ın sağı solu belli olmuyor. Buradan iki tarafın anlaşabilme ihtimali ne kadar var? Anlaşma olmazsa nelere tanık olabiliriz?
Reza Talebi: Evet. Anlaşabilmeleri çok zordur. Yani siz de takip ediyorsunuz haberleri ve İran'ın koyduğu kriterler de çok farklı. Yani anlaşırsa tamamıyla o kendi mahiyetinden dışarı çıkar. Yani şu anda İran İslam Cumhuriyeti olarak varlık ortada olmaz. Farklı bir varlıkla karşı karşıya olabiliriz. Çünkü milyarlarca dolar harcadığı programlar ve insani bakımdan da çok zayiat verdiği bir programdan vazgeçtiği hâlde şu andaki İran İslam Cumhuriyeti olmaz. Ancak anlaşmazlarsa, yani varsayalım anlaşmadılar; birincisi muhtemelen Amerikalılar bir Kanagawa Olayı, yani bu 1800'lerde Japonya'da yaptıkları gibi bir abluka, deniz ablukası koyabilirler. Çünkü İran'daki olan ekonomi meselesi bu yaptırımlardan dolayı ve yanlış politikalardan ziyade ülkeyi bir çöküş hâline getirmiştir. Eğer petrolün önünü de keserlerse, yani 1 milyon 400 bin- 1 milyon 800 bin varile kadar... Çin'e Fars Körfezi'nden Umman Denizi'ne kadar gidiyor o bölgeler. Daha önce bunun örneği de vardı. İran-Irak Savaşı'nda da Amerikalılar, İranlıların bir Amerika donanmasına mayın koydukları zaman orada bir savaşa girdiler ve hatta İranlıların üç tane gemisi ve iki tane iskelesi de vuruldu. Hatta Petrol Gemileri Savaşı diyoruz ve orada da çok sıkıntıya girildi. Hatta Irak'ta da sıkıntıya girildi ki petrolü Suudi Arabistan vasıtasıyla gönderdi. Aynı şekilde olursa gittikçe Amerikalılar bu politikaya devam edecekler. Çünkü içeride herhangi bir meşruiyeti de kalmamış, ekonomi bakımından bir sıkıntı var ve bu olayların bastırılmasıyla şimdi herhangi bir güvence de yoktur. Yani bir ay içerisinde, iki ay içerisinde yine halk sokaklara inmesin diye İran'ın bu şekilde bir sorun olarak devam etmesini isteyecekler. Belki o durumda yeniden müzakere veya bir savaş söz konusu olabilir. Diğer mesele budur ki "nokta atışı" dedikleri, nokta atışlarıyla beraber İran'daki en üst yetkilileri vurması. Bu da çok uzak bir senaryodur. Ki ne kadar yararlı olur Amerikalılar için? Bununla beraber içeride bir darbe yapılmasını da söz konusu yapabilirler. Çünkü Amerikalılar sistemin içerisindeki bazı kişilerle de irtibattalar. Daha önce hatırlarsanız eğer İsrail'in Kanal 14 televizyonu söylemişti ki: Hasan Ruhani ve Cevad Zarif gözaltındalar ve onların konuşmasını istemiyorlar; onlar yurt dışıyla irtibat kurmuşlar. Nitekim, atıf yapıyorum daha önceki konuşmama, Ruhani daha önceden mesela Hilton Otel'de Amerikalılarla görüşmüştü. Böyle şahıslar sistemin içerisinde çok böyle bir darbeye gidebilir mi? Devrim Muhafızları ne kadar buna destek verir? Çünkü Devrim Muhafızları da homojen bir yapı değil, onun içerisinde de güç odaklı mihverler vardır. Bu mihverler de Amerikalılarla bir iş birliğine giderler mi gitmezler mi bunu da bilmiyoruz. Yoksa büyük bir savaşa giden ve bu büyük savaşla şu andaki olan donanma, her hâlükârda şu ana kadar Amerikalılar 22 milyar dolar burada masraf etmişler. Doğrudur; Abraham Lincoln buradadır, farklı donanmalar vardır. Ancak gelen lojistik bakımından, yani silahlar bakımından baktığımız zaman çok savunma odaklı ve Arap ülkelerinin savunması için burada yerleşmişler. Yani bu donanma ve bu silahların yedi katını Irak Savaşı'nda kullanmışlar ki orada da tabii ki karadan askeri bir müdahale olmuştur. Bir saldırı olursa muhtemelen İsrail vasıtasıyla olur. Yani Amerikalılar İsraillilere bir destek amaçlı orada olurlar; Arap ülkelerini ve kendi çıkarlarını korurlar ve İsrail bu saldırıya devam eder. Saldırıya da karadan herhangi bir ordunun girişi olmadığı hâlde de İran'ı zayıf bir hükümete, zayıf bir devlete dönüştürmekle beraber içteki mihraklar ortaya çıkıp, içteki olan kırılımlar gün yüzüne çıkıp bunlar da bir iç savaşa doğru götürülebilir. Veyahut bunların hiçbirisi de olmazsa yine de bakarız, müzakerelerin devamını aynı bu katliamlar olmadan önceki gibi devam ettirirler. Hatta Çin'e karşı pozitif bir sinyal göstermek için belki İran'a çok müdahil olmazlar. Çünkü biliyorsunuz Amerikalılar şu anda İran'ın bazı yerlerde ellerini açık koymuşlar. Biden döneminden bu yana geldiği zaman Dubai'de İran'ın tröstleri, "exchange"leri olduğu zaman da sürekli oradaki alışverişleri Dubai vasıtasıyla olur. Amerikalılar Arap Emirliği'ne herhangi bir yaptırım da uygulamadılar ve yanı sıra da Çin'e giden bazı petrol firmalarına yaptırım uyguladılar. Ancak genelde Çin'in de elini açık bıraktılar ki bundan istifade etsin. Yani birtakım şiddet derecesinde Çin'i de burada sıkıştırmak istemiyorlar. Bu şekilde devam etmesi ve içeriden bir olay çıkmasıyla beraber bir devrime veyahut bir hükümet çöküşüne, devlet çöküşüne doğru da gidebilir. Nitekim sizin de işaret ettiğiniz gibi senaryolar çok farklıdır. Amerika Beyaz Saray'ın içerisinde de farklı kesimler J.D. Vance'ten tutun Marco Rubio'ya kadar farklı görüşteler. Herhangi bir sonuca varmamışlar. Hatta Rubio senatoda konuştuğu zaman "Hükümet giderse, rejim giderse bizim herhangi bir politikamız da yoktur" dedi. Vance'in Irak örneğini getirmesiyle beraber görünen budur ki Amerikalılar şiddeti, tansiyonu artıracaklar; ancak şu anda büyük bir savaşa girme söz konusu değil Amerikalılar vasıtasıyla. Ancak burada bir İsrail etkeni var; İsrail girerse muhtemelen Amerika da ona destek olarak İsraillilere destek verecektir.

Ruşen Çakır: Evet. Çetrefilli bir dönem. Ama sonuçta müzakere, konuşmak, sorunları çözmeye çalışmak dolaylı da olsa iyidir. Ama yıllardır masada olan bir mesele; kolay kolay çözülebileceğe benzemiyor. Çok sağ olun Reza Bey verdiğiniz bilgiler için. Yine çok doyurucu oldu. Eksik olmayın. Evet, gazeteci Reza Talebi bugün başlamış olan İran-ABD görüşmelerinin nasıl sonuçlanabileceği ve sonuca göre ne tür gelişmeler yaşanabileceği konusunda sorularımızı yanıtladı. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
15.02.2026 Mahir Çayan haklıydı: Aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde
14.02.2026 Resmen “kurucu önder” ama hâlâ tecritte
13.02.2026 Erdoğan ve ben: Bir tokalaşmanın 35 yıllık öyküsü
12.02.2026 Akın Gürlek ile yeni dönem: Sert başladı, sert sürecek
11.02.2026 Özgür Özel sarsılmış ama yıkılmamış
10.02.2026 Tüm yönleriyle Mesut Özarslan olayı
08.02.2026 Öcalan’ın sarsılan liderliğini onarma çabaları
08.02.2026 Erdoğan İslamcı mı?
07.02.2026 Mansur Yavaş neden gündemde değil?
07.02.2026 Suriye'de yaşananlar seçmen tercihlerini ve çözüm sürecini nasıl etkiler? | Hatem Ete ile söyleşi
15.02.2026 Mahir Çayan haklıydı: Aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı