Prof. Evren Balta ile söyleşi: Fon krizinin iktidar ve muhalefete etkileri

13.10.2026 medyascope.tv

13 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Fon krizi Türkiye'nin gündemini altüst etti, kolay kolay da dineceğe benzemiyor. Böyle bir ortamda iktidar partisinin, muhalefet partilerinin ama özellikle de YENİ Parti'nin konumu ve tabii ki belediyelerde yaşananlar, özellikle de transferler... İşte bütün bunları Türk siyasetinde bir ufuk turu yapmak için, Özyeğin Üniversitesinden Profesör Evren Balta ile stüdyoda konuşacağız. Evren hoş geldin.
Evren Balta: Merhaba, hoş bulduk.

Ruşen Çakır: Çok şey var ama öncelikle fon krizini sormak istiyorum.  Mesela 17-25 Aralık olayını yaşadı Türkiye, o çok büyük bir olaydı. Ama Erdoğan oradan az zararla çıktı. Hatta kârlı bile çıkmış olabilir; Fethullahçılığın tasfiyesi o süreçle başladı. Ama bu olay sanki biraz daha farklı gelişiyor, ne dersin?
Evren Balta: Dinamikleri tabii ki farklı. Ama sonuç olarak meselelerle ya da Türkiye'nin genel kurumsal kriz durumlarıyla baş etme biçimleri çok benziyor birbirine. Hatta ilerleteyim bunu ya da daha yakın zamana çekeyim; 17-25 Aralık'la karşılaştırmayalım çünkü aslında 17-25 Aralık, hem iktidarın konsolidasyonu açısından hem de iktidar içi çatışma grupları açısından çok başka koşullarda. Ben bunu, özellikle iktidarın verdiği tepki açısından depremle karşılaştırabileceğimizi düşünüyorum, Karşı karşıya olunan şey büyük bir kriz dönemi; pek çok insanın etkilendiği, hem de aslında partizan olmayan bir biçimde etkilendiği, hem iktidarın hem muhalefetin seçmenlerinin etkilendiği, evlerini kaybettiği, canlarını kaybettiği bir durum vardı depremde. Benzer türde bir kriz, bu fon krizinde de oluyor. Yaklaşık 400-500 bin kişinin ciddi bir biçimde para kaybettiği, ki bu kimi zaman maaşları, kimi zaman çocuklarının eğitim masrafları… Çok büyük bir kısmı küçük yatırımcı aslında. Türkiye'nin mevcut ekonomik krizinde kendi hayatlarını devam ettirmek için bu fonlara yatırım yapmış insanlar. Krizin büyüklüğünü aynı tutmuyorum tabii ki, ama ikisinin de şu dinamiklerde benzediğini iddia ediyorum. İkisi de hem muhalefet seçmenini hem iktidar seçmenini etkiledi ve ciddi anlamda, geniş çaplı bir biçimde etkiledi. Ama iktidarın ikisine de yanıt verme tarzı  çok benzerdi. Ne yaptı mesela? Bunu kurumsal denetleyici mekanizmaların yokluğu üzerinden anlatmadı. Mesela fon krizini SPK'nın çalışmaması, denetleyici mekanizmaların yokluğu vesaire üzerinden anlatmadı. Birtakım sistemin içerisine giren, depremde müteahhitler, fon krizinde daha hırslı siyasetçiler ya da fon yöneticileri gibi yoldan çıkmış bazı aktörlerin sistemi bozması üzerinden anlattı.
Yanıt verirken de yine zararın tazminini öne çıkardı. Aslında geçmişte ne yapıldığı üzerinde bir soruşturma, geniş çaplı bir kurumsal reform, yeniden düzenleme değil, bunu büyük oranda, birtakım zararların tazmini üzerinden anlattı. Şimdi Meclis'e gelecek olan yasa tasarısında, 1 milyona kadar olan zararların tazmini ile ilgili bir çerçeve var. Zararların nasıl ödeneceği, kime ödeneceği çok belli değil, ama zararın tazminine dair bir çerçeve var. Mesela bunu Meclis'ten uzak tutmak, yürütmenin temelde yaptığı birtakım mekanizmalar üzerinden çözmek, iktidara yönelik eleştirileri kabul etmemek ve bunların, iktidarın yapıp ettikleriyle ilgisi olmadığını söylemek gibi bir yönteme gidiyor.
Mesela depremde ne olmuştu? Deprem tam 2023 seçimlerinden önce olmuştu ve depremden en çok etkilenen yerlerde ve genel olarak da Türkiye'de seçimleri yine Erdoğan kazandı. Demek istediğim, bu tarz büyük krizler, karşıda bunun neden olduğunu, sebeplerini sistemik hâle getiremeyen, bu farklı krizler arasındaki bağlantıları kuramayan bir muhalefet olduğunda, iktidarı güçsüz hâle getirmiyor. Hatta tam da o krizi çözebilecek, palyatif yöntemlerle de olsa çözebilecek bir aktör hâline dönüştürüyor.

Ruşen Çakır: Tam onu soracaktım, sen konuyu oraya getirdin. Bu kriz aslında muhalefete çok ciddi imkânlar sundu. İlk günden, eylül aylı sonlarıydı galiba, YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre'nin Fatma Betül Sayan Kaya açıklaması Türkiye'de çok etkili oldu. Ama sanki sonrası gelmedi. Geldi mi?
Evren Balta: Biraz evvel bıraktığım yerden devam edeyim. Aslında bütün bu krizlerin çok ortak bir noktası var. Türkiye'de ciddi bir kurumsal reforma ihtiyaç var. Bütün bu denetleyici mekanizmaların yeniden düşünülmesine, özerkleşmesine, iktidarda kim olursa olsun, iktidarla olan bağlarının zayıflatılmasına, bunların aslında Türkiye'yi sürekli krizlerin içerisine soktuğuna ve hepimizin bundan ortak etkilendiğine dair, bütünlükçü ya da topyekûn bir itiraza ihtiyaç var. Haksızlık da etmeyeyim, zaman zaman bu itirazı duyuyoruz, ama bu itirazın bir kitlesel mobilizasyon etrafında şekillenmediğini görüyoruz. Ya da mesela isimler üzerinden gitmek. Olmaz demiyorum, tabii ki önemli; iktidarın ya da iktidar partisi kimi üyelerinin, mensuplarının bu fon krizinin içinde olduğunu göstermek, açığa çıkarmak tabii ki önemli. Ama krizin kendisinin birtakım isimlere bağlanması yetersiz ve hatta son bir haftada olduğu gibi meseleyi sulandırabilecek bir yere de götürüyor. Çünkü aslında karşı karşıya olunan, bugün bu kriz, ertesi gün başka bir kriz. İçindeki aktörler farklı olabilir, ama Türkiye'nin kurumsal erozyonunun sonuçlarını yaşıyoruz biz. O kurumsal erozyona karşı muhalefet ne diyor, nasıl bir kurumsal yeniden yapılanma öneriyor, bunu aşağıdan yukarıya doğru hangi basınçla değiştireceğini söylüyor? Neden Meclis'te kalıp ‘’Bu hallolana kadar buradan gitmeyeceğim" demiyor? Aslında faillerin değil, mağdurların isimlerini ya da nasıl mağdur olduklarını anlatmıyor gibi şeyler de aklımdan geçiyor açıkçası.

Ruşen Çakır: Burada tabii mağdurlar da çok fazla öne çıkmıyorlar, çünkü paralarını geri alamamaktan korkuyorlar.
Evren Balta: Paralarını geri almak istiyorlar tabii ki. Hükümetin de parayı geri ödeme konusunda bir planı olduğunu düşünüyor, ki var, ya da onu umuyor. Hükümet de buna yönelik birtakım açıklamalar yapıyor.

Ruşen Çakır: İlk günden itibaren iktidarın içerisinden, çevresinden birtakım sesler çıktı. Mesela, Kılıçdaroğlu'nun kullandığı söylemde olduğu gibi, bazı AK Partililer de "Arınmamız lazım" dediler. Bu, içerideki bir kavgayı da sanki şiddetlendiriyor gibi. 25 yıldır iktidarda olan bir parti ve değişik meselelerle 25 yıl boyunca sürekli içeride birtakım kavgalardan, çekişmelerden bahsedildi, ama hep damgasını Erdoğan vurdu. Sence bu içerideki tartışmaların efektif olarak bir anlamı var mı, yoksa bunlar bir yerden sonra etkisini yitirir mi?
Evren Balta: Biz daha önce de geldik buraya ve bunu konuştuk birazcık. Behlül Özkan'la birlikte yaptığımız Anadolu seyahatlerinde gördüğümüz önemli tartışmalardan birisi, bugün fon krizinde "Arınmamız lazım" söyleminin yerelde, mesela Adalet ve Kalkınma Partisi örgütlerinde çok yaygın bir biçimde söylendiğiydi. O anlamda bu yeni bir iddia değil. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin içerisindeki birtakım aktörlerin, partinin dönüşümüne dair talepleri de yeni değil. Partinin zaten hem yerelde hem merkezde büyük oranda merkezileşmesi, Cumhurbaşkanının partinin temel işlevlerini, karar verme, aday gösterme, denetleme vesaire gibi bütün bu mekanizmaları üzerine almış olması sıkça yazılıyor zaten. Sadece bizim gördüğümüz ya da şu an ortaya çıkan bir şey değil. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bir parti olarak işlevini yitirdiği bir dönemece işaret etti uzun bir süredir. Yine söylediğim gibi bu yeni bir şey değil. O anlamda "Arınmamız lazım" söylemi ne kadar etkili, bundan çok emin değilim. Çünkü partinin kendi iç mekanizmalarına değil, daha merkezdeki siyasetin, o siyasi harekete dönüştürme arzusuna sahip olup olmadığıyla, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın partiyi ne kadar dönüştüreceği, hangi kadroları tutacağı ile ilişkili. O anlamda bir filtreleme mekanizması, partinin içerisinde düzeltme mekanizması, siyasal aktörlerin ve kadroların yenilenmesi gibi mekanizmalar artık çok çalışmıyor. Bildiğimiz anlamda bir siyasal partiden söz etmiyoruz gibi geliyor bana.

Ruşen Çakır: Bu bağlamda baktığımız zaman, içeriden gelen hayıflanmalar ya da şikâyetlerin hemen hemen hepsinde muhakkak "Bunlar Reis'e yapılmış kötülükler" vurgusu vardı. Erdoğan'ı ayrı bir yere konumlandırma ve bütün bu yapılanları, mesela Fatma Betül Sayan Kaya ve muhtemel isimlerin yaptığını bir şekilde Erdoğan'a kötülük diye adlandıranlar oldu. Hatta komplo teorileri yapanlar da oldu biliyorsun. İktidara değil de Erdoğan'a yapılmış kötülük. Bu Erdoğan'a dokunamamaktan ibaret bir şey mi, yoksa Erdoğan'ı hâlâ çok ciddi bir şekilde sahiplenmekle mi ilgili?
Evren Balta: Başka bir yerden yanıt vereyim. Bir motivasyon şu: Eğer bütün bu süreci "Cumhurbaşkanına yapılmış bir kötülük" söylemi üzerinden çerçevelerseniz, o dönüşüme ikna etme konusunda belki çok daha fazla alan açabileceğinizi düşünüyor olabilirsiniz. Topyekûn bir Türkiye sisteminin dönüşümünden bahsetmiyorsunuz, ama aslında sistemin olduğu gibi kalmasından ve onun etrafındaki kötü tohumların ayıklanmasından bahsediyorsunuz. Bu Adalet ve Kalkınma Partisi'nin ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çok daha kolay yapabileceği, ona alan açan ve daha minimal bir reform arzusu gibi.
Ama onun arkasında şöyle bir gerçeklik olduğunu da tespit etmek lazım; iktidar ne kadar merkezileşirse ve ne kadar kişiselleşirse, aslında karar alma mekanizmalarındaki, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bir bölümünün "arınma" dediği kötü tohumların oluşma olasılığı artıyor. Çünkü bütün bunları bilebilme (ben biliyordu-bilmiyordu demiyorum, biliyor da olabilir) ve geri bildirim alma olasılığınız, doğru bilgi alamama olasılığınız artıyor, etrafınızdaki küçük çevrenin aslında sizi çok da arzu etmediğiniz birtakım patikalara çekebilme olasılığı artıyor. Bu eleştiriyi yapanlar aslında bu tarz bir mekanizmaya göndermede bulunuyorlar bence. Ama öte yandan tabii ki bunun ne kadar yaygın olduğunu, bu mekanizmanın nasıl kurulduğunu, nasıl işlediğini de bilmiyoruz.

Ruşen Çakır: Peki, biraz muhalefete geçelim. Seninle yayınlara bayağı bir ara verdik ve mutlak butlan meselesini konuşmadık diye hatırlıyorum. Bu mesele 21 Mayıs'ta oldu, üzerinden epey bir zaman geçti. Özgür Özel ve ekibi ilk başta partide kalıyor gibilerdi, sonra ayrıldılar ve YENİ Parti’yi kurma kararı aldılar. Birçok şey iyice netleşti. Şu anda YENİ Parti ve CHP olarak baktığın zaman, kabaca ne görüyorsun?
Evren Balta: Mesela şöyle bir anekdotla başlayayım; ben sürekli "CHP" diyorum, etrafımdaki herkes de sürekli "CHP" diyor.

Ruşen Çakır: Evet, ben de bazen yapıyorum.
Evren Balta: Ailem de öyle, arkadaşlarım da öyle. Bir duruyorum, "Neden bahsediyorlar acaba? CHP'den mi YENİ Parti'den mi bahsediyorlar?" diye düşünüyorum. Bir aktörün adıyla hitap edememek, onun kim olduğu konusundaki kafa karışıklığı ya da kimin nerede durduğu konusundaki kafa karışıklığının seçmen üzerinde bir etkisi olabilir. Özellikle muhalif seçmen henüz ne Kemal Kılıçdaroğlu CHP'sinin varlığını ve devamını ne de o partiden ayrılan aktörlerin yepyeni bir parti kurduğunu kabul etmiş durumda. Bir tür arafta kalma hâli. ‘’Nereye gidecek bu?’’ ya da ‘’Seçime nasıl gidilecek?’’ hâli. Bu isim karışıklığının, kolektif bilinçaltımızda bu dönüşümü bir tür kabul edememiş olmakla ya da YENİ Parti'nin aslında kendi yeniliğini ve CHP'den nasıl farklı olduğunu, bu ayrılmanın seçmen açısından ve partinin kolektif varlığı, siyasal programı açısından ne anlama geldiğini, henüz yeterince seçmene geçirememiş olmasıyla ilişkili olduğunu düşünüyorum. Bu değişebilir kuşkusuz, çok az bir zaman geçti üzerinden. Yakın zamanlarda YENİ Parti kongresini yapacak, seçimlere gidecek. Pek çok açıdan, durup düşündüğünde "Evet, böyle bir şey olmuştu ve YENİ bir parti var" diyorsun. Hemen herkes aslında onun farklı bir parti olduğunu da biliyor. Ama söylediğim gibi, henüz YENİ Parti'nin ne kadar yeni olduğu ve neyi nasıl yeni yaptığı meselesinde hem kadroları anlamında hem siyasal talepleri anlamında, seçmende çok oturmuş bir his olduğunu düşünmüyorum. Bir de tabii ki bence çok talihsiz bir biçimde başladı. Mesela İzmir'in kaybı öyle geçiştirilecek bir şey değil.

Ruşen Çakır: O konuya geleceğim, onun öncesinde şunu sorayım: Siz Behlül Özkan'la Anadolu'da dolaştınız. Orada diğer partilere ama ağırlıkla CHP'ye, oradaki aktörlere baktınız.
Evren Balta: İktidar partisine de baktık.

Ruşen Çakır: O günkü gözlemlerinizi aklına getirerek, o aktörler bugün ne diyordur, ne hissediyordur? Şimdi açık açık hangi partiden yana tavır aldıkları belli oldu; yani ya YENİ Parti'ye geçtiler ya kaldılar, ama onun ötesinde mesela sizin yaşadığınız o mobilizasyon ne duruma gelmiştir?
Evren Balta: Biz bu sene de gittik, her sene gidiyoruz, gitmeye de devam edeceğiz. Anadolu seyahatleri her zaman bir soru etrafında olmasa bile gerçekten çok besleyici oluyor. Mesela bu sene gittiğimizde gördüğümüz temel şeylerden birisi, ki mutlak butlandan sonraydı, insanların çok sessiz oluşuydu. Siyaset konuşmak istemiyorlardı. Mesela biz ilk 2024 seçimlerinden sonra Afyon'a gittik. Belediye başkanı AK Parti'ye geçti biliyorsunuz. Kastamonu'ya gittik, CHP'nin en güçlü örgütlerinden birisiydi 2024 seçimleri sonrasında. Orada gördüğümüz, insanların Türkiye'de iktidarın değişebileceğine dair inancının ve umudunun geri gelmiş olmasıydı. 2024'ün hemen sonrasındaydı bu. "İktidar değişebilir ve CHP bu değişimi yapabilir" görüşü hâkimdi. Hatta siz Seda (Demiralp) ile konuştuğunuzda, Seda da asıl önemli sorunun bu olduğunu söylemişti. Aslında o duyguyu görüyordunuz. Benim demokrasinin en sevdiğim tanımlarından birisi şu: Demokrasi kurumsallaşmış belirsizliktir. Kurumları bellidir, seçimle iktidar değişir, Yüksek Seçim Kurulu denetler, siyasal partiler vardır vs. Ama iktidarın kimin eline geçeceği belirsizdir. Dolayısıyla 2024 sonrasında Behlül'le birlikte gördüğümüz şey, "Evet, olabilir. Yeterince çalışırsak, omuz verirsek olabilir ve CHP bunu yapabilir” idi.
2025'te yeniden gittik. Gittiğimizde yine Karadeniz'e ve Sivas'a gittik. Temel gördüğümüz şeylerden birisi korkuydu, ki butlan olmamıştı henüz. Parti örgütleri korkuyordu, belediye başkanları korkuyordu, örgüt içerisinde ciddi bir gerilim vardı. Kemal Kılıçdaroğlu taraftarları korkuyordu. YENİ Parti'ye geçen daha yenilikçi kanadın kendi iktidarını sağlamlaştırmak ve partiyi tutmak gibi bir derdi vardı ve parti içerisindeki gerilimler çok su yüzüne çıkmıştı. 19 Mart'ın hemen sonrasında, 2024'tekinden çok farklı bir hava vardı. Tabii ki insanlar kızgındı, öfkeliydi, mobilize oluyorlardı, hâlâ değişim umudunu hissediyorlardı, ama çok farklı bir hava vardı. Fakat bu seneki gözlemimiz, il başkanı ve belediye başkanından sokaktaki insana kadar kimsenin konuşmak istememesiydi. "Konuşacak ne var?" gibi bir his aslında bu. "Her şey çok açık, ortada, ama bu kadar ortada olan bir şeyin üstüne ben ne desem ya da ne yapsam? Yani benim aktörlüğüm ne burada?" gibi bir hissin çok daha yaygın olduğunu düşündüm. Buna apati diyebiliriz, seçmenin bir biçimde kendi aktörlüğüne olan inancının zayıflaması diyebiliriz. Kimileri için bu sandığa gitmemek anlamına gelebilir ki ben kimin, ne kadar insanı sandığa götürebildiğinin, sandık mobilizasyonunun en önemli unsurlardan birisi olacağını düşünüyorum bir sonraki seçimde. Belki de Türkiye'de bugüne kadar yapılmış seçimler arasında en önemli seçim olacak. Çünkü bunun düşebilme ihtimali yüksek.

Ruşen Çakır: Demin sen "İzmir" dedin, oraya geliyoruz şimdi. Ben geçenlerde Bursa'da Özgür Özel'i takip ettim 6-7 saat boyunca. Birçok faaliyet yaptı, en sonunda yürüyüş ve mitingle noktalandı. Tam da Üsküdar'ın AK Parti tarafından alınmasının ertesi günüydü galiba. Üsküdar'ı nasıl aldılar? Önce insanları içeri attılar, sonra bazı insanları transfer ettiler. Sadece iktidarın insanları içeri atmasıyla değil, aynı zamanda kendi içlerinden birilerinin de AK Parti'ye geçmesiyle oldu. Orada insanlar çok hareketli, öfkeliydiler ama ben umutsuz gördüm.
Evren Balta: Evet.

Ruşen Çakır: Daha sonra memleketime, Hopa'ya gittim. O da tam Adalar olayından sonraya denk geldi. YENİ Partililerle konuştum. Benim çok YENİ Partili akrabam var orada. Tercihlerini YENİ Parti'den yapmışlar ama akıllarında hep Adalar var. Bana “Nasıl oluyor bunlar, niye geçtiler AKP’ye?" diye soruyorlar. Orada da biliyorsun, üç dört kişi alenen, açık açık oylarını AK Parti'den yana verdiler. Adalar küçük bir yer. Bunun, insanların iktidara karşı öfkelerini azalttığını sanmıyorum, arttırmış da olabilir, ama kendi partilerine yönelik güvenlerini de azaltmış sanki.
Evren Balta: Bir tarafı o tabii ki. Ama bence öfkelerinin yön değiştirmesini de sağlıyor olabilir. Muhalif seçmenin duygusuna bakalım. Son 10 senedir, özellikle yerelde, İzmir'e bakalım mesela; kendisine hizmet gelmeyeceğini, cezalandırılacağını, seçtiği insanların en etkili isimler olmadığını bile bile, aslında o cezayı kendi hayatında başından kabul etmiş ve bunun bedelini ödemeye hazır bir biçimde oy verdi İzmir. Benzer bir şeyi küçük iller için de söyleyebilirsiniz. Bunu ben söylemiyorum. 2024 seçimlerine baktığınızda iktidarın ana söylemlerinden birisi "Hizmet istiyorsanız merkezi hükümetle yerel hükümetin aynı olması önemli, yoksa hizmet gelmeyecek size" idi. Bir yerel için yolunun yapılması, hastanesinin inşa edilmesi vesaire çok önemli şeyler bunlar. Ve eğer İktidar Partisi'nden olan bir belediyen varsa bunun olasılığının arttığını biliyorsun. Gündelik hayatını değiştiriyor. Ama buna rağmen gidiyorsun ve oyunu muhalefet partisinden yana kullanıyorsun.
Sıradan seçmen için, kendimi de onun içerisine katarak söylüyorum, hepimiz o anlamda aslında birer oy vereniz. Sizin oyunuza talip, size söz vermiş birisinin -çünkü içeride hapis yatanlar da var benzer bir biçimde-, sizin oy verdiğiniz partinin merkez kurullarından, karar mekanizmalarından geçerek, süzülerek karşınıza gelmiş, kim olduğunu bilmediğiniz, bir ön seçimle gelmemiş birinin, sebebi ne olursa olsun parti değiştirmesi… "Ben niye mücadele ediyorum ki?" sorusunu duygusal düzeyde seçmene çok sorduran bir soru olacak. "Ben de gider İzmir'de oyumu Adalet ve Kalkınma Partisi’ne veririm, çöp sorunum çözülür, Körfez kokuyor, koku sorunu çözülür, sorunlarım çözülür. Benim aslında bu yaptığım şey çok boşuna bir çabaymış" hissini çok köklendirebilecek bir his.
Hapse girmeniz aynı şey değil. İktidar, Sinem Dedetaş örneğinde olduğu gibi, sizin seçtiğiniz belediye başkanını yolsuzluktan alıp içeri atıyorsa, bu, öfkeyi tabii ki iktidara yöneltir ve cezalandırma isteğini de büyütür. Ama aynı anda bir de bu aktörler varsa, o zaman, o öfkenin yöneldiği kendi partin olabilir, ciddi bir umutsuzluk olabilir, siyasete, seçime, oy vermeye olan inancın kaybı olabilir. Benim ana gözlemim, muhalefetin, kendi çekirdek seçmeninin dışında belki sandığa götürmekte zorlanacağı yönünde olacak. Bunu bazen başka siyaset bilimci arkadaşlarımla da konuşuyoruz; onlar “Yok, YENİ Parti seçmeni ne yapar ne eder sandığa gider” diyor. Ben bu kabulün artık bu kadar da yüzde yüz doğru olduğunu düşünmüyorum. Hakikaten, sandık mobilizasyonu konusunda hem iktidar partisi hem de muhalefet ciddi sorun yaşayacak. Aslında seçim sonuçlarını belirleyen de büyük oranda, kimin kendi seçmenini sandığa daha fazla götürebildiği olacak.

Ruşen Çakır: Bu İzmir olayında bir de şöyle bir husus var: İzmir'le ilgili olduğunu biliyorum.
Evren Balta. İzmirliyim.

Ruşen Çakır: Sen de duymuşsundur; sonuçta bu kişi aday gösterildiği zaman İzmir'de çok kişi hoşlanmadı. Karşıyaka Belediye Başkanı'ydı, Karşıyakalılar kendisinden şikâyetçiydi biliyorsun. Ödüllendirilmiş olmasına anlam verememişlerdi. Oradaki temel husus da bildiğin gibi Kurultay'da Özgür Özel'e açıkça destek veren tek ilçe belediye başkanı olmasıydı. Dolayısıyla, tepkilerin, Cemil Tugay kadar, onu oraya seçenlere de olduğu gibi bir realite var.
Evren Balta: Ruşen, diyorum ya İzmir hakikaten muhalefet seçmeni açısından (Afyon değil) kolaylıkla geçiştirilebilecek bir kent değil. Çünkü gerçekten Türkiye'nin 25 yıllık iktidar-muhalefet çatışmasında, muhalefetin kaynaklarını büyük oranda tutmasını sağlayan, iyi ya da kötü yönetilsin kendi sözünü tutmasını sağlayan kentlerden birisi aslında. Türkiye'nin diğer illerine nazaran, muhalefetin hep %10-%15 farklarla seçimi kazandığı bir yer. Söylediğin şey çok doğru. Ben de yarı İzmirliyim, gençlik yıllarımı İzmir'de geçirdim ve çok arkadaşım var. Aday gösterildikten sonra herkesin söylediği şey şuydu; "Neyse, Karşıyaka'nın sorunuydu, şimdi artık İzmir düşünsün." Karşıyakalıların hakikaten verdiği hizmetten çok memnun olmadığı bir belediye başkanıydı. Zira yine CHP'nin seçimlerin birkaç ay sonrasında ilk yaptığı memnuniyet anketlerinde de, bu kadar çok belediyeyi kazandıktan sonra, İzmir, en düşük seçmen memnuniyetinin olduğu illerden birisi olarak gözüküyordu.
Ama sorduğun sorunun içerisindeki gerilime dönersem, o gerilim hâlâ devam ediyor. Bir tarafta, partinin, aslında en iyi çalışacak, en iyi hizmeti götürecek ve seçmenle bağını güçlendirecek adayı gösterme yükümlülüğü. Öbür tarafta da kendi parti içi konsolidasyonunu ve partideki liderliğini sağlamlaştırma görevi. Bu ikisi birbiriyle çatıştığında, mesela İzmir'de senin dediğin gibi en iyi adayı değil, aslında partideki liderliği konsolide edecek ve o araçları kullanabileceği birini seçmesi. Bu mekanizma yine bizim Behlül'le gittiğimiz Anadolu araştırmalarında, CHP'nin kazanamayacağı, hiç kazanamadığı ilçelerde tersine dönmüş. Mesela Genel Merkez bakmış, "Biz burayı zaten kazanamıyoruz, bize kongrede oy veren değil de kim daha fazla kazanabilecekse, kazanma ihtimali kim yüksekse, en iyi aday kimse ona verelim" demiş. Ama zaten kale gibi görünen yerlerde, ‘’kimi gösterirsem göstereyim, bu kazanır’’ denilen yerlerde, kazanmanın garanti olduğu yerlerde parti içi konsolidasyon için aday gösterilmiş. Dolayısıyla, "Kimi gösterirsem göstereyim kazanırız" üzerinden muhalefetin siyaseti düşünme hakkı, şansı yok. Hiçbir zaman yoktu, şimdi hiç yok.

Ruşen Çakır: Peki, YENİ Parti kurultaya gidiyor. Yenilenme ve parti içi demokrasiyi oluşturma iddiasında. Bunu başarabilir mi?
Evren Balta: Çok fazla baskı altında. Bundan iki sene önce daha kolay başarabilirdi. Bu kadar baskı altında bunu başarmak, başka bir yayında söylediğim gibi hem kolay hem zor. Neden kolay? Çünkü aslında bu tarz ciddi krizler, kendi siyasal kadrolarını bir varoluşsal tehdidin içerisine sokarak, aralarındaki bütünlüğü, seçmenle siyasal parti arasındaki bağı güçlendiriyor. Ya da bunu yapabilme olasılığına sahip. Sonuçta, seçtikleriniz gözaltına alınıyor, tutuklanıyor ve Türkiye ciddi bir kriz ortamının içerisinden geçiyor. Bu tarz kriz ortamları aslında yeni partilerin kurulması ve kalıcılaşması için hakikaten olumlu bir zemin sunuyor. Ama bu olumlu zeminin mümkün olabilmesi için hiç yanlış yapmamanız lazım. Özür dilerim, hakikaten hiç kimseye, hiçbir siyasal aktöre bunu söylemek istemem, çünkü insanlar hata yaparlar ve hata yapmak olası bir şey. Ama bu dönem muhalefetin hata yapma lüksünün olmadığı bir dönem. Hiç yanlış yapmamanız lazım. Her yaptığınız şeyi 10 kere düşünmeniz, kontrol etmeniz lazım. Her seçtiğiniz insana, kadroya gerekirse geçmiş araştırması yaparak bakmanız lazım. Hakikaten yanlış yapmamanız lazım. Çünkü aslında tüm o sürece baktığınızda yaptığınız yanlışlar ve açıklar, siz eğer 1 birim yanlış yaptıysanız 100 birim olarak geri dönüyor. Çünkü iktidarın elindeki araçlar onu çoğaltabiliyor, biri yüz yapabiliyor. Dolayısıyla sizin 1 bile yapmamanız lazım. Bir tanesi bu.
Bu da yine çok zor. Ben bunu hep söylüyorum; siyasal kadrolar çok önemli. İnsanlar sizin taleplerinize bakmıyor; onlar hep kâğıt üstünde. Afiş de assanız önemli değil. O, iktidara geldiğinizde göstereceğiniz şeyler, iktidara hazırlık, siyasal elitlerin kendisinin iktidara hazırlanması... Konut, barınma, gıda gibi insanların kendi hayatlarına dokunan birkaç talebi popülarize edebilirsiniz. Ama asıl yapmanız gereken şey, yönetebilir ve güvenilir bir kadro inşa etmek. Güvenilirlik ve ‘’bu kadrolar yönetebilir’’ hissi çok önemli.
Ama şimdi yine muhalefet öyle bir durumda siyaset yapıyor ki yeni insanları mobilize etmesi, kendi içine çekmesi çok zor. Çünkü gittiği anda o da baskıyla karşılaşacağını düşünüyor. Hayatınızı bırakmak zorundasınız oraya gitmek için. Kim gider? İnsan aslında çok zor mobilize edebilir. O anlamda aslında hayatı profesyonel siyasetçiliğe kalmış bazı insanlarla devam etmek zorunda kalıyor mecburen. Çünkü A'ya soruyor "Gelmem" diyor, B'ye soruyor "Benim işim var" diyor. Çok zor koşullarda siyaset yaptığını kabul etmekle birlikte, hem kurumsal mekanizmalarını güçlendirerek hem daha iyi seçerek, eleyerek, hem daha iyi düşünerek, daha az hata yapmaya odaklanarak, mevcut olan potansiyeli kendisinin 1’den 100’e çıkarması lazım. Çok kolay değil söylediğim.

Ruşen Çakır: İktidarın, özellikle Erdoğan'ın yaptığı bir şey var. Kendisi kitleleri harekete geçiremiyor ya da yeni oy devşirmekte zorlanıyor. Onun için de bütün stratejisini, özellikle yargı ya da medya yoluyla muhalefeti etkisizleştirme üzerine kuruyor. Cumhur İttifakı'nın oyu düşüyor. Ama Cumhur İttifakı'nın oyu düşüyor diye Cumhur İttifakı'nın bir daha iktidar olamayacağını söylemek mümkün değil. Çünkü karşısında, bir de geçmişte Altılı Masa gibi bir fiyasko yaşandığı için çok zor. 2024 yerel seçimi sonrasında yeşerdiğini gördüğünüz "iktidarın değişebileceği" fikrinin yeniden tesisi nasıl olacak? Muhalefetin başarısı ve iktidarın da artık bir şeyleri yapamamasıyla olabilir.
Evren Balta: Evet, Türkiye çok uzun bir zamandır ekonomik stres altında, çok uzun zamandır kurumsal kriz yaşıyor, depremden fon krizine kadar... Hakikaten pek çok ülkede olmayacak büyüklükte arka arkaya krizlerin geldiği bir toplum burası. Toplumsal dirençliliği çok yüksek bence. Dolayısıyla bütün bu şokları absorbe edip devam ediyor. Onu bir kenara bırakırsak, aslında daha fazla yapamayacağı şey nedir? Mesela ben onu soru işareti olarak görüyorum. Ama senin söylediğin şey çok doğru. Çünkü büyük oranda 2024'ten sonra, ama 2016-2024 arasını ara dönem olarak koyalım, iktidarın yaptığı şey seçmen tercihlerini biçimlendirmekti. Bunu nasıl yapıyordu? Gazetelerindeki bilgi ortamını, ekosistemini kontrol ediyordu, seçmenin ne duyduğunu, neyi işittiğini kontrol ediyordu, verilen toplumsal destekleri, iktisadi destekleri, sosyal refah desteklerini kontrol ediyordu, enflasyonu kontrol ediyordu. Dolayısıyla seçmenin memnun bir seçmen olmasını ya da memnun olmadığında bile çerçevesinin iktidarın çerçevesiyle benzer bir çerçeve olmasını istiyordu.
2024 seçimlerinin iktidara gösterdiği şey (ki bence bu 2015’teki yenilenen seçimlerden beri aslında bir düzeyde böyle) "Yeni seçmen kazanamıyoruz. Var olan seçmenler CHP'ye bile oy veriyorlar artık" görüşü. Ki birtakım çalışmalar 2023 seçimlerinde 1,5 milyon kadar Adalet ve Kalkınma Partisi seçmeninin CHP'ye oy verdiğini gösteriyor.  Dolayısıyla biz aslında kendi iktidarımızı seçmen artırmak üzerinden değil, siyasal parti ortamını manipüle ederek, adayları engelleyerek, hapse atarak, partileri bölerek, mutlak butlan atayarak, soruşturma açarak, seçimden önce bütün o siyasal mekanizmayı ve mühendisliği inşa ederek kuruyoruz. Çünkü seçimden sonra bunu yapmak çok zor. İstanbul seçimlerinde seçim yenilendi, yeniden kazanıldı. Sokağa çıkılabilir, seçim meşruiyetini yitirebilir. Bunun da çok aslında sorunlu bir şey olduğunu gördü. Seçimi yenilemek, hükümetin kurulamaması 2015'teki gibi kolay bir şey, değil çünkü artık Cumhurbaşkanlığı Sistemi de var. Sizin bütün bunların hepsini seçimden önce çekmeniz ve seçim mühendisliğine çok öncesinden başlamanız gerekiyor. O anlamda artık temel strateji biraz seçmenle uğraşmak değil, büyük oranda siyasal parti rekabetinin temel mekanizmalarını dönüştürmek olmuş durumda sanki.

Ruşen Çakır: Evet, nasıl toparlayalım? Bu fon krizine tekrar dönecek olursak, bu bana kolay kolay örtbas edilebilecek bir şey gibi gelmiyor. Ama muhalefetin en son yaptığı birtakım hatalar birazcık nefes aldırmış gibi. Ama paraların ödenememesi gibi hususlar olursa sanki iktidarın canı biraz yanacak gibi.
Evren Balta: Bunu söylemek çok kolay değil gerçekten çünkü nasıl canın yanacağı çok ilişkisel bir şey. Krizlere ve can yanmaya dair, iktidar seçmeninin de muhalif seçmenin de hafızası pek çok olayla dolu. Ama hiçbirisinden "Evet, kriz iktidar aleyhine işler, muhalefetin lehine işler" diyerek çıkmadık. Muhalefetin siyasal stratejisi önemli, nasıl tazmin edileceği önemli, onun çerçevesinin ne olduğu önemli. Dolayısıyla "Krizin direkt sonucu budur" diye bir şeyi henüz söyleyemiyorum. Kuşkusuz memnuniyetsizlik var, kuşkusuz "Nasıl yani?" sorusu var. Ama yine Türkiye seçmeni, meseleleri, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi, meseleleri ayırmak konusunda da tecrübeli. Yürütmenin ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu konuyla ilgisi olmadığı, etrafındaki pek çok kötü insanın ayıklanması gerektiği, sonuçta yine sorunu onun çözebileceği konusunda da bir çekirdek seçmen var. Ama dediğim gibi, başka bir yöne de akabilir, o anlamda hakikaten bekleyip göreceğiz diyeyim.

Ruşen Çakır: Evet, çok sağ ol.
Evren Balta: Ben teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Fon krizi sonrası iktidar-muhalefet dengelerini Özyeğin Üniversitesi’nden Prof. Evren Balta ile konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
24.10.2026 Bir yanılsama olarak "muhalif medya”
23.10.2026 Aykut Erdoğdu ile söyleşi: “CHP, Erdoğan’ı padişah ilan etmeye çalışan mekanizmanın aparatına dönüştü”
23.10.2026 Sahi Fatma Betül Sayan Kaya'ya ne oldu?
22.10.2026 Azerbaycan, Türkiye ile başörtüsü krizini niçin tırmandırıyor?
21.10.2026 Kandil'in gözü İmralı'da, İmralı'nın gözü Ankara’da
20.10.2026 Prof. Ahmet İnsel ile söyleşi: Fransa'da sokak hareketleri nasıl başladı, nasıl devam ediyor?
20.10.2026 İslamcı entelektüelin bir kayyum olarak portresi
19.10.2026 Hüseyin Kocabıyık ile söyleşi: İmamoğlu'nun savunmasının gösterdikleri
19.10.2026 Ekrem İmamoğlu'nun sesi duyuluyor mu?
18.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ardından: "Beni teslim alamayacaksınız!”
24.10.2026 Bir yanılsama olarak "muhalif medya”
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı