Öcalan'dan buraya kadar

28.02.2026 medyascope.tv

28 Şubat 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Sesimden de anlaşılıyordur, biraz rahatsızım ve bir iki gündür yayınları da yapamıyorum pek. Dün ‘‘Haftaya Bakış’’ı da yapamadık Kemal’le. Ama bugün yine karşınızdayım. Bakalım sonuna kadar götürebilecek miyim? Ve tabii ki dünkü Öcalan’ın 27 Şubat açıklamasının yıl dönümündeki yeni açıklamasını ele alacağım. Aslında bugün 28 Şubat’tan da bahsetmek vardı aklımda. Neredeyse 20 yıl olacak. Ama onu artık seneye saklayalım. Nasıl olsa bugün karşınıza bol miktarda 28 Şubat üzerine şeyler çıkacak. Ama Öcalan konusunda çok fazla bir şeyle karşılaşacağınızı açıkçası sanmıyorum. Çünkü çok yeni bir şey yok. Öcalan söylediğini söyledi zaten geçen yıl ve örgüt de onun söylediklerine göre bayağı hareket etti. Fesih kararı aldı, silah bırakma kararı aldı, şunlar yapıldı, bunlar yapıldı ama bu bir yıl içerisinde, dün de konuştuğumuz gibi devletten bir şey gelmedi. Nitekim dünkü toplantıda Tuncer Bakırhan uzun uzun bundan şikayet etti. Öcalan’ın mesajının okunmasının öncesinde bundan şikayet etti ve dedi ki; ‘‘Devlet de barış iradesine uygun adımlar atmalı. Yürütme erki bu süreci bir adım ileriye taşımak zorundadır. Bir yıldır aynı eşikte duruyoruz.’’ Evet, öyle. Öcalan da zaten negatif isyan durumundan şimdi pozitif inşaya geçildiğini söylüyor. İnşayı yapacak olan devlet. Devletten adım bekliyor. Ve bol miktarda her cümlede birkaç kez demokrasi, cumhuriyet, cumhuriyetle barışma, Kürtle Türkün kardeşliği, birlikteliği üzerine sözler söylüyor. Ama ‘‘hukuk’’ diyor bir de tabii ki. ‘‘Demokratik hukuk devleti’’ diyor. Şu anda Türkiye’nin olmadığı şey. Ve Erdoğan’ın olmak için herhangi bir irade göstermediği bir şey.
Dolayısıyla olay dönüp dolaşıp Erdoğan’da kitleniyor. Erdoğan, demokratikleşme konusunda adım atmazsa ve tabii ki öncelikle entegrasyon, yani kendini fesheden örgütün topluma entegrasyonu, onun yasal siyasete eklemlenmesi; bu konuda devletten adımlar gitmezse, yapılmazsa gidecek bir yer yok. Bu çok açık. Ve dün aslında bunun alenen tekrarını gördük. Ve zaten toplantı Öcalan’ın açıklaması okunduktan sonra da dağıldı. Çok da büyük bir heyecan yok. Bir tek Öcalan’ın yeni fotoğrafı var; eskisinden biraz farklı. 16 Şubat’ta İmralı Heyeti gittiğinde kendilerine verdiği metin var. Uzun bir metin, ama geçen yılki metinde çıkan tartışmaların hiçbirisi burada çıkmayacak. Çünkü geçen metinde esas olarak Öcalan örgüte sesleniyordu. Kendi tabanına sesleniyordu. Ve devlete de ve kendisine karşı olanlara da ‘‘Bakın, ben yapmam gerekeni yapıyorum’’ diyordu ve nitekim yaptı. Tamamen oldu mu, ayrı bir tartışma. Ama şu ana kadar birçok adım atıldı örgüt tarafından ama onlarda da temkinli bir bekleyiş var. PKK lağvedildi ama KCK sürüyor. Hâlâ üniformalarıyla duruyorlar. Hâlâ silahları ellerinde. Suriye meselesi hâlâ tam netleşmiş değil. Türkiye'den çekildiler ama Kandil'de varlıkları devam ediyor. İran'daki PKK çizgisindeki örgütün ne yapacağı henüz belli değil. Böyle bir ortamdayız ve Öcalan diyor ki: "Ben yapacağımı yaptım. Artık siz yapacaksınız. Ne yapacaksınız? Demokrasi, cumhuriyetle bizi barıştıracaksınız," diyor. "Biz cumhuriyetle barışık değildik. Bunu barıştıracaksınız. Silahları zihnimizden de çıkarttık," diyor ama biliyoruz ki silahlar hâlâ duruyor. Sembolik olarak silahlar yakıldı ama silahlar duruyor.
Artık Öcalan kendi tabanına silah dışını söylüyor ama yanında devletin durması lazım. Ve burada kilit cümle müzakere; geçen çözüm süreci de 28 Şubat Dolmabahçe görüşmesindeki temel kavram müzakereydi. Diyalogdan müzakereye geçiliyor. Artık oturup bir şeyler pazarlık edilecek ve şimdi yine o noktaya geldik ve gözler yine Erdoğan'a çevrilmiş durumda. Ama Erdoğan'dan hâlâ net bir duruş, talimat, bir hamle göremiyoruz. Öcalan'ın statüsü meselesi, Öcalan'ın koşulları meselesi, kayyumlar meselesi, tutuklular meselesi, yurt dışındaki sürgünler meselesi hepsi askıda bekliyor. Yani şunu da demiyorlar: "Tamam. Bunları yapmamız için şunları da yapın," denmiyor. Bir tek söylenen silah bırakmanın devlet tarafından tespiti, kanıtlanması. Ama bu silahların bırakılması için de devletin birtakım hamleler yapması gerekiyor. Kilitlenmiş durumdayız. Öcalan'dan çok da fazla bir şey beklemenin artık bir alemi yok. Artık Bahçeli'nin salı günleri yaptığı konuşmalardaki çağrılarının da pek bir karşılığı yok. Artık gözler Erdoğan'da, Erdoğan'ın atacağı adımlarda. Erdoğan adım atmadığı müddetçe biz her 27 Şubat'ta Öcalan'dan böyle birtakım açıklamalar duyarız. Normal şartlarda olması gereken bu 27 Şubat'ta Öcalan'ın kendisinin doğrudan, belki de canlı olarak bağlanmasıydı Ankara'daki toplantıya. Bu yapılamadı. Aslında çok kolaydı. Yapılmak istenmedi. Daha bir süre istenmeyeceğe benziyor. Onun için beklemeye devam. Evet, sesim çok kötü farkındasınız. Onun için çok uzatmayacağım.
Ve bugünün ithafı da bir Fransız oyuncu Fanny Ardant. Fanny Ardant Fransız sinemasının en öne çıkan yıldızlarından olmadı belki ama bir yerde 80 başından itibaren hep Fransız sinemasına damga vurdu. Aynı zamanda Amerika'da, İtalya'da, İngiltere'de de filmlerde oynamış bir oyuncu ve ilk ciddi çıkışı şu film: ‘‘La Femme d'à côté’’, ‘‘Penceredeki Kadın’’dı galiba. Gérard Depardieu ile oynuyor. Yönetmen François Truffaut, ki bu film sayesinde tanışıp birlikte yaşıyorlar ama Truffaut 2-3 yıl sonra hayatını kaybetti. Erken ayrıldı diyelim. Ama Truffaut'nun birçok filminde o kısa sürede oynadı; bunlardan birisi de ‘‘Vivement dimanche!’’. Fanny Ardant hâlâ oynuyor. Aynı zamanda kendisinin de yönetmenlik denemeleri var. Aslında siyaset bilimi eğitimi almış. Sonra tiyatro okuluna gitmiş. Dört dörtlük bir sanatçı kendisi ve filmleriyle iz bırakan, saygımızı hak eden birisi. Fanny Ardant'a buradan takdirlerimi yolluyorum ve François Truffaut'yu da bir kere daha rahmetle anıyorum. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
01.03.2026 İranlı spiker Hamaney ile birlikte rejimin de öldüğünü tüm dünyaya duyurmuş oldu
28.02.2026 Öcalan'dan buraya kadar
27.02.2026 Bir yıl sonra yine İmralı’dan gelecek açıklamayı beklerken
23.02.2026 Hafta Başı (71): ABD İran'a saldırırsa... | Ortak rapor ve sürecin devamı
22.02.2026 Kürt siyasi hareketinin başarısız “süreç” sınavı
21.02.2026 Yeni dinsel hareketler Türkiye’de niçin etkili olamıyor?
20.02.2026 Yine yeniden: Din elden gidiyor
20.02.2026 Haftaya Bakış (305): Komisyon raporu bize neler söylüyor? | İmralı'ya gazeteciler gidecek mi?
19.02.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: CHP oyuna mı geldi?
19.02.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: TBMM komisyonu görevini yerine getirdi mi?
01.03.2026 İranlı spiker Hamaney ile birlikte rejimin de öldüğünü tüm dünyaya duyurmuş oldu
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı