İsmail Güney Yılmaz ile söyleşi – “Lazlar: Kimlik ve Toplum”

01.01.2026 medyascope.tv

1 Ocak 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler, iyi yıllar. 2026 hepimize hayırlı olsun. 2026'nın ilk söyleşisinde kendime bir kıyak yapıyorum. Kusura bakmayın. Bir Laz olarak Lazlar üzerine konuşuyoruz. "Lazlar: Kimlik ve Toplum" kitabının yazarı İsmail Güney Yılmaz'la Lazların kimlik ve toplum meselelerini konuşacağız. Hoş geldin İsmail.
İsmail Güney Yılmaz: Hoş bulduk. Davetiniz için teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Şimdi ben "Lazım" diyorum ama Lazca bilmiyorum. Hep de bunu söylüyorum ve bu belki de hayatımdaki en büyük uktelerden birisi ama kitabı okuyunca zaten bildiğim bir husus: Türkiye'deki Lazların büyük bir kısmı zaten dili bilmiyor.
İsmail Güney Yılmaz: Evet. Yani şu anda kronik problem o. Yani yapısal bir problem. Özellikle 1960'lardan, 1970'lerden itibaren ve 1980'lerden sonra Lazlarda Lazca bilme oranı oldukça düşük. Yani 40 yaş altında Lazca bilmeme, konuşamama durumu çok yaygın. O yüzden sizinkisi bir istisnai durum değil. Maalesef genel bir durumu ortaya çıkarmış oluyor.

Ruşen Çakır: Bunun birçok nedeni muhakkak vardır da bir göçle doğrudan ilişkisi var değil mi?
İsmail Güney Yılmaz: Tabii, oraya çay gelene kadar toprakla çok fazla ilişkisi olan bir halk değildi. Yani çok geçimlik ürünler olmadığı için sürekli göç eden bir topluluk. Yani kendi topluluğuna ilişkin olmadığı zaman da kendi kültürüyle ve diliyle de ilişkin hızla kaybolmaya başlıyor. Ayrıca tabii bir ulusal bilinç boyutu var. Lazlığa dair siyasi bir bilinç olmaması, onun etkisi var. Bunlar asimilasyonu hızlandıran etmenler olur. Yani hâkim toplumla bütünleşme mesela Kürtlere göre çok daha kolay hâle geldi. Hem ekonomik hem sosyal hem de kimlik boyutundaki yapısallık sebebiyle.

Ruşen Çakır: Şimdi ben mesela İstanbul'a geldiğimizde 4 yaşındaymışım. Abimler falan biraz biliyordu ama genellikle anne babam dilimiz bozulmasın diye bir de Türkçe konuşurlardı. Kendi aralarında gizli bir şey konuşacakları zaman Lazca konuşurlardı ve biz öğrenemedik. Sonra zaten ben yatılı okula gittim falan ama mesela memleketinde yaşayan çocuklar niye öğrenmiyor?
İsmail Güney Yılmaz: Çünkü sadece gurbetle ilgili değil, yörede de böyle bir durum var. Ben yoğun Lazca konuşulan bir köyden olmama rağmen, babaannem, dedem sadece Lazca konuştukları hâlde bize "Lazca olarak Lazca konuşmayın" diyorlardı. Ama bunu Lazca söylüyorlardı. Çünkü neden? "Dilimiz bozulur, tahsilimiz geri kalır vesaire" gibi gerekçelerle. Yani kendilerine böyle pedagojik bir temel bulmuşlardı buna. Ve bu çok yaygın. Yani Pazar'dan Hopa'ya kadar bütün Lazlarda yaygın olan bir şey. Ve sadece Ardeşen'in bazı yüksek köyleriyle Çamlıhemşin Lazları arasında çocuklara hâlâ Lazca ile Türkçeyi beraber öğretme yönünde bir eğilim var. Diğer bütün Lazlar...

Ruşen Çakır: Peki bu seçmeli ders uygulaması ve birtakım kültürel faaliyetler, Lazca kurslar açılıyor, Lazca radyolar, dergiler çıkıyor ya da müzik oluyor filan. Bunlar böyle Lazcanın yeniden öğrenilmesini teşvik eden ya da gerçekleştiren şeyler mi yoksa çok sembolik mi?
İsmail Güney Yılmaz: Lazcaya karşı potansiyel bir ilgi her zaman var. Lazcaya karşı sevgi her zaman Lazlarda var. Hatta bu Lazca eğitim ve yayın talebi çok köklü bir talep. Lazlarda yaygın da bir talep aslında. Fakat ne oldu netice olarak baktığımızda, bu bir saatlik, haftalık bir saatlik Lazca dersi geldiğinde: önce bir 400-500 kişi bu şeye eğilim gösterdi. Fakat yavaş yavaş o da sönümlendi. Şu an aktif olarak Lazca ders alan öğrenci belki olmayabilir bile. Yani Laz Enstitüsü bu konuyla ilgili Milli Eğitim Bakanlığıyla beraber kitaplar yaptı. Çok önemli, 5. sınıftan 7. sınıfa kadar galiba. Ama ilgi az. Ama onun da sebebi sadece Lazların ilgisinin azlığı değil. Yani müdürlüklerde seçtirmeme eğilimin olması, bir saatlik dersin yerine insanların daha faydalı gördüğü başka dersleri seçme eğilimi vesaire gibi gerekçelerle çok yaygınlaşmadı. Yani çok da propagandası yapılmıyor zaten "Lazcayı seçin" şeklinde. Yani biraz sembolik bir şey olarak kaldı maalesef.
Ruşen Çakır: Peki ne kadar bir topluluktan bahsediyoruz? Şimdi tabii kitabın da ana temalarından birisi o ve herkese, Karadeniz'deki herkese "Laz" deme huyu çok yaygın ama gerçek anlamda Lazların sayısı bir kere coğrafi olarak belli sınırlarda. Yani Pazar'dan başlayarak Hopa'ya kadar, kısmen Borçka.
İsmail Güney Yılmaz: Bir de Batı Karadeniz'de muhacir Laz köyleri var. Osmanlı-Rus harbinden sonra Batum, Hopa ve Arhavi'den göç eden bir nüfus var. Onlar da bölgedeki Laz nüfusun üçte biri kadar bir nüfus aslında. Bu çok su götüren bir konu çünkü resmi bir nüfus sayımı olmadığı için ve bir de ideolojilere göre yükseltmek veya düşürmek gibi eğilimler de olduğu için 250.000'den başlayıp 1,5 milyona kadar çıkartan varsayımlar var. Benim kafamda yaptığım projeksiyona göre Laz nüfus Türkiye'de 600.000 kadar olması gerekiyor. Ama dediğim gibi ortada bir resmi belge olmadığı için herkes kendisine göre bir nüfus söyleyebilir.

Ruşen Çakır: Bir de şöyle hususlar var tabii: Lazlarda özellikle son yıllarda iyice artan karma evlilikler var. Özellikle göç olan yerde…
İsmail Güney Yılmaz: Tabii. Bir de zaten Hemşinlilerle komşu bir toplum olduğumuz için onlarla zaten evlilikler çok yaygın.

Ruşen Çakır: Mesela şimdi kendi ailemden biliyorum. Mesela biz dört kardeşten ikisi Lazla evli ikisi değil. Ben dâhil ikimiz değiliz. Sonra çocukların ilgisi... Mesela rahmetli abimin çocukları falan Laz olduklarını biliyorlar ama Lazca diye bir şey bilmiyorlar. Bu karma evliliklerden doğan çocukların Lazlıkla ilişkisi iyice azalıyor herhalde.
İsmail Güney Yılmaz: Doğal olarak zaten böyle bir kimlik bilinci, kültürel bilinç ortada pek olmadığı için karma evlilikler yoluyla da yani bir Türkle, bir Çerkezle vesaire evlendiğinizde Lazlığa dair ilgi giderek daha sönümlenmiş oluyor. Yani iki Laz evlense bile çok fazla bu konuda bir bilinç olmadığı için… Doğal olarak bu dili öğrenme pratiğinde, yörede yaşayan gence göre daha fazla etkilemiş oluyor. Ama zaten Lazlarda şöyle bir tutum hiçbir zaman yok: İç evlilik, kapalı evlilik gibi bir tutum yok zaten. Biraz muhacir Lazlarda vardır kendi içinde ya da en azından Gürcülerle evlenme şeklinde ama bizim yöremizde öyle bir kapalı evlilik pratiği yok. Dolayısıyla bu da asimilasyonu etkileyen doğal etkenlerden biri.

Ruşen Çakır: Bu asimilasyon dedin de hep biz Lazlığı konuşurken Lazllarınki bir gönüllü asimilasyon.
İsmail Güney Yılmaz: Yani şöyle bir şey var: Gönüllülük nereden başlayıp nereden bitiyor biraz tartışılabilir. Sonuçta devletin, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu yönde bir iradesi vardı herkesin Türkleşmesi yönünde. Lazların da kendi kimliklerine dair politik bilinçleri çok seyrek olduğu için buna tabi oldular, biat ettiler. Onlar da buna entegre oldular. Ama bunun gönüllü mü gönülsüz mü olduğu biraz tartışılabilir. Çünkü sonuçta sizden güçlü bir devlet erki var, siz buna karşı örgütlü bir gücünüz yok, direnecek bir durumunuz yok; dolayısıyla bunu kabullenmiş oluyorsunuz. Lazlarda, Kürtler dışındaki bütün toplumlarda daha doğrusu, çok kolay bir şekilde Türkleşme, en azından bir resmi kimlik olarak Türklüğü benimseme, Türkçeye geçme çok daha kolay biçimde oldu.

Ruşen Çakır: Şimdi kitapta çok çarpıcı siyasetle ilgi konusu var. Şimdi birtakım önyargılar ve ön kabuller var özellikle dışarıdan bakıldığında.
İsmail Güney Yılmaz: Lazların sağcı olduğu, İslamcı olduğu, gerici olduğu yönündeki şeyler…

Ruşen Çakır: Bir zamanlar tam tersiydi. Şimdi Erdoğan üzerinden kurgulanan bir şey var ama burada bayağı rakamlarla, seçim sonuçlarıyla aslında her şeyin olduğunu…
İsmail Güney Yılmaz: Hatta biraz daha sola eğilim olduğunu gösteren bir belgesel nitelik var. Sol da sadece bu CHP'den ibaret değil. Yani Pazar'dan Hopa'ya kadar olan bölgede 70 ile 80 arasında çok güçlü bir devrimci birikimi var, devrimci hareketlerin birikimi var. Bölgeye tamamen hâkim olmuş bir devrimci eğilim var ve onun da hâlâ bugün tortuları var; Pazar'da, Fındıklı'da, Hopa'da. Zaten Pazar, Fındıklı, Hopa isimlerini andığımızda okur buraların sola meylini biraz fark edecektir. Yani Lazlar buralarda yaşıyorlar ve buradan mevcut sol yapılara hâlâ bir insan akışı, insan kaynağı var. Ama o önyargıları aşmak zor. Çünkü Karadenizlilik eşittir sağ, milliyetçilik, gericilik şeklinde olduğu için...

Ruşen Çakır: Mesela ben geçmişi, o 1970'li yılları, o dönemi çok iyi hatırlıyorum. Mesela Rize il merkezi çok soldu o zaman. Herhalde orada da daha çok Lazların etkisi mi vardı bilmiyorum ama belli bir yerden sonra hep sol olarak biliniyordu ve hâlâ mesela Hopa hep öyle algılanır, öyle bilinir. Ama Hopa'da da mesela her zaman seçim sonuçlarına falan da baktığımız zaman bir dönem ÖDP'nin adayı kazandı.
İsmail Güney Yılmaz: 2004'te ÖDP almıştı.

Ruşen Çakır: Evet, ÖDP kazandı ama ondan sonrası hiç de öyle değil, merkez partiler daha çok.
İsmail Güney Yılmaz: Ya o solun örgütlü gücüyle ilgili. Yani halkta eğilim olsa bile "Bu seçimi kazanamaz" dediğiniz de; mesela siz TKP'lisiniz ya da TİP'lisiniz ya da ÖDP'lisiniz ama "Bu seçimi kazanamaz, oyun boşa gidecek" psikolojisi seçim tercihlerinizi, oy tercihinizi etkiliyor doğal olarak. Onun da etkisi var. Yoksa potansiyel şeye baktığınızda Hopa'da işte Halkevleri var, ESP var, bütün örgütlenmeler var. O potansiyeli orada görüyorsunuz. Ama o yüzden tek sağlamamız seçimler olmamalı bu konuda. O seçimler olmadığı için de burada diğer şeylerden de bahsediyorum, diğer ölçütlerden de bahsediyorum siyasal olarak.

Ruşen Çakır: Şimdi geçen birisi bana bir müzik topluluğundan bahsetti, hiç duymamıştım.
İsmail Güney Yılmaz: Gormot mu?

Ruşen Çakır: Evet. Mesela onu duymamıştım, hâlâ Zuğaşi Berepe'de kalmışım ben ama...
İsmail Güney Yılmaz: İşte bunlar da hep Zuğaşi Berepe'nin geliştirdiği o kaynaktan.

Ruşen Çakır: Çok var mı böyle?
İsmail Güney Yılmaz: Bir ara çok vardı, bunların içinden en çok öne çıkan Marsis adlı grup oldu. Yani bu Lazca sözlü rock ya da Laz-rock denilen tarzlar bir ara çok yapıldı. Öne çıkan sadece Marsis oldu. Şimdi bu Gormot grubu da biraz biraz bilinmeye başladı. En aslında ciddi örnekler bu ikisi.  Kazım Koyuncu çok popüler bir figür olduğu için yörede, yani gitar çalmayan genç kalmadı neredeyse. Hem Lazcaya hem müziğe karşı bir dinamik ilgi oluşturmuş oldu Kazım Koyuncu'nun varlığı.

Ruşen Çakır: Kazım'ın katkısıyla mı oluyor bu?
İsmail Güney Yılmaz: Tabii tabii. Direkt Kazım Koyuncu ve Zuğaşi Berepe'nin mirası üzerinden. Mesela bence en güzel grup Pazar'daydı, Gurgula diye bir grup vardı; onları da anmış olalım. Maalesef onlar bir albüm çıkarmadan veda ettiler. Aslında en Zuğaşi Berepe'nin devamcısı olabilecek hem ideolojik hem müzikal anlamda onlardı ve tamamen Lazca yapıyorlardı. Onlar maalesef albüm yapmadan dağıldılar.

Ruşen Çakır: Peki onun dışındaki kültürel faaliyet olarak enstitü, dernek... Bayağı bir gayret var ama hep belli bir yerde tıkanıyor sanki.
İsmail Güney Yılmaz: Evet çünkü örgütlenme problemi var. Biraz da herhalde Lazların bireyciliğinden, doğal olarak bireyci bir yapıya sahip olmasından kaynaklanıyor. Şu an iki tane örgütlülük olduğunu söyleyebiliriz: Birisi İsmail Bucaklişi'nin başkanlığındaki Laz Enstitüsü, birisi de Mehmedali Barış Beşli'nin başkanlığında benim de üye olduğum Laz Kültür Derneği. Faaliyet açısından ne yapılıyor diye bakarsanız; yani Laz Enstitüsü daha ciddi çalışıyor şu anda diyebiliriz. Laz Kültür Derneği de işte biz Ogni dergisini çıkardık, Uncire'yi çıkardık vesaire ama bir süreklilik, bir istikrar sağlayamadık çeşitli sebeplerden; hem kadro hem maddi vesaire problemler nedeniyle. Bir yerde hep tıkanıyor. Bir şeyler yapılıyor ve bu yapılanlara bir ilgi de var, onu da görüyoruz. Ama hem örgütlenme eğiliminin çok zayıf olması hem de Lazların arasında, yani Laz örgütlenmeleri arasında araç ve amaçlarda bir farklılık olmamasına rağmen kişiler arasında problemler dolayısıyla bir...

Ruşen Çakır: Fraksionlar…
İsmail Güney Yılmaz: Yani fraksiyon ama ideolojik bir fark yok. Araç ve amaçlar aynı ama bireysel hoşnutsuzluklar sebebiyle ileri gelen ayrımlardan dolayı bu küçük çevreler ortak hareket edemiyorlar maalesef. Hâlbuki hepsinin yaptığı değerli çalışmalar var.

Ruşen Çakır: Ben şimdi Ogni'nin çıktığı tarihi hatırlıyorum. Benim gazetecilikte ilk yıllarımdı. 1980 sonları...
İsmail Güney Yılmaz: 1993'te çıktı. Hatta sizin yazınız var "Laz Kültürel Rönesansının Eşiğinde" diye. Ben de kitabımda sizin o yazınıza atıf yaptığım bir yazı var: "Laz Rönesansı mümkün mü?" diye.

Ruşen Çakır: Ben orada tabii çok fazla bilmeyip daha çok heyecanla Cumhuriyet Kitap Eki'ne yazmıştım diye hatırlıyorum. Bir heyecanlaydı. Çok fazla bilgiye sahip değildim ama o derginin çıkması... Sonra Mehmedali ile falan tanışmıştık o vesileyle, o yıldan beri arkadaşız. Derginin çıkması bir şekilde en azından bendeki uyuyan devi uyandırdı ama hakikaten şöyle bir şey var: Herkesin bir yığın meşgalesi var ve buna adanmak gerekiyor. Bunu da yapan çok fazla...
İsmail Güney Yılmaz: Tabii. Şimdi biz hatırlıyorsunuz sizden de yazı almıştık Lazcaya çevirmek için. 2013'te Türkiye'nin ilk Lazca gazetesi olan Ağani Murutsxi'yi çıkarttık. Dünyanın da ikinci Lazca gazetesiydi bu. O çok önemli bir çalışmaydı, ilgi de gördü ama bütün yük bizim İrfan Çağatay'ın omzuna bindi. Hem mizanpajı hem yazıları toplaması, onun dağıtımını bulmak vesaire konuları bir kişiye kalınca, kadro problemi olunca, zaten maddi yük var; bunu götürmek çok mümkün olamıyor. Bizim de bu Laz yayıncılığında yaşadığımız en büyük problem bu. Yoksa şimdiye kadar birçok dergi çıktı. Ogni'nin 1993'te çıkması çok büyük bir etki yaratmıştı toplumda. Devlet de ilgi gösterdi, DGM'de yargıladı Mehmedali Barış Beşli'yi. Aynı ilgiyi devlet de göstermişti. Sonra 2000'de Mjora çıktı, Pazar'da keyfi olarak toplatılmıştı dergi. Bu tip siyasi baskılar da oldu. Bunların hepsinde şunu görmek lazım: Bu yapılan çalışmaların hepsi şu veya bu düzeyde küçümsenemeyecek oranda bir ilgi gördü Lazlardan. Burada bizim zaafımız, yani Laz kültür çevreleri olarak bizim zaafımız bunları istikrar ve sürdürülebilirlikle sağlayamamış olmamız. Yani 1993'ten beri bir hareket, bir kültür çevresi ortada var ama hâlâ bir periyodik yayın çıkarma gücüne erişememiş bir toplamdan bahsediyoruz.

Ruşen Çakır: Şu an itibarıyla mesela dünyanın herhangi bir köşesindeki bir Laz genci Laz kültürünü şunu bunu keşfetmek istese online olarak yapabilir mi?
İsmail Güney Yılmaz: Tabii, internette çok fazla ürün var ulaşabileceği. Zaten derneklerin sayfaları var. Laz Enstitüsünün sayfasına, özellikle Instagram sayfasına girerse çok fazla bilgiye erişebilir. Pratik Lazca için birçok olanağa kavuşabilir. Onun dışında çok sayıda bilgiye ulaşabilir. Tabii orada hangisi doğru, hangisi yanlış, hangisi abartı onu tabii bir eleme sürecine geçmesi lazım, o da öğrendikçe geçer. Çünkü Lazlığa dönük bir mistisizm de var. Böyle egzotik bir unsur olarak çerçeveleyip, paketleyip sunan ve abartılı bir biçimde bunu aktaran bazı şeyler de var. Çünkü bizim tarihimiz de biraz elverişli bu konuya, eski bir tarih olması nedeniyle. Onları biraz elemesi gerekiyor araştıracak olan arkadaşların. Ama çok fazla malzeme var; hem matbu olarak var hem internette var hem de istiyorsa, dil biliyorsa vesaire tarihsel olarak çok fazla referans var.

Ruşen Çakır: Peki Gürcistan'da yaşayan Lazlar... Sayıyla çok fazla olmadığını söylüyorsun ama var olduğunu biliyoruz.
İsmail Güney Yılmaz: Şimdi Gürcistan'da bizim anladığımız anlamda Lazlar, yani Müslüman olan Lazlar sadece iki tane köy var: Batum'un Sarpi köyü bir de bir köy daha var şimdi ismini unuttum. İki tane Laz köyü var. Bir de Anaklia diye bir yer var, Megrelya ile Abhazya arasında. Onlar da Arhavi kökenli Lazlar, yerli değil. Sarpi'dekiler yerlidir. Üç tane nokta var yani bir de birkaç bir yerde dağınık olarak var, toplamları 5.000 falan. Fakat Gürcistan'da Megreller diye bir olgu olduğu için Megrelleri de Laz olarak varsayarsanız -ki Hristiyan Laz olarak varsayarsanız çünkü aynı milletiz onlarla- Lazika diye bir ülke var. Lazika dediğimiz yer bizim bölge değil, orası Megrelya. Onlarla beraber saydığınızda yüz binlerce Laz olmuş oluyor ama bizim anladığımız anlamda Lazlar, yani Laz ismini muhafaza edenler iki tane köyde var sadece.

Ruşen Çakır: Megrellerin de Laz olduğu yani Lazlarla aynı olduğu...
İsmail Güney Yılmaz: Şöyle bir durum var: Onlar "Biz Hristiyan Lazız" diyor, biz de "Müslüman Megreleriz" diyoruz.

Ruşen Çakır: Şimdi ben şeyi keşfettiğimde çok acayip olmuştum: Stalin'in meşhur gizli polis şefi Beria... Herhalde dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü Lazı Beria.
İsmail Güney Yılmaz: Evet. Şu anda Kvaratskhelia var, Gürcistanlı futbolcu. O geçmiş olabilir.

Ruşen Çakır: Kim o?
İsmail Güney Yılmaz: Kvaratskhelia diye bir futbolcu var şu anda. Telaffuzu çok zor ama çok ünlü. İtalya'da mı oynuyordu unuttum şu anda da. Yani sonu -ia, -ua ve -va ile bitiyorsa Lazdır yani. Seyirciler...

Ruşen Çakır: Eyvallah ama herhalde Beria kadar ünlü değildir yani.
İsmail Güney Yılmaz: Yavaş yavaş işte futbolun etkisiyle magazinel olarak onu geçmiş oluyor yani. Ya şimdi Beria'yı artık çok fazla hatırlayan yok. Şey de Lazdır mesela; Berlin, Sovyet Kızıl Ordusu tarafından kurtarıldığında Reichstag'ın tepesine Kızıl Bayrağı dikenlerden biri de Meliton Kantaria, o da Lazdır mesela.

Ruşen Çakır: Onu bilmiyordum. Ben Beria'yı biliyorum. Şimdi şu husus önemli: Kafkasya'da çok halk var iç içe geçmiş bir arada ve her ne kadar o bölgede Lazlar ve Hemşinliler birlikte yaşıyorlarsa da başkaları da var. Hem göç aldıkları yerde, yani kendileri gidiyor ya da birileri geliyor vesaire... Özellikle çayın gelişmesiyle beraber çok sayıda yarıcı vesaire başka yerlerden de geldi. Şimdi mesela en son ben Hopa'ya gittiğimde orada nakliyatla beraber çok ciddi bir ekonomi var Sarp Kapısı'nın açılmasıyla birlikte. Çok yoğun bir şekilde giden tırlar vesaire falan... Kitaptaki bence en önemli gözlemlerden birisi: Lazların başkalarıyla barışık yaşaması. Yani böyle çatışmadan ziyade çok sorun yaşamaması. Onu biraz açar mısın?
İsmail Güney Yılmaz: Şimdi her toplum komşusuna karşı önyargılıdır, bunu bir ortaya koymak lazım çeşitli sebeplerden. Lazlarda da doğal olarak bunlar var yani bu Lazlara özgü bir durum değil ama şiddet, çatışma dinamikleri hiç yok. Yani biz Hemşinlilerle iç içe yaşıyoruz ve barış içinde yaşıyoruz. Batıda komşumuz Türkler, güneydoğumuza doğru gittiğimizde Gürcülerle ve yine kuzeydoğumuzda yine Gürcülerle komşuluk ilişkilerimiz var. Herhangi bir problem yaşanmıyor. Ve bu coğrafyaya göre baktığımızda binlerce yıldır aynı coğrafyada yaşayan, sabit kalan bir topluluğun bu yerli kimliğine rağmen, her toplumda gözlenebilecek ufak tefek şeyler dışında barışsever olduklarını söyleyebiliriz Lazların. Yani herhangi bir problem yaşanmıyor. Hele bizim coğrafyamızda baktığımızda komşuluk ilişkileri çok sabote edilebilir ilişkiler, biliyorsunuz. Hatta geçenlerde de okudum, bu Maraş'ta, Çorum'da yapılan organizasyonların bir benzerini Hopa'da yapmak istemişler Lazlar ve Hemşinliler üzerinden ama başarılı olamadı. Çünkü orada komşuluk ilişkileri ve kardeşleşme boyutu daha yukarıda yani. Ve Lazlar da solda örgütlüydü, Hemşinliler de solda örgütlüydü o dönemde. Ama bunlar da denenmiş. Geçen bir kitap çıktı "Geleceğin Belleği" diye, hangi yayın unuttum, orada Hopa ile ilgili Cemil Aksu'nun yazdığı yazıda böyle bir projeden bahsediyor.

Ruşen Çakır: Yani Kemalpaşa'da mı?
İsmail Güney Yılmaz: Hopa ve Kemalpaşa. O zaman Kemalpaşa, Hopa'ya bağlıydı zaten. Orada bir Hemşinli-Laz gerginliğini kaşıma şeyi düşünülmüş.

Ruşen Çakır: Ben de yeni gittim Hopa'ya, uzun zaman gitmemiştim. Orada akrabalarla falan konuştuğumda şöyle bir şey söylediler, bu sadece Hopa'ya mı özgü bilmiyorum ama aslında çaydan dolayı, kısmen fındık ama esas olarak çaydan dolayı belki bütün bölgeye özgü şöyle diyorlar: "Bizim ekonomimiz Türkiye'ye göre bir ölçü olamaz." Yani nispeten daha rahat baktığımız zaman. Tabii Hopa'da hiç görmediğim şeyler olmuş, özellikle o nakliyeyle beraber 24 saat açık dükkânlar var çünkü sabaha kadar arabalar gidiyor, ediyor falan. Lokantalar, alışveriş yapılan yerler... Birçok bizim çocukluğumuzun yerleri yıkılmış, yerine iş yerleri açılmış. Mesela postane yok vesaire. O bir garip bir istisna durumu var sanki.
İsmail Güney Yılmaz: Yani Türkiye'de tarım sektörüne baktığımızda Doğu Karadeniz'in doğusunda çayın kazandırdığı refah seviyesi diğer zirai ürünlere göre daha yüksek. Haliyle Lazlar ve Hemşinler, özellikle 1960'lardan sonra belli bir refah seviyesine kavuştular. O yüzden hakikaten de tarım eksenli üretim açısından baktığımızda, kazanma açısından baktığımızda 1990'lardan sonra gerilemekle birlikte hâlâ belli ölçüde rahatlık sunan bir faaliyet olarak çaycılık var. Çok önemli yani, onu çekerseniz zaten başka bir şey kalmıyor. Çok önemli bir sektör. Hâlâ özel sektörün girmesine rağmen, devletin de çok fazla para vermiyor olmasına rağmen yine de diğerleriyle karşılaştırdığımızda daha iyi bir alan çay.

Ruşen Çakır: Son olarak şeyle toparlayalım, Artvin için söylenir ama aslında Lazlar için de yaygınlaştırılabilir diye düşünüyorum: Okuma yazma oranının yüksekliği ve birtakım yargıda şurada burada çalışan ve bürokraside çok fazla öğretmen ya da yargı mensubu ya da yüksekokul mezunu falan olması. Bu çok geleneksel olarak Türkiye ortalamasının üzerinde değil mi?
İsmail Güney Yılmaz: Evet, Osmanlı'da da üstündeymiş. Cumhuriyet döneminden itibaren de ya yakın ya üstünde; bir Balkan göçmenleri bir de Lazlar ve Çerkezler. Bunlar gerçekten Türkiye ortalamasının üstünde bir okuma yazma oranına, okullaşma oranına sahip. Zaten bürokrasiye baktığımızda da bu üçlünün, bu sacayağının; yani Balkan göçmenleri, Kuzey Kafkasyalılar ve Lazlar-Gürcüler sacayağını rahatlıkla görebiliyoruz Türk bürokrasisinde. Bizim köydeki ilkokul 1963'te mi ne açılmış mesela, belki daha da eski olabilir tam hatırlamıyorum. Ve kız-erkek çocuğu ayrımı yapmadan okula gönderiliyorlardı. İşte tırnak içinde konuşursak bu aydın yönelim bariz Lazlarda ve Hemşin toplumunda.

Ruşen Çakır: "Son" dedim ama dinle bitirelim istersen. Dinle ilgili ilginç gözlemler de var.
İsmail Güney Yılmaz: Çok tartışmalı konulardan biri.

Ruşen Çakır: Mesela şimdi son yıllarda biraz olmaya başladı ama orada çok güzel yani bütün ailem gözümün önüne geldi, sülalem hatta... Müslüman ama…
İsmail Güney Yılmaz: Yani tarikat yoktur, cemaat yoktur, evliya-şeyh yoktur, türbe yoktur. Bir tane türbe var sadece Ardeşen'de. Böyle bir geleneği olmayan, zaten çok geç Müslümanlaşmış olan bir toplum olduğu için... Gerçi o da bir veri değil, Trabzon'a baktığınızda Trabzon’un doğusu da, Of vesaire geç Müslümanlaştı ama İslami değerlere katılım daha yoğundur onlarda. Fakat şöyle bir şey var: Biz Hristiyanken de çok fazla dindar bir toplum değilmişiz. Hristiyanlıktan Müslümanlığa geçerken, o dönem bölgeye gelen rahipler, Hristiyanlığı da çok doğru dürüst yaşayan bir toplum olmadığını aktarıyorlar. Elbette ki Müslümanlık önemli bir kimlik Lazlar için, elbette ki Müslümanlığın kimlikte, kültürde belirleyici ögeleri var ama tutucu bir toplum olduğu asla söylenemez. Yani coğrafyaya baktığımızda Lazlar ve Hemşinliler diğer komşularına göre din konusunda daha açık fikirlere sahipler. Bu siyasetin etkisi aslında. Evet, sözde bir muhafazakârlaşma eğilimi seçim sonuçlarını açıp baktığınızda tespit ediliyor ama şimdi onlara oy veren insanların da aslında politik yönden ya da zihni yönden muhafazakâr olmadığı çoğunluğunun çok ortada. Çünkü ben de o yörede yaşıyorum ve ona oy verenleri de biliyorum. Aslında o tip politik bir muhafazakârlaşma değil aslında, tamamen rantiyecilikle ilgili olan bir şey.

Ruşen Çakır: Bitirirken... Esas şimdi benim küçük yeğenim, küçük kardeşimin kızına verdim kitabı. Ona dedim ki "Oku, bana soru çıkart." Zeynep'in sorularını da yapalım. Diyor ki: "Laz kimliği sizce gelecekte daha çok kültürel bir miras olarak mı var olacak yoksa politik bir kimliğe dönüşerek mi?"
İsmail Güney Yılmaz: Şu an baktığımızda politik bir kimliğe dönüşmesi pek mümkün değil çünkü böyle bir örgütlenme zemini ve bilinç çok düşük düzeyde. Dil ve kimlik kültürü yaşatma konusuna baktığımızda bir etnik kimlik olarak yaşaması da çok zor görünüyor. Bundan 50 sene sonrasına baktığımızda sanki daha çok bir kültürel kimlik olarak kalabilecek gibi. Yani bizim çabamız Lazlığın Lazca ile birlikte ve Laz olma bilinciyle birlikte yaşaması yönünde ama ne kadar başarılı olabileceğimiz biraz şüpheli.

Ruşen Çakır: Peki o zaman ikinci sorusuna geçelim Zeynep'in. "Kitapta Laz kimliğinden ne tam görünür ne de tam kayıp olarak bahsedilmiş. Yani tam görünmüyor ama kayıp da değil. Bu arada kalmışlık avantaj mı yoksa uzun vadede dağılır mı, içten içe erir mi?"
İsmail Güney Yılmaz: Bürokratik, siyasi ve entegrasyon noktasında bir avantaj elbette ama dilin ve kimliğin yaşaması konusunda dezavantaj. Sadece Lazlarla ilgili değil bu; Laz, Gürcü ve Çerkez... Bu üç toplumu ele aldığımızda bunlar hem kendi kimliklerini önemserler, kıskançlıkla Lazlık, Gürcülük ve Çerkezliğe sahiplenirler hem de Türklükle bir problemleri yoktur genel olarak ve bürokraside çok güçlü biçimde yer alırlar. Bunun avantajları var, dezavantajları var. Bu bir kültür kitabı olduğu için kültürel bazda baktığımızda bir dezavantajlı durum yaratıyor çünkü dil hızla yok olmaya başlıyor. Lazlık bir lakaba indirgenecek. Yani bütün Karadeniz'e "Laz" deniliyor ya; bizim farkımız dil bilen Lazlar olmamızdı. Artık bir 50 sene sonra dil bilen Lazlar da kalmayınca Lazlık hakikaten sadece bir lakaba indirgenmiş olacak.

Ruşen Çakır: Şimdi kitabın ilk baskısını çok kısıtlı imkânlarla yapmışsınız, Laz Kültür Derneği ile ama şimdi Ayrıntı'dan geliştirilmiş. İlgi nasıl?
İsmail Güney Yılmaz: Ben bir de kitapçıda çalışıyorum, gözlemleyebildiğim kadarıyla gayet iyi yani iyi gidiyor, onu söyleyebilirim rahatlıkla.

Ruşen Çakır: İyi bakalım. Evet, noktayı koyuyoruz. "Lazlar: Kimlik ve Toplum" İsmail Güney Yılmaz'ın kitabını kendisiyle konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Tekrar herkese iyi yıllar diliyoruz. Görüşmek üzere, hoşça kalın.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
12.01.2026 Silivri’deki anahtar olayı ve bir özür
11.01.2026 Halep’te yaşananlar Türkiye’deki çözüm süreci hakkında bize neler öğretti?
10.01.2026 Suriye’de kim terörist, kim değil?
09.01.2026 Halep’teki çatışmalar Türkiye’yi neden çok yakından ilgilendiriyor?
08.01.2026 Muhalif bir milletvekili niçin AKP’ye transfer olur?
07.01.2026 “İç cepheyi tahkim” edelim de kiminle, nasıl yapacağız?
06.01.2026 Maduro’ya üzülmeli miyiz?
05.01.2026 Venezuela'dan sonra sıra nerede? | Ahmet İnsel değerlendiriyor
05.01.2026 Boğaziçi direnmeye devam ediyor hâlâ!
04.01.2026 Venezuela dersleri: “İç cepheyi tahkim”in ciddiyeti ve aciliyeti
12.01.2026 Silivri’deki anahtar olayı ve bir özür
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı