İmralı-Kandil iletişim hattı

26.03.2013 Vatan

Hasan Cemal’in Murat Karayılan ile yaptığı söyleşinin yeni İmralı sürecini anlamakta çok işlevsel olduğu bir gerçek. Bir başka gerçek de, aynı söyleşinin, sürece olumlu ve olumsuz bakan çevreleri ayrı ayrı memnun edecek ayrıntılar içermesi. Dolayısıyla her tarafın söyleşinin kendi bakış açısını doğrulayan yönlerini öne çıkarıp diğerlerini gizlemeye çalıştığına tanık olduk. Bir de tabii, olabildiğince nesnel bir şekilde bu söyleşiyi analiz etmeye çalışanlar var. Bunlara örnek olarak Yücel Göktürk’ün “11 maddede PKK pozisyonu” başlıklı yazısını verebiliriz. (http://birdirbir.org/11-maddede-pkk-pozisyonu)
Bense bu yazıda Karayılan’ın siyasi konular hakkında söylediklerinden ziyade silah bırakmanın yol ve yordamı üzerine dile getirdiği üç öğeyi öne çıkarıp bunları birlikte tahlil etmeye çalışacağım. Önce bunları Karayılan’ın ağzından aktaralım:
1) “Biz yönetim ekibi olarak örneğin Cemil Bayık, Duran Kalkan, Mustafa Karasu, Fehman Hüseyin gibi arkadaşların hepsi görüş birliği içindeyiz. Ve ben burada sizinle Karayılan olarak değil, hepsinin adına konuşuyorum. Biz bir ve biriz! Ve hepimiz Önder Apo’nun Nevruz çağrısındaki esasları kabul ediyoruz.”
2) “Fakat sorun yönetim ekibinin içindeki birlikle bitmiyor. Özellikle orta komuta kademesi var. Bu kesimin yaşadığı çeşitli tereddütler söz konusu. Bu arkadaşları ikna etmemiz gerekir. Ben dün 250 kişi ile (savaşçı kesim ve orta kademeden oluşan) konuştum. İkna sürecinin bir parçası olarak konuştum. Bu toplantıda birçok arkadaş kaygılarını söyledi. Zor bir mesele…”
3) “Bu sürecin mimarı Başkan Apo’dur. Çekilme sürecinin sağlıklı yürümesi için Başkan Apo’nun sürece bir biçimde doğrudan müdahil olması gerekir. Bu konuda açıklamasını yaptı, ama bu geniş bir çerçeveyi öngörüyor. Şimdi geri çekilme konusunda bütün güçlerin ikna edilmesi başlı başına bir sorundur. Bu açıdan mesala İmralı-Kandil hattının daha açık, daha çabuk çalışması büyük önem taşır.”

1999 deneyimi

Dünyanın dört bir tarafında üst yönetimi silahlı mücadeleden vazgeçen bazı örgütlerin orta kademelerinde rahatsızlıklar yaşandığı biliniyor. Örneğin Mısır’da özellikle turistler ve gayrımüslimlere karşı birçok kanlı terör eylemine imza atmış olan “İslami Cemaat”in yöneticileri, silahlı mücadeleyi bırakmamakta ısrar eden tutuklu örgüt üyelerini ikna için devletin sağladığı imkanlarla cezaevlerinde günlerce süren görüşmeler yapmışlardı. Nitekim Abdullah Öcalan’ın 1999’daki silahlı güçleri ülke dışına çekme kararına çoğu cezaevinde bulunan bazı PKK militanları itiraz etmiş ama fazla etkili olamamışlardı.
Dolayısıyla Karayılan’ın “orta kademelerin rahatsızlığı”na dikkat çekmesi anlaşılır bir şey. Ne var ki, kimileri beni “niyet okuma” ile suçlayabilir ama benzer rahatsızlıkların üst kademe PKK’lılarda da mevcut olduğunu, ama birlik-beraberlik görüntüsünü bozmamak için bunları orta kademe kadrolar üzerinden gündeme getirdiklerini düşünüyorum.
Bu noktada Karayılan’ın “İmralı-Kandil hattının daha açık ve daha çabuk çalışması” önerisini ele almak isabetli olacaktır. Yeni İmralı sürecinin başladığı andan itibaren, bunun sağlıklı işlemesinin önde gelen koşullarından birinin tam da bu konu, yani İmralı ile Kandil arasındaki doğrudan iletişim mekanizmalarının inşası olduğununa inanıyorum. Bugüne kadar bu iletişim büyük ölçüde MİT, kısmen BDP üzerinden sağlandı, ancak silahlı güçlerin geri çekilmesi ve belli bir süre sonra da silahların tümüyle bırakılması gibi son derece kritik konularda bu iletişimin aracılara başvurmadan sürdürülmesi gerekecektir.

Öcalan’ın otoritesi

Bunun kabaca iki nedeni var:
1) Her ne kadar alenen dile getirmeseler de PKK çevreleri Öcalan’ın devlet tarafından yönlendiriliyor olması ihtimalini sıfırlamış değiller;
2) Karayılan’ın Hasan Cemal söyleşidinde de tekrarladığı gibi PKK kendisi için son derece elverişli bir zemin yakalamışken silah bırakma sürecine dahil oluyor. Savaşın değil de barışın daha hayırlı olduğunu her seviyedeki örgüt militanlarına ve onların halk tabanına anlatmada, onları ikna etmede kimse Öcalan’ın yerini alamaz. Cezaevlerindeki açlık grevleri ve son Diyarbakır Newrozu bu olgunun kanıtlarıdır.
Sanıyorum, süreci bir an önce başarıya ulaştırmak isteyen devlet de, Öcalan’ın , hareketin kadroları ve kitlesi üzerindeki tartışmasız otoritesini doğrudan devreye sokma noktasına gecikmeden gelecektir. 

 



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
23.05.2020 Babacan, Erdoğan’ı neden öfkelendiriyor?
22.05.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (15): Trollerin yeniden yapılanması, Cihat Yaycı olayı ve Avrasyacılık, Gelecek ve Deva partilerinin durumu
21.05.2020 Ulusalcılık nedir, ne değildir?
19.05.2020 Ulusalcılara ne oldu?
18.05.2020 Üçüncü Milliyetçi Cephe yolda mı?
16.05.2020 İYİ Parti’yi anlamak için 5 soru
15.05.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile “Haftaya Bakış” (14):
14.05.2020 Sırrı Süreyya Önder söyleşisi ve bir kısım “ana akım” medya
14.05.2020 Murat Yetkin ve Ruşen Çakır tartışıyor: İttifakların geleceği
12.05.2020 HDP’nin sırrı
23.05.2020 Babacan, Erdoğan’ı neden öfkelendiriyor?
12.05.2020 Les guerres post-modernes de la mafia en Turquie
05.04.2020 Turkey: A multi-party “single-party state”
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı